• BIST 106.991
  • Altın 152,004
  • Dolar 3,6781
  • Euro 4,3218
  • İstanbul 20 °C
  • Ankara 16 °C

Bağımsız Yargıya Veda

Bağımsız Yargıya Veda
Bolu Barosu Başkanı Av. Ferit Atalay, BAROTÜRK Dergi için yazdı.

BAROTÜRK Dergi

Av. Ferit ATALAY / Bolu Barosu Başkanı

 

Anayasanın 2. Maddesi Türkiye Cumhuriyeti’nin niteliklerini tanımlarken Sosyal Hukuk Devleti olduğunu tescil etmiştir. Yaşadığımız günlerde devletin hukuka bağlı olmaması çağın ayıbı sayılmasına karşın ne yazık ki Hukuk ülkemizde bilinçli tercihlerle örselenmiş, hukuk devletinin olmasa olmazları terk edilmiş ve bu terk edilmişliğe sayısal çoğunluklarla meşruiyet kazandırılmıştır.

Fransız aydınlanmacı düşünür Baron de Montesquieu tarafından ortaya atılan kuvvetler ayrılığı, süreç içerisinde demokrasinin ve hukuk devletinin temel dayanağı iken siyasal iktidarlar kişiselleşmiş, yürütmenin yasama karşı üstünlük sağlamasından sonra yargının da yürütmeye dolaylı da olsa bağlanması sonucu hukuk devleti adeta hayalî bir kavrama dönüştürülmüştür.

Türkiye’de yargı söz konusu olduğunda şüphesiz ilk akla gelen HSYK kurumudur. HSYK’nın hiçbir zaman bağımsız olamaması, siyasal iktidarı ele geçiren her yönetimin bir elini HSYK da tutması ve böylece; Hukuk ve Mahkemeler yoluyla gerçekleştirilmek istenen yönetme isteği bu gün hukuka duyulan güvenin dip yapmasının en önemli gerekçesidir. 2010 yılındaki Anayasa değişikliği ile bağımsız olacağı iddia olunan yargı beklenenin tam aksine siyasal iktidarın güdümüne girmiş ve ne acıdır ki yargı mensupları sıradan kamu görevlileri haline dönüştürülmüştür.

Siyasal iktidar yıllardır devam eden teamülleri bir yana bırakarak, zaman ve dönem tanımaksızın Adalet ve Yargı güvenliği, yargı bağımsızlığı gibi kavramları hiçe sayarak yargıya egemen olmak amacıyla har an her gün atama ve yer değiştirmeler yapmakta, kendisine en uygun adamlarını(!) en uygun noktalara yerleştirerek bağımlı yargıyı ısrarla elde tutmayı amaçlamaktadır.

Özellikle olası siyasal sonuçların etkilerinden arınmak için kendine bağlı kadrolarla çalışmayı prensip edinen iktidar idari yargıyı da kendi eylem ve işlemlerinin bir onam merkezi haline dönüştürmektedir. Anayasanın 125 maddesi “İdarenin her türlü işlem ve eyleminin yargı denetimine tabi olduğunu” söylese de, her derece ve adli ve idari yargıda idare aleyhine karar almak neredeyse olanaksız hale gelmiştir.

Diğer yandan yargısal kararları hukuki ve bilimsellikten uzak hamasi söylemlerle eleştirenler karşısında yargının suskunluğu da yargıya duyulan güvenin yitmesine neden olmaktadır.  Yüksek Mahkeme Başkanlarının seçilmesi, seçimlerde kullanılan argümanlar siyasilere yakınlık gibi Hukuk Devletinde olmaması gereken görüntüler Türkiye’de bağımsız yargının yittiğinin kanıtıdır. HSYK gibi kurumların seçilmesi, atanması dünyanın hiçbir ülkesinde bu denli ilgiye mazhar olmamıştır. Bu durum siyasallaşmış bir yargının sonucudur. 

Şüphesiz ki her hukukçunun dünya ve toplumsal olaylar karşısında entelektüel bir duruşu olmalıdır.  Ancak bu duruş önüne gelen uyuşmazlığı çözümlerken başkasının istemine göre çözümü içermemelidir. Bireyin Hukuk güvenliği ve Adil yargılanma hakkı,  yargılayanların vicdani ve ahlaki bağımsızlığı olduğu sürece mümkündür. 

Yargı,  hak arayanların sığındığı bağımsız bir liman olması gerekirken aidiyet ile özdeşleşen yargı hukuk devleti için en büyük felakettir. İçsel dengelerini yitiren Türk yargısı egemen ideolojinin ayrıcalıklar yargısına dönüşmüştür. Siyasal iktidarın kendisi koruma refleksi sonucu yargısal bir kısım yetkiler idari makamlara bırakmakta olup bu durum kendi yargısına dahi güvensizliğin tescilidir.

Sosyal ve Ekonomik gelişme ancak hukuksal güvenin oluşması ile anlam kazanır.  Hukuksal güvenliğin yittiği bir yerde ekonomik anlamda kalkınma büyüme ve refahın sağlanamayacağı bir vakıadır.  Düşük yoğunluklu demokrasi ve otoriter bir yönetim anlayışının kabul gördüğü ve neredeyse meşru kabul edildiği ülkemizde hukuk güvenliğinden söz etmek artık iyimserliktir.

Güç son derece tehlikeli bir araçtır,  aynen Bumeranga benzer.  Adalet ve Hukuk duygusunun yittiği, yargının bağımsızlığını yitirdiği bir ülkede hiç kimsenin güvende olmadığı hatta gücü kullananların dahi güvende olmadığı tarihin çarpıcı örnekleri ile doludur. 

Bu ülkenin tüm insanları adaletli bir toplumda yaşamayı çoktan hak etmiştir. Bu bağlamda yargı bağımsızlığı hukuk devletinin ön koşulu ve adil yargılamanın temel garantisidir. Yargı bağımsızlığından vaz geçmek devletin meşruiyetini yitirmesi demektir.  Otoriter bir anlayışa teslim olmamak ve çok geç dememek için gereken her an hukuk güvenliği, her an bağımsız yargıdır.  

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim