• BIST 107.303
  • Altın 153,156
  • Dolar 3,7141
  • Euro 4,3624
  • İstanbul 19 °C
  • Ankara 7 °C

Avukatlık Mesleği

Avukatlık Mesleği
Erzincan Barosu Başkanı Av. Cemalettin ÖZER, BAROTÜRK Dergi'nin 2. sayısı için yazdı.

BAROTÜRK Dergi 2. Sayı

Av. Cemalettin ÖZER / Erzincan Barosu Başkanı

1136 Sayılı Avukatlık Kanunun 1. Maddesi avukatlık mesleğini “Avukatlık kamu hizmeti ve serbest bir meslektir. Avukat yargının kurucu unsurlarından olan bağımsız savunmayı serbestçe temsil eder” şeklinde tanımlamaktadır. Bu tanımın yeterli olduğunu düşünmemekteyim.  Savunmanın bağımsız temsilcisi şeklindeki tanım; mesleğimizi yargıya katkısı bakımından yargının bir unsuru değil, “savunmanın bir unsuru” haline getirir. Bu nedenle avukatlık mesleğinin tanımı sadece savunmanın bağımsız temsilcisi şeklinde yapılamaz. Ayrıca bu tanımı mesleğimizin yargının kurucu unsuru olmasının Anayasal karşılığının olmaması bakımından da yetersiz bulmaktayım.

Hukuk devletinin dayandığı temel hak ve özgürlüklerden biri de savunma hakkıdır. Anayasamızın 36/1. Maddesi Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.” Bu düzenleme Hak Arama Özgürlüğü başlığı altında düzenlenmiştir. Temel bir hak olan savunma hakkı bu düzenlemeyle Anayasal koruma altına alınmıştır. Avukatın rolünü de Hak Arama Özgürlüğü çerçevesinde değerlendirmek kaçınılmazdır.

Savunma hakkı isnat karşısında kişinin savunma hakkı şeklinde değerlendirilebilir fakat bu tanım sadece şüpheli veya sanık açısından bir değerlendirmeyi kapsayacağından yetersiz kalacaktır. Bu açıdan savunma hakkını aynı zamanda iddiada bulunma hakkı şeklinde de değerlendirebiliriz. Bu şekilde yapılacak tanımlama tüm yargılama hukuku bakımından kapsayıcı bir nitelik taşıyacaktır.

Hak arama özgürlüğü, yetkili makamlar karşısında kendini ifade edebilme özgürlüğüdür. Bu noktada bu hakkın ve özgürlüğün kullanılması açısından avukatlık mesleği karşımıza çıkmaktadır. Bu bağlamda Avukatlık mesleği hak arama özgürlüğünün (savunma hakkının) temsilcisi, somut uygulayıcısıdır.

Gerek Anayasamıza (36/1.md) gerekse 1136 Sayılı Avukatlık Yasasına (35.md) g göre avukatların yapabileceği işler açısından avukat tutmak zorunlu değildir. Dava açma yeteneği bulunan herkes dava açabilir, hakkında açılmış davalara katılabilir, takip yapabilir. Bu hakkı kullanırken de bir başkasına kendini temsil ettirebilir. Karmaşık hukuk kuralları, birçok hakkın kullanılmasının süreye tabi tutulması, hukuk dilinin ağırlığı, anlaşılmaz usul kuralları ve hukuk bilgisinin yetersizliği gibi bir takım nedenlerden ötürü neredeyse kişi açısından hak arama özgürlüğü imkânsız hale gelmiştir. Avukatlık mesleği tamda burada karşımıza çıkmaktadır.

Avukatın bağımsızlığı da bu hakkın kullanılması bakımından olmazsa olmaz koşuldur. 1136 Sayılı Avukatlık Kanunun 2. Maddesine göre avukatın rolü, taraf temsilcisi olarak faaliyette bulunmak ve uyuşmazlıkların adalet ve hakkaniyete uygun çözümü için yargılama faaliyetlerine katılmak şeklinde düzenlenmiştir. Bu açıdan avukatın bağımsızlığı büyük önem arz etmektedir. Sağlıklı bir yargılama için avukatın her türlü bağımlılıktan uzak bir mesleki faaliyet göstermesi zorunluluktur. Avukatlık Meslek Kuralları 2. Maddesi bu durumu “mesleki çalışmasında avukat bağımsızlığını korur, bu bağımsızlığını zedeleyecek iş kabulünden kaçınır” şeklinde belirlemiştir. Avrupa’da Avukatların Tabi Olduğu Meslek Kuralları 2.1.1 maddesi de “Bir avukatın yapmak durumunda olduğu birçok görevi, kendi kişisel çıkarları ve dış baskılardan kaynaklananlar başta olmak üzere, onun her türlü etkiden arınmış mutlak bağımsızlığını gerektirir. Bu bağımsızlık, adaletin gerçekleşmesine duyulan güven açısından bir yargıcın tarafsızlığı kadar gereklidir. Bu yüzden, bir avukat bağımsızlığının zedelenmesinden kaçınmakla ve ne müvekkilini ne mahkemeyi ne de üçüncü şahısları memnun etmek kaygısı ile meslek ilkelerinden ödün vermemekle yükümlüdür. Bu bağımsızlık, davalar kadar hasımsız işlerde de gereklidir. Bir avukatın, bir müvekkiline; yalnızca ona kendini beğendirmek niyetiyle kendi kişisel çıkarlarına hizmet etmek üzere veya dış baskılarla verdiği danışmanlık hizmetinin hiçbir değeri yoktur.” Şeklinde bağımsızlık hükümlerine yer vermiştir.

Avukatın bağımsızlığını, avukatın devletten gelebilecek her türlü etki ve baskıdan bağımsızlığını ifade eden devlete karşı bağımsızlık, müvekkiline karşı bağımsızlık, yargı organlarına karşı bağımsızlık ve üçüncü kişilere karşı (topluma karşı) bağımsızlık şeklinde değerlendirmek mümkündür. Avukat mesleğinde ne kadar bağımsız olursa müvekkilinin haklarının savunulması ve korunmasında o kadar başarılı olur.

Esasen avukatın bağımsızlığında ele alınması gereken en önemli husus müvekkiliyle olan ilişkisidir. 1136 Sayılı Avukatlık Kanunun 37. Maddesi “Avukat, kendisine teklif olunan işi sebep göstermeden reddedebilir.” Şeklindedir. Avukatla müvekkili arasında vekâlet ilişkisinin güvene dayalı olması gerekir. İş alırken tamamen özgür iradesiyle hareket etmesi ve güven ilişkisini kurması kaçınılmazdır. Fakat müvekkile karşı bağımsızlığı sadece işin kabulü veya reddi şeklinde algılamamak gerekir.

Müvekkiline karşı bağımsız olan avukat, müvekkilinin haklarını korumada özen gösteren bir anlayışla hareket etmektedir. Avukat müvekkilinin talimatlarıyla hareket edecektir. Fakat bu onun müvekkiline karşı her isteğine evet demesi anlamına gelmemektedir. Avukatın müvekkiline karşı bağımsız olmasının sınırı vekâlet ilişkisi ve meslek kurallarıdır. Meslek kurallarının belirlediği sınırın aşılması halinde avukatın müvekkiliyle olan ilişkisini yeniden değerlendirmesi ve meslek kurallarına uygun hareket etmesi zorunluluktur.

Avukatın müvekkilinden bağımsız olması müvekkiliyle avukatın beyanlarının aynı doğrultuda olması zorunluğunun bulunmaması anlamına da gelmektedir. Avukatlığın kamu hizmeti olması niteliği, avukatın hukuk konusundaki bilgi ve yeteneğini yasalar ve adalet yararına kullanma ödevini doğurmaktadır. Yani önemli olan maddi gerçekliktir. Bu doğrultuda avukatın müvekkiliyle aynı doğrultuda beyanda bulunma zorunluluğu da yoktur.

Avukatın müvekkiline karşı bağımsızlığı esasen ekonomik bağımsızlığı da gerekli kılar. Yani ekonomik bağımsızlığı olan avukat müvekkiline karşı bağımsız hareket edebilecektir. Avukatlık ücretinin yasalarca belirlenmesi ve koruma altına alınması ekonomik bağımsızlığın bir gereğidir. Kısaca avukatın müvekkiline karşı bağımsızlığı savunma hakkı bakımından gerekliliktir.

Avukatların, halkın, yargı erki içindeki temsilcileri olduğu da göz önüne alınırsa, sadece mesleki kalkınma, onur ve vakarın korunması, çalışma disiplininin ve ahlakının takip edilmesi değil; hak ve özgürlüklerin korunması, kollanması ve geliştirilmesinde baş aktör olmasının da sağlanması zorunludur.

Avukatlık mesleğini yüceltmek, insan hak ve özgürlükleri eşiğini de yükseltmek anlamına geldiği hepimizin malumudur. Bu nedenle mesleğimizin etkin ve saygın icrası için aşağıda belirttiğim düzenlemelerin yapılmasını zorunlu görmekteyim.

  • Adalet Komisyonlarında baroların temsili sağlanmalıdır. Adliyede baroların ve avukatların kullanımına ayrılan yerlerde tasarruf hakkı barolara verilmelidir.
  • Mesleki sorumluluk sigortası zorunlu hale getirilmelidir.
  • Avukatın beyanlarına, belgelerine ve delil toplayabilmesine imkân verecek düzenlemelerin acilen yapılması kaçınılmazdır. Ceza yargılamasında iddia makamının sahip olduğu delil toplama yetkisi birebir savunmayı temsil eden avukatlara da tanınmalıdır.
  • Arabuluculuk ve uzlaşmacılık önündeki engeller kaldırılmalı ve bu işlemler sadece avukat eliyle yapılır hale getirilmelidir.
  • Mahkeme önüne gelmeyen uyuşmazlıklarda avukatın etkin ve aktif olarak rol üstlenmesi sağlanmalı, Mahkeme dışı sulh görüşmelerinin avukatlarca yapılabilmesi düzenlenmeli ve bu görüşmeler sonucu tutulan tutanaklara ilam niteliği kazandırılmalıdır.
  • Avukatlık kimliğinin tüm resmi ve özel kişi ve kuruluşlar tarafından kabulüne engel düzenlemeler acilen kaldırılmalıdır.
  • Hukuki himaye sigortası getirilmelidir
  • Gene avukatlık yasasında yapılacak değişiklikle sadece avukatların yapabileceği işler arttırılmalı ve belli nitelikte veya belli değerdeki davaların avukat aracılığıyla açılması veya takibi zorunlu hale getirilmesi benimsenmelidir.
  • Gerek soruşturma veya kovuşturma sırasında gerekse hukuk davalarında avukatın dosya incelemesi hiç bir kısıtlamaya tabi tutulamaz. Bu yöndeki tüm düzenlemeler acilen kaldırılmalıdır. Bazı özel yasalardaki belge inceleme ve örnek alma yasağı (5502 Sayılı yasının 35/4. Maddesi gibi) acilen kaldırılmalı ve bu tür düzenlemelerde 1136 Sayılı avukatlık Kanunun 2. Maddesi istisna haline getirilmelidir. Yaşadığımız dönemde ve yakın geçmişte yasaya göre gizlilik kararı bulunan tüm dosyalardaki kişisel veriler, pervasızca ve yasaya aykırı şekilde basında ve internet sitelerinde yayınlanmaktadır. Bu durum açıkça göstermektedir ki gizliliğin ihlalini ve özel hayatın dokunulmazlığına hukuk dışı müdahaleleri yapanlar avukatlar değildir.
  • HMK’daki vekâlet ilişkisini kısıtlayan hükümler örneğin HMK.77/3. “Bir tarafın avukat tutmak istemesi sebebiyle, yargılama hiçbir şekilde başka bir güne bırakılamaz.” Şeklindeki hüküm ile HMK. 77/4. Madde de düzenlenen “Avukatın istifa etmesi, azledilmesi veya dosyayı incelememiş olması sebebiyle yargılama başka bir güne bırakılamaz.” Hükmü acilen kaldırılmalıdır.
  • Dava ve takiplerde vekâletnamenin noterden düzenlenmesini gerektiren hükümler kaldırılmalı, vekâletin avukatın ya kendi tarafından veya bağlı bulunduğu barosu tarafından düzenlenmesinin önü açılmalıdır.
  • Hepimizin kanayan yarası haline gelen vekâlet ücretine ilişkin yeni düzenlemeler getirilmelidir. Bu amaçla vekâlet ücretinin tahsilini kolaylaştıran ve denetlenebilir düzenlemeler yapılmalı ve gerekirse vekâlet ücretinin ödenmesi dava şartı haline getirilmelidir.
  • Kanunen zorunlu müdafilik ve mağdur vekilliği uygulaması daraltılmalı ve bu görevlen- dirmeler nedeniyle avukata ödenecek ücretlerin tarifeyle aynı tutulması yönünde düzenlemeler yapılmalıdır.   
  • Meslek içi eğitimler kıdeme bakılmaksızın zorunlu hale getirilmelidir.
  • Hukuk Fakültelerinde Avukatlık Hukuku zorunlu ders olarak okutulmalıdır.
  • Staj süresi uzatılmalı ve daha etkin mesleki eğitimi verilmelidir.
  • Avukatlık Yasasında yer alan Adalet Bakanlığına ilişkin tüm hükümler kaldırılmalıdır. Mesleğe kabul ve mesleki denetim sadece TBB tarafından yapılmalıdır. Kaldı ki gerek mesleğe kabulde gerekse mesleki denetimde Bakanlığın işlemlere karşı dava açma hakkı mevcuttur. Bu açıdan Bakanlık onay mercii olmaktan çıkartılmalı ve tüm bu yetkiler TBB tarafından kullanılmalıdır.
  • Ayrıca güçlü savunma için kamu hizmeti gören avukatların, insan hakları ile bununla aynı düzlemde olmak üzere kamu menfaatlerini de korumak ve kollamak adına hareket ettiğinin bilincinde olması da kaçınılmazdır. Bu açıdan disiplin soruşturmalarının standarda kavuşturulması ve etkin olarak yapılması kaçınılmazdır. Yerel barolarda seçim endeksli hareket edildiğinden ektin disiplin soruşturması yapılamamaktadır. Bu açıdan disiplin kurullarının yapısı gözden geçirilebilir. Örneğin kıdemli avukatlardan oluşturabilir. Veya kovuşturma TBB nezdinde yapılabilir. 

Genel hatlarıyla belirttiğim bu ve benzer iyileştirmelerin yapılmasıyla ancak güçlü ve bağımsız bir savunmadan bahsedilebilir.

Bunun yanı sıra Avukatın, yer aldığı toplum içinde, yargının olmazsa olmazı kabul edilmesi, mesleğine olan saygısına, yargılama faaliyetlerinde, mesleki vakar, tecrübe, bilgi birikimi ile donanmış olmasına, meslek ilkelerine titizlikle uymasına bağlıdır.

Meslek ilkelerine aykırı hareket etmek, özel hayata dikkat etmemek mesleğe olan saygınlığı azaltacağı hatta yok edeceği gibi, ücretsiz dava almak, masrafların avukatlar tarafından yapılması, maktu vekâlet ücreti belirlenmeden sadece başarı primli vekâlet ilişkisi, tahsilata bağlı vekâlet ücreti, vekâletname toplamak gibi yaklaşımlar arttıkça, genişledikçe dayanışma çökecek, yeni dava alanlarına yönelme aşamasında ise dayanışmasız bir meslek hayatı doğacaktır.

Meslek dışındaki kişi ve kuruluşların, avukatlık mesleğine saygı duymaları, güven beslemeleri ve yapılan işi kutsal olarak nitelemeleri için Avukatların, kendi değerlerine uygun davranmak zorunda olmaları bir yana; davranışlarında ve görevi ifalarında bu değerlere göre hareket etmek, bu değerleri korumak ve geliştirmek zorunda oldukları da bir gerçektir. Avukatlar, sadece adliye koridorlarında bu sorumluluklarını yerine getirmeyip toplum hayatı ile özel hayatında da aynı doğrultuda hareket etmek zorundadırlar. Aksi halde güçlü savunmadan ve kurucu unsur olmaktan bahsetmek mümkün olmayacaktır.

Yüreğinde kin, kararlarında “fısıltı” olmayan bir yargı istiyorsak, öncelikle mesleğimizin değerlerine her zamankinden daha çok sahip çıkmak zorundayız. Unutulmamalıdır ki adil yargılama ancak güçlü savunmayla mümkündür. Adil yargılama da kişiler için bir hak olduğu kadar avukatlar içinde bir GÖREVDİR.

Yakın geçmişte ve günümüzde elde ettiğimiz tecrübeler avukatlık mesleğinin toplum açısından vazgeçilmez bir meslek olduğunu bir kez daha göstermiştir. Tüm haksızlıklarda ve hukuka aykırılıklarda toplum, yanında avukat olması gerektiğini bilmektedir. Mesleğimiz açısından bu durum mutluluk vericidir. Toplumda hukuk hâkimiyetini etkin kılmak için avukatlık mesleği vazgeçilmezdir. Adil yargılanma hakkı ve hukuk devletinin varlığı ancak avukatlar var oldukça mümkün olacaktır. 

BAROTÜRK Dergi

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim