• BIST 82.828
  • Altın 147,822
  • Dolar 3,8219
  • Euro 4,0676
  • İstanbul 4 °C
  • Ankara 3 °C

“AYM Kararlarına Cumhurbaşkanı Saygılı Olmayacaksa, Kimden Saygı Bekleyebiliriz?”

“AYM Kararlarına Cumhurbaşkanı Saygılı Olmayacaksa, Kimden Saygı Bekleyebiliriz?”
Cumhurbaşkanı sade yurttaş gibi davranamaz. Farklı düşünen yurttaşların birliğini korumak durumundadır.

TARHAN ERDEM / RADİKAL

Geçen yazımda, Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’ın Afrika gezisine çıkmadan önce, “Kararı kabul etmek durumunda değilim, karara da uymuyorum, saygı da duymuyorum” dediğini ve Anayasa’nın “Anayasa Mahkemesi kararları Resmi Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar” hükmünü hatırlattıktan sonra, Sayın Erdoğan rejimin adını söylemeden, yasama ve yürütme erkinin kendisine bağlı olduğunu açıklamıştır” demiştim. (29 Şubat)

Devlet hayatında geldiğimiz yerin, bireylere bir şey bırakmadığı düşüncesiyle yazımı “Halkın ne yapacağını bekleyip, göreceğiz” cümlesiyle bitirmiştim.

Cumhurbaşkanı'nın özetlediğim görüşlerinin açtığı tartışmada, Anayasa Mahkemesi Başkanı ile Adalet Bakanı’nın aldıkları durumla ilgili görüşlerimi Sizlerle paylaşmak istiyorum.

1/Anayasa Mahkemesi Başkanı Zühtü Arslan’ın görüşünü şu sözleri tanımlamaktadır:

“Son tartışmalardan bağımsız olarak, Anayasa Mahkemesi kararlarına yönelik tepkiler konusunda ilkesel düzeyde bazı hususları hatırlatmak istiyorum.

“Ancak eleştirinin ötesinde tamamen hayali diyaloglar üreterek, Mahkememizi talimatla karar veriyormuş gibi gösteren, şahsıma ve üyelerimize yönelik tamamen yalan ve iftira niteliğindeki haber ve yorumları da kınıyor ve reddediyorum.”

Anayasa Mahkemesi başkan ve üyeleri, konuşmamayı ve karar dışında bir şey yazmamayı tercih etmelidirler. Uygar ve demokratik ülkelerde böyledir.

Onlar, herkesten önce, savunma gerektirecek bir davrınışta bulunmadıklarına ve bir şey söylemez ve karar almazlar inancı içindedirler; bu inançla dışardan gelecek tepki, itham ve eleştiriler üzerinde düşünmezler bile…

Sayın Arslan’ın kınama ve reddiyesinin “ilk ve son” olmasını diliyorum.

2/ Adalet Bakanı Sayın Bekir Bozdağ bütçe görüşmeleri sırasındaki konuşmasından, konumuzla ilgili sözlerini aşağıda özetledim:

“İptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamaz.

"Bireysel başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır.

“Bütün bunlara baktığınız zaman, Anayasa Mahkemesi'nin Anayasa'da yer alan kurallar ile yasada yer alan kuralları göz ardı ettiğini görüyoruz.

 “Mahkemeleri ve kararları kutsamayın, onlar eleştirilebilir kararlardır. Cumhurbaşkanı herkes gibi görüşlerini açıklama, eleştirilerini yapma hak ve yetkisine sahiptir; Demokratik bir haktır eleştiri hakkı.”

Sayın Bakan, Anayasa Mahkemesi kararlarının  yayımlanmadan yürürlüğe girmeyeceği konusunda çok haklıdır. Parti kapatma davaları gibi güncel konularda, “zaruretin gereği” gerekçesiyle, Yüce Divan sıfatıyla görülen davalarda, yayımlanmadan Başkan’ın açıkladığı kararlar olmuştur. Bireysel başvuru kararları da, yayımdan önce genellikle açıklanmaktadır.

Yüce Divan sıfatıyla bakılan davalarda kararın duruşma sırasında açıklanması, istisnai bir drumdur ve usul hükümlerine uygundur.

Anayasa Mahkemesi (ve de Yüksek Seçim Kurulu) kararlarının yayımlanmadan açıklanmasının yasal olmadığı açıktır. Bundan önce, “367 oy” kararının hüküm kısmının Başkan tarafından basın mensuplarına açıklanmasını, doğru bulmadığımı ogünlerde yazmıştım.

Denilebilir ki, son tartışılan konuda olduğu gibi, kararın Resmi Gazetede yayınını beklemek, hak ihlalinin sonlandırmaz, sürdürür. Bu düşünceyle, kararın yazılmadan açıklanması da savunulabilir! Böyle yargılarla doğru hukuki sonuçlara varılamaz.  

Sayın Bozdağ’ın bu konudaki hassasiyetini yerinde görüyorum, Anayasa Mahkesi hak ihlali kararlarının da, yayımdan önce açıklamamalıdır.

Adalet Bakanının "Bireysel başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır” iddiası tartışılan hak ihlali kararında geçerli değildir. Bilindiği gibi hak ihlali talebi, “tutuklanma kararı” ile ilgilidir ve tutuklanmanın kaldırılması talebiyle ilgili hukuk yolu tükenmiştir. Tutuklama kararının, davanın esasından ayrılması doğru olmuştur.

“Sayın Bozdağ’ın, Cumhurbaşkanı herkes gibi görüşlerini açıklama, eleştirilerini yapma hak ve yetkisine sahiptir; eleştiri demokratik bir haktır” sözü, dinleyenlere bühtandır. Halkın izanına güvensizliktir.

Sormak lazım,C umhurbaşkanı istediği zaman sade yurttaş gibi, istediği zaman Anayasa dışında, istediği zaman anayasaya saygılı, istediği zaman “seçilmiş olmanın tabii olarak verdiği” güçlerle donatılmış bir cumhurbaşkanı gibi davranabilir mi?

Cumhurbaşkanı sade yurttaş gibi davranamaz, çünkü farklı düşünen yurttaşların birliğini korumak durumundadır. Kaldı ki, Anayasa Mahkemesi kararlarına cumhurbaşkanı saygılı olmayacaksa, kimden o kuruma saygı bekleyebiliriz?

Bu sözlerden, Anayasa Mahkemesine saygı göstermeyen bir cumhurbaşkanımız veya cumhurbaşkanımızın bile saygı göstermediği bir Anayasa Mahkememiz olduğunu mu anlamalıyız?

Adalet Bakanı’nın “Mahkemeleri ve kararları kutsamayın” diye Meclis kürsüsünden söylemesinin anlamını yorumlamak bir hayli zor; bugünkü yargıyı mı, yoksa özendiği yargıyı mı tanımlıyor pek anlaşılmıyor!

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim