• BIST 107.041
  • Altın 143,530
  • Dolar 3,5635
  • Euro 4,1526
  • İstanbul 26 °C
  • Ankara 17 °C

‘AB’de Yargı ve Temel Haklar’ Konusunda Uzmanlardan Dikkat Çeken Yorumlar

‘AB’de Yargı ve Temel Haklar’ Konusunda Uzmanlardan Dikkat Çeken Yorumlar
Sivil Toplum Diyaloğu-Yüksek Standartlar AB Yolu’nda Manisa Projesi çerçevesinde düzenlenen açık oturumunda bu kez ‘Avrupa Birliği’nde Yargı ve Temel Haklar’ konusuna dikkat çekildi.

İşte uzmanların o yorumları:

Manisa Valiliği AB Projeler ve Dış İlişkiler Koordinatörü İl Koordinatörü Ural Sevener: AB'ye adaylık süreci içerisinde yargı ve temel haklar faslımız var bu fasıl güney Kıbrıs Rum kesimi tarafından blokajlı bu yüzden biz AB ile bu konuyu müzakere edemiyoruz. Müzakere edemesek de bu faslın içerisinde ki bazı konuları yerine getirmeye çalıştık. Temel haklar nedir?

Anayasa Profesörü ve Yaşar Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fevzi Demir: Bizdeki hak ve özgürlüklerin niteliği, kazanılması ile Avrupa’daki hak ve özgürlüklerin kazanılması birbirinden çok farklıdır. Batıda ki hak ve özgürlükler oradaki insanların uzun süren mücadeleleri ile elde edilmiş haklar ve özgürlüklerdir bu yüzden geri gitmek diye Bir şey yoktur. Ama bizde ki tanzimattan beri üst düzeydeki askerler, bürokrat kesim batıyı yakından takip ettiği için bizde de olması gereken bu diye o zamanlar gelişmeye başlıyor. Bizde ki hak ve özgürlükler tepeden inme verildiği için yine aynı şekilde de geri alınabiliyor. Aradaki fark en büyük olarak kendini bu noktada gösteriyor. Güney Kıbrıs’ın bize karşı olmasını, itiraz etmesini spekülatif görüyorum. Biz kendimize ait olanı gerçekleştirirsek kimsenin bize söyleyeceği lafı olmaz. Yaklaşık 100 yıldır batının baskısı altında bu hak ve özgürlükleri tanıyoruz.
 
Manisa Barosu Üyesi Av. Dr. Canadar Arslan: İnsan hakları kavramı insanın insan olmasından kaynaklanan haklarıdır. En kısa tabiri budur. Bu haklar her zaman yoktu. Geçmiş dönemlere baktığımız zaman insanların özgürlüklerinin kısıtlandığını görürüz, bu özgürlükler kısıtlandıkça insanlar bir araya gelerek isyan ettiğini görürüz. Bunlar insan haklarının korunması gerektiği olgusunda birleştiler. 1215 yılında ingillere de Magna Carta ilan edildi. Magna Carta (Büyük Özgürlük Fermanı) oradaki derebeylerinin İngiliz kralına karşı başlatmış oldukları bir isyandır. Bu isyan doğrultusunda bizlerin vatandaş olarak bazı haklara sahip olmamız gerekiyor. Bunlarla ilgili bir bildirgedir. Bildirgeye değinecek olursak; 39.madde: Özgür hiç kimse kendi benzerleri tarafından ülke kanunlarına göre yasal bir şekilde yargılanıp muhakeme giymeden tutuklanmayacak, hapis edilmeyecek, mal ve mülkünden yoksun bırakılmayacak, kanun dışı ilan edilmeyecek, sürgün edilmeyecek ve ya hangi şekilde olursa olsun zarara uğratılmayacaktır. İngiltere’de 1215 yılından beri insan haklarına önem verilmeye başlanmış ve oradan süregelen bir zaman vardır. En son olarak birleşmiş milletler insan hakları bildirgesi vardır. 30 Maddeden oluşan bir bildirge yayınladılar. Bu bildirgenin içinde birçok hakka değindiler. Birleşmiş milletler insan hakları bildirgesini Avrupa insan hakları sözleşmesiyle kıyasladığımız zaman hemen hemen birçok hakları ikisi de koruma altına almış. Ama Avrupa insan hakları sözleşmesinin yaptırım gücü olmasından dolayı daha çok takip edip, başvurduğumuz bir belgedir.  Türkiye ile birlikte toplam 47 ülke Avrupa insan hakları sözleşmesinin altına imza atmış bir ülkeyiz.  Bu doğrultuda eğer ki kendi ülkemizde ki iç hukuk yolları tüketilmiş ise ve halen dahi siz verilen mahkeme kararından memnun değil iseniz bir üst mahkeme olarak Avrupa insan hakları mahkemesine başvurabiliyorsunuz.

Ural Sevener: AB projesine dahil olduğumuz andan itibaren bir takım reformsal çalışmaları da yapıyoruz. Bunlardan biri de yargı reformu. AB sürecinde bu reformlar bize ne getirdi?

Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yrd. Doc. Dr. Serkan Ekiz: AB ve yargının uyum sürecinde yargı ve temel haklarla ilgili açılması gereken bir fasıl var. Rum kesimiyle ilgili olarak AB ye uyum sürecinde bizim yargı ve temel haklarla ilgili değişikliklerin nasıl yapılacağıyla ilgili bir mesele Türkiye’nin gerek temel hak ve özgürlüklerin yaşanması, demokrasinin işlerlik kazanması konusunda ki temel eksikliği bu. Biz hep nasıl sorusu üzerinde yoğunlaşıyoruz. Ama esas üzerinde durmamız gereken soru neden sorusu. Biz yargımızı neden reforme etmeliyiz? Temel hak ve özgürlükler neden gereklidir? Biz toplum olarak insan haklarıyla ilgili siyasi iktidarı kullanan bireylerin hak ve özgürlüklerinin korunması yönündeki adımları hep dışarıdan gelen dayatmalar neticesinde yapıyoruz. Çünkü biz bunun neden gerekli olduğu sorusuna kendi toplumsal dinamitlerimizin ürettiği bir yanıt veremedik. Hep tepeden aşağıya giden bir süreç oldu. Avrupa’ya baktığımız da 1215 yılına kadar geçmişe giden toplumun altından gelen toplumsal dinamitlerin bir dayatması, ürünü olarak aşağıdan yukarıya doğru bir grafik görüyoruz. Temel hak ve özgürlüklerin kazanılması, güvence altına alınması süreci. Bu süreç 800 yıllık bir geçmişe dayanan süreç.

Temel hak ve özgürlüklerin neden güvence altına alınması gerektiği, temel hak ve özgürlüklerin birincil güvenlik mekanizması olan yargının bugün ulaştığı niteliklere neden dahil olması gerektiğine dair Avrupa coğrafyasında bir tartışma yok. Çünkü neden sorusunu onlar yanıtladılar. Biz yanıtlayamadığımız için böyle bir toplumsal deneyim geçirmediğimiz için bizi daha çok beklentiler. AB bir projedir dedik ama AB'nın ortaya çıkış nedeni bir ekonomik birlikti kömür, çelik birliğinden bu güne geldiler. Parçadan bütüne gidilen bir süreç vardır. Bütün ekonomik sistemlerin cevap vermesi gereken iki temel sorun vardır. Bunlardan ilki Ne üreteceğiz? Sorusu toplumun yaşamına devam edebilmesi için ihtiyaç duyduğu ürünler nelerdir sorusunu ifade eder. Bu sorunun cevabı da tekniktir. Sizin ülkenizin bulunduğu jeostratejik durum, iklimi, beşeri sermayeniz vb. Cevaplanır. İkinci soru ise; Ürettiğimizi nasıl paylaşacağız? Burada devreye hukuk, temel hak ve özgürlükler girer, demokrasi girer. Bu soruyu tek yanıtlayabilen rejim demokrasidir.

Ural Sevener: AB'nın kurumsal yapılarına baktığımız da yasama yürütmeyi paylaşmış kurumlar var. Bu reformları uygulamakta zorlandığımız alanlar var mı?

Manisa Barosu Başkanı Av. Ali Arslan: T.C vatandaşı olarak Avrupa standartlarına uymak için gösterdiğimiz çabaya üzülüyorum. Biz bunu çok önceden yapmalıydık standartların üzerine çıkmalıydık. 1930 yılında biz kadınımıza seçme seçilme hakkı verdik bununla ilgili Mustafa Kemal Atatürk'ün biz sözü var diyor ki ''Benim yaşamımı inceleyenler görürler ki ben mısır firavunları gibi kendime mezarlık yaptırmak için kırbaçlar altında insanları sürmedim. Ben memlekette uygulamak istediğim her hangi bir fikri evvela kongreler toplayarak onlarla konuşarak bu fikirleri onlardan aldığım yetkiye dayanarak uyguladım. İşte Erzurum, Sivas kongreleri, TBMM bunun en canlı ifadeleridir.'' Biz hukukta aradığımız bu standartları kendi aklımızla çözebilecek şekilde olsaydık. O dönemden hukuka verilen değer. Hukuk fakültelerinin açılması, nazi kamplarından kaçan öğretim üyelerinin alınarak hukuk fakültelerinde ders vermesi sağlanarak dünya standartlarının üzerinde bir eğitim vermesini sağlayan bir konumdayken bu konuya geldik. Ne yazık ki iktidarı elinde bulunduranlar o iktidarı kendi çıkarları için kullanmaya çalışıyor. Ülkenin yarınını değil kendi bugününü düşünerek çalışıyor. Türkiye'de hiç bir şekilde kuvvetler ayrılığını sağlayamadık. Mevcut iktidarlar yargıyı hep kendi iktidarları altında tutmaya çalıştılar. Her dönemde siyasi iktidarla değiştiğinde yargıda bir çok değişikliklerin yaşandığını görüyoruz. Bu sadece bu güne mahsus Bir şey değil önceden gelen bir süreç. Öncelikle bu sürece dur demek gerekiyor. HSYK dediğimiz kurumun mevcut iktidarların etkisinden çıkarılması gerekiyor. Bu alanı hukukçulara bırakmak gerekiyor. Sonuç olarak biz hepimiz aynı gemideyiz. Ülkede Bir şey olduğunda en zengine de aynı şey olacak en fakire de. Dünlere de zengin olanlar bugünlerde iç savaşın içerisinde yok olup gidiyor bunu görüyoruz.

Dokuz Eylül Üniversitesi hukuk Fakültesi Yrd. Doc. Dr. Serkan Ekiz:  Türkiye’de son zamanlarda şöyle bir anlayış var '' Ben x partisine yakın olursam siyasi iktidarın yanında olduğumu ispat edersem devam eden davada bana avantaj sağlanabilir'' anlayışı var. Bunun sayısız örneği var. Bu anlayışın hâkim olduğu ülkede hukuk sizin kim olduğunuzla ilgilenmez ne yaptığınızla ilgilenir. Hukuk ne yaptığımız daha önemi hale gelirse hukuka olan güven artar. AB'ye uyum sürecinde yasaları alıp Türkiye’nin hukuk sisteminin bir parçası haline getirmemiz yeterli değil. Bir zihniyet devrimine ihtiyacımız var.

Ural Sevener: Yargı nedir? Bu sistem içerisinde yargının önemi ve bugün içerisindeki yeri nedir?

Yaşar Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fevzi Demir: Hukuk hak kelimesi çoğuludur burada hak kelimesinin üç tane anlamı vardır. Dini anlamı Allah demektir. Edebi anlamı yer anlamındadır. Hukuki anlamda ise çıkar demektir. Hukuken korunmuş bir çıkardır. Hukuk sana hakkı sağlayacak ki sen o hakka sahip olabilesin. Demokrasi de halkın iktidarı demektir. Demokrasiyi yöneten halktır yukarıdakiler yöneticidir. Bizim kabul ettiğimiz yasalar altında görev yaparlar. Demokrat ülkelerle aramızda ki fark budur. Önce yasalar değişir sonra insanlar ona göre hareket eder. Bu konuda Türkiye'de bir kargaşa var. Hem yargı, hem yasama, hem yürütme hepsinin üzerinde toplanması gibi bir durumla karşı karşıyayız. Anayasa ihlallerinden bahsediliyor yasalara aykırılıklardan bahsediliyor. Bunlar Türkiye’deki yargının itibarını zedeliyor. Bu hak ve özgürlükler devlete karşıdır o yüzden kralın kraliçenin mahkûm edilmesini istediği bir takım kişileri oradaki mahkemeler yetkisizlik nedeniyle hep uzatıp başka mahkemelere göndermişlerdir. Mahkeme olmamıştır ama böyle bir mücadele verilerek o bağımsızlık kazanılmıştır. Batı ülkelerinde genellikle bu mesleğin onurunu haysiyetini korumak için çok önemli mücadeleler vermiştir. HSYK kurumunun iktidarların müdahalesi olmadan yargı üyelerinin kendi içerisinden seçilmesi gerekiyor. Ama bizde şuan 2010 yılından beri alınan yargıçlar tekrar gözden geçiriliyor bunlar çok acı şeyler. Buna siyasi iktidarın dokunması çok acı ve karanlık bir durum.

61 Anayasasına göre bir hâkimi bir yerden bir yere sürülmesi mümkün değildi. Siz müracaat ederseniz tayin edilirsiniz. Başka türlü tayin durumu yoktur. Yargının bağımsızlığını ancak onlara sağlayacağınız teminatla sağlayabilirsiniz. AB'de hakim kendisi isterse emekliye ayrılır onun tecrübesine çok önem verir. Yargı teşkilatı böyle bir teşkilat. Bizim burada hâkimlerimizden çok savcılarımız meşhurdur. İşler tersine dönünce savcılar yurt dışına kaçtılar. Böyle bir adalet olmaz. AB'nin de en başta gelen itirazları da yargının şüpheler taşıdığıdır. Basın özgürlüğüdür. Basın özgürlüğü istiyorsanız bağımsız gazetecilere bırakacaksınız basını.

Ural Sevener: İnsan hakları geçmişe dayanan ve insanın topluda var olduğu sürece gündemde olması gereken bir başlık. AB'de olan insan hakları uygulamasını kendi içerisinde ki ve bizimle olan uygulamalarını değerlendirmenizi istiyorum.

Av. Dr. Canadar Arslan: İnsan hakları mahkemesi sorunların çözülebileceği önemli bir mahkemedir. Almanya, İngiltere gibi ülkeler Avrupa insan hakları mahkemesine yön veren ülkelerdir. Onlar bu mahkemelerde garanti altına aldıkları hakları öyle bir konuma getiriyorlar ki mahkemeden daha iyi konuma getiriyorlar. Onların hukuk sistemiyle bizim hukuk sitemimiz arasında da farklar var. Türkiye'de 4 yıl da hukuk fakültesini bitirip bir yıl staj yaptıktan sonra avukat olarak göreve başlayabiliyorsunuz Hakim ve ya Savcı olmak istediğiniz zaman onun ekstra bir sınavı var kazanıp onunda stajını yaptıktan sonra mesleğe atılabiliyorsunuz. Ama Avrupa’da durum böyle değildir. 4 Yıllık bir hukuk fakültesi 2. sınıfını bitirirken bir ara sınavı vardır. Bu sınavı geçmeniz gerekiyor hangi alana yoğunlaşacaksanız o alanın derslerinden oluşan bir sınavdır. Bu sınava iki defa girme hakkınız var, geçmezseniz hukuk fakültesini terk etmek zorundasınız. Bu sınavı geçtiniz 4 yılın sonunda hukuk fakültesini bitirdiniz ardından bir sınav daha geliyor. Bu sınav hem yazılı hemd e sözlü 2 aşamadan oluşmakta burada da iki hakkınız var çok ciddi bir sınav öğrencilerin genellikle bir sene çalışıp, hazırlanıp girdiği bir sınavdır bu. Bunun ardından da iki yıllık staj süresi var bu staj süresinde hem hakim, hem savcı, hem de avukat aynı staja tabii tutulmaktadır. Bu staj süresi bittikten sonra tekrardan 2. devre sınavı var bu sınavda da iki hakkınız var. Bu iki hakta sınavı geçmeniz gerekiyor, geçemezseniz hukukçu kimliğini kaybediyorsunuz ve Almanya’nın hiç bir yerinde hiç bir hukuk fakültesini tekrardan okuyamıyorsunuz. Bu aşamalardan geçtikten sonra yargıda, yargıç olarak görev yapmak isteyenlerin not durumun, staj durumuna ve ona göre yeterli olup olmadığına bakarlar.  Bizim ülkemizde ise hukuk fakültesini geçemezseniz tekrardan sınava girip başka bir hukuk fakültesine gidebilirsiniz. Üniversiteyi bitirdikten sonra da herhangi bir bitirme sınavı da yok. Bir yıllık staj süresi vardır. Bu bir yıllık staj süresinde ekstra tabii olduğunuz bir sınav yoktur. Sadece bitirmeniz yeterlidir, bitirdikten sonra mesleğe girebiliyorsunuz. Almanya'da bu kadar zorlu bir eğitimden sonra yargıya tabii olup kararlar vermeye başlıyorsunuz, o kararları verirken de öğrendiğiniz şeyleri mahkeme salonlarında göstermeye başlıyorsunuz. AB insan hakları sözleşmesine aykırı kararlarda bulunamıyorlar. Verdikleri mahkeme kararlarının çoğunda insan hakları mahkemesinin karalarına atıfta bulunurlar. Hukuk anlamında bu kadar ileriye gitmiş Avrupa insani dinamikler anlamında bu kadar ileriye gitmiş midir? Orta doğuda Suriye’de insan haklarını öne alarak gidip müdahalede bulunduktan sonra milyonlarca mülteci olayı başladı. Biz sınır devleti olarak 2 milyondan fazla mülteciye ev sahipliği yaptık. Anadolu misafirperverliği dediğimiz misafirperverlik ile bakıp elimizden gelen yardımda bulunduk. AB ne yaptı bu konuda?  Sınırlarını kapattılar, halen daha ırkçı müdahaleleri uyguluyorlar. Biz her ne kadar insan hakları ve mahkemeler konusunda onlardan geride kaldıysak da insani anlamda daha öndeyiz. Yardımseverliğimiz, aile birliğimiz anlamında daha iyiyiz. Avrupa da insani anlamda yalnızlaştı. Bizim ülkemizde ise ailevi bağlarımızı koruyarak hem de insan hakları alanında gelişerek bunları birleştirirsek müthiş bir medeniyet oluştururuz. Hem Osmanlı döneminde hem de Türkiye Cumhuriyetinin ilk dönemlerinde biz Avrupa’dan kaçan mültecilere kucak açmış bir medeniyetiz.

Ural Sevener: AB projesinde temel amaç her kitleye her bireye gerçek anlamda işin ne olduğunu anlatmak bu farkındalığı yaratmak. Bu toplumsal tepkinin doğru bir şekilde verilmesini sağlamak.

Dokuz Eylül Üniversitesi hukuk Fakültesi Yrd. Doç. Dr. Serkan Ekiz: Çoğulcu bir demokraside bireylerin temel güvencesi yargıdır. Kişisel inisiyatiflere terk edilemeyecek kadar değerlidir temel hak ve özgürlükler. Çoğulcu demokraside insan hakları olsun mu olmasın mı tartışması olmaz. Ne kadar olsun tartışması olur. O tartışmayı yapacak olan da siyasiler değildir, hukukçulardır. Çoğulcu demokrasilerde insan hakları siyaset alanının tartışma konusu değil, hukuk alanının tartışma konusudur. Biraz yurttaş bilincine sahip olalım bu platformu bu hak ve özgürlükleri yöneticilerden talip edelim.

Ural Sevener:2007’deki Bulgaristan v Romanya’daki AB sürecinde bütünleşmesinde ortaya çıkan bir tablo var. O tabloda AB bakıyor ki tam olarak AB'nın ne olduğunu kavrayamamışlar sonra da sivil toplum diyaloğu diye bir şey çıkıyor ortaya diyor ki; yerel medyalar STK’lar yerelinde yaşayan halka AB'de yerine getirilmesi gereken prosedürleri topluma öğretsinler. Bu noktada AB'ye giderken yerine getirilmesi gereken öncelikli konular nelerdir?

Manisa Barosu Başkanı Av. Ali Arslan: Görsel, yazılı basın ve iktidar tarafından AB'nın istekleri yerine getirilemeyince AB'ye karşı soğuk bir ortam oluştu, oluşturulan bu soğuk ortamda yapılan anket çalışmalarında, AB’ye girme isteğinin çok düştüğünü görüyoruz. Bunda iktidarın büyük bir payı oluyor. Yeterli çalışma yapılamadığında olumsuz bir anlayış oluşuyor. AB'nin denetimi altına girme şeklinde bir algı oluştu bunu da kaldırmamız gerekiyor.

Türkiye’de şuan da 90 bin avukat, 10 bin avukatlık stajı yapan adayımız, hukuk fakültelerinde ise 45 bin civarında öğrencimiz var.  5 Yıl sonra Türkiye’de ki hukukçu sayısı %50 artmış olacak. Bu yetişen kadroları daha nitelikli yetiştirmemiz gerekiyor. Mesleğe başlayan avukat arkadaşımızın bilgisi yargının gelişimine de katkı sağlayacaktır. Savunmak ve korumak bu baroların görevi. Bu bize yasa ile de yüklenen bir görev.

KAYNAK: Manisa Etv

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim