• BIST 81.865
  • Altın 148,841
  • Dolar 3,8026
  • Euro 4,0554
  • İstanbul 8 °C
  • Ankara 3 °C

6 Çocuk İşkenceyi Mahkûm Ettirdi

6 Çocuk İşkenceyi Mahkûm Ettirdi
13 yıl önce bugün 19 yaşındaki Yıldırım Sezik, polis tarafından vuruldu. Emniyette 6 çocuğa işkence yapıldı.

20 polis, zamanaşımıyla cezadan kurtuldu. Türkiye ise AİHM’de 65 bin Avro tazminata mahkûm oldu.

13 yıl önce bugün Tarlabaşı'nda bir cinayet işlendi. Bir polis, kendisinden sigaraya isteyen genci, sokak ortasında vurdu. Yaşları 12- 17 arasında 6 çocuk, suçu üstlenmeleri için korkunç işkencelere maruz bırakıldı. Yargılanan 20 polis, zaman aşımıyla kurtuldu. Türkiye ise AİHM'de 65 bin euro ödemeye mahkum oldu. Kararda, davanın düşmesine, yargı mercilerinin tutumunun neden olduğu vurgulandı. Davayı kardeşiyle birlikte AİHM'e götüren Ferdi Uğur, “Defalarca tehdit edildik. Şikayeti geri almadım. Ölen benim çocukluk arkadaşımdı. Benim kollarımda can verdi. Kim olsa aynı şeyi yapardı” diyor.

Polis memuru Ahmet Ördü, 23 Kasım 2002 gecesi eğlenceden dönüyordu. Şişhane'ye doğru giderken, 19 yaşındaki Bora Sezik, birlikte oturduğu gruptan ayrılıp, Ördü'nün yanına yaklaştı ve sigara istedi. Aralarında tartışma çıktı. Polis, silahını ateşledi. Bora, yere yığıldı. Olay yerine gelen Asayiş Büro ekipleri, Bora'nın arkadaşlarını karakola götürdü. 'Tanık ifadesi alacağız' dediler. İlk gün çocuklara hiçbir şey sorulmadı. İkinci gün ise cinayeti içlerinden Ergün'ün üzerine yıkmak için her şeyi planlamışlardı. Polislerin hazırladığı tutanağa imza atmamanın bedeli ağırdı. Askı, çırıl çıplak soyma, copla dayak, soğuk su dahil korkunç işkencelere maruz kaldılar. Ailelere haber verilmedi. Avukatları yoktu. Gözaltı kaydı tutulmadı. Çocuklardan üçü, çıkınca İnsan Hakları Derneği'ne gitti. İşkenceyi belgelediler. Adli Tıp raporu da vardı ancak 2009 yılında dava düşürüldü, hiç bir polis ceza almadı.

3 önemli tespit

AHİM, Ocak 2015'te, Türkiye'yi işkence ve özgürlük hakkı ihlalinden mahkum etti. Kararda, Türkiye aleyhine açılan çok sayıda davada, kolluk görevlilerinin cezasız bırakıldığının gözlemlendiği belirtildi. Türk yargı makamlarının kabul ettiği 3 temel uygulamanın buna neden olduğuna dikkat çekildi:

“1- 4616 sayılı kanunla, kolluk görevlileri hakkında 23 Nisan 1999'dan önceki suçlardan açılan davaların ertelenmesi öngörülmüştür. Mahkeme, bu tür konulara ilişkin kararlarında, ertelemenin kısmi aftan farklı olmadığına hükmetmiştir.

2- CMK'de 2008 yılında yapılan değişiklikle, 2 yıldan daha az cezalarda, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmektedir. Bu uygulama, ertelemeden daha güçlü bir etkiye sahiptir, failleri cezasız bırakmaktadır.

3- Zaman aşımı. Bu davada da ulusal makamların, titizlik ve hızlılık koşuluna uygun haraket etmedikleri, neticede davanın zaman aşımına uğradığı kanaatine varılmıştır. Polis memurları savcılığa gitmeyerek 1 yıl gecikmeye neden olmuşlardır. Mahkeme ise sürekli erteleme kararı vermiştir. 5 yılda 23 duruşma yapılmıştır.”
Yargıtay eleştirisi

AİHM, dosyayı incelemeden 'itiraz hakkınız yok' kararı veren Yargıtay'ı ise şöyle eleştirdi: “Mahkeme, Yargıtay'ın kararının, gözaltında kötü muameleye maruz bırakılan iki çocuğa karşı, ceza yargılamaları süresince yargı mercilerinin sergiledikleri tutumu özetlediği kanısındadır.”

O günleri anlattı

O dönem 16 yaşında olan Ferdi Uğur, 13 yıl sonra, olayın yıldönümünde yaşananları gazetemize anlattı: “Her zamanki gibi bir gündü. Sokakta oturuyorduk. Bora, sivil giyimli adamdan sigara isterken bir anda oldu. Adam silahını çekti, ateş etti. Bora'yı hastaneye götürdüm. Beni, 'beş dakikalık işin var' diye hastaneden gözaltına aldılar. Kardeşim, amcamın oğlu, mahallede kim varsa getirmişler. Diğer çocuklar, Ergün ve benden küçüktü. Bora'yı vuran polis 'beni gasp etmeye çalıştılar,içkili değildim' demiş. Cinayeti de arkadaşımız Ergün'ün üzerine yıkacaklardı. Buradaki polisler öyledir. Yapanı almazlar, yapmayanın üstüne yıkarlar her şeyi.

Askı, soğuk su, küfür...

Ailemi 'burada yoklar' diye gönderdiklerini duyuyordum. Bağırıyorduk, gelen yakınlarımız sesimizi duysunlar diye. Ağzımızı kapatıyorlardı. 'Kafanıza sıkarız' diyorlardı. Bana önce Ergün'e yapılan işkenceyi izlettiler. Ergün'ün kollarına sigara bastılar, 20 kişi üzerinde tepindi. Sağlam yeri yoktu. Sürekli küfür ediyorlardı. Beni askıya aldılar. Askıda sallıyorlardı. Çırılçıplak soydular. Soğuk suyun altına tuttular. Copla vurdular. Gözüme tazyikli su sıkıyorlardı. Diğer çocuklar da işkence gördü. O polislerin çoğunu zaten mahalleden tanıyordum. Ufakken de 'selpak satıyorsunuz' diye alıyorlardı. Emniyete teşhise gittim, fotolarda oynamışlar. Saçı olmayana saç, bıyıksıza bıyık yapmışlar ben yine de teşhis ettim.

Sürekli baskı gördük

Emniyetten boş kağıtları imzalamadan çıktık. İnsan Hakları Derneği'ndeki bir kadın görevli sırtımı görünce baygınlık geçirdi. Davadan vazgeçmemiz için çok baskı gördük. Polisler, amirleri, müdürleri, neredeyse günün 24 saati arıyorlardı. Bazen iyi polisi oynadılar, bazen de tehdit edildik. Mafyayı araya soktular. Para bile teklif ettiler. Mahkemede teşhis ettiğim bir polis dışarda karşıma çıktı, yalvardı, 'elini vicdanına koy' dedi. Sen bana vuruken öyle yaptın mı diye sordum. 'Ne desen haklısın' dedi...

Bora'yı ben gömdüm

Davada ısrar ettim çünkü, benim canım, arkadaşım gitmiş, hiç uğruna öldürülmüş. Bora'nın son anlarında yanındaydım. Yarasına baskı yaptım ama kanı çeşmeden akar gibi akıyordu. Hastanedekiler ilgilenmedi. Tinerci muamelesi yaptılar. Bora'yı toprağa verirken, 120 kiloluk cocuk 30 kiloya düsmüştü, kucağımda kuş gibi hafifti, ölüler ağır olur normalde. Uzun bir süre ne zaman gözümü kapatsam, Bora'nın son anları aklıma geliyordu...

Hayata devam ettik

4 yıl önce babam vefat etti. Aynı zamanda doğduğum yer olan Tarlabaşı'ndan taşındık. Kardeşim evlendi. Annem ve kardeşlerimle yaşıyorum. Tornacıyım. İşimi yapmaya devam ettim. Aileme baktım. O psikoljiyi sırtımdan attım çünkü giden geri gelmeyecekti.... Diğerlerine ne oldu dersen... Ergün vefat etti. Amcamın oğlu Almanya'da. Mehmet, kafe işletiyor. Fehmi cezaevinde.”

İki kardeş dik durdu

Avukatları Bülent Kurt, 2005 yılında AİHM'e başvurduklarını belirterek, “İki kardeş dik durmasaydı bu sonucu da alamazdık. Ben dahil çok yoğun baskı gördük. İnat ettik. Duruşmaları en son alıyordu mahkeme, adliye boşalınca başlardı bizim dava. Onlarca polis salonda, koridorda. Defalarca üstüme yürüdüler. Mahkeme bize haber vermeden duruşma yaptı. Emniyet amiri sanığı dinledi. Polisler çocukları suçlu gibi göstermek istedi ama hiçbirinin sabıka kaydı yoktu” diyor.

Polis avukatının oyunu

Kurt'un unutamadığı olaylardan biri şöyle: “Ferdi, idari soruşturma için Şişli Emniyet Müdürlüğü'ne çağrılıyor. Yanında polisin kadrolu avukatı var. Orada çocuklara imzalatılan tutanakta 'biz sokakta kendi aramızda kavga ettik. Karakola hiç gitmedik. Dernek konuyu abartmış. Avukatımız uydurmuş' diye yazıyor. Çocukların okuma, yazmaları yok. Ne derlerse tersini yazmışlar. Sonra başka bir avukatla çocukları notere götürüyorlar. Çocuklar o avukata vekalet veriyorlar. Bundan da habersizler. Beni de azlettiriyorlar. O gün Beyoğlu Adliyesi'nde aynı tutanakları bizim dosyaya da koyuyorlar. Duruşmaya çıktım. Yanıma bir avukat oturdu. 'Hayırdır' dedim. 'Ferdi ile Atilla'nın avukatıyım' dedi. Sonra dosya açıldı durum anlaşıldı. Büyük bir kavga koptu. Bana heyet 'dışarı çık' dedi. Çıkmadım. O dilekçelere, mahkeme başkanının odasından çıktı almışlar. Yani olayı kapatmak için her şeyi ayarlamışlar. Bu mantık yüzünden 7.5 yılda zaman aşımına uğrattılar. Yargıtay da bu sahte dilekçeler yüzünden temyiz hakkınız yok diye itirazımızı reddetti. AİHM kararında o da var. Bu tam bir hukuk skandalı bir dosyaydı. Çocuklar kendilerinden beklenmeyecek bir cesareti gösterdiler...”

O avukat ceza aldı

Kurt, yeniden vekalet alma sürecini ise şöyle anlatıyor: “Rahmetli Mahmut amca 'çocuklarının kafalarına silah dayamışlar, korkuyorum' dedi. Ferdi'ye 'bu dilkçelerle onlar aklanır biz yargılanırız' dedim. İstanbul Barosu'nda tutanak tuttuk. Bana yeniden vekalet verdiler. Mahmut amca mahkemede, bu dilekçeler 'korkudan verildi' dedi. Mahkeme vekaletimi uzun süre kabul etmedi. O avukat Ali Tufan barodan disiplin cezası aldı ama emniyetin kadrolu avukatı baroda aklandı. Aslında baro dahil bütün kurumlar sınıfta kaldı.”

KAYNAK: Hilal Köse / Cumhuriyet

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim