• BIST 106.736
  • Altın 141,095
  • Dolar 3,5210
  • Euro 4,0955
  • İstanbul 23 °C
  • Ankara 19 °C

"Anayasa'ya Aykırı Hareket Ediyorsunuz"

"Anayasa'ya Aykırı Hareket Ediyorsunuz"
Hürriyet Gazetesi yazarı Sedat Ergin bugünkü yazısında, son günlerde ortaya çıkan ses kayıtlarının içeriğini yorumladı. Ergin, "Başbakan Erdoğan, Anayasa'ya aykırı hareket ediyor" dedi.

İşte o yazı; 

 

BAŞBAKAN Recep Tayyip Erdoğan’ın geçenlerde yaptığı iki açıklama, kendisinin
Anayasa ve yasalar karşısındaki tutumuyla ilgili ciddi bir hukuki tartışmayı da
beraberinde getirdi.

Bu açıklamalardan birincisi, Başbakan’ın yargıdan Doğan Grubu’na karşı aleyhte bir
karar çıkmasını sağlamak üzere eski Adalet Bakanı’na devreye girmesi yolunda verdiği
talimatla ilgiliydi. Bu konuşmayı kabul eden Erdoğan, müdahalesini “tehlikeli bilgiler”
ve “bazı kirli ilişkiler” gibi gerekçelere dayandırdı. 

İkincisi, Erdoğan’ın Savunma Sanayii Müsteşarlığı’nın açmış olduğu bir ihalenin iptali
için bir armatörle yapmış olduğu konuşmayı konu alıyor. Başbakan, aynı armatörle bu
ihalenin yenilenmesi sonrasındaki seyrini de görüşüyor.

Erdoğan, buradaki müdahalesini “devletin kazanç sağlaması” gerekçesine dayandırdı,
ayrıca “ihalede saf dışı bırakılanların şikâyeti” üzerine de ihalelere müdahale etme
hakkına sahip olduğunu belirtti.

Şimdi Anayasa ve yasalar çerçevesinde Başbakan’ın burada sergilediği tutumun ne
anlama geldiğini değerlendirmeye çalışalım. Önce yargıya müdahale faslıyla
başlayalım. 

Anayasa’nın “Mahkemelerin Bağımsızlığı” başlığını taşıyan 138’inci maddesinin birinci
fıkrası çok temel bir ilkeyi vurguluyor:

“Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasa’ya, kanuna ve hukuka uygun olarak
vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler.”

Anayasa, bu ilkeyi vaaz etmekle yetinmiyor, hâkimlerin bağımsızlığının güvencesini de
getiriyor bir sonraki fıkrada:

“Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere
ve hâkimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde
bulunamaz.”

Ayrıca, Anayasa’nın bu ilkesinin ihlal edilmesinin yarattığı suç Türk Ceza Kanunu’nda
ayrıntılı bir şekilde tanımlanıyor. TCK’nın “Yargı görevi yapanı etkileme” başlığı
altındaki 277’nci maddesinde şöyle deniliyor: 

“Görülmekte olan bir davada veya yapılmakta olan bir soruşturmada, gerçeğin
ortaya çıkmasını engellemek veya bir haksızlık oluşturmak amacıyla, davanın
taraflarından birinin, şüpheli veya sanığın, katılanın veya mağdurun lehine veya   aleyhine sonuç doğuracak bir karar vermesi veya bir işlem tesis etmesi ya da beyanda bulunması için, yargı görevi yapanı, bilirkişiyi veya tanığı hukuka aykırı olarak etkilemeye teşebbüs eden kişi, iki yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”

Başbakan Erdoğan’ın Doğan Grubu yöneticilerinin mahkûm edilmesi için Adalet
Bakanı üzerinden yargıya müdahale etmesinin açıkça Anayasa ve TCK’nın bu
hükümlerine aykırı bir fiil oluşturduğunu söylemek mümkündür.

Ayrıca, konu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin “Adil Yargılanma Hakkı”na ilişkin
altıncı maddesi çerçevesinde de değerlendirilebilir. Sözleşme’nin bu maddesinin
birinci fıkrasında şöyle deniliyor: 

“Herkes, ... cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek
olan, yasayla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul
bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini istemek hakkına
sahiptir.”

Burada kritik olan ifade, kararın “bağımsız ve tarafsız bir mahkeme” tarafından
verilmesi gereğidir. Hükümetin açıkça müdahale ettiği bir yargı kararı, Sözleşme’nin bu
temel ilkesinin de açık bir ihlalini oluşturacaktır.

Başbakan’ın bir armatörle yaptığı bazı ihale süreçleriyle ilgili konuşmalar da pek çok
bakımdan sorunlu gözüküyor. Kuşkusuz, idarenin bir ihalede usulsüzlük saptaması
halinde işlemin iptali yoluna gitmesi ilke olarak olağan karşılanmalıdır. Ancak
Erdoğan’ın tutumu tam olarak bu kategoriye girmiyor. Sonuçlanmış bir ihalenin
iptalini sağlamak için armatörü bizzat kendisinin yönlendirdiği, bu amaçla açıkça yol
gösterdiği görülüyor.

Daha çok dikkat çeken durum, Başbakan’ın ikinci görüşmede aynı armatörle ihale
sürecinin içeriğiyle ilgili bilgi paylaşması ve bu şirkete yardımcı bir tutum takınmasıdır.
Buradaki temel kural, devletin rekabet içinde olan bütün teklif sahiplerine eşit
mesafede durmak yükümlülüğüdür. Başbakan’ın ihaleye teklif veren bir şirketle
doğrudan temas kurması, kendisi açısından ihaledeki diğer rakiplere de benzer bir
erişimi sağlama yükümlülüğünü doğurur. Aksi takdirde, hükümetin adaylardan birini
kolladığı, diğer adayların bu nedenle dezavantajlı duruma düştüğü kanaati
oluşacaktır. 

Kamu otoritesinin temel yükümlülüğü, ihalenin gerçek bir rekabet ortamında
gerçekleşmesini sağlamaktır. Erdoğan’ın buradaki davranışıyla eşit rekabet koşullarını
sakatladığına hükmedebiliriz. Bu tutumun her şeyden önce kamu görevlilerinin
uymaları gereken etik ölçülerle bağdaşmadığı aşikârdır.

Kaynak: Haber Kaynağı
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim