• BIST 82.293
  • Altın 147,597
  • Dolar 3,8212
  • Euro 4,0743
  • İstanbul 9 °C
  • Ankara 0 °C

4 Yıldır Adalet Bekleyen Uludere Hâlâ Yasta

4 Yıldır Adalet Bekleyen Uludere Hâlâ Yasta
Roboski faciasının üzerinden 4 yıl geçti. Ancak köyde acı tazeliğinden ve yakıcılığından hiçbir şey kaybetmemiş. Aynı aileden çoğu çocuk tam 34 kişi yanlış istihbaratla F-16 ile bombalama sonucu vefat etti.

Köy halkının verdiği hukuk mücadelesi devam ederken olayın sebepleriyle alakalı sır perdesi hâlâ aydınlatılmayı bekliyor.

Şırnak'ın Uludere ilçesine bağlı Ortasu köyü (Roboski), 4 yıl önce bugün elim bir hadiseyle sarsıldı. Sınırdan çay, sigara ve mazot getirerek kaçakçılık yapan, çoğunluğu 12-18 yaş arası çocuk ve gençlerden oluşan 34 kişilik kafile katledildi. F-16'ların kaçakçı köylüleri bombaladığı bu acı olay, ailelerin ocağına ateş gibi düştü. Oğlunu kaybeden bir anne, “Devlet çocuğumun katilini 4 gün içinde bulacaktır.” demişti. Ancak bu sözlerin üzerinden tam dört yıl geçti. Bu süre zarfında, Uludere'de ne düğün ne bayram kutlaması yapıldı. Her yeri ateş, barut ve yanık et kokusunun sardığı, beyaz karın gençlere kefen olduğu o geceden geriye ise dinmez bir acı ve gözyaşı kaldı. Roboski'nin acısı yıllar geçtikçe azalacağı yerde, 4 yıldır faillerin bulunamaması sebebiyle de her geçen gün artıyor.

Bombalı saldırının yapıldığı 28 Aralık 2011'den bu yana geçen süreçte Uludere'de bölge halkının tabiriyle Roboski'de insanların neler yaşadığını öğrenmek amacıyla bölgeyi ziyaret ettik. Hangi yana baksak can yakıcı bir manzara ve acı bir hikâye karşıladı bizi. Hayatlarını kaybedenler aynı köylerde oturan akraba çocuklarıydı. Acı olan ise ölenlerin büyük çoğunluğunun masal dinleyip uykuya dalması gereken yaştaki çocuklardan ve henüz bıyıkları terlememiş gençlerden oluşmasıydı. Ailelerle konuştukça kiminin okul harçlığını çıkarmak, kiminin de evin geçim yükünü omuzlamak için o geri dönülmez yola gittiklerini öğreniyoruz.

Çocuklarının yasını tutan aileler 4 yıldır her Perşembe onların mezarı başında Kur'an okuyup dua ediyor.

KAÇAKÇILIK DEDE MESLEĞİ

Hayatlarının baharındaki gençlerin böylesi tehlikeli bir yola girmelerini anlamak için bulundukları coğrafyaya bakmak yeterli. Sarp dağların çevrelediği Uludere ve köylerinde halk ne tarım ne de hayvancılık yapabiliyor. Köylünün önemli bir bölümü geçimini meslek olarak gördükleri kaçakçılık üzerinden sağlıyor. Anlatılana göre dede mesleği olan bu iş, askerler ve devletin her kademesince yıllardır biliniyor, hatta göz yumuluyor. Bu işe alternatif olarak yapılacak tek iş ise koruculuk.

Bizi evlerinde misafir eden ailelerde ilk gözlemlediğimiz, köyde hayatın katliamdan önce ve sonra diye ikiye ayrılması. Aradan geçen 4 yıla rağmen değişen hiçbir şey yok. Olay daha dün olmuşçasına köyde bir yas havası hâkim. Küçük yaştaki çocukların dilinde bile o elim bombalama vakası var. Bu olay Roboskililer üzerinde devlete güven noktasında önemli kırılmalara yol açmış. Yakınını kaybeden gençlerde vicdani ret durumu hâkim. Okula giden çocukların neredeyse tamamı hukuk fakültesine giderek kendi haklarını savunmak istiyor.

AİLELER TAZMİNATI REDDETTİ

Köyde dikkat çeken bir diğer durum da ailelerin tazminatları almama noktasındaki tutumları. Başbakanlık tarafından ölenlerin yakınlarına verilmek istenen 4 milyon 182 bin lira tazminatı, aileler kabul etmemişti.  ‘Kan parası' olarak değerlendirdikleri tazminat için “bu boğazdan toprak geçer, o para geçmez” diyorlar hâlâ.

ÇOCUKLARA TRAVMA İÇİN PSiKOLOJİK DESTEK

Olayın kasıtlı yapıldığı ve Kürt oldukları için bunları yaşadıkları konusunda köylüler hemfikir. Basın mensuplarına oldukça aşinalar. Çünkü, gelişmeleri takip etmek için bölgede ev tutan gazeteciler bile var. Travmanın etkisini azaltmak için çocuklara yönelik iyileştirici etkinliklerde bulunan sivil toplum kuruluşları bölgede faaliyet gösteriyor. Uludere'nin genel durumu bu. Asıl dram ise evlerde anne, kardeş ve eşlerin hayatında sürüyor.

GÖZLERİMDEN YAŞ GELMİYOR ARTIK

 13 yaşındaki Erkan Encü evin tek erkek çocuğuydu. Ortaokul 2.sınıf öğrencisiydi henüz.  Annesi Felek Encü o güne kadar asla göndermemişti yavrusunu kaçağa. Ama ilk defa gidecek olan çocuğunun ısrarlarına da dayanamamış izin vermişti. Felek Encü'nün kaderinde henüz küçük bir çocukken babasının mayına basarak öldüğü yerde bu kez oğlunu kaybetmek vardı.  Olaydan sonra çocuğunun yüzünü göstermek istemediler ona. “O halde görmeye dayanamazsın, yapma' dediler. O ise morgda dayanamayıp eldivenlerini sıyırmıştı çocuğunun. Üşümesin diye üst üste giydirdiği 4-5 çorabı çıkarıp ayaklarını öpmüş, ardından da “Ben oğluma doyamadım” diyerek feryat etmişti. Erkan'ın okul kitaplarını ve defterlerini gösteren acılı anne, “Artık ağlamaktan gözlerimizden yaş gelmiyor.” diyor.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu:Tarihin en büyük katliamlarından birini yaşadık. Bu kendi hukukumuza göre de uluslararası hukuka göre de bir savaş suçudur. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin emsal niteliğindeki kararı var. Bu olayın failleri uluslararası ceza mahkemesinde insanlığa karşı suçtan dolayı yargılanacaklardır.”

HDP milletvekili Ferhat Encü: Roboski katliamında kardeşiyle birlikte 11 yakınını kaybeden Şırnak HDP Milletvekili Ferhat Encü de davayı yakından takip ediyor. Encü, süreçle ilgili olarak şunları kaydediyor: "Roboski'nin yıldönümü olması nedeniyle araştırma önergeleriyle Meclis'te söz almayı istiyordum. Ne yazık ki şu an bölgede sokağa çıkma yasaklarıyla, tümden halka savaş açmış bir zihniyetle mücadele etmek zorunda kaldık. Çünkü yeni yeni Roboskiler olmaya başladı. İnsanlarımız yaşamını yitiriyor. Bu durum bizi zor durumda bırakıyor. İlerleyen zamanlarda Roboski'yle ilgili ciddi çalışmalarımız olacak. Hem Roboski'nin uluslararası mahkemelere taşınması hem de AKP'nin Roboski'de uygulamış oldukları politikaları, kamuoyunu tüm dünyaya deşifre etmek konusunda Mecliste daha aktif bir çalışmamız olacak.”

ÇOCUKLARIMIZIN PARÇALARINI KENDİMİZ GETİRDİK

Yüksel Ürek, öldüğünde henüz 16 yaşında lise 2. sınıf öğrencisiydi. 8 kişilik ailenin geçim yükü babası ve evin en büyüğü olan Yüksel'in omuzlarındaydı. Bir yandan okula gidiyor, bir yandan da para kazanmaya çalışıyordu. Oğlu aklına geldikçe yüreğinin yandığını söyleyen anne Emine Ürek, “Ben oğlumu yerde karla, -50 derecelerde 50 lira için yolladıysam, demek ki mecburdum.” diyor ve ekliyor: “Fabrika yok, tarım yok, hayvancılık yok. Şırnak'ta bir fabrika kurulup bu çocuklar çalıştırılsa kaçağa giderler miydi? Oğlum yoldan gelince ayakkabısının bağcıkları donuyordu, sıcak suyla açıyorduk. Kim ister çocuğunun öyle eziyet görmesini?”

Evlat acısıyla ciğeri yanan Emine Ürek, “Mecbur kalmasam çocuğumu gönderir miydim?” diyor.

2 BİDON MAZOTUN BEDELİ BOMBA MI?

Kaçakçılığın herkes tarafından bilindiğini söyleyen Emine Ürek:  “Çocukların nereye gittiklerini biliyorlardı, neden engel olmadılar? Katliamdan 3 dakika önce yeğenimle konuştum. ‘Biz sınırdayız, askerler yolumuzu kesti' dedi. Ellerinizi kaldırın askerlere teslim olun, size bir şey yapmazlar, dedim. Sonra çocuklar gelecek diye sobayı yaktım, çay koydum. Ama acı haberleri geldi. Biz çocuklarımızın parçalarını kendimiz getirdik. Yüreğimiz bu acıyı artık kaldırmıyor.”

BOMBA YERİNE HAPSE ATSALARDI

Kaybettiği oğlundan bahsederken gözyaşlarına hakim olamayan anne: “Sen çocuğunu zorluklarla büyütüp 16 yaşına getiriyorsun, biri gelip bir hiç uğruna onu katlediyor. Buna nasıl dayanılır?  Keşke askerler o çocuklarımızı tutup hapse atsalardı, bir ömür hapiste kalsaydı, benim gönlüm daha razı olurdu. En azından haftada bir görüşüne giderdim. Şimdi haftada bir mezarına gidiyorum. Bunun cezası bomba mıydı?”

4 YILDIR FAİLLER BULUNMADI

Adaletin yerini bulup bulmayacağına olan inancını soruyoruz Ürek'e, “Ben kendi kendime diyordum 4 gün geçmez devlet suçluları bulur. Devlet yetkililerinin emriyle uçaklar kalkmış, 4 gün sürmez bulunur diyordum. Aradan 4 yıl geçti. Bulunmadı. Düşen ilk bomba Roboski'nin kıyameti oldu.” diyor.

OĞLUMUN SEVDİĞİ YEMEĞİ YAPMIYORUM ARTIK BU EVDE!

“4 yıldır bizim yaşadığımızı kimseler yaşamasın” diyen acılı annenin dudaklarından gözyaşları içinde şu sözler dökülüyor: “4 yıldır bu köyde ne düğün var ne de bayram. Bayramlarda mezarlıktayız, düğünler ise artık yok. 4 köyün hayatı 4 yıldır böyle. Eskiden haftada bir düğün olurdu köylerde, rengârenk elbiselerimizi giyer giderdik. Karnımız açtı ama gönlümüz rahattı. Şimdi tüm Türkiye'yi önüme serseler, gözümde bir çöp kadar değeri yok. Çocuğumun sevdiği yemeği yapmıyorum artık bu evde. Diğer çocuklarıma da yedirmiyorum.” Ürek'e, verilmek istenen 123 bin liralık tazminatı ailelerin neden kabul etmediğini soruyoruz. “Bu boğazdan toprak geçer, ama o para geçmez. Ben çocuğumun kan parasını nasıl yerim” diyor.

ÇOCUĞUM YANMIŞTI TANIYAMADIM

Kardeşlerini okutabilmek için okulunu yarıda bırakıp çalışmaya başlayan Fadıl Encü ise 17 yaşındaydı. Hayali imam olmaktı. Kuran'ı Kerim'i 2 kere hatmetti. Ama hayallerine kavuşamadı. Anne Azime Encü'nün acısı ise oğluyla sınırlı kalmadı. 3 amcasının oğlu ve 3 dayısının oğlu olmak üzere 6 yakını da aynı olayda kaybetti. İçinde bulunduğu durumu “4 yıldır cehennem hayatı yaşıyoruz.” diyerek özetledi. Acılı kadın, İnsan etiyle katır etinin birbirine karıştığı o gecede karşılaştığı manzarayı ise şöyle anlattı; “Ben dedim bu benim oğlumdur, biri o senin oğlun değildir, dedi. Ben de dedim benim oğlum ağırdı, kiloluydu. Yüzünü gördüm baktım sapsarı, çok kötü bir koku geldi, çocuklar yanmıştı. Ben oğlumu tanıyamadım. Üzerine giydiği formadan tanıdım.”

“Katliamdan sonra tüm hayatımız değişti.” diyen Fadıl'ın kız kardeşi ise öfkeli. “Bize yaşanabilecek her acıyı yaşattılar” diyen küçük kız acısını şöyle dile getiriyor: “Eskiden rengârenk elbiseler giyerken şimdi simsiyah giyiyoruz. Eskiden sevinç vardı, neşe vardı, mutluluk vardı. Acı yoktu, çığlık yoktu, dert yoktu. Artık her günümüz yas." 12 yaşında bir kız çocuğunun söylemeyeceği cümleler dökülüyor ağzından. O da farkında bunun. "Bu konuları konuşmak için çok küçüğüm." diyor adını söylemeden. Acının büyüklüğünü şöyle tarif ediyor:  "Ama bu yaşta bize bu acıyı yaşattılar. Aileler çocuklarını tanıyamadı. Bombalarla onları öyle paramparça ettiler ki insan parçaları ile katır parçalarından ayırt edilemez olmuştu. O paramparça insanları gördüğümde 'benim abim bu mu' dedim. Biz bunları yaşayacak ne yaptık?”

KOMADAN ÇIKTIĞIMDA KENDİMİ TANIYAMADIM

Katliamdan ağır yaralı olarak sadece Hasan Ürek kurtuldu. 21 yaşındaki Ürek, 17 gün kaldığı yoğun bakımdan sonra hayata gözlerini yeniden açtığında kendisini tanıyamadığını anlatıyor. Ailesi de aynı şaşkınlığı yaşamış. “Ben kimim, burada ne işim var?” dediği o acı günlerde yola birlikte çıktığı arkadaşlarının tamamı ölmüştü. Yaşadığı travmanın etkisinden kurtulamayan Ürek, 4 yıldır psikolojik destek ilaçları kullanıyor. Bir kulağında yüzde 70, diğer kulağında yüzde 30 duyma kaybı var. Travma hâlâ onunla birlikte; yanıbaşında. Duyduğu küçüçük bir sesin bile kendisinde korku uyandırdığını, ürperdiğini anlatıyor. Sorularımıza kısa ve donuk cevaplar veriyor: “Ameliyattan çıktığımda kendimi tanıyamadım. Her duyduğum seste korkuyorum.”

Mazlum-Der Diyarbakır Şube Başkanı Ali İhsan Gültekin: 34 insanın bilinçli bir şekilde katledildiğini düşünüyoruz, Roboski'nin etrafındaki sis perdeleri kaldırılmadı. Birileri bu anlamda çok ciddi töhmet altında bırakılıyor. Fakat bunların üzerine gidilmemesinin olayı daha da içinden çıkılamaz hale getirdiğini düşünüyoruz.

KEŞKE BENİ ÖLDÜRSELERDİ DE BU ACIYI YAŞAMASAYDIM

Uludere'nin bir başka kurbanı; ailenin ilk çocuğu olan Bilal Encü'ydü. 15 yaşındaki Encü, lise 1. sınıf öğrencisiydi. Görme engelli babasının hayattaki tek dayanağıydı. Hayali doktor olup babasının gözlerini açtırmaktı. Bilal öldükten sonra hayata küsen baba Abdurrahman Encü, “Keşke katiller onu değil de beni katletseydi de ben bu derdi çekmeseydim. Bizi acılar içinde bıraktılar.” sözlerini dilinden düşürmüyor. Acılı baba, çocuğuyla yaptığı bir konuşmayı gözyaşları içinde anlatıyor: “Bilal elmaları çok severdi. Bahçemize elma dikmiştim onun için. Oğlum sürekli, ‘Baba bu elmaları ne zaman yeriz?' diye soruyordu. ‘Bir iki seneye yeriz' diyordum. Ama inanmıyordu. Bir gün eve geldim.‘Bilal nerede?' diye sordum.‘Kaçağa gitti' dediler. Olan oldu sonra, ocağımıza ateş düştü.”

Katliamda 11 yakınını kaybeden Roboski İçin Adalet Derneği Başkanı Veli Encü: “Katliamın üzerinden 4 yıl geçti. Bu insanlık suçuyla ilgili tek bir asker bile yargılanmadı. Tam aksine katliamdan sonra hükümetin baskı ve idari cezalarına maruz kaldık. Katliamda oğlunu kaybeden anne öldüğü yere gidip karanfil bıraktığı için 3 bin lira idari para cezasına çarptırıldı.”

4 YILDIR CEHENNEM HAYATI YAŞIYORUZ

Kardeşlerini okutabilmek için okulunu yarıda bırakıp çalışmaya başlayan Fadıl Encü 17 yaşındaydı. Hayali imam olmaktı. Kur'an-ı Kerim'i 2 kere hatmetti. Ama hayallerine kavuşamadı. Anne Azime Encü'nün acısı ise oğluyla sınırlı kalmadı. 3 amcasının oğlu ve 3 dayısının oğlu olmak üzere 6 yakınını da aynı olayda kaybetti. İçinde bulunduğu durumu “4 yıldır cehennem hayatı yaşıyoruz.” diyerek özetledi. Acılı kadın, o geceyi şöyle anlattı: “Ben dedim bu benim oğlumdur, biri o senin oğlun değildir, dedi. Yüzünü gördüm baktım sapsarı, çok kötü bir koku geldi, çocuklar yanmıştı. Ben oğlumu tanıyamadım. Üzerine giydiği formadan tanıdım.”   

“Katliamdan sonra tüm hayatımız değişti.” diyen Fadıl'ın kız kardeşi ise öfkeli. “Bize yaşanabilecek her acıyı yaşattılar.” diyen küçük kız acısını şöyle dile getiriyor: “Eskiden rengârenk elbiseler giyerken şimdi simsiyah giyiyoruz. Eskiden sevinç vardı, neşe vardı, mutluluk vardı. Acı yoktu, çığlık yoktu, dert yoktu. Artık her günümüz yas.” 12 yaşında bir kız çocuğunun söylemeyeceği cümleler dökülüyor ağzından. O da farkında bunun. “Bu konuları konuşmak için çok küçüğüm.” diyor adını söylemeden. Acının büyüklüğünü şöyle tarif ediyor:  “Ama bu yaşta bize bu acıyı yaşattılar. Aileler çocuklarını tanıyamadı. Bombalarla onları öyle paramparça ettiler ki insan parçaları ile katır parçalarından ayırt edilemez olmuştu. O paramparça insanları gördüğümde ‘benim abim bu mu' dedim. Biz bunları yaşayacak ne yaptık?”

İSTİHBARATI MİT VERDİ

Roboski'de, 28 Aralık 2011 günü 34 kişinin hayatını kaybettiği olayla ilgili ilk soruşturmayı Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı başlattı. Yaklaşık 17 ay soruşturma yürüten sivil savcılar, olayın oluş şeklini, kimlerin hangi bilgiye ya da hangi kurumun sağladığı istihbarata dayanarak ‘vur' emri verdiğini tespit edemedi. Askeri kurumlar ve MİT'ten, bilgi ve belge alınamadı. Meclis komisyonu da ‘Bombardıman talimatını kim verdi?', ‘Terörist istihbaratı kimden alındı?' gibi önemli sorulara cevap bulamayınca ‘görevsizlik' kararı vererek 11 Haziran 2013'te dosyayı Genelkurmay Başkanlığı Askeri Savcılığı'na gönderdi. Genelkurmay Başkanlığı Askeri Savcılığı ise  takipsizlik kararı verdi. 7 Ocak 2013 tarihli gerekçeli kararında savcılık, “gerek şüphelilerin gerekse olayda görev yapan diğer TSK personelinin, TBMM ve Bakanlar Kurulu kararları çerçevesinde kanunun emrini icra kapsamında kendilerine verilen görev gereklerini yerine getirdikleri, görev gereklerini yerine getirirken kaçınılmaz hataya düştükleri, dolayısıyla eylemleri hakkında kamu davası açılmasını gerektiren sebep bulunmadığının anlaşıldığı” denilerek takipsizlik kararı verildi.

Takipsizlik kararının ardından 13 Ocak 2014'te Taraf Gazetesi yazarı Mehmet Baransu, köşesinde olay yaşanmadan önce MİT'in verdiği iddia edilen raporlara yer vermişti.  Habere göre, TSK ve emniyet birimleri ile paylaşılan raporların ilkinde “PKK'lı grubun Uludere kırsalından Türkiye'ye geçiş yapacağı” bilgisi veriliyor. İkincisinde PKK'lı üst düzey yönetici Fehman Hüseyin'in eylem yapacağı belirtiliyor. Son raporda ise bizzat bir MİT görevlisinin TSK'yı arayarak Hüseyin'in sınırı geçtiği ifade ediliyordu.

Bu gelişmelerden sonra 18 Temmuz 2014 tarihinde Roboski aileleri, bin 108 avukat Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuruda bulundu.

ELÇİ: DOSYA İKİ YILDIR AYM'DE

Şırnak Baro Başkanı ve Roboski aileleri avukatlarından Nuşirevan Elçi, yaklaşık 2 yıl önce başvurdukları Anayasa Mahkemesi'nden (AYM) umutlu olduklarını ifade etti. Taleplerinin kabul edilmemesi halinde dosyayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne ve Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne taşımak zorunda kalacaklarını belirten Elçi: “Temennimiz Anayasa Mahkemesi tarafından bu haklı olan talebin kabul görmesi. Kabul görürse dosya askeri savcılığa gönderilecek. Askeri savcılığın da dava açması gerekecek. Hukuken düşündüğümüzde umutluyuz. Ama yargının geldiği noktayı düşündüğümüzde bazen umutlarımız azabiliyor. Kararın şu ana karar verilmesi gerekiyordu.” dedi.

Kaynak: Haber Kaynağı
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim