• BIST 106.843
  • Altın 142,630
  • Dolar 3,5367
  • Euro 4,1209
  • İstanbul 25 °C
  • Ankara 24 °C

AİHM’in Ulusal Takdir Marjı Ölçüsü

AİHM’in Ulusal Takdir Marjı Ölçüsü
Kanunların ve sözleşmelerin yorumlanması etkili bir karar için son derece önemlidir. Ancak ülkemizde sistemli bir yorum yöntemi uygulamasının olduğunu söylemek oldukça güç.

Hilal YILDIZ / Ankara Strateji Enstitüsü

Bununla birlikte Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) hem esasa hem usule ilişkin değerlendirmelerinde bir dizi yorum yöntemi kullandığını söyleyebiliriz. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) açısından baktığımızda Viyana Anlaşmalar Hukuku Sözleşmesi’nin 31. ve 32. maddeleri ve diğer uluslararası sözleşmeler yoluyla Mahkeme’nin yorum yöntemlerinde keyfiliği büyük ölçüde bertaraf etmiştir.[1] Ayrıca Mahkeme, içtihat yoluyla söz konusu yorum yöntemlerine bir takım standardizasyonlar ekleyerek yorumda yeknesak bir istikrarı sağlamayı amaçlamaktadır.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 1. maddesinden ve AİHM'in vermiş olduğu bir takım emsal kararlardan; sözleşmede yer alan hak ve özgürlükleri tanımada birincil makam olarak ulusal makamları, ikincil makam olarak ise uluslararası mahkemeleri bir denetleme makamı gibi yorumladığı anlamı çıkmaktadır.[2] Nitekim taraf devletlerin her birinin birbirinden ayrı yaşamlarının içerisinde bulunamayacak olan AİHM, incelediği vakalarda uzaktan bir seyirci olduğunu kabul ederek bir takım hususların yorumlanmasında devletlere ‘ulusal takdir marjı’ imkânı tanımıştır.

AİHM, kararlarında bir hususun yorumlanmasında eğer ortak bir avrupa standardı[3] zayıf kalıyorsa genellikle orantılılık ve takdir marjı ölçütlerini devreye sokmaktadır. Takdir marjı, bir devlete bir hakkı sınırlandırma konusunda verilmiş bir yetkiyken, hakkın tanınması konusunda verilmiş bir takdir hakkı değildir. Bir başka deyişle takdir marjı, hakkın varlığının yahut yokluğunun tartışılması hususunda söz konusu değildir. Nitekim Mahkeme, AİHS ile zaten tanınmış olan bir hakkın sınırlandırılması konusunda devletlere belirli alanlarda sınırlı bir takdir hakkı vermektedir.

Bu mevzuda AİHM’in meşhur Otto Preminger / Avusturya davası Türk mahkemelerinin de çokca atıfta bulunduğu tipik bir takdir marjı uygulamasıdır.[4] Söz konusu karar, Avusturya’daki Hristiyanlık dininin değerlerine hakaret eden filmin yasaklanmasına ilişkindir. Mahkeme, olayın yaşandığı yerde nüfusun büyük bir kısmının Katolik Hristiyan olması sebebiyle dava konusu filmin herhangi bir yerde gösterime girmesinden çok daha olumsuz etki doğuracağını ve bu sebeple devletlere bu gibi özel hususlarda takdir marjı tanıdığını söylemiştir. Mahkeme somut olaydaki gibi yerel hassasiyetlerin bulunduğu ve özellikle de sınırlandırmanın gerekçesinin genel ahlak olduğu pek çok alanda devletlere takdir marjı vermektedir. 

Başka bir örnek ise; İsviçre Raelyen Hareketi / İsviçre Kararında[5] yerel makamların, bir afişin içeriğinin, ahlakın korunmasına ilişkin yasal kriterleri karşılayıp karşılamadığının incelenmesinin devletlerin takdir marjına bırakılmasıdır. Nitekim AİHM kararın gerekçesinde, ulusal takdir marjı hakkını yok sayarak hüküm vermenin Sözleşme'nin ikincil nitelikte olma özelliğini kaybetme riski nedeniyle uygun olmayacağını belirtmiştir. Mahkeme, ulusal makamların mevcut olayda ellerinde bulunan geniş takdir marjını aşmadıkları ve bu yolla ifade özgürlüğünü ihlal etmedikleri hükmünü vermiştir.

Mahkemenin, ifade özgürlüğünün genel ahlakı yahut dine ilişkin kişisel kanaatleri zedeleyebilecek alanlarında ve hatta ticaret ve reklamların yayılmasına ilişkin hususlarda[6], daha geniş bir takdir marjı sunduğunu belirtmek gerekir. Bununla birlikte Mahkeme’nin özellikle genel ahlakın söz konusu olduğu ve  büyük sosyal etkiler doğuran bazı uyuşmazlıklarda ulusal takdir marjı hakkını bir kaçış olarak kullandığı söylenebilir. Aynı şekilde Mahkeme, yaşam hakkının başlangıcı ve bitişi olarak iki uçta bulunan kürtaj ve ötenazi gibi mutabakatın sağlanamadığı alanlarda karar vermekten kaçınarak bu gibi ihtilaflı, bıçak sırtı konularda ulusal takdir marjı hakkına sığındığı görülmektedir. Bununla birlikte Sözleşme’nin 3. maddesi ile koruma altına alınan işkence yasağı gibi kesin hükümlerde takdir marjı hakkının tanınmamaktadır.

Sonuç olarak AİHM’in sözleşmeci devletlere bazı hakların sınırlandırılması ve müdahalenin gerekliliğinin değerlendirmesi için belirli bir takdir marjı tanıdığı içtihatları bulunmaktadır.[7] Ancak söz konusu takdir marjı, kanuna uygun olarak verilmiş olsa dahi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi seviyesindeki denetimle birlikte ilerlemek zorundadır.[8] Nitekim denetim hususunda, Mahkeme’nin görevi, ulusal mahkemelerle yer değiştirmek değildir; sözleşmeci devletlerin görevi ise takdir yetkilerini kullanırken AİHS hükümlerine uygun düşmeye özen göstermektir.[9]

[1] 23.5.1969 tarihli Viyana Anlaşmalar Hukuku Sözleşmesi günümüzde imzaya açıktır. Türkiye anlaşmayı imzalamış ancak onaylamamıştır.

[2] Ş. Gözübüyük, F. Gölçüklü, Avrupa İnsan Hakları Hukuku,Turhan Kitabevi, Ankara, 2013.

[3] Ortak Avrupa Standardı, Mahkeme’nin kararlarında sıkça bahsettiği ancak tanımlamadığı bir kavramdır. Mahkeme boşluk bulunan hususlarda ortak bir avrupa standardı oluşturarak, ulusal hukuklardan bağımsız bir takım otonom kavramlar üretmekte ve bir standardizasyon sağlamayı amaçlamaktadır. Ayrıca örnek karar için bkz. Bayatyan/ Ermenistan karar metni, no. 23459/03.

[4] İlgili karar için bkz. Otto Preminger/ Avusturya, no. 13470/87, 20.9.1994.

[5] İlgili karar için bkz. İsviçre Raelyen Hareketi / İsviçre Kararı, no. 16354/06, 13.7.2012.

[6] Ayrıca örnek karar için bkz. Klaus Beermann/Almanya, 20.10.1989, paragraf 33 ve Casado Coca/İspanya paragraf 50, 24.2.1994.

[7] Ayrıca örnek karar için bkz. Tammer/Estonya, no. 41205/98, paragraf 60, 2001.

[8] Ayrıca örnek karar için bkz. Karhuvaara et Iltalehti/ Finlandiya, no. 53678/00, paragraf 38, 2004. ve Flinkkilä ve diğerleri/Finlandiya, no. 25576/04, paragraf 70, 6.5.2010

[9] Ayrıca örnek karar için bkz. Axel Springer AG/Almanya, no. 39954/08, paragraf 86, 7.2.2012.

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim