• BIST 104.001
  • Altın 145,411
  • Dolar 3,5083
  • Euro 4,1894
  • İstanbul 19 °C
  • Ankara 17 °C

"Adalet Duygusu Pert Oldu, Bağımsız Tarafsız Yargı Bitti"

"Adalet Duygusu Pert Oldu, Bağımsız Tarafsız Yargı Bitti"
Bursa Barosu Başkanı Av. Ekrem Demiröz, geçtiğimiz günlerde yürürlüğe giren yargı paketi hakkında BAROTÜRK'ün sorularını cevapladı. Demiröz, "bağımsız yargı, tarafsız yargı bitti" dedi.

BAROTÜRK Özel Röportaj 

Sayın Başkanım, Genel bir fotoğraf çekecek olursak, bu değişikleri nasıl buluyorsunuz?

Ben şimdi şöyle düşünüyorum; değişiklikleri inceledim, baktım. Bu değişiklikler, yargı yapılanmasında değişikliğe yol açtığı gibi, Sulh Ceza Mahkemelerini kaldırılıp yerine Sulh Ceza Hakimlikleri ihdas ediliyor. Bir anlamda hani tutuklu yargılamaların pratik açıdan hızlandırılmasının amaçlandığı söylense de, biz tabi meseleye bu güne dek yapılanları düşünürsek olumlu bakamıyoruz. Aslolan bunun uygulamasıdır. Değişikliklerde, yargının tarafsızlığının ve bağımsızlığının kabul edilmediği çok açık bir şekilde görüyoruz. Çünkü şu anda yargı içinde yargı kimin elinde kalacak savaşı yaşanıyor. HSYK seçimleri geliyor, bunun birebir bilgisine de sahibim. Böyle koşullarda yargı ile bu kadar çok oynamanın doğru olmadığını düşünüyorum. Şimdi ne olacak, Sulh Ceza Mahkemeleri kalkacak ve onların baktıkları davalar Asliye Ceza Mahkemelerine devrolunacak. Yeni ihdas edilecek Sulh Ceza Hakimleri HSYK denetiminde olacak. O zaman  ben şunu da düşünüyorum, acaba adil yargılanma veya tutuksuz yargılanma konusunda kim hedef; diyelim ki cemaat ya da AKP, şu an gerçek olan o kavganın yaşanıyor olduğudur. İktidarın tamamen tutuklamaları ve tahliyeleri denetim amaçlı yeni bir düzenleme getirdiğini düşünüyorum Benim yaşanan hadiselerden çıkardığım sonuç budur. 

Ama bu değişiklikler, gerçekten yargının bağımsızlığına inanan bir zihniyet tarafından son derece pozitif olarak da kullanılabilir. Ama şimdi yaşadıklarımıza bakın, işte tutuklamalar var, Balyoz olsun Ergenekon olsun, siyasi iktidar tarafından bile bir kumpas iddiası ortaya atıldı. Suçsuz yere insanlar tututklandı demiyorum. Suçlu veya suçsuz demiyorum, benim ilgilendiğim adil yargı haklarının ihlal edilip edilmediği idi. Buna ilişkin de Anayasa Mahkemesi kararı ihlal tespitinde bulundu ve yeniden yargılamanın yolunu açtı.

Şimdi böylesine, üstelik Genelkurmay Başkanının, gazetecilerin yani böyle sıradan insanların yani kalabalığın dikkatini çekecek ve sonucu merak edilen türde davalarda bile bu yapılmışken, yarın birgün farklı amaçlarla bu yeni düzenlemenin getirilmediğinden emin olamayız. Ama yasa çıktı, Resmi Gazete'de yayınlandı, yürürlüğe girdi. Yani bu yasanın önünde durmak bizim görevimiz değil, hakkımız da değil. Anayasa'ya aykırılığı nedeniyle iptal edilmediği takdirde, bu mevcut yapılanmaya göre yargılamaları bizde takip edeceğiz. Ben bu kanunu tanımıyorum deme hakkına sahip değilim ama çünkü neden böyle söylüyorum, iktidarın en yetkilisi “yargı her ülkenin başının bir belasıdır” dedi, bakın bu bana göre tarihe geçek bir söz, dünyada hiçbir siyaset adamının dilinden böyle bir söz geçmemiştir. Ya da daha somut, işte bu Atatürk Orman Çiftliği'ndeki Başbakanlık Binası ile ilgili olan. Ortada mahkeme kararı var, idare mahkemesi kararı var, ama ne dedi başbakan; gücünüz yetiyorsa gelin yıkın dedi. Şimdi bu tür zihniyetin yargıyı itibarsızlaştıran, yine bir örnek vereyim, aynen yine Başbakan'ın ifadesi ile söylüyorum; “Devlet koridorlarını çetelerden temizledik, şimdi adliye koridorlarındaki çeteleri temizleyeceğiz” dedi. Bu itibarsızlaşmanın sonuçları, yargıya güvenin zedenlenmesi oluyor.  Yargıda bu dönem gerçekleşen olayları işte görüyorsunuz. Savcılar atılıyor oradan oraya, dün kahraman ilan ettiklerini bugün tukaka ediyorlar. Polislere yapılanları görüyoruz, özetle itibarsızlaştırma artık had safhaya çıktı. O yüzden de yüzde yirmilerin altına düşmüştür yargıya olan güven. Bu yüzden de, en sıradan basit bir davada bile aleyhine karar çıkan vatandaş burada bağırıyor; "zaten hukuk mu var!". Şimdi bu iktidar, hem yargıyı itibarsızlaştırıp her şeye kendi hükmetse her şeye kendi karar verse, hatırlayın Adalet Bakanına tüm yetkileri veren yasa neyse, Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildi. Yani mümkün olsa şunu yapacaklar, diyecekler ki; Başbakan karar versin, Adalet Bakanı açıklasın. Bakın abartmıyorum. Şimdi bütün bunlar karşısında, böyle bir ihtiyaç olduğunu ben zaten biliyorum. Bakın Sulh Hukuk'taki kararlara karşı Asliye Ceza Mahkemesi'ne gidiyordunuz, şimdi ne olacak biliyor musunuz? Bursa için söylüyorum; 3 tane beş tane Sulh Hukuk Hakimlikleri oluşacak, belki de daha fazla. Diyelim ki bir hakim tutukladı veya tutuksuz yargılanmasına karar verdi, itiraz edilecek yer yine sulh hukuk hakimliği olacak, bir başkası yani. 1 Sulh Hukuk Hakimliği verdiyse, 2 sulh hukuk hakimliği, 2 sulh hukuk hakimliği verdiyse, 3. Sulh hukuk hakimliği gibi. Tamamen yeniden oluşan bir ilişkinin denetimine sokuluyor. HSYK yapısını ne hale getirmek istediklerini görüyoruz ve bu kişileri de HSYK'nın atayacağını unutmayalım. 

Peki sayın başkanım, Avrupa insan hakları mahkemesinin bu konuda ikili yargı içtihatı bulunuyor. Bu yönüyle itiraz aynı mahkemeye yapılacağı için, AİHM kararlarıyla çelişmiş olmaz mı bu düzenlemeler?

Şöyle aynı mahkemeye itiraz emiyorsun ama, statüsü aynı olan bir başka mahkemeye başvuruyorsun. Şimdi bunu şöyle söyliyeyim; bende doğru bulmuyorum. Yani denetimi sağlamak, yargının kendi içinde kendi denetimi için bir üst mahkeme fikri doğrudur. Doğrusu bu söylediklerinizi bilemiyorum, yani madde madde okumam lazım. Bu yeni düzenlemenin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde ne tür bir karşılığı var, onu tam değerlendirecek durumda değilim. Ama zaten düşünce olarak bir üst mahkeme fikri, bana da son derece doğru geliyor. Şimdi bu kaldırıldı, bir üst mahkeme diye bir şey yok.

Peki size göre, son verdiği HSYK Kararı, Balyoz Kararı ve twitter, youtube kararlarına bakarsak Anayasa Mahkemesi'nden bu konuda başvuru giderse bir iptal kararı gelebilir mi?

Şimdi tabi Anayasa Mahkemesi üzerinden bir şey söylemem doğru değil. Ama en azından Anayasa Mahkemesi'nin son kararları ki, oy birliği ile alınan kararlar da var, ama bir tek güvencemiz o kaldı. Bu kadar hukuksuzluğu ya da hukuku bu kadar yok edip yerine tamamen hakkın hukukun gereklerine göre değil, iktidarın taleplerine göre karar veren bir yargı yapısı oluşturulmaya çalışılıyor, bu çok açık. Artık bu bir niyet okuma yada satır aralarından çıkardığımız bir şey değil.

Şimdi sonuç olarak ben niyet okumuyorum, yani kesinlikle çok dikkat ediyoruz bu konularda konuşurken, emin olmadan, karşılığı olmadan, çok somut sonuçlarını görmeden yorum yapmaya kalkmıyoruz. Ama ben bunu rahatlıkla söyleyebiliyorum; evet Türkiye’de hiçbir zaman yargı tam anlamıyla bağımsız ve tarafsız olmamıştır, ama şu AKP iktidarının döneminde olduğu kadar, yargının hiçe sayıldığı, yok edilmeye çalışıldığı ve yerine tamamen hakkın hukukun gereklerine göre değil, tamamen iktidarın isteklerine göre karar veren bir yargı oluşturma çabasına bu güne dek rastlanmamıştır. Bunun Türkiye’nin geleceğini tehdit eden çok tehlikeli bir süreç olduğunu görüyoruz, çünkü adalet duygusunu yitiren toplumun geleceği yoktur. Yargıya bu kadar güvenini dip yaptığı bir dönemin altından iktidar partisi de kalkamaz. Bir dönem, "yargıda militan dönemi bitmiştir" dedi Sayın Başbakanımız, sonra 17 aralık operasyonundan sonra birden bire bunu söyleyen o değilmiş gibi, Allah’ım yarabbim saldırıların haddi hesabı yok. Hatırlayın işte mesela en basit örnek; Zekeriya Öz. Kendi zırhlı aracını ona verecek kadar koruma altına alınan, kahraman ilan edilen Zekeriya Öz. Ne savunuyorum ne eleştiriyorum bakın, durumu söylüyorum, şimdi sıradan bir savcı olarak tayin edilmiştir, korumaları falan da kaldırılmıştır. Kısacası kullanıldı ve kenara atıldı. İşte şimdi böyle bir zihniyete ben nasıl güvenirim? Bu zihniyetin oluşturduğu yeniden yargılanmaya veya yargılamada yeniden yapılanmaya nasıl inanırım? Demek ki açık bir yer vardı, bunun için insanlar davalar çabuk yürüsün, yargı doğru olsun, doğru yargılansın daha iyi olsun diye bir yasama yapıldığını doğal olarak düşünemem. Olanlara, yapılanlara bakılınca ama artık öyle bir hale gidiyoruz ki, adım adım bakın MİT Yasası da bunun en tehlikeli boyutlarından biridir. Ama altını çizerek söylüyorum MİT' tanınan bu ağır yetkiler, bizzat bu iktidarı nasıl tehdit edecek bakalım, birde o zaman konuşalım. Yargıyı, polisi ne istediler de vermedik dedi ya Başbakan, demek ki cemaate vermişler. Ve şimdi bu temizlenmeye çalışılıyor. Böyle olmaz, devlet böyle yönetilmez, böyle hassas konulara kendi çıkarlarından gündelik bakarak bu kadar işlerin genleriyle oynanmaz. Artık  Savcılara zerre kadar güven kalmamıştır, kendi durumları açısından. Keşke ve son bir örnek; adalet.org sitesi diye bir site var hakim ve savcıların üye olduğu. Anket sonucuna rastladım, ankette sormuş tabi hepsine soruldu mu bilmiyorum ama o sitede yapılmış hakimlerin ve savcıların % 70-80' den fazlası oraya üye.

Soru şu; Yaptığınız işten mutlu musunuz? Olumlu cevap yüzde bir. Dehşet verici, bir de bizler gibi hakim savcılarımızla birebir oturup dertleşen konuşan insanlar açısından vehametin boyutları son derece yüksek. Kelimeler ile ifade edilmez. Son derece tehlikeli bir gidiş. O yüzden ben böyle söylüyorum; Anayasa Mahkemesini sormuştunuz, ne yapacağını bilemem ama, inanın  şu andaki hukuksuzluklara karşı bir nebze tek umudumuz tek çaremiz ve bildiğimiz tek hukuk odağına dönüştü. Bir de bunun yanı sıra tüm bu hukuksuzluklara karşı direnen barolar ve barolar birliğimiz var.

Göreceksiniz yakında bu saldırıların da hedefi olacaktır bu sözünü ettiğim unsurlar. Çünkü bu kadar hukuksuzluğu deşifre edecek,  bu hukuksuzluğa karşı ayak direyecek tek bu yapılar kaldı. Ne olursa olsun tek istediğimiz bir şey var, sadece bir şey istiyoruz, herkesin hukuk önünde eşit olduğu bir Türkiye ve herkesin adil yargılanma hakkına sahip olduğunu düşündüğü bir Türkiye. Bu tamamen bozulmuştur, sonuna kadar da bozulmak istenmektedir, ama biz bu ideal değil, olması gereken için mücadele etmeye devam edeceğiz benim söyleyeceğim bu kadar.

Adalet duygusu pert oldu, bağımsız yargı tarafsız yargı bitti. Bunun yerine koyabileceğimiz bir şey yok. Onun için yine aynı yerde aynı haksızlıklara ve süreçlere karşı durup, gerçekten hepimiz için güven oluşturacak, hatta izninizle son bir şey daha ekleyeyim; Türkiye'de siyasetin bu kadar sert, acımasız olmasının bir nedeni de yargıya olan güvensizlik, oysa yargıya güven olsa, örnek veriyorum ben derim ki ya benim gibi düşünmeyen bir iktidar diyelim hükümet kurdu, o partiden korkmam çünkü bana haksızlık yapılırsa yargı var derim. Herkes için geçerli bu sadece benim için değil, çok farklı düşünen insanlar şuna inansa; iktidarlar değişebilir, benim düşündüğümün dışında zihniyetinin ötesinde bir parti iktidar olabilir, bana zarar vermeye kalkamaz. Yargıdan çekinir, çünkü cesaret ederlerse zarar verirlerse, yargıya giderim hakkımı alırım. Şimdi güven kaybolduğu için, herkes aman benim tersime düşünen bir iktidar olmasın ki, benim haklarımı, yaşam tarzımı, inançlarımı engellemesin, beni muhalif olduğum için ezmesin, hapse atmasın. Medeni olmayan ve kıyasıya acımasız, çok sert işte bu ülkenin yararına olmayan bir siyaset üslubu girdi, yerleşti. 

İşte bazen Başbakanımız da yönettiği politikaları izliyor zaten, kendi şeylerinden vazgeçmiyor. Asla sadece adalet duygusu için değil, Türkiye’de siyaseti olması gereken yere taşıyacak tek şey, kavga değil bir yarış alanı haline dönüştürecek tek şey yargının tarafsız ve bağımsız olmasıdır. Bu açıdan da inanılmaz kötü süreç yaşıyoruz, yarın Türkiye bunları aşar, aşmak zorundadır. Türkiye’nin kesin bir hukuka ihtiyacı olacaktır

 

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim