• BIST 97.533
  • Altın 145,781
  • Dolar 3,5801
  • Euro 4,0019
  • İstanbul 17 °C
  • Ankara 10 °C

Anayasa'yı İhlal İle Başlayarak Yeni Anayasa Yazılabilir mi?

Anayasa'yı İhlal İle Başlayarak Yeni Anayasa Yazılabilir mi?
Radikal Gazetesi yazarı Tarhan Erdem bugünkü yazısında Anayasa'yı ihlal ile başlayan süreçte, yeni Anayasa'nın yazılmasının mümkün olup olmayacağını sorguladı.

İşte Tarhan Erdem'in "Anayasa'yı İhlal ile Yeni Anayasa" başlıklı yazısı;

"AK Parti'nin demokrasiyi güçlendirmek için mi, iktidarını korumak için mi yeni Anayasa istediği belirsiz!

Seçilen Cumhurbaşkanı, dün de başbakanlık gibi genel başkanlığı da elinde tuttu. Bu durumun Anayasa'ya aykırılığını hatırlatıp, toplantıyla ilgili bir görüşümü yazacağım:

Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesini öngören 2007 yılındaki Anayasa değişikliğinde, Cumhurbaşkanının “nitelikleri ve tarafsızlığı” başlıklı 101’inci maddesi de vardı. O kanunda bu maddenin ilk üç fıkrasının değişmesi öngörülmüş, dördüncü fıkrası korunmuştur.

Eskisi gibi bırakılan fıkra şöyleydi: “Cumhurbaşkanı seçilenin, varsa partisi ile ilişiği kesilir ve TBMM üyeliği sona erer”.

Yani, 101’inci maddenin dördüncü fıkrası “askerlerin anayasasının bir cümlesi” değildir, 10 Ağustos'tan sonra, görmezliğe gelinen, bana göre ihlal edilen hüküm AK Parti’nin imzasını taşımaktadır.

Bugünlerde karşılaştığımız Anayasa'ya aykırı davranışın yoluna açan, 2007’deki 367 meselesinin devamıdır! O yolu açan Anayasa Mahkemesi'nin “Cumhurbaşkanlığının seçileceği oturumun açılabilmesi için 367 üye bulunmalıdır” kararıdır.

Başbakan’ın, cumhurbaşkanı adayı olmasında bir sakınca yoktu ama, Cumhurbaşkanlığı Seçimi Kanunu’na göre, adaylığı kesinleşince, başbakanlığının sona erdiği Yüksek Seçim Kurulu'nca Cumhurbaşkanlığı'na ve TBMM Başkanlığına bildirilmesi gerekiyordu.

Başbakanlığın sürdürülmesi, “seçimlerde eşitlik” ilkesine aykırıydı.

YSK’nın yapılan adaylığa itirazdan hareketle, adaylığın kesinleşmesi üzerine görevin sonra ereceğini görmezden gelmesi, hazin bir unutkanlıktır.

Seçim sonrasında 101’inci maddenin son fıkrasına uyulmaması da anayasanın açık bir ihlalidir.

Bu kanunsuzluğun kaldırılması fırsatı TBMM Başkanına, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısına, Çankaya 1 Nolu İlçe Seçim Kurulu Başkanına, Anayasa Mahkemesine verilmiştir.

Eski Milletvekili Avukat Sabri Ergül, bu dört makama da, kanunsuzluk girişimini bildirerek, yargı organlarımıza hukuku hatırlatma olanağı vermişti, ama bu fırsat kullanılamadı.
Başsavcı Hasan Erbil’in Ergül’ün itirazını ret kararının hüküm kısmı her şeyi anlatıyor:

“10 Ağustos 2014 tarihinde cumhurbaşkanı seçilen ve halen Başbakanlık görevini yürüten Recep Tayyip Erdoğan’ın, TBMM üyeliğinin sona erip ermeyeceği konusunda karar verme görev ve yetkisi TBMM ‘ne aittir”, “15 ağustos 2014 tarihinde Yüksek Seçim Kurulu tarafından kesin sonuçları açıklanan ve bu husustaki tutanak TBMM başkanlığına teslim edilen ancak, cumhurbaşkanlığı sıfatını 28 Ağustos 2014 tarihinde kazanacak olan Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın siyasi faaliyette bulunmasına ve siyasi parti üyeliğinin devam etmesinde herhangi bir yasal engel bulunmadığı sonuç ve kanaatine varıldığından, istemlerinizin yerine getirilmesi uygun görülmemiştir.”

Diğer makamlara verdiği itirazlarına da aynı mahiyette cevap alan Sayın Ergül’e eski bir yoldaşı olarak teşekkür borçluyum.

101’inci maddenin kendilerine bir görev vermediğini karar olarak yazanlar, yakın bir zamanda milletin karşılaşacağı çok ağır olaylar içinde üzülecekler ve vicdan azabı çekeceklerdir.

Şimdi, AK Parti'nin ünkü gösterisinden “Türkiye nereye?” sorusuna cevabı kolaylaştıran bir örnek vermek istiyorum:

AK Parti yeni genel başkanı Sayın Davutoğlu, yargı sorununa girerken tarihten üç örnek verdi.

İttihat ve Terakki partisinin kurduğu mahkemelerin Osmanlı Devletinin çöküşünü hazırladığına değindi; Demokrat Parti’yi iktidardan uzaklaştıran askeri idarenin kurduğu Yassıada Mahkemesi'nin kararlarından bahsetti; 12 Eylül darbesi sırasında Diyarbakır Hapishanesi’ndeki cinayetlerden, o devirde sol, sağ, muhafazakar, liberal demeden bütün yurttaşların eziyet çektiğini anlattı.

Böyle dar günlerde Sayın Davutoğlu’nun okuması olanağı bulamayacağını biliyorum ama okuyucularım için not ediyorum:

Sayın Davutoğlu’nun verdiği üç örneğin ortak özelliği vardır: iktidardakiler bütün ikazlara karşın iktidarlarını koruma çabasına girdikleri için, milletimiz Sevr çöküş belgesiyle, 27 Mayıs ve 12 Eylül darbeleriyle karşılaşmıştır.

İttihat ve Terakki partisi, gelişindeki yöntemlerle iktidarını sürdürmek istediği için Davutoğlu’nun deyimiyle “devlet çökmüştür”; Menderes son gecesinde Eskişehir'deki konuşmasında “kara cübbelilere” yerine “seçimden” bahsetseydi, 27 Mayıs olmazdı.

Şimdi Davutoğlu’na sade bir soru: Sizce Anayasa'yı ihlal ile başlayarak, hukuk devleti anayasası yazılabilir mi?

Sayın Erdoğan’ın iktidarını korumak için mi, milletin hak ve hukukunu korumak için mi yeni anayasa yapılacak? Dünkü konuşmalardan, pek anlaşılamadı; amaç hukuk devleti mi; yoksa iktidarı korumak mı?"

Yazının tamamını okumak için tıklayınız.

Kaynak: Haber Kaynağı
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim