• BIST 90.383
  • Altın 144,409
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • İstanbul 8 °C
  • Ankara 15 °C

"Avukatlık Barosu'nu Kabul Etmiyoruz"

"Avukatlık Barosu'nu Kabul Etmiyoruz"
İstanbul Barosu, Adalet Bakanlığı tarafından hazırlanan Avukatlık Yasası Taslağı'nı çok sert bir dille eleştirdi. Barodan yapılan açıklamada, "bu yasayı baskıcı buluyoruz ve kabul etmiyoruz" denildi.

Barodan yapılan açıklama şöyle;

Bilindiği üzere avukatlık, sadece kazanç amacı güden ticari bir meslek olmadığı gibi barolar da sadece meslek sorunları ile ilgilenen bilinen anlamda klasik birer meslek kuruluşu değillerdir. Avukatlığın özünde hak arama özgürlüğünün korunması ve bu hakkın etkin ve işlevsel kullanımının temini, savunmayı savunmak, hukukun üstünlüğünü, insan haklarını korumak, kollamak vardır. Bu nedenledir ki avukat bir işadamı, tüccar değil hak arayıcısı ve savunucusu, adalet savaşçısıdır. Bu nedenle avukatlık mesleği ile ilgili tüm düzenlemelerde bu felsefi ve toplumsal öz mutlaka öncelikli ve baskın olmalıdır. Bu husus avukatlık mesleğinin ruhudur.

Bu açıdan Adalet Bakanlığınca avukatların katılımı olmadan dayatmacı bir anlayışla hazırlanarak yayımlanan yeni Avukatlık Kanunu tasarısı, bu özü ve ruhu hiç dikkate almadan hazırlanmış olup, avukatlık mesleğinin ruhunu ortadan kaldıran, ruhsuzlaştıran, onu ticari bir faaliyete indirgeyen, meslekte haksız rekabet ve kastlaşmayı yasallaştıran, baroları işlevsiz hale getiren, TBB ve özellikle Bakanlık vesayetini genişleten, Adalet Bakanlığını bünyesine dahil edip onu bir tehdit haline getiren, Baroları toplumsal işlevlerinden koparan, hukukun üstünlüğünü koruma yönündeki işlevlerini yasal olarak ortadan kaldırıp engelleyen, hatta bunu bir görevden alma nedeni sayarak Adalet Bakanlığını güçlü bir vesayet ve tehdit organı kılan bir anlayışla hazırlanmıştır. Buna ilişkin TBB’ye gönderilen somut eleştiri ve görüşlerimiz ekte açıklanmaktadır. Burada sadece yaşamsal öneme sahip hususlara yer verilmektedir.

Yapılmış olan hazırlıkla ilgili olarak gerçek amacı gizlemek için kullanılan “tasarı taslağı” gibi yanıltıcı ifadeler gerçek durumu ve niyeti değiştirmemektedir.  Bu tasarı avukatlık mesleğini bitirme tasarısıdır. Tasarının özellikle İstanbul Barosunun etkinliğini kırmaya yönelik olduğu, başta uygulanamaz seçim ve temsilde adaletsizlik içeren delege düzenlemesi olmak üzere açıkça anlaşılmaktadır. Baroların bu dönemde sadece staj ve sınav konularında düzenleme yapılması hususunda anlaşmış olmalarına karşın tasarı, bu konuları sadece bir truva atı gibi kullanıp adeta bir rüşvet olarak da mevcut yönetimlerin 2 yıl daha görev yapması düzenlemesi getirerek esasen siyasi iktidarın öteden beri avukatlık mesleğinin ruhunu ve özünü yok etme amacının hukuken ve fiilen gerçekleştirilmesini sonuçlayacak, avukatlık mesleğinin varlığına yönelik ağır bir saldırıdır.

Bu şekilde yurttaşların hukuk güvenliği, hak arama ve savunma hak ve özgürlükleri de, Barolar ve avukatlar işlevsizleştirilmek suretiyle ortadan kaldırılacak, hak ve adalet arayışı metalaştırılacaktır. Kuşkusuz tasarıda kabul edilebilecek, mesleki yönden bazı iyileştirmeler de mevcuttur. Bununla birlikte, mesleğin özü ve ruhunun ortadan kaldırılmasına bağlı olarak bunlar ciddi bir anlam ifade etmeyecek, gerçek anlamda bir kazanım oluşturmayacaktır. Başka bir ifadeyle kayıplar kazançların çok ötesinde olacaktır.

İstanbul Barosu olarak bu ağır saldırıyı kabul etmediğimizi ve etmeyeceğimizi, buna karşı gittikçe artan bir şiddette somut eylemliliklerle direneceğimizi ve bu haliyle yasalaşmasına izin vermeyeceğimizi meslektaşlarımıza ve kamuoyuna beyan etmekteyiz. Mesleğimiz için kırmızı alarm durumu söz konusu olup tüm meslektaşlarımızın her türlü mücadeleye hazır olması gerekmektedir. Bu konudaki tüm gelişmeler meslektaşlarımıza duyurulacaktır. Türkiye Barolar Birliği’nin de avukatlık mesleğini filen bitirecek bu düzenlemeye etkin bir şekilde karşı çıkacağına inanmakta ve bunu beklemekteyiz.

Baştan beri görüşümüz şudur ki, son dönemde birbiri ardına çıkarılan ve Anayasa ve hukuka açıkça aykırı yasalarda da görüldüğü üzere bu dönemdeki siyasi iklim ve atmosfer, yeni bir avukatlık kanunu üzerinde konuşulabilecek, tartışılabilecek bir ortamın söz konusu olmadığını açıkça göstermektedir. Aksi durum, yeni avukatlık kanunu adı altında bugüne dek kazanılmış olan bir takım hakların da kaybını sonuçlayacaktır.

İstanbul Barosu olarak mücadeleye hazırız.

Meslektaşlarımıza ve kamuoyuna saygı ile duyurulur.

İSTANBUL BAROSU BAŞKANLIĞI

A) GENEL OLARAK

 1. BÜGÜNE DEĞİN SÜRDÜRDÜĞÜMÜZ TAVRIN DOĞRULUĞU BU TASARI İLE KANITLANMIŞTIR:
 

İstanbul Barosu olarak, 1136 Sayılı Yasanın değişikliği gündeme geldiğinde, çekincelerimizi bildirdiğimiz herkesin malumudur.  Sergilediğimiz bu net tavır, ülkemizin içinde bulunduğu hukuk iklimi itibariyle, siyasal iktidarın ve o arada Adalet Bakanlığının,avukatlık mesleğine ilişkin bakış açılarında bizimle ortaklaşamayacağı,  tam da tersine kazanımlarımızı geri götürecek düşünceler içinde bulunduğu yönündeki saptamalarımıza dayanmakta idi. Sadece, staj ve sınav konusunda sağlanan görüş birliğimizin yasaya yansıtılması istemlerinin yoğunlaştığı aşamalarda, Bakanlığın bu istemleri kabul ediyormuş gibi görünmek suretiyle yasanın tümüyle değişmesini öngören bir dayatma içine girmesi ve TBB ile Baroları "yeni bir yasa çalışmasına" davet etmesi, bize göre iyiniyetli bir yaklaşım olarak değerlendirilemezdi.
 
Bu yöndeki görüşlerimizi uzun bir süreden bu yana vurgulamamıza karşın, tavrımızı "korku" olarak nitelendirenler, bu korkunun "ecele faydasının olamayacağı"savıyla,yeni bir daveti de sağladılar.
 
Bakanlık tarafından hazırlanarak TBB'ye sunulan bu tasarı kaygılarımızda ne denli haklı olduğumuzu açıkca ortaya sermiştir.
 
2. BAKANLIK ve TBB / BAROLAR ORTAK ÇALIŞMA SERGİLEMEMİŞTİR.
 
Adalet Bakanlığında kurulan ve "yeni bir yasa tasarısı" hazırlayan Bilim Komisyonunda avukatlar, TBB'nin Sayın Genel Sekreteri tarafından temsil edilmiş, bu temsiliyet dışında bir arayış ihtiyacı duyulmamıştır.   
 
Buna karşılık TBB tarafından coğrafi bölgeler temsilcileri ile İstanbul,Ankara ve İzmir temsilcilerinden oluşan bir kurul oluşturulmuştur. İstanbul Barosunun yukarıda zikredilen gerekçelerden oluşan ihtirazi kaydı ile katıldığı toplantılarda, TBB bünyesinde oluşturulan bu kurul ise bir yandan TBB'nin 2012 Taslak Metnini güncellerken, diğer yandan da Bilim Komisyonunun sonlandırdığı çalışmaları  "tebellüğ" etmiştir. Açık deyişle, TBB tarafından oluşturulan bu komisyonun, Bakanlıkça gönderilen taslağa bir katkısı olmadığı gibi, tebellüğ edilen hususlarla ilgili olarak da değişiklikler olduğu anlaşılmıştır. Daha da önemlisi, kurula tebellüğ edilen bilgilendirme amaçlı metinlerde hiç yer almayan olumsuz düzenlemelerin de tasarı metni içinde yer almış olduğu anlaşılmaktadır.
 
Mevcut yasamızın 58, 76 ve 95. maddelerinde yer alan düzenlemelerden ciddi biçimde "geriye gidişi" ifade eden birçok yeni düzenlemeye, mesleğe kabuldeki Bakanlık vesayetine, yeni delegasyon yapısı ve seçim sistemine TBB'nin de ortak olacağı düşünülemeyeceğine göre, Bilim Komisyonunun çalışmalarında TBB'ye rağmen ve ondan gizlenerek ciddi değişikliklerin yapılmasının amaçlandığı anlaşılmaktadır. 
 
Bu tablo karşısında, mevcut avukatlık yasasının; Bakanlıkta, "hakimler tarafından yapılan" ve "avukatlara rağmen" gerçekleştirilen bir tasarı olduğunu tesbit etmek güç değildir.
 
Diğer yandan, TBB bünyesinde oluşturulan kurulun by-pass edilmesi suretiyle, tümüyle ondan bağımsız bir çalışma yapıldığı, 2012 TBB Taslağının "temel alınacağı" bilgisinin de gerçekle ilgisinin olmadığı anlaşılmıştır.
 
3. TASARI, "İSTANBUL KORKUSU" SARILI VE SEÇİM ODAKLI BİR YENİ YAPILANMANIN "RÜŞVET" SUNUMU İLE METİNLEŞTİRİLMESİDİR.
 
Tasarı yasalaşırsa, mesleğimizle ilgili "devrim" sayılabilecek hiçbir değişiklik olmayacaktır. Kaybedilmeye yüz tutan kalite sorununun temelinde yatan "hukuk eğitimi"nde niteliğin arttırılması ile ilgili bir tek düzenleme yoktur. Özellikle talep ettiğimiz "akreditasyon" düzenlemesine yer verilmemiştir.
 
Tasarı yasalaşırsa, buradaki hiçbir değişiklik "reform" niteliği de taşımayacaktır. Örneğin staj için avukatlık akademisi kurulması suretiyle staj ve mesleki eğitim planlanmış değildir.
 
Ancak;tasarı bu haliyle yasalaştırılırsa, baroların meslek sorunları dışında hiçbir işlevi kalmayacak, hukukun üstünlüğü,insan hakları konusunda en küçük bir çabası bile olamayacak, bu türden çaba ve söylemler tümüyle "amacı dışında faaliyet" sayılarak, kurulların ve/veya kişilerin görevden alınmasının yasal dayanakları oluşturulmuş olacaktır.
 
Tasarı bu haliyle yasalaşırsa, mesleğimizin kurtuluşu için ilk çare olarak saptadığımız "sınav" da çare olmaktan çıkacaktır. Mevcut durumu, halen öğrenim gören hukuk fakültesi öğrencileri için kazanılmış hak sayan tasarı, Türkiye'de avukat sayısının bir misline kadar artmasından sonra sınavı öngördüğü için "çare" vasfını da yitirecektir.
 
Mesleğe kabulü Bakanlık uhdesine alan bu tasarı yasalaşırsa, vesayet daha bir genişleyecek, Barolar Bakanlığın mevzuat birimlerine dönüşecektir.
 
Tasarı bu haliyle yasalaşırsa, TBB bünyesinde İstanbul ağırlığı azaltılacak, bu yolla "temsilde adalet" tümüyle devre dışına çıkacaktır. Daha açık deyişle antidemokratik bir uygulama yasa yoluyla meşrulaştırılmış olacaktır.
 
Tasarı bu haliyle yasalaşırsa, İstanbul Barosunun (delege sayısı arzu edilen düzeye çekilse bile) Genel Kurulunda oy verme işlemi, en az 10 gün sürecektir.   
 
Bütün bu değişikliklerin neden getirildiği açıktır. Bu tasarı İstanbul Barosu korkusunu taşımaktadır. Asıl bu korkunun ecele faydası yoktur.
 
Bu değişiklikleri getirenler, mevcut yönetimlere 2 yıllık süre tanıyarak, "bal çaldıklarını" sanıyorlarsa, bu türden rüşvetlere fikrimiz toktur.
 
B- YAŞAMSAL ELEŞTİRİ NOKTALARI
 
1. BAKANLIK VESAYETİ, METASTAS YAPMIŞTIR.
 

Yasa ile ilgili tüm çalışmalarda, Bakanlık vesayetinin sona erdirileceği, aynı kaynaklardan iletilen ve kabul edildiği de bildirilen bir yaklaşım olarak ileri sürülmekte idi. Tasarı taslağı çalışmalarında da bu vurgu özellikle yapılmış ve yeni tasarıda Adalet Bakanlığının vesayetinin sona erdirileceği belirtilmişti.
 
Bu "söylenti"nin gerçek olmadığı tasarı metni ile sabittir.  Mevcut yasadaki bütün vesayet unsurları korunmakla birlikte, mesleğe kabulde de Bakanlığın devreye girmesi sağlanmıştır.Ayrıca, yapılan değişiklikler ile yasal boşluklar doldurulmak suretiyle Barolar üzerinde bu vesayetin tahakküme dönüşmesi ve giderek Bakanlığın somut adımlar atması yasal dayanağa kavuşturulmuştur. Örneğin, Baro Yönetimlerinin görevleri sınırlandırılarak "klasik meslek örgütü"ne dönüştürülmüş, bu yolla "amacı dışında faaliyet" ibaresi açıklığa kavuşmuş olup, bu faaliyetin de yaptırıma kavuşturulmuş olması nedeniyle Bakanlığın doğrudan Baro organlarına dönük tahakkümü meşrulaşmış olmaktadır.
 
Çağdaş bir yasadan beklenen amacın tam tersi bir sonucu doğuran düzenlemelerin kabul edilmesine olanak yoktur.
 
2. BAROLAR MESLEKİ FAALİYET ALANI İÇİNE SIKIŞTIRILMIŞTIR.
 
Mevcut yasanın 76 ve 95. maddelerinde düzenlenen "hukukun üstünlüğü ve insan haklarını savunmak ve korumak" görevi, şeklen yeni tasarıda muhafaza edilmekle birlikte, bu alanda çaba gösterilmesinin önü kapatılmıştır. Tasarının 128. maddesinde yapılan düzenleme ile dava açma ve katılma yetkileri kaldırılmak suretiyle, bu görevin ifası şekli hale getirilmiştir.
 
Artık "hak arama" mücadelesinin meslek dışına çıkan her çalışması, amaç dışı faaliyet sayılabilecektir. Baroları, "fırıncılar federasyonuna" dönüştüren bu düzenleme, salt bu niteliği itibariyle dahi antidemokratiktir.
 
3.  SINAV SULANDIRILMIŞTIR.
 
Avukatlık Yasa tasarısında değişikliklerin gündeme gelmesinin başat faktörü yeni yasal düzenleme ile mesleğe giriş ve kabulde "sınav" sistemine geçilecek olmasıydı. Buna rağmen, getirilen yeni düzenlemede "sınav" Adalet Bakanlığı tarafından yapılan, TBB'nin hiçbir aşamasına ortak edilmediği bir nitelik taşımaktadır.
 
Kaldı ki, yeni düzenleme ile mevcut öğrenciler için sınavsız giriş "kazanılmış hak" olarak kabul edilmekte ve bu nedenle de sınavın en erken 4 yıl sonra başlaması öngörülmektedir.Buna göre; bugünkü hukuk fakültesi öğrenci sayısı  itibariyle, avukat sayısının yaklaşık bir misli artmasından sonra başlayacak bir sınav sisteminden sözedilmektedir.
 
Mesleğimiz açısından "ivedi" olan bir hususa, Bakanlığın gayriciddi yaklaşımı bizi şaşırtmamıştır.
 
4. TASARININ ÖNGÖRDÜĞÜ GENEL KURUL TAM BİR KAOS OLACAKTIR.
 
Yeni tasarının 188. maddesine göre,  "çarşaf liste" olarak bilinen sistemle seçim öngörülmektedir. Buna göre Genel Kurulun ilk gününde adaylar divana başvurularını bildirecek, tüm aday isimlerine göre düzenlenecek çarşaf listede, işaretlenmek suretiyle oy kullanılacaktır. Bu yöntemin uygulandığı ve yasaya göre 1000-1200 kişiden oluşan Siyasi Parti Genel Kurullarının sayım sonuçlarının ancak 2 gün sonra belirlenebildiği düşünülürse, 2012 yılında 22.000 kişinin katıldığı İstanbul Barosu Genel Kurulunda oy verme ve sayımın ne kadar sürede neticeleneceğini tahmin etmek güç olmayacaktır.
 
Böyle bir Genel Kurul fiilen yapılamaz. Her sandık için 500 kişilik seçmen avukat öngörülmesi karşısında İstanbul için bugünkü sayılarla kurulması gereken sandık adedi 65 civarındadır. Bugünkü uygulama ile 120 kişiye oy verilmektedir. Bu rakamın delege sayılarındaki antidemokratik oynamalarla düşürülmesi halinde bile oy verilmesi sözkonusu olacak kişi sayısı 70 civarındadır. Binlerce oy kabini oluşturulması ve en az yarım saat sürecek bir oy kullanma işinin yaklaşık 25.000 avukat için  planlanan zaman dilimi akıl almaz boyutlardadır.
 
Böyle bir Genel Kurul tahayyülü için, "İstanbul korkusunun" dağları sardığını söylemek abartı değildir. Düşünülmesi bile zor olan bu tasarımın kabulüne olanak yoktur.
 
5. DELEGASYON SAYISINDAKİ YENİ DÜZENLEME ANTİDEMOKRATİKTİR.
 
Tasarıda,TBB Delegasyonuna ilişkin getirilen düzenleme, niteliği itibariyle temsilde adaletsizliği sağlayan alternatifler içermektedir.
 
Bugünkü rakamlar itibariyle ülkemizdeki 84.000 avukatın 32.000'i İstanbul Barosuna kayıtlıdır. Buna göre Türkiye avukatlarının % 38'i İstanbul'dadır. Buna karşılık İstanbul Barosu TBB Genel Kurulunda 99 delege ile temsil edilmekte, bu rakam da toplam delege sayısının % 24'üne tekabül etmektedir. Daha açık deyişle, temsilin sağlanmasında İstanbul aleyhine işleyen bir adaletsizlik zaten mevcuttur.
 
Buna karşın, getirilen yeni düzenleme, bu adaletsizliği daha ileri bir düzeye vardırmakta ve bugün 99 olan sayıyı 37/11/34/1 gibi alternatiflerle şahikasına vardırmayı amaçlamaktadır. Bu arada sayıca büyük barolar dışında kalanların temsildeki sayıları da arttırılmaktadır.
 
Bu düzenlemeyi kabul edebilmek mümkün değildir.
 
TBB'yi ve o sayede diğer Baroları daha güçlü kılan parasal olanakların kaynağı olan pul bedellerinin % 63 oranında İstanbul kaynaklı olduğu düşünüldüğünde, temsilde adaletin dayanağı olan başka argümanların mevcudiyetine rağmen böyle bir adaletsizliği önermek, demokratik yollarla elde edilemeyen erklere ulaşmanın, mübah sayılan bütün yollarının denenmesi çabasından başka birşey değildir.
 
Bir "İstanbul korkusunun" vardığı başka bir noktayı işaret etmek bakımından böyle bir düzenlemeye tevessül edilmiş olması anlamlıdır.
 
6. BARO BAŞKANLARI TBB'NİN ORGANI OLMAMALIDIR.
 
Tasarı ile Baro Başkanlarından oluşan Kurul, TBB'nin "organı" haline getirilmektedir. Bu durum 79 Baronun TBB'de eşit temsilini sağlayan ve temsildeki adaletsizliği körükleyen bir düzenlemedir.
 
Baroların farklı büyüklükleri, özü itibariyle levhalarına yazılı avukat sayısı ile saptandığına ve Baro Başkanlarının da bu sayının değil, kurumun temsilini sağladıklarına göre, "eşit temsilin" hiçbir koşulunu taşımayan bir "istişari nitelikteki" temsilin, organ olarak nitelendirilmesi olanaksızdır.
 
Bu belirlemenin giderek karar mekanizmasına dönüşmesi kaçınılmaz olacağına göre, alınan kararların meşruiyetinin tartışıldığı bir Kurulun oluşturulması doğru olmamalıdır.
 
7. TASARI RÜŞVET İÇERİKLİDİR.
 
Tasarı ile getirilen ve mesleği derinden yaralayan antidemokratik, vesayetçi, mantık dışı düzenlemelere sıcak bakılmasını sağlamaya yönelik "rüşvetler" ise seçim döneminin 2 yıl uzatılması suretiyle mevcut yönetimlerin devamının sağlanması ve yönetimlere ücret ödenmesine dair düzenlemelerdir.
 
Bu rüşveti kabul etmediğimiz gibi, getirilen bu düzenlemeyi benimsemediğimizi de açıkça belirtiyoruz.
 
Baro olarak seçime yönelik bir kaygı taşımadığımız gibi, 2 yıllık süre için aldığımız yetkiyi yasal düzenleme ile 4 yıla çıkarmayı doğru bulmuyoruz. Ayrıca, yönetim kurulu üyelerinin ücretlendirilmesini de hizmetin niteliği ile bağdaştırmıyoruz. Keza, yönetim kurulu üyeliğinin sayısının arttırılmasını da herhangi bir sorunun çözümü olarak görmediğimiz gibi, artan sayıların karar almada güçlükler yaratacağı kanısındayız.
 
8. SINAVLARIN ADALET BAKANLIĞI TARAFINDAN YAPILMASI ASLA KABUL EDİLEMEZ.
 
Adalet Bakanlığının staja ve avukatlığa kabul sınavlarını kendi uhdesine alması, bu noktada, baroları da TBB'yi de devre dışına itmesi asla kabul edilemez. Barolar olarak akreditasyon beklentisiyle, hukuk eğitimine uzanan bir süreci denetlemeye çalışırken, denetiminde olmadığı bir sistemi tümüyle Bakanlık eline bırakmak ve kendi meslek mensuplarının Bakanlık tarafından belirlenmesine razı olmak ciddi bir sorunsal olacaktır. Çatısında avukat istihdam etmeyen, tüm çalışanları yargıç kadrosunda istihdam edilen kamu görevlilerinden oluşan bir Bakanlığın, avukat kabulünü yapması, barolar açısından da açık bir acziyet ifadesi olacaktır.
 
Buna rıza gösterilmemelidir.
 
9. İKİ YILLIK STAJ DÜZENLEMESİNİN İÇİ BOŞTUR.
 
Tasarı ile staj süresi iki yıla çıkarılmaktadır. Stajın ilk 6 ayı adliye nezdinde yapılmakta iken, kalan 1.5 yıllık süre avukat yanında geçecektir. Böyle bir düzenlemenin hangi amaçlarla ve neden yapıldığı, önceki düzenlemeye bir yıl eklenmek suretiyle tanzim edilen yeni staj döneminin önceki düzenlemeden farkının hangi noktalarda olduğu belli değildir. Hiçbir yeni mekanizma getirilmeden stajın 2 yıla çıkarılması, geciktirilmiş bir avukatlık anlamına gelmektedir.
 
Staj süresinin uzatılması gerekli olabilir.Ancak gerçek anlamda bir staj için tüm mekanizmaların adliye ve bürolarda oluşturulması bağlamında bir dizi değişikliğin yapılmasından kaçınılarak, soyut bir "süre uzatımı" ile yetinilmesi, istenilen sonuca ulaşmayı sağlamayacaktır. Kaldı ki, bugün itibariyle, hukuk fakültesi mezunlarının sayısı itibariyle, baroların staj eğitiminde ciddi bir sıkıntı yaşamakta olmaları, bu aşamadan önce değerlendirilmesi gereken sorunlar bulunduğuna işarettir.
 
10. YABANCI AVUKATLIK ORTAKLIKLARININ KONUMLARI KORUNURKEN, MEVCUT DÜZENLEMEDEN DE GERİYE GİDİLMİŞTİR.
 
Yabancı avukatlık ortaklıkları için mevcut olan sorunların aşılmasına yönelik yeni esaslar belirlenmediği gibi, sadece "danışmanlık" konumlarının korunması ile yetinilmesinin yeterli olacağı düşünülmüştür. Oysa bu ortaklıkların ortaklarının konumu, avukatlarla işbirliği esaslarının tesbiti ve kısıtlayıcı hükümler getirilmesi beklenirken, bu konulara hiç girilmemesi anlamlıdır.
 
Bu avukatlık modellerinin tek sorunu vergi cennetlerindeki finans hareketleri değil, ülkemizdeki işbirliklerinin yarattığı sorunlardır. Bu sorunlara hiç değinilmeyen bir düzenleme, meslek açısından güvence sağlamaktan uzak olacaktır.
 
Diğer yandan tasarıdaki düzenleme, "yeni, farklı ve ayrıcalıklı bir avukatlık" yaratmaktadır.
 
11. ŞUBE DÜZENLEMESİ REDDEDİLMELİDİR.
 
Avukatların yurt içinde şube açmasına olanak veren düzenleme, mesleğimizi "kartelleşmeye" götürecek ciddi bir sorun oluşturacaktır. Bir yandan, ülke genelinde yaygınlaşan ticari örgütlerin (banka, holding şirketleri, iletişim firmaları vb) tek merkezden hukuksal yönetimleri sağlanacak, diğer yandan da "tekel avukatlık bürosu", şubelerde fiilen avukat çalıştıran "patron avukatlar"dan oluşacaktır.Bu çalışma şekli,kısaca "meslek onuru" olarak nitelendirdiğimiz kavramlar bütününe de aykırıdır. 
 
12. AVUKAT ORTAKLIKLARININ ANONİM ve LİMİTED NİTELİKLERİ TARTIŞMALI BİR MESLEKİ KONUM DOĞURACAKTIR.
 

Avukatlık ortaklıklarının özendirilmesi amacıyla yapılan çalışmaların zaman içinde başarılı olamamasının nedeni olarak, bu türden bir yapılanmanın herhangi bir avantaj doğurmaması olarak açıklanmış ve bu çerçevede yeni açılımlar ve formüller bulunması gereğinden sözedilmişti. Bu bağlamda TTK ile düzenlenen ticari şirket türlerinin, ticari olmadığı belirtilen bir meslekteünvan olarak kabul edilmesi ciddi bir çelişki doğuracaktır. Bu yeni düzenlemenin, özellikle vergisel anlamda bir fark doğurmak suretiyle, yeni avantajlar elde edilmesine ilişkin herhangi bir düzenlemeyi içermemesi bahse konu çelişkinin aşılamayacağına da işarettir.
 
Diğer yandan bu ortaklıkların sicilinin tutulmasını TBB'ye vermek ve ortakların baroya üye olma zorunluluğunu kaldırmak bir yandan bu ortaklıklara ilişkin ayrıcalıklar tasarlandığı intibaını verirken, diğer yandan da disiplin hukuku açısından ciddi sorunların doğumuna yol açacaktır.
 
13. VEKALETNAME ALMA YÜKÜMLÜLÜĞÜ, CEZA YARGILAMASINI KAPSAMAMALIDIR.
 
Tasarı ile avukatın bir iş veya davada müvekkilini temsil edebilmesi için vekaletname alması şartı getirilirken, ceza yargılamasının hükümleri saklı tutulmamıştır. Bu durum, mevcut kazanımların geriye gidişini ifade eden ve savunmasız yargılama sonucunu doğuran bir noktaya varılmasına neden olabilecektir.
 
14. DİSİPLİN KURULLARININ YAPISI İLE OYNANMAMALIDIR.
 
Tasarı ile getirilen düzenlemeye göre, kovuşturma açılmasına karar verilmesini takiben dosyanın, uyarma ve para cezası bakımından baro disiplin kuruluna diğer cezalar bakımından da TBB Disiplin Kuruluna gönderilmesi öngörülmektedir. Bu hüküm, ciddi yetki tartışmalarını doğuracaktır. Kovuşturmanın açılması kararı, müeyyideyi de belirleyen bir içerik taşımayacağına göre, dosyanın gönderileceği yer bakımından tartışma doğacaktır.
 
Diğer yandan kamu avukatlarının disiplin kovuşturmalarında kamu temsilcisiin bulunması da kabul edilemez. Kamu avukatları için açılan idari soruşturmada avukatların bulunması olası değilken, barodaki kovuşturmada kamu temsilcisi bulunması gereksiz bir duyarlılıktır.
 
15. UZMAN AVUKATLIK HAKSIZ REKABETİ DOĞURACAKTIR.
 
10 yıllık meslek kıdemini takiben TBB tarafından verilecek bir "ünvan" olarak kullanılabilmesi olanağı verilen "uzman avukatlık", meslektaşlar arasında haksız rekabetin doğmasına yol açacak ve bir “kast” sistemi oluşturacaktır.
 
Özellikle, bu ünvanın kazanılmasında -TBB yetkilendirilmiş olsa da- hangi unsurların esas alınacağının belli olmaması, TBB'nin böyle bir ünvanı vermesini sağlayacak eğitim kapasitesine sahip olup olmayacağı ve nihayet kazanılmış hak kavramının nasıl ve kimler için öngörüleceği ciddi bir sorun teşkil edecektir. 2012 TBB metninde, 25 yıllık avukatların başka hiçbir özellik aranmaksızın kendisini dilediği alanda uzman olarak nitelendirebilmesi, 24 yıllık avukat için haksızlık teşkil edecektir.
 
Dolayısıyla, bu alandaki bir değişiklik de kabul edilemez.  

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim