• BIST 107.229
  • Altın 142,587
  • Dolar 3,5512
  • Euro 4,1287
  • İstanbul 34 °C
  • Ankara 34 °C

Aydın Barosu'ndan Hak İhlalleri ile İlgili Çarpıcı Tespitler

Aydın Barosu'ndan Hak İhlalleri ile İlgili Çarpıcı Tespitler
Aydın Barosu Başkanlığı, 10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü nedeniyle yazılı bir açıklama yaptı.

Baro'dan yapılan açıklamada son zamanlardaki hak ihlallerine değinildi.

Oldukça detaylı hazırlanan açıklama metninde birçok konudaki ihlallere dikkat çekildi.

İşte Aydın Barosu tarafından yapılan Rapor niteliğindeki o açıklama:

Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Komisyonu'nun hazırladığı ve BM Genel Kurulu tarafından 10 Aralık 1948 tarihinde kabul edilen İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, dünya tarihinde önemli bir yere sahiptir. Bildirinin imzalandığı 10 Aralık günü ise Dünya İnsan Hakları Günü olarak kutlanmaktadır.  Bildirgenin en önemli özelliği; yaşama hakkı, kişi özgürlüğü, kişi güvenliği gibi hakların yanında, keyfi tutuklama, hapis ve sürgünden korunma, bağımsız ve tarafsız mahkemelerde adil ve kamuya açık olarak yargılanma hakkı ile düşünce, vicdan, din, toplanma ve örgütlenme özgürlüklerini uluslararası güvence altına almasıdır.  İnsan hakları, özellikle devletler karşısında bireyler için bir koruma kalkanı niteliğindedir. Çünkü temelinde 'insan' ve 'insanların eşitliği' vardır. Buna göre, 'bütün insanlar özgür ve eşit doğarlar. Akıl ve vicdana sahiptirler.' Başka bir ifadeyle herkes, ırk, renk, cins, dil, din, siyasal ya da herhangi bir başka inanç, ulusal ya da toplumsal köken, varlıklılık, doğuş ya da herhangi bir başka ayrım gözetilmeksizin bütün haklardan ve bütün özgürlüklerden yararlanabilir. Ülkemizde yargının bağımsızlığını yitirdiği, en önemli insan haklarından olan adil yargılanma hakkının dahi yok edildiği bu günlerde, insan hakları ihlallerinin tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de sürüp gittiğini görmekteyiz.

Ülkemiz, insan hakları konusunda maalesef iyi bir karneye sahip değildir.

Şöyle ki;

-2015 yılı toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı ile ifade özgürlüğü açısından kaygı verici noktalara ulaşmıştır. Toplumsal muhalefet; polis copuyla, gazla, tomayla bastırılmaya çalışılmış, siyasi iktidarı eleştiri sınırları içinde kalan tüm söz ve davranışlar adli-idari soruşturmalarla ve yargılamalarla karşılanmıştır. Cumhurbaşkanı'na hakaretten açılan davalar Türkiye tarihinde örneği görülmedik seviyelere ulaşmıştır. Aydın'da da Soma işçi katliamından, Berkin Elvan'ın öldürülmesine; İç Güvenlik Paketi'nden Suruç katliamına kadar, toplumsal muhalefetin yaptığı tüm basın açıklamalarının ardından onlarca soruşturma ve ceza davası açılmıştır ve sendikacılardan hekimlere, öğrencilerden öğretmenlere, siyasi parti üyelerinden işçilere, hatta avukatlara kadar toplamda yüzlerce kişi, eleştiri hakkını kullandığı için yargılanmaya devam etmektedir. Ülkede ve tüm dünyada şaşkınlıkla karşılanan ve Gollum davası olarak bilinen davada Dalama aile hekimi Bilgin Çitçi’nin yargılanması devam etmektedir. Çitçi’nin her gün binlercesi paylaşılan bir görseli sosyal medyada paylaştığından bahisle memuriyetten çıkarılmış olması ülkenin ifade özgürlüğü konusunda geldiği son noktayı "taçlandırmıştır. Basın, toplantı ve gösteri yürüyüşü özgürlükleri konusunda sınırlayıcı düzenlemeler; demokratik hakkın bir gereği olarak gerçekleştirilen gösterilerde güvenlik güçlerinin orantısız güç kullanması ve hatta insanların yaşama özgürlüğünü bu yolla ihlal etmesine karşın soruşturmaların etkisiz olması, yine uzun ve keyfi tutuklamalar ülkemiz adına korkutucu bir tablodur. 1959-2014 yılları arasında, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarına göre Türkiye'nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni ihlal sayısı 2733'tür. Bu, haklarında ihlal kararı verilen ülkeler içinde en yüksek rakamdır. Yani, ülkemiz uluslararası kabul gören ve anayasa hükmünde olan insan hakları belgesini en çok ihlal eden ülke konumundadır

-Yine bu yıl muhalif medyaya el konulmasından sansüre, gazetelere ve gazetecilere karşı açılan soruşturmalara, tutuklamalara kadar basın üzerindeki baskının ulaştığı boyutlar kaygı vericidir. Can Dündar'ın tutuklanması bu baskının billurlaşmış halidir. Halen 30 gazeteci tutukludur. Bir yönüyle ifade özgürlüğü bir kez daha rafa kaldırılırken bir yönüyle halkın haber alma hakkı engellenmektedir.

-İç güvenlik paketi, halka rağmen halk için çıkarılmıştır. Evvelinde "makul şüphe"li olan herkesin kişisel özgürlüğünü polisin savcı ve hâkim kararı gerekmeksizin kolaylıkla sınırlayabildiği bir yasal düzenleme yapılmış, iç güvenlik paketinin çıkarılması sonucunda birçok hak ve özgürlük ciddi anlamda sınırlandırılırken polisin yetkileri de arttırılmıştır. Bu yasal değişiklikten sonra 135 kişi polis kurşunuyla hayatını kaybetmiştir. Ne olursa olsun devlet vatandaşına 'makul şüpheli' muamelesi yapmamalıdır. Bu bağlamda; 'makul şüphe' kriteri ile yapılacak aramalar, hukuki dayanaktan yoksun olacaktır.

-2015 yılı içerisinde Diyarbakır'da, Suruç'ta ve Ankara'da canlı bomba eylemleri gerçekleşmiş, bu katliamlarda 140 kişi yaşamını yitirmiştir. . Suriye ve Irak topraklarında türeyen ve adına 'İşid' diyen bir örgüt 21. yüzyılda insanlığa ortaçağı yaşatmaktadır. Devletin, vatandaşlarının yaşam haklarını güvence altına alma yükümlülüğü vardır. Ancak siyasi iktidar, bu yükümlülüğü yerine getirmemekle birlikte henüz parçalanmış bedenler yerdeyken ve sağ kalanlar kurtarılmaya çalışılırken insanların üzerine biber gazı sıkılmıştır ve bu katliamlara tepki gösterenler ise kolluk güçleriyle hala bastırılmaya çalışılmaktadır. Bu katliamlara ilişkin devam eden ceza soruşturmalarında gizlilik kararı çıkarılmakta, toplumun bu dava ve soruşturmaları takip etmesi engellenmektedir. Ancak bazı siyasi aktörler bu dosya kapsamlarına ilişkin açıklamalar yapabilmektedir. Bu gizlilik kararlarının esasta topluma yönelik olduğu bu nedenle ortadadır. Halk, yaşanan katliamların sorumlularının bulunup yargı önüne çıkarılması konusunda inancını kaybetmiştir.

-Tüm bu baskı ve saldırılardan, hukuk dışı uygulamalardan, hak ihlallerinden avukatlar da nasibini almıştır. Yasaya aykırı olarak avukatlar tutuklanmış, Antalya'da basın açıklaması yapan avukatlara akıl almayacak şekilde polis müdahalesi gerçekleşmiş, yaptıkları savunmalar dolayısıyla avukatlara soruşturmalar başlatılmıştır. Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi'nin öldürülmesi ise şaibesini sürdürmektedir. Tahir Elçi nezdinde İnsan haklarını dil, din, ırk ayrımı yapmaksızın savunmaya devam edeceğimizi belirtmek isteriz.  Hak arama mücadelemizin çarpıtılmasına izin vermeyeceğimizi de vurguluyoruz. Aynı zamanda Tahir Elçi'nin faillerinin mutlaka ve derhal tespit edilmesini ve yargı önüne çıkarılmasını talep ediyoruz.

-Yüksek sayılarda ölümler gerçekleşmediğinde görmezden gelinen işçi ölümleri bu yıl da aynı hızda devam etmiştir. 2015 yılı içinde 1593 işçi yaşamını yitirmiştir. İş kazası olarak tanımlanan bu ölümler kader değildir, maliyeti düşürmek için gerekli yaşamsal tedbirlerin alınmaması ve idarenin gerekli denetimleri yapmaması, sorumluların cezasız kalması nedeniyle yaşanmaktadır. Bu yönüyle de esasta iş kazası değil işçi cinayetidir.

-Ülkemiz savaşın eşiğine getirilmiştir. Ortadoğu'daki emperyalist planların bir parçası olmak istemiyoruz, savaşın halklara bir getirisi hiçbir zaman olmamıştır, olmayacaktır. Savaş ortamında tüm hakların askıya alındığını, yaşama hakkının bile güvence altına alınmadığını biliyoruz. Ülkemize Suriye'den salt hayatta kalabilmek için Türkiye'ye sığınan mülteciler bu durumun somut örneğidir. Emperyalist ülkelerin, insanların memleketini cehenneme çevirip oradan kaçtıklarında kapılarını kapatmaları kabul edilemez. Türkiye'de ve dünyada mültecilerin eğitim, beslenme, çalışma, barınma vs. en temel haklardan yoksun olarak yaşadıkları herkesin malumudur. Mülteciler ölümü göze alarak insanca bir yaşama kulaç atmaya çalışırken hayatından olmaktadır. Bu insanlık dışı durum Aylan bebek nezdinde daha da görünür hale gelmiştir.

-Kadın cinayetleri bu yıl da hız kesmemiştir. En yetkili ağızlardan kadının konumuna yönelik aşağılayıcı ve ayrımcı söylemler toplumdaki kadın algısının gelişmesi bir yana daha da gericileşmesine yol açmakta,  yargılamalarda trajikomik gerekçelerle yapılan indirimler kadın katillerini cesaretlendirmektedir. Kadınlar "erkek adalet değil gerçek adalet" taleplerini bu yıl da maalesef yinelemek zorunda kalmışlardır. Özgecan yasası olarak ifade edilen indirimlerin uygulanmamasını ifade eden yasal düzenlemenin bir an evvel yapılması gerekmektedir.

-Sendikal haklar bu yıl da hiçe sayılmıştır. Sendikasının aldığı karar doğrultusunda iş bırakan, başta sağlık çalışanları olmak üzere kamu emekçileri idari soruşturmalarla karşılaşmaya devam etmektedir.

-Temiz, sağlıklı bir çevrede yaşam hakkı bu yıl da rafta kalmıştır. Aydın'da jeotermal enerji üretimi hekimlerin tüm uyarılarına rağmen devam etmekte, hem havayı suyu sağlıksız hale getirmekte hem de kadim zeytin ağaçlarının kurumasına neden olmaktadır. Yakın tarihte Aydın'da kanser vakalarının artacağını söylersek müneccimlik etmiş olmayacağız. Başta çocuklarımızın sağlıklı bir çevrede büyümesi, bu enerjiyi gerekli tedbirleri almadan kullanan şirketlerin karından elbet daha kıymetlidir.

-Yine AİHM'nin yakın zamanda verdiği bir kararla cem evlerinin; diğer ibadet yerleri olan cami, kilise, sinagoglar gibi elektrik faturasından muaf tutulmamasından ötürü devletimizin ayrımcılık yaptığı konusunda karar vermiştir. Bu bağlamda cem evleri konusunda gerekli düzenlemelerin yapılması inanç özgürlüğünün önündeki engellerden birinin kaldırılması anlamına gelecektir. Ayrıca, AİHM'nin "zorunlu din derslerinin hak ihlali olduğu" kararı varken, siyasi iktidarın bu kararın gereği olan yasal düzenlemeleri yapmaması ülkemizde insan haklarının geldiği boyut açısından düşündürücüdür.

-Sürekli değişen ve bizlerin dahi takip etmekte zorlandığı yasalar adil yargılanma hakkına zarar vermektedir. 'Kanunu bilmemenin mazeret sayılmadığı' bir hukuk düzeninde yasaların torbalara, paketlere mahkûm edilmesi onları şeklen yasa yapabilir ancak hukuk kuralı yapamaz. Yasalar, çoğulculuk temelinde tartışılmadan, paylaşılmadan, sivil denetimden geçmeden yürürlüğe konulmamalıdır.

Avukatlık Kanunu'nun 95. maddesi Barolara "hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını savunmak ve korumak, bu kavramlara işlerlik kazandırmak" görevini vermiştir. Bu sorumluluğun gereği olarak İnsan haklarına dayalı, temel hak ve özgürlüklerin güvence altında olduğu, insan hak ve özgürlüklerinin, insanların yaşamlarını dahi koruyamayan tam tersine yaşam haklarını dahi ihlal eden güvenlik önlemlerine kurban edilmediği demokratik bir ülke için siyasi iradenin sivil takipçisi olmak zorundayız

Tüm bu olumsuzluklara rağmen daha özgür bir dünya ve daha özgür bir Türkiye'nin hayalini kuruyor; barışın ve kardeşliğin hâkim olacağı güzel günler için mücadele etmekten vazgeçmeyeceğimizi tüm kamuoyu ile saygıyla paylaşıyoruz.

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim