• BIST 83.048
  • Altın 146,881
  • Dolar 3,7605
  • Euro 4,0391
  • İstanbul 4 °C
  • Ankara -12 °C

Anayasa Mahkemesi "Sulh Ceza Hakimlikleri"ne Onay Verdi

Anayasa Mahkemesi "Sulh Ceza Hakimlikleri"ne Onay Verdi
Anayasa Mahkemesi “sulh ceza hakimlikleri”nin ve sulh ceza hakimliğine itiraz yolunun kaldırılması istemiyle Eskişehir 1. Sulh Ceza Hakimliği’nce yapılan itirazı karara bağladı.

Ayşe Nur Dil / Ankara Strateji Enstitüsü

5235 sayılı Kanun’un sulh ceza hakimliklerinin kuruluşunu düzenleyen 10. maddesine yönelik iptal istemi oybirliğiyle, 5271 sayılı Kanun’un anılan hakimliklerin kararlarına karşı itiraz usulünü düzenleyen 268. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (a) ve (b) bentlerine yönelik iptal istemi ise oyçokluğuyla reddedildi. Anayasa Mahkemesi böylece uzun süredir insan hakları, öngörülebilirlik ve hukuk devleti ilkeleri açısından tartışılan sulh ceza hakimliklerinin Anayasa ve hukuka uygunluğuna hükmetmiş oldu.

İtirazda bulunan mahkeme, sulh ceza hakimliği müessesesi ile  Türkiye’de yürütülen soruşturmaların akıbetinin sınırlandırılması vasıtasıyla siyasi iktidarın inisiyatifine bırakıldığını ve bu durumun, hukuk devleti ilkesi, hak arama hürriyeti, kişi güvenliği ve özgürlüğü ile yargı bağımsızlığı ve doğal hakim ilkelerini ihlal ettiğini ileri sürmüştür.

Karara Gerekçe Oluşturan “Özgürlük Hakimlikleri” Kaldırılmıştı

Anayasa Mahkemesi ise kararın gerekçesini, “özgürlük hakimlikleri”nin meşruiyetine dayandırmaktadır.  5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 250. maddesi uyarınca görevli mahkemelerin (özel yetkili mahkemelerin) görev alanına giren işler yönünden uygulamada “özgürlük hakimliği” olarak adlandırılan hakimlikler oluşturulmuş ve bu hakimlerin özel yetkili mahkemelerin görev alanına giren konulara ilişkin olarak soruşturma sırasında hakimlerce verilmesi gereken kararları vermesi sağlanmıştı. Bu düzenlemede şu anda sulh ceza hakimliklerinin görev alanına giren tutuklama, arama, iletişimin tespiti gibi kararları özel yetkili mahkemelerin değil, özgürlük hakimlerinin vermesi ve özgürlük hakimlerine bu işler dışında davanın esasını çözme ve benzeri başka hiçbir iş ve görev verilmemesi öngörülmüş; bu uygulama Anayasa Mahkemesi kararıyla da onaylanmıştı.

Ancak özel yetkili mahkemeler ve özgürlük hakimliklerinin “hukuk devletine aykırı biçimde kişiye özel soruşturma, kovuşturma ve cezalandırma pratiklerini ihtiva ettiği” gerekçesiyle kanunla kaldırıldığı unutulmamalıdır. Demokrasi ve hukuk devletinin gereklerine uymadığı için kaldırılan “özgürlük hakimlikleri” ile ilgili Anayasa Mahkemesi kararının, söz konusu kararın gerekçelerinden biri olması birçok tartışmayı da beraberinde getirecektir.

Tabii Hakim ve Kanuni Hakim İlkesi Açısından Yapılan İnceleme

Anayasa Mahkemesi itirazı “tabii hakim ilkesi” ve “kanuni hakim ilkesi” yönünden de değerlendirmiştir. Buna göre Anayasa Mahkemesi, tabii hakim ilkesinin, yargılama makamlarının suçun işlenmesinden veya çekişmenin meydana gelmesinden sonra kurulmasına veya yargıcın atanmasına engel teşkil ettiğini vurgulamış; ancak tabii hakim güvencesinin, yeni kurulan mahkemelerin veya kurulu bulunan mahkemelere yeni atanan hakimlerin, önceden işlenen suçlara ilişkin olarak hiçbir şekilde yargılama yapamayacakları biçiminde anlaşılmaması gerektiğini, belirli bir olay, kişi veya toplulukla sınırlı olmamak kaydıyla yeni kurulan bir mahkemenin veya kurulu bulunan bir mahkemeye yeni atanan hakimin, kurulma veya atanma tarihinden önce gerçekleşen uyuşmazlıklara bakmalarının kanuni hakim güvencesine aykırılık teşkil etmeyeceğini, aksi kabulün ülkede yeni mahkemelerin kurulamaması sonucunu doğuracağını belirtmiştir. Anayasa Mahkemesi, itiraz konusu kuralın, belirli bir suçun işlenmesinden sonra buna ilişkin davayı görecek yargı yerini belirlemeyi amaçlamadığını ve yürürlüğe girmesini müteakip kapsamına giren tüm uyuşmazlıklara uygulandığını gözeterek, kuralda kanuni hakim güvencesine aykırı bir yön bulunmadığı sonucuna ulaşmıştır.

Burada gözden kaçırılan nokta, uygulamada birçok kararda görüldüğü üzere tabii(doğal hakim) ilkesi ile kanuni hakim ilkesi arasındaki ayrımdır. Metinde tabii hakim güvencesi yönünden incelenmeye başlanan karar “kanuni hakim ilkesine aykırılık görülmemektedir” sonucuna bağlanmıştır. Halbuki bu iki kavram tam anlamıyla birbirini karşılamamakta, birbirinin ve hukuk devletinin tamamlayıcısı olarak ayrı ayrı ele alınmayı gerektirmektedir.

“Tabii hakim ilkesi” bir uyuşmazlık hakkında karar verecek olan hâkimin, mahkemenin o uyuşmazlığın doğmasından önce kanunen belli olmasını(1), “kanuni hakim ilkesi” ise yargılamanın yapılacağı mahkemenin kanunen belirli olmasını ifade etmektedir. Tabii hakim ilkesiyle, uyuşmazlığın olaydan sonra çıkarılacak bir kanunla kurulacak bir mahkeme tarafından yargılanması yasaklanmakta, yani kişiye veya olaya özgü mahkeme kurma imkanı ortadan kaldırılmaktadır.(2)

Eskişehir 1. Sulh Ceza Hakimliği itirazında “kanuni hakim ilkesi”nin A. V. Dicey ve Hayek’i referans göstererek hukuk devletinin olmazsa olmaz ilkelerinden biri sayıldığını kaleme almıştır. Dicey “kanuni hakim ilkesi”ni hukuk devletinin bir parçası olarak ele alırken, devletin ve parlamenter sistemde parlamentonun sınırlanması yönünden ele almıştır. Aynı şekilde Hayek’in hukuk devleti tanımlamasında da kanunun devleti ve keyfi uygulamaları kısıtlamak adına kullanılması gerektiğini savunduğu görülecektir. Bu bakımdan “kanuni hakim ilkesi” aslen hukuk değil “kanun devleti”nin olmazsa olmaz bir parçasıdır. ititrazda atıf yapılan iki düşünürün fikirleri amaçsal yorumla ve özüne dokunarak incelendiğinde hukuksuz kanun devletinin insan hakları adına ilk reddedilecek devlet türü olduğu anlaşılacaktır.

Kanuni hakim ilkesi her ne kadar Anayasa ile koruma altına alınmışsa da, tabii hakim ilkesinin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin “adil yargılanma hakkı”nı düzenleyen 6. maddesinde düzenlendiği unutulmamalıdır. Hukuk devleti idealine ulaşmak için kanuni hakim ilkesine öngörülebilirlik ve öncedenlik ilkeleri eklenerek tabii hakim ilkesine ulaşılmalı ve “kanun devleti”nin salt kurallarla kurduğu meşruiyetine hukuki bir öz ve insan onuru ruhu eklenmelidir.

Bu bağlamda Anayasa Mahkemesi’nin kanuni hakim ilkesine aykırılık bulunmadığı yönündeki görüşüne katılmakla birlikte sulh ceza hakimliklerinin tabii hakim ilkesine uyduğu kabulünün hala tartışılabilir olduğu şeklindeki kanaatimizi belirtmeliyiz. Zira kanuni hakim ilkesi tek başına uygulandığında hukuk devletinin inşasında yetersiz kalacak; tabii hakim ilkesine uyulmaması bir uyuşmazlık meydana geldikten sonra, siyasi kaygılar yahut günlük politikalar gereği öç alma mekanizması olarak kullanılabilecek “yeni ve kanunla düzenlenmiş mahkeme” pratiği demokrasi adına büyük sorunlar doğuracaktır. “İhtiyaca göre mahkeme kur-kaldır” pratiği olarak değerlendirilebilecek bu yöntem hukuki öngörülebilirliği yıkmakla kalmayıp yargıya olan güveni de derinden sarsacaktır.

“Kapalı Devre İtiraz Yöntemi” Hukuki Güvenilirliği Zedeler

İtirazda bulunan Eskişehir 1. Sulh Ceza Hakimliği sınırlı sayıdaki sulh ceza hâkimlerinden biri tarafından verilen kararlara itirazın aynı sistem içindeki bir merci tarafından kesin olarak karara bağlanmasının, itirazı etkili bir yol olmaktan çıkaracağı belirtilmiş ve bu durumun, hukuk devleti ilkesine, tabii hâkim ilkesine, kişi özgürlüğü ve güvenliği ile adil yargılanma hakkına aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

Anayasa Mahkemesi ise Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında korunan “kanun yoluna başvurma hakkı”nın etkili bir şekilde sağlanabilmesini kanun yolu merciinin, incelenen kararı gerektiğinde değiştirme yetkisine de sahip olunmasına bağlamıştır. Bu şartı sağlayan sulh ceza hâkimliklerinin itiraz edilen kararı denetleyerek işin esası hakkında karar verme yetkileri bulunduğundan kanun yolunun etkili olmadığı itirazı Anayasa Mahkemesi’nce kabul edilmemiştir. Ayrıca sulh ceza hakimliklerince verilen kararlara karşı yapılan itirazların yüksek görevli bir diğer mahkemece incelenmesini gerektiren anayasal, yazılı bir norm bulunmaması da itirazın reddine gerekçe olarak gösterilmiştir.

Karşıoy gerekçelerinde ise itirazın etkinliğinin farklı yorumladığı görülmektedir. Kanun yolunun etkinliği, itirazın yapıldığı merciin kararı veren merciiden farklı ve bağımsız olması böylece daha güvenceli bir yargılamanın yapılması koşuluna uygun olmalıdır. Sulh ceza hakimlikleri kararları hakkında gidilecek halihazırdaki itiraz yolunun “kapalı devre denetim usulü” olarak nitelendirildiği karşıoy yazısında bu yolu kullanan bireylere makul bir başarı şansı ve dolayısıyla güven verilemeyeceği kaleme alınmıştır. Zira kapalı devre işlemeyen bir sistem sayesinde itiraz konusu kararların daha yüksek güvence sunan üst dereceli mahkemelerce gözden geçirilmesini sağlamak ; böylece hukuki güvenilirliği inşa etmek ve “iç körlüğü” engellemek mümkün olacaktır.

“Sulh Ceza Hakimlikleri Hukuki Dokumuza Uymayan İçeriklere Sahiptir”

Kararın karşıoy yazıları kısmında sağlıklı bir hukuk devleti- kanun devleti tartışmasına yer verilmiş olmasına rağmen, ilk itiraz konusunun tartışıldığı kısımda bu ayrıma gidilmemesi şaşırtıcıdır.

Karşıoy yazılarında en temel insan hakkı olan özgürlüğe yakından temas eden ve sınırlandırılması sıkı şartlara bağlanan tutukluluk tedbiri verilmesi ile ilgili bir tartışmaya da yer verilmiştir. AİHS’te düzenlenen özgürlük ve güvenlik hakkının sadece tutukluluğun hukuka uygunluğunun denetimi olarak anlaşılmaması gerektiği; bu hükmü verecek makamlarda hukuki etkinliğin aranmasının da bu madde kapsamında değerlendirilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Ancak bu tartışmanın  “sulh ceza hakimlikleri”nin bizatihi kendisinin tartışıldığı fasılda da dile getirilmesinin gerekli olduğu kanısını taşımaktayız. 

Son olarak Haşim Kılıç’ın da karşıoyu bulunan itiraz yoluna ilişkin kararda “sulh ceza hakimliklerinin hukuk dokumuza uymadığı” ifade edilmesine rağmen sulh ceza hakimliklerinin kaldırılmasına yönelik itirazın oybirliğiyle reddedilmesi dikkat çekici bir başka noktadır.

------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Kararın tam metni için tıklayınız.

(1) Ergun Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, Ankara, Yetkin, 13. Baskı, 2012, s.133.

(2) http://www.anayasa.gen.tr/tabii-hakim.htm#_ftn2

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim