• BIST 96.400
  • Altın 144,302
  • Dolar 3,5616
  • Euro 4,0009
  • İstanbul 18 °C
  • Ankara 11 °C

" 'Ayıklama' Yapılırken, 'Terazinin' Çok Hassas Olması Gerekmektedir"

" 'Ayıklama' Yapılırken, 'Terazinin' Çok Hassas Olması Gerekmektedir"
İstanbul Barosu 15 Temmuz darbe girişimi ile ilgili bir açıklama yayınladı;

Anayasal Bir Kurum Olan Yargıda, "Karanlık Yapı" Bağlantılı Gerekli Ve Gecikilmiş "Ayıklama" Yapılırken, "Terazinin" Çok Hassas Olması Gerekmektedir.

İstanbul Barosu olarak, bugün FETÖ olarak adlandırılan örgütün elebaşına methiyeler düzülüp, el öpme seferleri düzenlenirken, devletin tüm birimlerine sızmış bu yapının tehlikelerini haykırdık. Dinlenilmedi.

Bu karanlık yapı; kendisine bağlı hâkim ve savcı görünümlü "müritleri"nin yargı terörü ile Türkiye'yi esir alırken,  milli orduya kumpas kurulurken, türlü senaryolarla Türk Silahlı Kuvvetleri tasfiye edilirken, yurtseverler düzmece belgelerle hapsedilip cemaat sirkinde dönüştürülen çadırlarda yargılama tiyatroları oynanırken, bugün bu yapıya beddua edenlerden kimileri o günlerde haysiyet cellâtlığına soyunup bayram ederken haykırdık. Bu nedenle yargılandık. Dinlenilmedi.

Siyasi iktidara devletin kritik birimlerini, özellikle yargıyı teslim etmemelerini söyledik, bunun tehlikelerini haykırdık. Dinlenilmedi.

Siyasi iktidarın onayı ve himayesiyle bu yapı hormonal bir hızla büyüdü. Devletin eh hassas kurumları bu yapıya teslim edildi. Yapmayın diye haykırdık. Dinlenilmedi.

Bu suç ortaklığını hep dile getirdik ve getirmeye de devam edeceğiz.

Bu karanlık yapının çökertilip, kanserojen bir ur gibi yerleştiği devletin kılcal damarlarından sökülüp atılması acil bir sorumluluk olarak hukuka uygunluk koşuluyla devletin meşru organlarının omuzlarındadır. Son kalkışma bir kez daha ve acı bir biçimde göstermiştir ki gözü dönmüş, dış destekli, emperyalizmin kuklası bu yapı ile kararlılıkla mücadele, devletin varlığı, bekası, devamlılığı açısından ertelenemez bir milli güvenlik sorunudur.

Hukuku bir silah olarak kullanıp hukuk güvenliğini yok eden, insanların özgürlüklerini elinden alıp, sanıklara ve müdafilerine zulmeden,  emir ve talimatlarını hukuktan ve kanundan değil, elebaşlarından ve onun "imam"larından alan, bu yapıya mensup zahiri (görünürde) hâkim ve savcıların da hukuka hesap vermesi zorunludur. Hatta gecikilmiş bir adımdır.

Bununla birlikte bu yaklaşımımız, aşağıdaki saptamaları ve kaygılarımızı dile getirmeye engel olmamaktadır:

1)            Yargı, çok önemli, bağımsız ve tarafsız olması gereken, bu görüntüyü de öncelikle şeklen vermesi gereken hassas bir kurumdur. Hiç bir yapıya veya iktidara tabi olamaz, olmamalıdır.

2)            Bu özellikleri sebebiyle, böyle karanlık bir yapıya mensup olan, kararlarını bu örgütün talimatları ile veren hâkim ve savcıların yargı içerisinde yeri yoktur. Hukuk içerisinde gereği mutlaka ve kararlılıkla yapılmalıdır. Bu hem adaletin hem de hukuk güvenliğinin bir gereğidir.

3)            Belirli bir yapıya, karanlık bir örgüte üye olan, hukukun ve vicdanın sesi ile değil o örgütün talimatı ile hareket eden, adaletin "kılıcını" kişilerin yaşamını, özgürlüğünü, onurunu "biçmek" için kullanan, üstünde cübbe olduğu için şeklen "hâkim" ve "savcı" olarak anılan bu tür kişilerin yargıdan temizlenmesi ve cezai takibata tabi tutulması kuşkusuz bir mağduriyet değil zorunluluktur, hatta gecikilmiş bir adımdır.

Ancak bu süreçte dahi, bu yapıya bağlı hâkim ve savcıların kumpas davalarında sanıklardan ve müdafilerden esirgedikleri adil yargılanma hakkı, koruma tedbirlerinin orantılı olması ilkeleri, usul kuralları gözetilmelidir.

4)            Bununla birlikte, somut bir delil veya bilgiye dayanmadan, vehim ve zanna dayanılarak, toptancı bir yaklaşımla, daha endişe verici olanı sadece iktidarın siyasi görüşlerini benimsemeyen, ona biat etmeyen, Cumhuriyet değerlerine sahip hâkim ve savcıların da bu durum fırsat ve vesile kılınarak "ayıklanması", bu yolla yargının genetiğinin değiştirilerek köklü bir tasfiyeye gidilmesi,  böylelikle bu kez de iktidara bağlı bir yargı yaratılması kabul edilemez. İstanbul Barosu bu yöndeki her tasarrufun karşısında olacaktır.

5)            Örnek vermek gerekirse ekili bir tarladan ayrık otlarını temizlemek gerekli ve yararlıdır. Ancak bunları tek tek ve özenle koparmak yerine, tarlaya biçer-döverle girilirse ayrık otlarının yanı sıra ekinlerin de zarar görüp tarlanın mahvolması kaçınılmazdır.

6)            Şu halde yargıda bu arınma gerçekleştirilirken, yargının tümü üzerinden bir "biçer-döver" geçirilmeksizin, iktidara tabi bir yargı oluşturma amacı güdülmeksizin, kişiler tek ele alınarak ve özenle bu değerlendirme yapılmalı, mesnetsiz olarak yargı mensuplarının gelecekleri ve onurlarıyla oynanmamalıdır. Bunun hukuki karşılığı, tüm yurttaşlar için gözetilmesi gereken masumiyet karinesi, suçta ve cezada şahsilik, fiil sorumluluğu gibi ilkelerin konumları dikkate alındığında hâkim ve savcılar için evleviyetle ve önemle gözetilmesi gerekliliğidir.

Aynı şekilde bu kişilerle ilgili olarak gerçekleşen yargısal süreçte, ceza hukukunun temel ilkeleri, savunma ve adil yargılanma hakkı, usul kuralları titizlikle uygulanmalıdır. Bu karanlık yapıya dâhil olmayan hâkim ve savcılar, toptancı bir yaklaşımla sadece basit bir şüpheye veya ihtimale dayalı olarak mağdur edilmemelidir.

Bunun karşısında yer almak, yargı camiası içinde yer alan bir hukuk kurumu olarak hem hukuka ve topluma karşı görevimiz ve hem de (çoğu kez aynı karşılığı göremesek de) mesleki paylaşım ve dayanışmanın etik bir gereğidir.

7)            Yakın zamanlarda, bir takım davalarda yankılanan "bunu da alın, bunu da, bunu da.." çığlıklarının, bu kez suçsuz ve ilgisiz Yargı mensupları bakımından yine kulaklarımızda çınlamasına tahammülümüz yoktur. Bunu kabullenmemiz mümkün değildir.

8)            Nitekim adı geçen bazı hâkim ve savcılarla ilgili olarak, bu karanlık yapıya dâhil olmalarının mümkün olmadığı yönünde avukat meslektaşlarımızın ısrarlı ve yoğun bilgilendirme ve yakınmaları, bu hususta bizi şüphe ve endişeye sevk etmektedir. Örneğin, Yargıda Birlik Platformuna katılma isteminin reddedilmiş olmasını kıstas olarak alan veya eş durumundan mağduriyete uğrayan bazı hâkim ve savcıların bulunduğu iddiası özenle incelenmelidir.

9)            Hukuki ve delile dayalı gerekli bir ayıklamanın, siyasi temelli ve amaçlı bir tasfiyeye, yargının iktidara bağlı bir organa dönüşmesi de kabul edilemez. Esasen bağımsız ve tarafsız yargı, hukuk güvenliği açısından, tüm bireyler için olduğu kadar, siyasi iktidar için de en büyük güvencedir.

10)         Yeni hâkim ve savcıların hangi ölçütlere göre atanacağı da bu hususta belirleyici olacaktır.

İstanbul Barosu olarak talep ve beklentimiz, yargının bu tür karanlık yapı ve örgütlere mensup olanlardan arındırılarak, hiç bir güce ve iktidara tabi ve bağımlı olmayan, üyeleri liyakat esasına ve objektif ölçütlere göre belirlenecek, bağımsız ve tarafsız, güven veren bir yapıda olmasıdır. Kısaca görmek istediğimiz; yalnızca Türk Milleti adına, hukuka ve vicdanına göre karar verecek Cumhuriyetin yargısıdır.

Bu hususlarda gerekli hassasiyetin gösterileceğini umut etmekte ve beklemekteyiz.

Kamuoyuna saygı ile duyurulur.

İSTANBUL BAROSU BAŞKANLIĞI

 

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim