• BIST 99.639
  • Altın 141,794
  • Dolar 3,5028
  • Euro 3,9236
  • İstanbul 31 °C
  • Ankara 27 °C

Avukatın Azlinin Haklı Olup Olmadığının İspat Usulüne İlişkin Yargıtay Kararları

Avukatın Azlinin Haklı Olup Olmadığının İspat Usulüne İlişkin Yargıtay Kararları
Avukatın Azlinin Haklı Olup Olmadığının İspat Usulüne İlişkin Yargıtay Kararları:

Her ne kadar mahkemece, davalının genel kurulda site aleyhine tarafgir tutum nedeniyle yaptıkları azil nedeniyle genel kurul tutanaklarında ve hazirun cetvelinde, davacı avukatların oy kullanmadıkları, kullanmaya kalkıştıklarına veya site aleyhine oy kullanmaya teşvik ettiklerine ilişkin olarak herhangi bir tutanağın ve tespitin bulunmadığı, azlin haklı olduğunu davalının ispat edemediği gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiş ise de; azlin haklı olup olmadığı hususunda tanık dinlenmesi mümkün iken ve davalının, haklı azil olarak belirttiği nedenler yönünden davalının delil listesinde tanık deliline dayandığı ve tanık listesi sunduğu ancak bulunan tanıkların dinlenmediği dosya kapsamı ile sabittir.

O halde mahkemece, davalı tarafından yapılan azlin haklı olup olmadığı yönünde davalı tanıkları da usulüne uygun olarak dinlenerek hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme sonucunda yazılı şekilde davanın kısmen kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 25.9.2013, 2013/10866 – 2013/22896)

Taraflar arasında 13.10.2003 tarihli Avukatlık Ücret Sözleşmesi bulunduğu ve davacı avukatın, davalıların vekili olarak Ankara 9. Asliye Hukuk Mahkemesinde 2003/817 Esas sayılı tazminat davasını açarak takip ettiği, davalıların 20.5.2010 tarihli azilname ile davacıyı azlettikleri, dosyadaki delillerden anlaşılmış olup, davacı azlin haksız olduğunu ve vekalet ücretinin ödenmesi için yaptığı icra takibine davalı tarafın itiraz ettiğini belirterek itirazın iptali talepli bu davayı açmıştır.

Davalılar ise azlin haklı olduğunu savunmuşlardır. Avukatlık Kanunun 174. maddesinde “Avukatın azli halinde ücretin tamamı verilir. Şu kadarki avukat kusur veya ihmalinden dolayı azledilmiş ise, ücretin ödenmesi gerekmez.” hükmü getirilmiştir. Davalılar davacıyı azlettikleri 20.5.2010 tarihli azilnemede azil sebeplerini açıklarken, takip ettiği dava nedeniyle davacının kendilerini bilgilendirmediğini, yüz yüze görüşme taleplerini reddettiğini belirtmişler; cevap dilekçesinde de, davanın bittiğini tesadüfen öğrendiğini, aynı büroda çalışan avukatın davada hükmedilen miktarı da eksik olarak bildirdiğini, hükmedilen gerçek miktarı sonradan öğrendiklerini, tüm bu nedenlerle davacı avukata olan güvenlerinin sarsıldığını, azlin haklı olduğunu savunmuşlardır. Azlin haklı olup olmadığı tanık da dahil her türlü delil ile ispatlanabileceğinden ve dinlenen davalı tanıkları davalı tarafın savunmasını doğrular şekilde beyanda bulunduklarından, azlin haklı olduğunun kabulü gerekir. Azlin haklı olduğu anlaşıldığına ve azil tarihine kadar da davacının bitirdiği dava bulunmadığına göre, davacı vekalet ücretine hak kazanmamıştır. Davanın reddi gerekirken, mahkemece, yazılı şekilde davanın kısmen kabulü, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. (Y. 13. HD. 18.3.2013,2013/5516 – 2013/6531)

Davacı, vekil olarak temsil ettiği davalı tarafından haksız azledilmesine dayalı olarak ödenmeyen vekalet ücretinin tahsilini talep etmiştir. Davalı savunmasında davacının kendisinden ek ücret ve masraf talep etmesi üzerine konuşmak için davacının bürosuna gittiğini, davacının hakaretine maruz kalarak kovulması nedeniyle azlettiğini belirterek, azlin haklı sebebe dayandığını savunmuştur. Davacı ile davalı arasındaki ilişki vekalet sözleşmesinden kaynaklanmaktadır. Vekil müvekkiline karşı vekalet görevini sadakat ve özenle ifa etmekle yükümlü olduğu gibi, vekil eden vekilinden her zaman bilgi almak hakkına sahiptir. Vekil müvekkilinin talebi halinde yaptığı işin hesabmı vermek zorundadır (BK’nun 390/2, 392. maddeleri).

Avukatın sahip olduğu hak ve ödevleri Avukatlık Kanunu’nun 34. maddesinde belirtilmiştir. Buna göre avukatlar yüklendikleri görevleri, bu görevlerin kutsallığına yakışır bir şekilde özen, doğruluk ve onur içinde yerine getinnek ve avukatlık unvanının gerektirdiği saygı ve güvene uygun bir biçimde davranmak ve meslek kurallarına uymak zorundadırlar. Bu yasal düzenlemelerden anlaşılacağı üzere temelde vekil-müvekkil ilişkisi karşılıklı güven ve saygıya dayanır. Bu ilişkiyi taraflardan birisi ihlal ederse, karşı taraf vekil-avukat ise iş bırakma, vekil eden ise vekilini azletme hakkına sahiptir. Davalı, davacı vekilin hakaretine maruz kaldığını ve bürosundan kovulması nedeniyle davacı vekili azlettiğini savunmuş olup, bu olgular maddi bir vakıaya ilişkin olmakla, maddi vakıaların tanıkla ispat edilebileceği bilinen gerçeklerdendir. Davalı bu hususun ispatına yönelik tanık beyanına dayanmıştır. Mahkemece davalının gösterdiği tanıkların dinlenerek azlin haklı sebebe dayanıp dayanmadığı değerlendirilmek suretiyle sonucuna uygun karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde eksik incelemeye dayalı olarak hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 2.7.2012,2012/13532 – 2012/17089)

Dava, 1136 sayılı Avukatlık Yasasından kaynaklanan vekalet ücretine ilişkindir. 1136 Sayılı Avukatlık yasası’nın 174. maddesinin 2. maddesi uyarınca haklı azil yada haksız istifa halinde avukata vekalet ücreti ödenmez. Ne var ki; azil tarihine kadar sonuçlandırılmış işler bakımından avukatın ücret isteyebileceği dairemizce istikrarlı bir şekilde uygulanmaktadır. Haksız azil yada haklı istifa halinde ise avukat ücretin tamamına hak kazanacaktır. Öyle olunca mahkemece öncelikle azlin haklı olup olmadığı üzerinde durulmalıdır. Mahkemece iki kez bilirkişi incelemesi yaptırılmış ve azlin haksız olduğu sonucuna varılarak hesaplanan icra takibine ilişkin vekalet ücreti hüküm altına alınmıştır. Ne var ki, Mahkemece alman her iki bilirkişi raporunda da azlin haklı olup olmadığını saptamak bakımından yeterli araştırma yapılmamış, özellikle birinci bilirkişi raporunun yetersiz olması nedeniyle alman 2. bilirkişi raporunun 2. sayfasında, Diyarbakır 1. ve 3. icra Müdürlüklerinin dosyalarının kendilerine teslim edilmemesi nedeniyle incelenemedikleri, 2. İcra müdürlüğünün 234 adet dosyasının ise teslim edildiği, ancak dosyalar üzerinde bir inceleme yapılıp yapılamadığı anlaşılamadığı gibi Davalı Banka’mn YTS kayıtlarının incelenerek raporun düzenlendiği ve sonuç olarak Diyarbakır 1. ve 2. İcar Müdürlüğündeki icra dosyalarında davacı avukatın yasal ve makul süreler içerisinde alacağın tahsiline yönelik haciz de dahil olmak üzere gerekli hukuki işlemleri gerçekleştirdiği gibi 3. icra müdürlüğünün sadece 18 adet dosyası üzerinde inceleme yapılarak diğer dosyaların muhtemelen işlemden kaldırılma yada infaz işlemlerine tabi olduğu gerekçesiyle hesap yapılmış, 6.5.2008 tarihli ek raporda da 1. icra müdürlüğünden 56 adet, 3. icra müdürlüğünde de 33 adet dosya açıldığı, bu dosyaların incelendiği, ancak tüm dosyalar üzerinden vekalet ücretinin hesaplandığı ve mahkemece hüküm altına alındığı anlaşılmıştır. Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda azlin haklı olup olmadığı üzerinde yeterince durulmamış ve davaya konu tüm dosyalar incelenmemiştir. Eksik soruşturmayla hüküm kurulamaz. Öyle olunca Mahkemece; az yukarıda belirtilen noksanlıklar nazara alınmalı, öncelikte tüm takip ve dava dosyaları incelenmeli, davacı avukata tevdi olunan takip dosyalarının tamamının incelenerek azil tarihine kadar yapılması gereken işlemlerle, davacı avukatın yaptığı işlemler karşılaştırılmalı, davacı avukatın azlinin haklı olup olmadığı saptanarak azlin haksız olduğunun anlaşılması halinde hak ettiği ücret belirlenmeli, taleple bağlı kalınarak hüküm kurulmalıdır. Azlin haklı olduğu kanısına varılır ise, bu taktirde azle kadar Davacı avukatın sonuçlandırdığı işler bakımından ücret belirlenmelidir. (Y. 13. HD. 22.3.2010, 2009/14358 – 2010/3641)

Davacı avukat ile davalının 20.9.2006 tarihli ücret sözleşmesini imzaladıkları ve davalı aleyhine açılan davada davacı avukatın 21.9.2006 tarihli cevap dilekçesi verdiği, 30.10.2006 tarihinde de azledildiği dosya kapsamı ile anlaşılmaktadır. Davalı, aleyhine dava açan Hüseyin’i davacı avukatın tanıdığını ve samimi olarak görüştüklerini anladığını ayrıca bu şahsı Cumhuriyet Savcılığı’na şikayet etmesi talimatı verdiği halde şikayette bulunmadığını, bu nedenle güvenini sarstığını ve bu nedenle haklı olarak azlettiğini savunmuştur. Mahkemece azlin haklılığının ispatlanamadığı gerekçesi ile hüküm kurulmuştur. Ancak davalının azlin haklılığı konusunda ileri sürdüğü hususlar, özellikle davacı avukatı ile aleyhine dava açan hasımı arasındaki ilişki ve davacı eşi ile olan münasebetleri konusundaki iddialarını, maddi vakıa niteliği itibariyle davalının tanık dahil tüm delille ispatlaması mümkündür. Bu nedenle davalının bu husustaki tüm delilleri değerlendirilerek, bildirdiği tanıkları dinlenip, gerektiğinde yemin delili de değerlendirilerek sonucuna uygun bir karar verilmelidir. Mahkemece, eksik inceleme sonucu yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. (Y. 13. HD. 24.12.2009, 2009/11074 – 2009/15421)

Kaynak: hukukitavsiyeler.com

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim