• BIST 90.383
  • Altın 144,409
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • İstanbul 8 °C
  • Ankara 15 °C

Ambulans Şoförü Sanık Hakkında Soruşturma İznine Gerek Olmadığı

Ambulans Şoförü Sanık Hakkında Soruşturma İznine Gerek Olmadığı
Ambulans Şoförü Sanık Hakkında Soruşturma İznine Gerek Olmadığı hakkında Yargıtay kararı:

T.C.
YARGITAY
Ceza Genel Kurulu

Esas No    :    Karar No    :    İtirazname:
2014/12–120 2014/291    2011/71613 

Y A R G I T A Y    K A R A R I
Kararı veren
Yargıtay Dairesi    : 12. Ceza Dairesi
Mahkemesi    : ISPARTA 1. Sulh Ceza
Günü    : 30.11.2010
Sayısı    : 373–1215

TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI

Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulu'nca çözülmesi gereken uyuşmazlık; suç tarihinde sağlık ocağında ambulans şoförü olarak çalışmakta olan sanığın, idaresindeki ambulansla bir hastayı hastaneye sevk etmekteyken meydana gelen kaza ile ilgili olarak yargılanabilmesi için, 4483 sayılı Kanunun 2. maddesine göre izin alınmasının gerekip gerekmediği, bu bağlamda eksik araştırma ile hüküm kurulup kurulmadığının belirlenmesine ilişkindir.

İncelenen dosya kapsamından;

Katılan Mahmut Erçelik'in aracı ile Isparta ili Anadolu Mahallesi 142. Caddede seyir halinde iken Kolçelik Kavşağına geldiği sırada, kendisi için yanan yeşil ışıkta, sanık Şerafettin Yılmaz Duman'ın ise yönetimindeki ambulans ile kırmızı ışıkta geçtiği sırada çarpışmaları sonucu, katılanın basit tıbbi müdahale ile giderilemeyecek ve vücudunda 2. derecede kırık oluşacak şekilde yaralandığı, 

Adli Tıp Kurumu Ankara Grup Başkanlığı Trafik İhtisas Dairesinin 09.09.2009 tarihli raporunda, otomobil sürücüsü katılan Mahmut Erçelik'in 1. derece, ambulans sürücüsü Şerafettin Yılmaz Duman'ın ise 2. derecede kusurlu olduğu bilgilerine yer verildiği,

Sanık hakkında düzenlenen sosyal ve ekonomik araştırma tutanağında, Atabey Sağlık Ocağında ambulans şoförü olduğunun bildirildiği,

Cumhuriyet savcılığınca izin alınmaksızın yürütülen soruşturma sonucunda sanık hakkında kamu davası açıldığı, yerel mahkemece sanığın mahkûmiyetine karar verildiği ve Özel Dairece de hükmün onandığı,
Anlaşılmaktadır.

Katılan aşamalarda; olay günü kavşakta kırmızı ışıkta beklerken yeşil ışık yanınca hareket ettiğini, yanındaki otobüse daha sonrada kendisine ambulans aracının çarptığını, siren sesi duymadığını belirtmiş, 

Sanık aşamalarda; Atabey Sağlık Ocağından aldığı hastayı üniversite hastanesine götürürken olay yerindeki kavşağa yaklaştığında ışığın sarı daha sonra da kırmızı yandığını, ancak geçiş üstünlüğüne güvenerek yola devam ettiğini, fakat diğer araçlar da yola çıkınca kaza olduğunu, tepe lambasının ve sirenin açık olduğunu savunmuştur. 

07.12.2006 gün ve 26369 sayılı Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren Ambulanslar ve Acil Sağlık Araçları ile Ambulans Hizmetleri Yönetmeliğinin “Tanımlar” başlıklı 4. maddesinde şoför; "kullanacağı araca uygun sürücü belgesine sahip, temel ilkyardım eğitimi sertifikası almış personel” olarak belirtilmiş, Sağlık Hizmetlerinin Yürütülmesi Hakkında Yönerge'nin “Tanımlar” başlıklı 4. maddesinde birinci basamak tedavi hizmetleri; "hastaların evde ve ayakta tedavileridir. Bu hizmetler esas olarak yataksız sağlık kuruluşlarında ve koruyucu hizmetlerle birarada verilir” şeklinde tanımlanmıştır.

Memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yargılanmasına ilişkin usuller, 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanunun 1. maddesinde; "Bu Kanunun amacı, memurlar ve diğer kamu görevlilerinin görevleri sebebiyle işledikeri suçlardan dolayı yargılanabilmeleri için izin vermeye yetkili mercileri belirtmek ve izlenecek usulü düzenlemektir", 2. maddesinde; “Bu Kanun, Devletin ve diğer kamu tüzel kişilerinin genel idare esaslarına göre yürüttükleri kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevleri ifa eden memurlar ve diğer kamu görevlilerinin görevleri sebebiyle işledikleri suçlar hakkında uygulanır.

Görevleri ve sıfatları sebebiyle özel soruşturma ve kovuşturma usullerine tabi olanlara ilişkin kanun hükümleri ile suçun niteliği yönünden kanunlarda gösterilen soruşturma ve kovuşturma usullerine ilişkin hükümler saklıdır.

Ağır cezayı gerektiren suçüstü hali genel hükümlere tabidir.
Disiplin hükümleri saklıdır.

765 sayılı Türk Ceza Kanununun 243 ve 245 inci maddeleri ile 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 154 üncü maddesinin dördüncü fıkrası kapsamında açılacak soruşturma ve kovuşturmalarda bu Kanun hükümleri uygulanmaz” şeklinde düzenlenmiş, maddenin gerekçesinde de, "bu amacın memurlar ve diğer kamu görevlilerinin sadece görevleri sebebiyle işledikleri suçlardan dolayı yargılanabilmelerinin yetkili merciin izin vermesine bağlı bulunduğu ve bu izinle ilgili usulü düzenlemek olduğu" belirtilmiştir. Buna göre kanunun düzenleniş amacının, memurların ve diğer kamu görevlilerinin görevleri sebebiyle işledikleri suçlardan dolayı, haklarında yargılama yapılabilmesi için, izin vermeye yetkili mercileri ve bu mercilerin izleyeceği yolu göstermek olduğu hem kanun metninde hem de gerekçede açıkça vurgulanmıştır.

765 sayılı TCK'nun uygulaması yönünden kimlerin memur sayılacağı, anılan Kanunun 279. maddesinde hüküm altına alınmış, belirtilen maddenin birinci fıkrasında iki bend halinde yapılan düzenlemeyle "kamu görevi" yapanlar, aynı maddenin ikinci fıkrasında iki bend halinde yapılan düzenlemeyle de "kamu hizmeti" yapanlar şeklinde bir ayırıma yer verilmiştir.

Bu düzenlemeye göre; "kamu görevi" yapanların, Ceza Kanunu uygulamasında memur sayılacakları, buna karşın "kamu hizmeti" yapanların ise "memur" sayılmayacakları ilke olarak benimsenmiştir. Bu nedenle 765 sayılı TCK'nun yürürlüğü döneminde "memur" olarak kabul edilenler ile, 4483 sayılı Kanunun 2. maddesinde belirtilen "asli ve sürekli görevleri ifa eden memurlar ve diğer kamu görevlileri" tanımı birbiriyle örtüşmektedir. 

01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda ise, 765 sayılı TCK'nun uygulamasında tereddütlere neden olan "kamu görevi" ve "kamu hizmeti" gibi ikili ayırımı reddeden görüş benimsenerek, 765 sayılı Türk Ceza Kanunundaki "memur" tanımının doğurduğu sakıncaları gidermek amacıyla, memur kavramını da kapsayacak şekilde "kamu görevlisi" kavramına yer verilmiş,

5237 sayılı TCK'nun 6. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde; "kamusal faaliyetin yürütülmesine atama veya seçilme yoluyla ya da herhangi bir surette sürekli, süreli veya geçici olarak katılan kişi" denilmek suretiyle de "kamu görevlisi”nin tanımı yapılmıştır.

Yapılan yeni tanıma göre, kişinin kamu görevlisi sayılması için aranacak yegâne ölçüt, gördüğü işin bir kamusal faaliyet olmasıdır.

Kamusal faaliyet de, anılan madde gerekçesinde; "Anayasa ve kanunlarda belirlenmiş olan usullere göre verilmiş olan bir siyasal kararla, bir hizmetin kamu adına yürütülmesidir" şeklinde tanımlanmıştır.

Ayrıca; kamuya ait yetki ve gücü kullanacak organların, bu kamusal faaliyetlerine "genel idare esaslarına" göre katılan ve yardım edenlerin de "kamu görevi" yaptıklarının kabulünde zorunluluk vardır.

Bu nedenle; 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 6. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendindeki "kamu görevlisi" tanımında yer alan "katılan kişi" ibaresi ile, madde gerekçesinde yer alan "kamusal faaliyet" açılımından hareketle, bir kimsenin Ceza Kanunu uygulamasında "kamu görevlisi", yapılan faaliyetin de "kamusal faaliyet" sayılabilmesi için, kamu adına yürütülen bir hizmetin bulunması, bunun da Anayasa ve kanunlarda belirlenmiş usullere göre verilmiş bir siyasal karara dayalı olması ve ayrıca faaliyetin kamuya ait güç ve yetkilerin kullanılması suretiyle gerçekleştirilmesi gerekmektedir.

Bununla birlikte 4483 sayılı Kanunun 2. maddesinde sözü edilen kamu görevlileri, kamu hizmetine ilişkin asli ve sürekli görevleri yürüten kimselerdir. 4483 sayılı Kanun kapsamında yer almak için, bir kimsenin genel idari usullere göre yürütülen asli ve sürekli işi yapıyor olması yeterli olmayıp, aynı zamanda bu kişilerin memur veya diğer kamu görevlisi olması da gerekmektedir.

Diğer yandan, Ceza Kanunu bakımından kamu görevlisi sayılan her kişinin 4483 sayılı Kanun kapsamında ceza kovuşturmasında da kamu görevlisi (memur) sayılmasına imkan yoktur. Zira Ceza Kanununun kamu görevlisi saydığı kişiler devlet veya kamu kuruluşu çalışanı olabileceği gibi devlete veya böyle bir kuruluşa bağlı olmadan çalışan kimselerde olabilir. Örneğin, 5237 sayılı TCK'nun "kamu görevlisi" kavramının tanımının yapıldığı 6. maddenin birinci fıkrasının (c) bendinin gerekçesinde belirtildiği üzere tanıklar tanıklık faaliyeti kapsamında kamu görevlisi sayıldıkları halde, bu kişiler hakkındaki ceza soruşturma ve kovuşturması 4483 sayılı Kanuna göre yapılmayacaktır.

4483 sayılı Kanunun birinci maddesinde geçen "görevi sebebiyle işlenen suç" kavramının, memuriyet ve kamu görevinden doğan, görev ile bağlantılı ve görevden yararlanılarak işlenebilen, diğer bir ifadeyle failin memur veya kamu görevlisi olmasının suç tipinde kurucu unsur olarak öngörüldüğü ya da bu sıfatın ağırlaştırıcı hal sayıldığı suçlarla sınırlı olduğunun kabulü, ayrıntılarına Ceza Genel Kurulunun 02.03.2012 gün ve 1-1 (ilk derece mahkemesi sıfatıyla), 23.03.2003 gün ve 50-72 sayı ile 17.02.2004 gün ve 10-40 sayılı kararlarında yer verildiği üzere kanun koyucunun amacına ve 4483 sayılı Kanunun düzenleniş mantığına uygun olacaktır. 
Bu bilgiler ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;

Sağlık ocağında ambulans şoförü olarak çalışan sanığın, hasta nakli sırasında dikkatsiz ve tedbirsiz şekilde araç kullanması sonucunda kaza yaparak katılanın yaralanmasına neden olduğu somut olayda; yargılamaya konu taksirle yaralamaya neden olma suçunun memuriyet ya da kamu görevinden doğmadığı, görev ile bağlantılı ve görevden yararlanılarak işlenebilen, diğer bir ifadeyle sadece kamu görevlileri tarafından işlenebilen özgü suç niteliğinde bulunmadığı, kamu görevlisi sıfatının suçta nitelikli hal ya da ağırlaştırıcı neden de kabul edilmediği hususları birlikte değerlendirildiğinde, taksirle yaralama suçundan yargılanan sanık hakkında 4483 sayılı Kanun hükümleri uyarınca soruşturma izni alınmasına gerek olmadığının kabulünde zorunluluk bulunmaktadır.

Kaynak: adalet.org / adaletbiz.com
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim