• BIST 104.123
  • Altın 145,814
  • Dolar 3,4910
  • Euro 4,1702
  • İstanbul 19 °C
  • Ankara 12 °C

ANKARA

Prof. Dr. Ersan ŞEN

Yüreğimiz yine yanıp kavruldu, başımız sağolsun, terör saldırısı göz göre göre geldi, elin oğlu 8725 km uzaktan uyardı, kovaladık, ama yakalayamadık.

Yüreğimiz yine yanıp kavruldu, başımız sağolsun, terör saldırısı göz göre göre geldi, elin oğlu 8725 km uzaktan uyardı, kovaladık, ama yakalayamadık. Önleyici kolluk faaliyetleri sonuç vermedi, Ankara’da birçok insanımızı kaybettik ve birçoğu da yaralandı. Sorumluluğu kim üstlenecek, kim hesap verecek, can ve mal güvenliğinin sağlanmasında etkinlik nasıl artırılacak? Mevcut şartlarda terör belasını yüzde yüz önlemek mümkün olmasa da, bunu tetikleyen faktörleri en aza indirmek ve bu konuda ciddi bir politika benimseyip uygulamak elbette mümkündür ve bunun da Anayasa ile yasalarda alt yapısı vardır.

“Teröre lanet olsun, dimdik ayaktayız, hesap sorulacak, akan kan yerde kalmayacak” gibi sözleri söyleyip, hemen ardından dizilere, tuhaf yarışma programlarına dalıp gidilecek, kimin kazanıp kaybettiğinden tutun da kimin ne giydiği ile fena halde meşgul olmaya devam edilecek, bahanesi hazır, “ne yapalım sorundan ve stresten böyle kurtuluyoruz, yegane eğlencemiz bu”. Cevap yanlış, çünkü bu anlayış; yalnızca gerçeklerden kaçmaya, uyumaya ve uyuşmaya yarar. Oysa “su uyur düşman uymaz”. Kaybedilen canlar, yaralanan insanlar bizim. Ölü toprağını üzerimizden atıp, Ülkemize ve birbirimize sahip çıkmanın vakti çoktan geldi. Bu defa çok ciddi terör tehdidi ve kalkışma ile karşı karşıya olduğumuz, bu oyunu bozmamız gerektiği, bunun için de ulus ruhunun canlanmasına ihtiyacımız olduğu gerçeği tüm çıplaklığı ile karşımızda duruyor ve kaçacak veya gidecek bir yer de yok.

Kimin yaptığı ve yaptırdığı ilk aşamada önemli değil, esasen üç aşağı beş yukarı kimin yaptığı ve yaptırdığı ortada, birisi veya birileri saldırıyı üstlenecek veya saldırının asıl sorumlusu bulunacaktır. Bu noktada önemli olan, Türkiye Cumhuriyeti’nin terör saldırılarının açık hedefi haline gelmesi ve başkenti Ankara’nın kalbine üçüncü, nerede ise aynı noktaya pek yakın tarihte ikinci kez saldırılabilmesidir.

Çözüm ne olabilir? Türkiye’nin Güney ve Doğu sınırları sorunlu, Türkiye’de kim olduğu bilinmeyen yabancılar cirit atıyor, bölücü terör örgütü bunlardan nemalanıyor, sınırlarımıza huzur gelmedikçe ve göç durmadıkça iç ve dış güvenliğimiz tehdit altında kalmaya devam edecektir. Medeniyetin temsilcisi gözüken Orta Avrupa; insani yükümlülükleri yerine getirmeyi reddederken, Suriye, Irak, Libya başta olmak üzere tüm göç yükünün risklerini Türkiye’ye yıkmaya kararlı. Türkiye’nin bu konuda yapabileceği ne var? Kendisine yetmekte zorlanan ve ciddi güvenlik sorunları boğuşan Türkiye’nin yabancı göçüne karşı dayanabilme şansı pek gözükmüyor. Yegane çözüm; Irak’a, Suriye’ye ve Libya’ya huzur gelmesi ve bu ülkelerin bölünmemesinden geçiyor. Diğer taraftan, silah bırakmamış, bağımsızlık kazanma ve devletleşme yolunda ilerlemeye çalışan bir yapılanma ile terör sorunun çözülemeyeceği de netleşti.

Terörün hedefi; kargaşadır, korkudur, intikamdır veya varlığını sürdürdüğünü göstermektir. Uluslararası boyut ve etkinlik kazanan terör örgütlerinin en büyük destekçileri de, maalesef “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” diyen ve kendi menfaatlerini her türlü insani değerin üstünde görenlerdir. Bu konuda ne söylersek söyleyelim, uluslararası toplumda kervan bu şekilde yol alacaktır. O halde kamu otoritesi; iç ve dış teröre karşı kararlı politikasını belirlemeli, Türkiye Cumhuriyeti’nin ve Türk Milleti’nin birliği ve dirliği için ne gerekiyorsa onu yapmalıdır.

Yaşanmış olaylar göstermiştir ki, terör örgütü için cebir ve şiddetin mağdur olan insanın kimliğinin önemi yoktur. Türk vatandaşlarını yılgınlığa, mutsuzluğa, ümitsizliğe düşürmek isteyen, bunun için her türlü şiddet, baskı, korkutma, sindirme ve tehdit yöntemlerini kullananların temel amacı; insan hak ve hürriyetleri savunuculuğu olmayıp, “kurtarılmış bölgeler politikası” üzerinden ulusal güvenliğimizi hedefe koymaktır.

Terör örgütü; cebir ve şiddet kullanarak, Anayasada yer alan Cumhuriyetin niteliklerini değiştirmek, Devletin Ülkesi ve Milleti ile bölünmez bütünlüğünü veya hukuk düzenini bozmak, Devleti ve Cumhuriyeti tehlikeye düşürmek, kamu otoritesini kısmen veya tümü ile zaafa uğratmak, yıkmak veya ele geçirmek, kişi hak ve hürriyetlerini ortadan kaldırmak, ulusal güvenliğe, kamu düzenine veya genel sağlığa zarar vermek amacıyla suç işler.

Her terör örgütünün saiki, yani ulaşmaya çalıştığı temel hedef vardır ve örgüt bu amaca ulaşmak için yukarıda değindiğimiz faaliyetlere, kendisi veya başkaları adına girişir. Örgüt suça konu eylemleri; kimi zaman sempati toplamak, kimi zaman intikam ve kimi zaman da topluma korku salmak, insanları sindirmek, toplumu kamu otoritesine karşı kışkırtmak,  Devletin can ve mal güveliğini sağlayamadığı algısını oluşturmak veya deyim yerinde ise “ses getirmek”, ama sonuçta temel amacına uluşmak için yapar.

Yasal olarak dayanağını bulmakta zorlandığım kamuoyunu bilgilendirme yasaklarının maksadı ise, belki terörün saldırısını gerçekleştirenlerin yukarıda verdiğimiz amaçlarına ulaşmasını engellemektir. Ancak bu yasak, toplumun bilgilenme hakkının özünü zedelememeli ve devam etme ihtimali bulunan terör saldırıları hakkında insanlara bilgi verilmesine mani olmamalıdır. Tehdit ve tehlikelere karşı insanları bilgilendirme, Devletin “önleyici kolluk” faaliyetleri kapsamına girer.

Türkiye Cumhuriyeti terör sarmalına girmiş gözüküyor. Acımasız terör ve kalkışma hareketleri ile karşı karşıyayız. Ne söylendiği, kınamalar, adaletin yerini bulacağına dair açıklamalar; Türk Milleti’nin göstereceği birlik, beraberlik ve kararlılıktan önemli değildir. Hiç kimsenin, güzel Yurdumuzu cehenneme çevirmesine ve bölüp parçalamasına izin vermeyeceğiz.

  • Yorumlar 1
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Haber Scripti: CM Bilişim