• BIST 90.056
  • Altın 145,047
  • Dolar 3,6129
  • Euro 3,8964
  • İstanbul 14 °C
  • Ankara 15 °C

"8 Mart’lar Birlik ve Dayanışmanın, Özgürlüğe Duyulan Özlemin Sembolüdür"

"8 Mart’lar Birlik ve Dayanışmanın, Özgürlüğe Duyulan Özlemin Sembolüdür"
Çanakkale Baro Başkanı Av. Bülent Şarlan, Yönetim Kurulu Üyeleri, Kadın Hakları Komisyonu ve Avukatlar 08 Mart Dünya Kadınlar Gününde Cumhuriyet Meydanı’nda Atatürk Anıtı’na çelenk sunma törenine katıldı.

Baro Kadın Hakları Komisyonu Başkanı Av. Güneş PEHLİVAN çelenk sunumunun ardından günün anlam ve önemini anlatan bir konuşma yaptı.

Av. Güneş Pehlivan konuşmasında;  " Çağdaş bir ülke ve medeni bir sosyal yapı yaratısı ancak kadın ile erkeğin yasal ve fiili eşitliklerinin kayıtsız şartsız sağlanması ile mümkün olacaktır. 8 Mart’lar birlik ve dayanışmanın, özgürlüğe duyulan özlemin sembolüdür." dedi.

Baro Kadın Hakları Komisyonu Başkanı Av. Güneş Pehlivan'ın konuşmasının tam metni;

Uluslar arası kamu oyu tarafından Dünya Kadınlar Günü olarak kabul edilen 8 Mart’ta, 1857’de haklar mücadelesiyle greve giden 40 bin tekstil işçisini anıyoruz.

Polis barikatı arasında sıkışarak, nedeni belirlenemeyen bir yangında katledilen 129 emekçinin anılarına saygılarımızı sunuyoruz.

18. yüzyılda Bastille Hapishanesi’ne ve Versailles Sarayı’na yürüyen Fransız kadınları gibi, 21. yüzyılda Cerrattepe’ye yürüyen Artvinli kadınlar gibi, 19. yüzyılda tekstil işçilerinin grevinde de kadınların ön saflarda olduğunu hatırlıyoruz.

Yaşamın tüm alanlarında ayrımcılığa, baskıya, sömürüye maruz kalan kadınların haklar mücadelesi, Olympe de Gouges’a, Mary Wollstonecraft’a, Mirabel kardeşlere, Clara Zetkin’e, Nezihe Muhittin’e ve adları meçhul kadınların sınırsız bir toplumda eşit ve özgür bireyler olarak yaşama ideallerine dayanır.

Çağının ilerisinde bir felsefenin ürünü olan Atatürk devrimleri ile, bağımsızlık, özgürlük ve eşitlik temelleri üzerine inşa edilmiş Genç Cumhuriyet, kadınların taleplerine günümüzün medeni ülkelerinden çok daha önce kulak vermiş, kadının statüsel kazanımları konusunda dünyaya öncülük etmiştir.

Cumhuriyet’in temel esasları, bugün gelişen dünya ile aramızda kalan tek ve cılız bağlantıya kaynaklık etmektedir.

“Kadın ile erkeğin eşitliğine inanmayan”, “Kadına yönelik şiddetin abartıldığına” hüküm veren, “Kadınların iş araması nedeniyle işsizlik oranlarının yüksek olduğunu” salık veren, “Bir kadın olarak susmamızı” öğütleyen örfi-geleneksel retorik, taraf olduğumuz uluslar arası hukuk metinlerinden doğan taahhütlerimizin ihlali bağlamında, ayrımcı sosyal ve kültürel kalıpları pekiştirmektedir.

Tecavüze uğrayan kadının gece üçte sokakta ne işi olduğu sorusu, bir meczupluk ifadesi değil, bir toplum normu olarak somutlaştırılmaya çabalanmaktadır.

Dünya Ekonomik Forumu tarafından hazırlanan Cinsiyet Eşitliği Raporu'nda, Türkiye, kadın erkek eşitliğinde 142 ülke arasında, Tunus (123) ve Bahreyn'in (124) ardından 125'inci sırada yer almaktadır.

Türkiye’de, 2002-2015 yılları arasında 5 bin 406 kadın katledilmesi, münferit şiddet olgusundan, kadın sorunundan ve asayiş sorunundan öte bir boyutta; bir insan hakları krizi olarak karşımızda durmaktadır.

Siyasi temsiliyette kadın; parlamentoda %14.9, yerel yönetimlerde %2.9, bürokrasinin üst düzey kademelenmesinde %9.2 oranları ile varlık göstermektedir.

İş gücünün dışında 20 milyon kadın söz konusu iken, kadınlar kayıt dışı var olan ve ücretlendirilmeyen ev içi emeğin sömürüsü kıskacında kalmışlardır.

Bakanlıkların yeniden yapılandırılması sürecinde “Kadın”ın varlığı ötelenmiş, “Aile” içinde konumlandırılmadığı sürece kadın sorunlarına yönelik politika ve çözüm üretilmeyeceği aleniyet kazanmıştır.

Türk Ceza Kanun’unun ilgili hükümleri iptal edilerek, Medeni Kanun’a göre evlenme akdi yapılmaksızın, evlenmenin dinsel töreninin gerçekleştirilmesinin önü açılmış, evlilikte tarafların serbest ve açık iradelerinin var olup olmadığı ve evlenme yaşı ön şartına yönelik denetim mekanizmaları işlevsiz bırakılmıştır.

Cenevre Sözleşmesi standartlarını yerine getirmekten uzak olan, ulusötesi göç, kent sosyolojisi ilkeleri ve toplum dinamikleri ile bağdaşmayan sığınmacı politikaları nedeniyle, ülkemizde bulunan sığınmacı kadınlar ve kız çocukları emek ve beden sömürüsüne maruz kalmaktadırlar.

Avrupa Konseyi’nin kadınların durumunu iyileştirmeye yönelik çabaları ana akımlaştırmak ve toplumsal cinsiyet eşitliğini desteklemek için bir başlangıç noktası olarak kabul ettiği toplumsal cinsiyete duyarlı bütçeleme ilkelerinden yoksun politik yaklaşımları gözler önüne seren 2016 bütçesi, önceki yıllarda da olduğu gibi savaş, rant ve yoksulluğun bütçesi olup, özü itibariyle de cinsiyetçi bir bütçe anlayışı çerçevesinde biçimlendirilmektedir.

Uygarlıklar tarihinde, temel hakların gasp edildiği, hukuka müdahale edilen, ayrımcılık ve şiddeti gelenek haline getiren ve buna rağmen gelişen ve kalkınan bir ülkeye dair hiçbir emsal yoktur.

Çağdaş bir ülke ve medeni bir sosyal yapı yaratısı ancak kadın ile erkeğin yasal ve fiili eşitliklerinin kayıtsız şartsız sağlanması ile mümkün olacaktır.

8 Mart’lar birlik ve dayanışmanın, özgürlüğe duyulan özlemin sembolüdür.

8 Mart’lar insanlık onurunun, heteronom ahlak algısına karşı susmayı bıraktığı gündür.

Cinsiyet ayrımcılığının tüm örüntülerinin ortadan kaldırılması idealimiz ve kadının insan hakları ve özgürlükler mücadelesi kutlu olsun.

Çanakkale Barosu Kadın Hakları Komisyonu  

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim