• BIST 105.324
  • Altın 146,461
  • Dolar 3,4721
  • Euro 4,1642
  • İstanbul 34 °C
  • Ankara 29 °C

Adil Yargılama Takip Merkezi'nin Dünya Kadınlar Günü Bildirisi

Adil Yargılama Takip Merkezi'nin Dünya Kadınlar Günü Bildirisi
Adil Yargılama Takip Merkezi, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü için bir bildiri yayınladı.

OPUZ / Türkiye ve EMEL BOYRAZ / Türkiye Davaları

AİHM’de görülen 2009 tarihli OPUZ / Türkiye kararından bu yana köprünün altından çok sular geçti. Ülkelerde siyasi iklim, gezegenimizde iklim değişiklikleri vuku bulurken, kainat ile ilgili teoriler gelişirken, deve tellal iken, kızlarımızı prenses masallar ile büyütürken, teknolojik gelişmeler hızla bizi büyülerken, arkasında aile içi şiddet olsun ya da olmasın, kadın cinayetlerinin, canavarca hislerle tırmandığına defalarca üzüntü ile şahit olduk. Türkiye’de kadın cinayetleri artarak devam etmekte... Türkiye’de kadınlar, kadın olmak isteyenlere ayrımcılık yapılmakta... Halen...

Adil Yargılama Takip Merkezi olarak, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde de görülmüş, dolayısıyla Anayasa Mahkemesi’ne yapılan benzer başvurularda da referans gösterilebilecek iki karara dikkat çekmek istedik. OPUZ / Türkiye Başvurusu, AİHM Mahkemesi’nin önüne gelen ilk aile içi şiddet konulu başvuru dosyası olmamakla birlikte, başvurucu ve annesine karşı uygulanan şiddet karşısında yetkili makamların sergilediği kayıtsızlığın, kadınlara karşı ayrımcılık olarak yorumlandığı ilk dava olmuştur. Her iki davada da ayrıca Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi 6. Maddesi’nin 1. Fıkrasında düzenlenen adil yargılama ilkesinin ihlal edildiği iddia edilmiştir.

Kadına karşı şiddet diğer Avrupa Konseyi üye ülkelerinin de problemidir ancak kadın cinayetleri karşısında üye ülke devletin kayıtsızlığının ihlal ile kayda alınması Türkiye’nin sırtladığı bir ilk olmuştur.

Kadın cinayetleri bir taraftan devam ederken, dünyada kadına karşı ‘ayrımcılık’ pozitife çevrilmek istenirken, EMEL BOYRAZ / Türkiye davasında da, kadın olduğu gerekçesiyle kazandığı sınava rağmen güvenlik görevine atanmayan Başvurucunun cinsiyetinden dolayı ayrımcılığa uğradığı kabul edilmiştir.

Sistem, bir taraftan kadına karşı şiddet uygulayan kocayı orantılı şekilde cezalandırmaktan imtina ederek kadını etkin şekilde koruyamazken, diğer taraftan, adeta güvenlik görevlisi olamayacak kadar narin olduğunu iddia etmekte ve işini gerektiği gibi yerine getirmesine engel olan bu tabiatından kaynaklanan dişi olma durumunu silahlar ile baş edemeyeceği sonucuna bağlamaktadır.

Kısaca kadınlar öldürülmenin ve işten çıkartılmanın fıtratlarında olduğu savıyla baş başa bırakılmışlardır.

Olaylar OPUZ / Türkiye davasında nasıl gelişmiştir?

Nahide Opuz 1995 yılında H.O ile evlenmiştir. Aynı zamanda eşinin üvey annesi de olan kendi annesi ile birlikte, evliliklerini takip eden üç yıl süresince H.O’nun darplarına, bıçaklı saldırısına ve bir kez de araçla ezme girişimine maruz kalmıştır.

Başvurucu, bazılarında annesinin de mağdur olduğu olaylara ilişkin olarak, iç hukukta yedi ayrı şikayette bulunmuştur. Karakolda ifadesi alınır alınmaz serbest bırakılan eşinden korktuğu için, soruşturmanın neticelenmesini beklemeden şikayetini geri çekmek zorunda kalmıştır.

Sadece karısını bıçaklama ve kayınvalidesini otomobil ile ezme fiillerinin neticesinde H.O yargılanmış ve para cezasına çarptırılmıştır. Sulh Ceza Mahkemesi, karısını yedi kere bıçaklamış olan kocanın 839, 957, 040 Türk Lirası ceza ödemesine hükmetmiş ve bu meblağı sekiz takside bağlamıştır. Diğer şikayetlerin incelenmesi neticesinde ise, delil yetersizliği nedeniyle takipsizlik kararı verilmiştir.

Bardağı taşıran tehdit

Başvurucunun annesi, damadının silahlı olduğunu, telefon açarak kendisini ve kızım ölümle tehdit ettiğini savcılığa dilekçe vererek bildirmesi üzerine savcılık telefon şirketinden şikayetçiyi arayan telefon numaralarının dökümünü talep etmiştir. İki hafta sonra ise başvurucunun annesi, damadı tarafından silahla vurulmak suretiyle öldürülmüştür.

AİHM’e başvuru

AİHM'e başvuran Opuz, başvurusunda, yetkililerce yaşam haklarının korunmadığını, annesine ve kendisine yöneltilen tehditlere yerel makamların duyarsız kaldıklarını bildirmiştir.
Başvuruda, AİHS ‘yaşam hakkını güvence altına alan 2. madde ile ‘işkence ve insanlık dışı ve onur kırıcı muamele yasağını düzenleyen 3. Madde, ‘mahkemelere etkin başvuru hakkına dair 13. Madde ve ayrımcılık yasağını düzenleyen 14. Madde incelenmiştir.

‘Mahkemelere etkin başvuru Hakkı’na dair 13. Madde’nin ve etkin koruma sağlamamanın 6. Madde’nin 1. Fıkrasını ihlal ettiği iddiaları, aynı içerikteki 2., 3. ve 14. Maddeler altında incelenmiştir. Kararın özellikle ayrımcılık yasağı ile ilgili olan ilginç kısmı, kadınları aile içi şiddetten koruyan etkin bir sistem bulunmaması gerekçesiyle AİHS'nin ‘ayrımcılık yasağını düzenleyen 14. Maddesi’nin çiğnendiğine hükmedilmesidir.

Ayrımcılık yasağının ihlal edildiğine hükmeden yeni bir karar

Aralık 2014 tarihli Emel BOYRAZ / Türkiye Davasında başvurucu Emel Boyraz kamu sektörüne ait bir elektrik şirketindeki güvenlik görevlisi atandığı görevinden ‘erkek olmadığı’ ve ‘askerlik hizmetini yapmadığı’ gerekçesiyle alınmıştır. AİHM’e göre, hükümetçe savunulan güvenlik görevlilerinin ateşli silah kullanmak ve gece vardiyasında kırsal kesimde çalışmak zorunda olmaları, tek başına kadınların erkeklerden farklı bir muameleye tabi tutulmalarını haklı göstermemiştir. İç hukuk Mahkemeleri önünde Boyraz’ın bu görevi ifa etmesinde yetersiz olduğunu gösteren bir delil ileri sürülememiş ve elektrik şirketinde sadece erkek çalışanların güvenlik görevlisi olarak işe alınması gerekliliğini haklı çıkaran gerekçeler de kanıtlanmamıştır.

AİHM, Boyraz’ın iç hukukta makul süre içerisinde sonuçlandırılmayan davasının adil yargılama ilkesini de ihlal ettiğine karar vermiştir. Ayrıca Boyraz’ın, aynı tür şikayeti içeren başka bir davada da, davacı lehine verilen kararın kendisi aleyhine verilen karar ile uyuşmadığı ve bunun adil yargılama ilkesini de ihlal ettiği iddiasını ihlal hükmüyle sonuçlandırarak Başvurucuya toplam 10.000 Euro tazminat ödenmesine hükmetmiştir.

Ortak değer vurgusu

Yukarıda ana hatları verilen iki davanın da ortak yanı iç hukuktaki bazı uygulamaların ‘ayrımcılık yasağı’ duvarına çarpmasıdır. Opuz / Türkiye Başvurusu’nda da belirtildiği gibi Sözleşme çerçevesinde, üye devletlerin sorumlulukları belirlenirken, tüm Avrupa ülkelerindeki ortak değerler, uygulamadaki benzer yaklaşımlar ve bu konuya ilişkin uzlaşı göz önünde bulundurulur. Avrupa Konseyi üye ülkelerinin ortak uzlaşısının kanunların salt varlıklarıyla değil, etkin uygulanmaları ile ele alındığı bir kere daha bu kararlar ile dile getirilmiştir. AİHS yaşayan bir belgedir. AİHM’den içtihat vasıtasıyla çıkan ilkeler Türkiye aleyhine açılmış bir davanın konusu olmasa dahi göz önünde bulundurulmalı ve Sözleşme’nin kavram ve kuramlarının tam anlamıyla iç hukukta da hayata geçirilmeleri sağlanmalıdır.

Ayrımcılık yasağına riayet eden bir uygulama kadın cinayetlerine karşı durmak için elzemdir.

ADİL YARGILAMA TAKİP MERKEZİ

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim