• BIST 89.466
  • Altın 146,241
  • Dolar 3,6463
  • Euro 3,9145
  • İstanbul 18 °C
  • Ankara 19 °C

Adana Barosu İktidara Tepki Gösterdi

Adana Barosu İktidara Tepki Gösterdi
Adana Barosu Avrupa Birliği ve Dış İlişkiler Komisyonu yaptığı yazılı açıklamada, Cumhurbaşkanı ve ilgili bakanların “Avrupa Birliği’ ne alınıp alınmama gibi bir derdimiz yok” şeklindeki beyanatlarına tepki gösterdi.

Adana Barosu Mahmut Esat Bozkurt Salon’unda gerçekleşen basın açıklamasında söz alan Komisyon Başkanı Avukat Zehra Bulut, AB ile gelinen noktanın bitirilmemesi gerektiğine vurgu yaptı. Daha sonra basın açıklamasını Komisyon Üyesi Avukat Serkan Ulufer okudu.

Açıklamada, “Cumhurbaşkanı ve ilgili bakanların “Avrupa Birliği’ ne alınıp alınmama gibi bir derdimiz yok” şeklindeki beyanlarının; yarım asrı aşkın bir süredir devlet politikası olarak takip edilen Avrupa Birliği üyelik sürecine, bu uğurda harcanan emeklere ve demokratik kazanımlara son derece zarar vermektedir” denildi.

Komisyon üyesi Avukat Serkan Ulufer:

Ülkemizin Avrupa Birliği serüveni 1959 yılında Avrupa Ekonomik Topluluğu’ na başvurusu ile başlamıştır.

Türkiye-Avrupa Birliği ilişkileri 1970 li yılların başından 1980’lerin ikinci yarısına kadar siyasi ve ekonomik sebeplerden dolayı istikrarsız bir seyir izlemiştir. 1996 yılında Türkiye-Avrupa Birliği arasında Gümrük Birliği anlaşmasının devreye girmesiyle ilişki ivme kazanmıştır.

Helsinki de 1999 yılında Türkiye’ nin Avrupa Birliği adaylığı onaylanmıştır. 2002 yılından itibaren, kriterlerin tamamlanmasına yönelik,  Avrupa Birliği uyum yasaları yoğun bir şekilde meclisten geçerek yürürlüğe girmiştir.

2005 yılında ise Lüksemburg da yapılan Avrupa Birliği toplantısında, Türkiye ile resmen üyelik müzakerelerine başlanmıştır.

Ülkemiz yarım asırdan fazla bir süredir yönünü AB ye dönmüş ve AB üyeliği bir devlet politikası haline gelmiştir. Hatta bu amaca yönelik bir de bakanlık ihdas edilmiştir. Ülkemizde sadece demokrasinin askıya alındığı dönemlerde AB üyelik çalışmaları sekteye uğramış, bunun dışında her hükümet bu süreci kararlılıkla sürdürmüştür.

Özellikle 1999 yılında, Türkiye’nin Avrupa Birliği adaylığı onaylandıktan sonra, Avrupa Birliği kriterleri çerçevesinde bir çok uyum yasasının çıkartılmasıyla, Avrupa Birliği müktesebatı artık Türk hukuk sisteminin bir parçası olmuştur.

Ancak son zamanlarda artan, kolluk eliyle yaşam hakkına saldırılar, temel yasalarda yapılan dönemsel değişiklikler ile adil yargılanma hakkına müdahaleler, çalışma güvenliğinin sağlanmaması, toplantı ve gösteri hakkının kısıtlanması ve basın özgürlüğünün ciddi yaralar almasına neden olan düzenlemeler ve baskılar, ülkemizi Avrupa Birliği ve üye ülkelerin önemli eleştirilerine maruz bırakmıştır.

Bu eleştiriler karşısında Cumhurbaşkanı ve ilgili bakanların “Avrupa Birliği’ ne alınıp alınmama gibi bir derdimiz yok” şeklindeki beyanatları; yarım asrı aşkın bir süredir devlet politikası olarak takip edilen Avrupa Birliği üyelik sürecine, bu uğurda harcanan emeklere ve demokratik kazanımlara son derece zarar vermektedir.

Avrupa Birliği üyelik kriterleri için bugüne dek yapılan çalışmalar ve harcanan emeği hiçe saydığımız taktirde, Avrupa Birliği’ne üyelik yolculuğunda zemin kaybedeceğimiz tartışmasızdır.

Yürürlüğe sokulan yargı paketlerinin, yasa yapma tekniğine uyulmadan, gündelik olaylara tepki olarak, hızlı bir şekilde yürürlüğe konması, yasaların istikrar kazanmadan günlük gelişmelere ve olaylara göre sürekli değiştirilmesi, hukuk güvenliğini ve sosyal, siyasi, ekonomik istikrarı sarsmaktadır.

Bu neviden tutumlara, sadece demokrasinin askıya alındığı olağanüstü darbe dönemlerinde, devlet gücünü elinde tutanların, uluslar arası baskılardan kurtulmak amacıyla başvurduğu görülmektedir.  Son dönemlerde siyasal iktidarın temel hak ve özgürlüklere, evrensel hukuk kurallarına, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne ve diğer Avrupa Birliği müktesebatında yer alan temel kriterlere aykırı baskıcı tutum ve davranışlarında artış oldukça Avrupa Birliği ile olan ilişkilerin de ,özellikle, zayıflatıldığı dikkat çekmektedir.

Avrupa Birliği’ne üyelik yolunda adım atmış olan ülkemiz, Avrupa Birliği içinde eşit haklara sahip onurlu bir üye olarak yer almaya ilişkin yol haritasından ayrılmamalı, bu yolda emin adımlarla yürümeye devam etmelidir.

Siyasi iktidardan öncelikli beklentimiz; tüm işlem ve uygulamalarını evrensel hukuk kurallarına, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne ve diğer Avrupa Birliği müktesebatında yer alan temel kriterlere uygun olarak yapmalarıdır. Bununla beraber yarım asrı aşkın bir süredir devlet politikası halini almış Avrupa Birliği üyelik ilişkilerini günlük siyasete ve popülizme feda etmemeleridir. Bu endişe ve beklentilerimizi kamuoyu ile saygı ile paylaşırız.

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim