• BIST 83.124
  • Altın 147,600
  • Dolar 3,7839
  • Euro 4,0578
  • İstanbul 9 °C
  • Ankara -1 °C

28 Kasım Diyarbakır Olayı İnceleme

28 Kasım Diyarbakır Olayı İnceleme
GÜSAM'dan Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi'nin hayatını kaybettiği saldırıya ilişkin "olay yeri incelemesi":

MUHAMMET ÇELİK*

GİRİŞ

Diyarbakır’da 28 Aralık 2015 tarihinde yaşanan ve 2 polis memurunun şehit olması ve Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi’nin ölümüyle sonuçlanan olayları birbirini etkileyen iki ayrı olay olarak ele almak ve yapılan hataları da üç ana başlık altında incelemek mümkündür. Bunlar şahsi, yönetimsel ve kurumsal hatalar olarak sayılabilir. Bu inceleme basına yansıyan yazılı ve görsel açık kaynaklardan temin edilen bilgiler ışığında yapılmıştır

1- YAPILAN ŞAHSİ HATALAR: 
OLAY YERİ 1:

Öncelikle Emniyet personelinin bu olaylar sırasında kameralara yansıyan şahsi hatalarından başlanılabilir.

Diyarbakır’da bu olaydan bir gün önce teröristlerce resmi polis ekibine bir saldırı yapılmış ve 3 polis memuru yaralanmıştı. Bu olay üzerinde çalışma yapan emniyet mensupları muhtemelen aldığı bir istihbari bilgi üzerine Balıkçılarbaşı mevkiinde bir uygulama yapmıştır. Bu sırada bir takside bulunan şahıslara müdahalede bulunmak üzere taksiye doğru 3 polis memuru koşarak gidiyor ve teröristlerce açılan ateş sonucu iki polis olay yerinde vuruluyor ve sonrasında şehit oluyorlar. Üçüncü polis teröristlerin görüş açısının dışında kaldığı için arabanın arkasına doğru kaçıp canını kurtarıyor ve bir daha kadraja girmiyor. Taksi şoförü ise oldukça soğukkanlı bir şekilde çıkarak ters istikamete doğru kaçıyor.

Burada cevap aranması gereken bazı sorular var. Polisler, silahlı olma ihtimali bu kadar yüksek olan teröristlere neden şehrin en kalabalık yerinde müdahale ediyorlar? Müdahale etmek yerine takip tarassut faaliyetleri yaparak daha sakin bir yerde hem vatandaşların hem de kendi hayatlarını tehlikeye atmadan bir müdahalede bulunulabilirdi.

Müdahalede bulunmanın zorunluluk olması halinde bile polisler neden çelik yeleksiz bir şekilde müdahale ediyorlar? Batı ülkelerinde polis görev yaptığı müddetçe balistik yelek giyer ve bu bir zorunluluktur. Ancak bizde çelik yelek ya yoktur ya da olsa bile polislerimiz giymez. Bu olayda hangi durum söz konusu bilinmez ancak balistik yelek giymiş olsalardı bu polisler şimdi yaşıyor olabilirdi.

Polisler neden riskli bir duruma silahlarını çekmeden müdahale ediyorlar? Bir gün önce polise saldırı olmuş ve muhtemelen de saldırıyı yapanların içinde olduğu tahmin edilen bir araca müdahale ediliyor ve müdahale eden polisler ellerini ve kollarını sallayarak taksiye doğru koşuyorlar. Silah çekilerek müdahale etmeyi bir kenara bırakacak olursak en azından eli silahında her an çekmeye hazır müdahale etmek mümkün olamaz mıydı?

Hala müdahale etmenin zorunlu olduğu teorisi üzerine devam edecek olursak, müdahale neden takviye talebi olmadan gerçekleşiyor? Bir terörist unsur tarafından polise bir saldırı olursa buna binaen polis reaktif müdahalede bulunur ve bu saldırıdan en az zayiat vermek suretiyle kurtulmaya çalışır. Ancak proaktif olarak yapılacak bir müdahalede güç olarak üstün durumda olmak önemli bir parametredir. Bu olayda terörist unsurlara güçlü bir şekilde müdahale etmek yerine zayıf ve tedbirsiz bir şekilde müdahale oldukça hatalı bir durumdur.

Müdahale sırasında teröristlerin görüş açısından saniyelerle kurtulan 3. polis memurunun taksinin arakasından dolaşıp çıkan teröristleri etkisiz hale getirmeyi tercih etmemesi problemlerin daha da büyümesine sebebiyet veren önemli bir şahsi hatadır.

OLAY YERİ 2:

İlk olayın yaşandığı yer ile Tahir Elçi’nin basın açıklaması yaptığı Dörtayaklı minare arasındaki mesafe 150-200 metre civarındadır. Silah seslerinin duyulması ile ne olduğunu anlamaya çalışan polisler ilk etapta şaşkınlık yaşayıp, sonra hemen kendilerine doğru koşan teröristlere müdahale için silahlarına davranmaları oldukça önemlidir. Polislik mesleği literatüründe silahını çekip tetiğine basma süreci “split second decision” yani saniyeden daha az sürede verilen bir karar olarak belirtilen oldukça zor bir süreçtir. Bir polisin ne olduğunu anlayıp silahını çekip ateş etmesi bu olaydaki gibi gerçekten zor bir durumdur. Duyulan silah sesleri, ellerinde silah son sürat size doğru koşan iki kişi. Nasıl bir karar verirsiniz? Koşanların kim olduğu hakkında iki ihtimal var: canlarını kurtarmak için kaçan iki polis olabileceği gibi terörist de olabilir. Doğru karar verilmesine yardımcı olacak tek husus var, haber merkezinin olayı yakinen takip ediyor olması ve teröristlerin kaçış yönünü telsizden anons etmesi ve bunu da o sırada telsiz dinliyor olan polislerin duyması. Tüm bunların da çok kısa bir sürede yapılıyor olması.

Teröristler de yaşadıkları olayın şaşkınlığı ile basın açıklaması yapılan tarafa doğru koşuyorlar ve önlerine birden buradaki polisler çıkıyor. Onlar için beklenmedik bir durum. Önden koşan terörist arkasına dönüyor ve diğer arkadaşının gelip gelmediğini kontrol ediyor. Arkadaşının da geldiğini görünce dönüp son sürat koşmaya devam ediyor. Önden koşan terörist elindeki silahı panikle bir elinden alıp diğer eline geçiriyor ve koşmaya devam ediyor. Arkadan gelen teröristin bir elinde telefon diğer elinde silah var ve o silahı ateşlemek yerine polise doğru fırlatıyor. Kamera görüntülerine göre bu koşuşturma esnasında teröristler ateş etmiyorlar. Teröristlerin kaçma konusunda iyi eğitim almış oldukları anlaşılıyor, çünkü görüntülere göre teröristlerden birisi vücuduna mermi isabet ettiği halde, yıkılmadan koşmaya devam ediyor.

Bu olayda ani karar vererek hareketli hedeflere atış yapan 3 polis memuru görülüyor. Bu üç polisin iki teröristi bu kadar yakın mesafeden etkisiz hale getirememiş olması kolay kabul edilemeyecek bir durumdur. Bunun iki temel sebebi olabilir. İlki Türk polis teşkilatında eğitimlerde yıllardır sabit hedefler üzerine atış eğitiminin yaptırılmış olması ve senaryolu hareketli hedeflere yönelik bir atış eğitiminin verilmemiş olmasıdır. Yetersiz olan bu eğitim taktiğinin değiştirilmesi yönünde 2010-2013 yılları arasında çalışmalar yapılmış ancak bu polis teşkilatında yaygın olarak uygulamaya sokulamamıştır.

Böylesi çatışma ortamlarında en önemli husus birbirini de vurmamaktır. Görüntülere yansıdığı kadarıyla olayın heyecanıyla bazı memurlar birbirlerine namlu doğrultuyorlar. Bir memur hem telsiz tutuyor elinde hem de tetiğe basıyor. Ne kadar sağlıklı bir atış yapıyor olduğu olayın sonucundan belli. Çatışma esnasında bir memurun silahını düşürdüğü, diğer memurun onun silahını alıp ateş ettiği de basına yansıyan hususlardan. Ayrıca memurların yanlarında yeterli cephane ve uzun namlulu silah olmaması ayrı bir problem. Görüntülerde bir memur heyecanla “mermi bitti silah getirin” diyor. Böyle sıkıntılı bir dönemde sıkıntılı bir bölgede çalışıp da yanına yeterli cephane almamak şahsi bir hata olarak değerlendirilebilir.

Olay yerindeki sivil vatandaşların can güvenliğini temin etmek de böylesi bir olayda önemli bir parametredir. Polislerin yüksek sesle basın mensupları ve avukatlara yönelik siper almalarını tavsiye edici söylemleri kamera görüntülerine yansımıştır. Ancak Tahir Elçi’nin en son görüntüsünde kafasını uzatarak meraklı gözlerle ne olup bittiğine bakması böylesi bir ortamda hayati risk içeren bir davranıştır. Görüntülerde ilk başta Tahir Elçi Dörtayaklı minarenin caddeye yakın olan tarafında basın mensupları ve polislerin yanında meraklı gözlerle çatışmayı seyrederken, sonraki görüntülerde ilk bulunduğu yerden 3-4 metre mesafe ötede yerde yatarken görünüyor. Nasıl oldu da oraya gitti vurulduktan sonra sersemleyip oraya mı düştü yoksa kendisi çıkıp orada hedef mi oldu aydınlatılması gereken bir husustur. Olayda basın mensuplarının gazetecilik refleksi ile kendisini fazla gizlemeyen birkaçı hariç iyi pozisyon aldıkları ve canlarını kurtardıkları görülmektedir.

2- YÖNETİMSEL HATALAR

Öncelikle Diyarbakır Barosu Dörtayaklı Minare’nin önünde basın açıklaması yaparken oraya 150-200 metre mesafede, şehrin en kalabalık noktasında, silahlı olduğu tahmin edilen bir terörist gruba müdahale edilmesi bir yönetim hatasıdır. Personelin balistik yelek, mermi, uzun namlulu silah olmaksızın teçhizat eksikleriyle sokağa sürülmesi yine önemli bir yönetimsel hatadır. Ayrıca geçmiş yıllarda Balıkçılarbaşı noktasında zırhlı bir araç ve çevik kuvvet ekibi sürekli olarak bulundurulurken, görüntülerde hiç bir resmi unsura rastlanılmamaktadır. Taksiye müdahalede bulunan polislerin muhtemelen Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekibi olduğu, Tahir Elçi’nin basın açıklamasını takip eden ekibin de muhtemelen Güvenlik Şube Müdürlüğü ekibi olduğu öngörülecek olursa, bu iki ekibin birbirlerinin faaliyetlerinden haberleri yoktur ve bu faaliyetlerin koordinasyonu yapılmamış izlenimi oluşmaktadır. Olayların hiç bir aşamasında rütbeli bir personelin varlığına rastlanılmamaktadır. Sevk, idare ve koordinasyondan sorumlu amirlerin olmaması böylesi bir olayın yaşanmasına vesile olmuştur. Bu da çok önemli bir yönetim zafiyetidir. Haber merkezi de ilk verilere göre olayı iyi yönetememiş ve zincirleme olayların ortaya çıkmasına sebebiyet vermiştir.

Bir etkinlik için tedbir alınırken, etkinliğin yapıldığı sokak başlarına güvenlik amacıyla resmi ekip yerleştirilmesi gerekirken, bu dar sokağın başına ve sonuna hiç bir resmi ekip konuşlandırılmamıştır. Oysa ki Sur İlçe Emniyet Müdürlüğü olay yerine sadece 500 metre mesafededir. Eğer sokak girişine resmi ekip konulmuş olsaydı, teröristler muhtemelen resmi polisleri görecek ve orada taksiyi durdurmayacaklar ve o iki polisimiz şehit olamayacaklardı. O noktada inseler bile resmi unsurları görünce o sokağa girmeye teşebbüs etmeyecek ve Tahir Elçi şu anda hayatta olacaktı.

3- KURUMSAL HATALAR

Bu olay özelinde değerlendirildiğinde İl Emniyet Yönetiminin lojistik destek, temel eğitim, hizmet içi eğitim ve genel olarak yönetim eksikliği olduğu görülmektedir.

Daha önceki yıllarda terörün yoğun olarak yaşandığı illere tayin olan her personele Terörle Mücadele ve Pusudan Kurtulma eğitimleri verilmekte idi. Bu eğitimin müfredatı hazırlanırken atış teknikleri üzerine yoğun çalıştaylar düzenlemiş, normalde uzun süreli olan önemli bir eğitim programı, süresi kısaltılarak daha fazla sayıda personele verilmesi sağlanmıştı.

Bu olayda görevli polislerin çelik yeleksiz olmaları, yeterli ve etkili silah ve malzeme almadan göreve çıkmaları, lojistik açıdan bir hazırlıksızlık olduğunu ortaya koymaktadır. Oysaki balistik yelek tüm gelişmiş polis teşkilatlarında standart teçhizat olarak kullanılmakta ve polisler görevli olduğu sürece balistik yelek kullanmaktadırlar.

Geçmiş yıllarda eylem koyan teröristler eylem başarılı olsun olmasın şehir terk eder ve kırsala dönerlerdi. Ancak görülen o ki, bir gün önce 3 polis memurunu yaralayan terörist ertesi gün şehrin en kalabalık yerinde rahat rahat gezebiliyor. Bu durum aslında Emniyet Teşkilatının kurumsal ve yönetimsel zafiyetlerinden dolayı terörle mücadelede ne kadar aciz duruma düştüğünün bir göstergesidir. Bu acziyet terör örgütüne alan açmış ve şehir örgütlenmesini tamamlamıştır.

SONUÇ

Olay tüm yönleriyle ele alınarak aydınlatılmaz ise faili meçhuller serisine bir yenisi eklenmiş olacaktır. Yine yapılacak kapsamlı değerlendirmeler sonucu geliştirilecek yeni tedbirlerin uygulamaya konulması, canların toprak olmasını, anaların, eşlerin ve çocukların sevdiklerini kaybetmesinin önüne geçecektir.

*Güvenlik Uzmanı / GÜSAM (Güvenlik Staratejileri Araştırma Merkezi)

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim