• BIST 97.713
  • Altın 143,932
  • Dolar 3,5669
  • Euro 4,0007
  • İstanbul 16 °C
  • Ankara 12 °C

"Bakanlıkta Bilinç Yok"

"Bakanlıkta Bilinç Yok"
Bu sözler, şiddet ve taciz davalarında verdiği kararlarla kadınların yanında duran eski aile hâkimi Eray Karınca'ya ait. Karınca'ya göre hâkimler bu toplumun bir parçası, 'havuz buysa içinden alınacak bir şişe su da aynı' oluyor.

Başak Çubukçu / Al Jazeera

Eray Karınca… Şiddet gören ya da tacize uğrayan kadınların lehine verdiği kararlarla Türkiye’de bir dönem gündem yaratan eski bir aile hâkimi. Üstelik Karınca bu kararları, bir önceki yasa döneminde, yani adında kadına şiddetin dahi anılmadığı 4320 sayılı “Ailenin Korunmasına Dair Kanun” döneminde verdi. Hafızaları tazelemekte fayda var.

Eray Karınca kararları

2009 yılında Ankara’da yaşayan bir kadın, kendisini döven, yazın üç ay Bolu'daki ailesinin yanına yollayan ve temizliğine dikkat etmeyen kocasını mahkemeye şikâyet etti. Eray Karınca’nın hâkimi olduğu Ankara 8. Aile Mahkemesi, kocanın altı ay eve giremeyeceğine, psikolojik tedavi göreceğine ve dişlerini fırçalayacağına karar verdi; eve döndüğündeyse evde sigara içemeyeceğine.

Diğeri yine 2009 yılındaki bir boşanma davasıydı. Eşini eve kapatıp, sadece ev işleri yapmasını bekleyen, üniversiteye gitmesini, yalnız dışarıya çıkmasını engelleyen kocanın eşine 'sosyal şiddet' uyguladığına hükmetti ve 30 bin TL tazminat cezası verdi.

Eray Karınca 2008 yılında da resmi nikâhlı olmamasına karşın birlikte yaşadığı eşinden şiddet gören kadın için koruma kararı verdi. Bu karar devrim niteliğindeydi, zira 4320 Sayılı Yasa'ya göre koruma kararı resmi nikâhlı evliliklerde uygulanıyor; boşanma sonrası ve evlilik dışı ilişkilerde şiddet görenlerin koruma talepleri reddediliyordu.

O artık bir avukat

Eray Karınca üç yıl önce emekli oldu. Elinde artık karar verme gücü yok ama farkını iddia makamında da gösteriyor. 

2012 yılında Ankara’da bir kadın evli işadamı sevgilisine şiddet gördüğü gerekçesiyle dava açtı. Mağdur kadın hem koruma altına alındı, hem de aylık bin 500 lira nafaka kazandı. Kadının şansı, Eray Karınca gibi bir avukatının olmasıydı. Zira hâkim nafaka koşullarının oluşmadığını belirterek bu talebi reddetti. Ancak Karınca itiraz hakkını kullandı, nafakayı aldı.

Türk adalet sistemindeki farkı

Karınca kendinden fazlaca bahsedilmesinden hoşlanmıyor. Aldığı kararlar sıralandıkça sadece tebessüm etmekle yetiniyor. "Farkınız ne?" sorusuna alçakgönüllülükle yanıt veriyor:

“Farklı mıyım, diye düşünüyorum. Ancak kendimi çirkin ördek yavrusu masalındaki kuğu yavrusu gibi duyumsadığım anları anımsayınca hak verdim. Kitap okunan bir ailede öğretmen çocuğu olmamdan belki. Yani ta Köy Enstitülerine uzanan bir gelenekten beslenmem. Sonra okumanın yanında yazıyor olmak da, aydın sorumluluğu ile davranmamda etkili olmuştur sanırım. Bir de görebiliyorum, kendime ve çevreme pek takılmıyorum, korkmuyorum, daha doğrusu bilgiden desteklenen bir risk de alabiliyorum. Ancak bunları yaparken referansım sevgi, bilgi ve çalışma.”

Kadın tanımı

Toplumdaki genel algıdan farklı yorumluyor ve kadını tanımlarken sıfat eklemeye gerek olmadığının altını çiziyor. Ona göre kadın bir çiçek, bir anne, billur vazo ya da kutsiyeti olan bir varlık değil. Kadın sadece insan.
“Kadınlar belki sevilmek, sevmek, özgür olmak istiyorlar ama büyük çoğunluğuna güvenlik ve evde aşın kaynaması yetiyor ne yazık ki. ‘Kadınlar erkeklerle eşit konumdadır’ benimsenmeden ve bu sağlanmadan şiddetin önlenemeyeceğinden bahsediyorum. Yoksa işin içine amalar girer; kuyruk sallamalar, mini giymeler, alay etmeler ve ne yazık ki namus girer. Nedense sadece kadınların koruması gereken bir şeydir namus. Sonra da yargıç haksız tahrik ve iyi hal indirimlerini uygular. Cezalar kuşa çevrilir. En başta yöneticiler samimi olacak. Sıfır tolerans diyecek; bunun lamı cimi olmaz diyecek ama bakın yasanın adına önce “aile” geliyor. Hangi aile? Oysa kadına şiddetin en çok üretildiği yer aile."

“Kimse elinde saatli bomba tutmak istemiyor”

Eray Karınca’ya göre yasa, ruh ve amaç olarak iyi. Ama denetim ve hesap sorma mekanizmasının işin içine girmesi gerektiği kanısında.

“Karındır, seversin karışmam ama döversen o eli tutarım” mesajının yeterince açık verilmeyişi ve kapsamının geniş tutulmasını eleştiriyorum. Bu kanun şunu diyor: 'Dövmeyeceksin, bu uyarıma rağmen yine de döversen seni hapse atarım.' Bunu koruma tedbirlerinin ilk fıkrasında söylüyor. Ancak sorun şurada: Yargıç ya da kolluk, hangi halde hangi tedbiri vereceğini nasıl bilecek? Orası belli değil. Bu yüzden yasadaki tüm tedbirler şablon olarak veriliyor ki 'Hani olur da şiddet uygulanır, kadın öldürülürse sorumluluk benden gitsin' diye. Kolluk hemen bombayı elinden çıkarıyor, hâkim de tedbirleri hızla verip uygula diye yeniden kolluğa yoluyor. Ancak yasanın uygulanmasından sorumlu Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ise sadece bilgi topluyor. Ne yapıyor bu bilgileri? Hâlâ yasanın yönetmeliği çıkmış değil, çıkarsa sorumlulukları belirginleşecek. Yapmaları gereken, kadın şiddete uğradığında kollukla beraber o anda yanında olmak ve onu hakları konusunda bilgilendirmek. Böylece doğru koruma kararları verilir ve şablon kararlardaki tedbirler değil, yerinde etkili tedbirler uygulanır.”

Eray Karınca kadınların lehinde kararlar verebilmek için tek başına iyi yasa ya da iyi hâkimin yetmeyeceğini söylüyor. Yasayı iyi yorumlayan hâkim ve hukukçular gerekli. Hâkimlerin tartışılır kararlar vermesini de meselelere sığ bakmalarına; sevgi, bilgi, empati yoksunu olmalarına bağlıyor. 

“Hâkimler bu toplumun bir parçası; havuz buysa, içinden alacağım bir şişe su da aynı olur. Farklı mı görülüyor, hayır farklı gören biziz, sizsiniz. Onlar çok. Üstelik bu dönemde belli bir inancın esiri olan hâkimlerin sayısal çokluğunu bilmek daha da vahim.”

Kadına yönelik her türlü şiddette ceza mekanizmasını açık açık eleştiriyor. Karınca, ceza yasasının, kadının cinsiyeti nedeniyle uğradığı ayrımcılık ve şiddetin farkında olmadığını düşünüyor.

“Yasa kadını sadece bedeni ve uzuvlarından ibaret görüyor. Meşhur örnekteki İngiliz yargıç gibi, “sarkıntılığın cezası 6 ay ama İngiliz kızlarının gece yarısı Hyde Park’ta korkusuz ve özgürce gezebilme hakkının gaspının cezası ise 7 yıl” diyemiyor ne yasalar ne de yargıçlar. Tam aksine, gece yarısı bir kızın orada işi neymiş, diyor ve tahriki, iyi hali burada devreye giriveriyor. Yoksa o yargıçlar yasalara ve vicdanlarına aykırı karar vermiyor."

"Bakanlıkta bilinç yok" 

Eray Karınca, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın olması gerekenden birkaç adım geride durduğunu dile getiriyor. Bir anlamda sorumluluğunu yerine getirmediğine dikkat çekiyor.

“Bir kere bakanlığın adı yanlış. Bu kanunun da, bakanlığın da adı 'Kadın Bakanlığı' ve 'Kadını Şiddetten Koruma Kanunu' olmalı. Bu durumda uygulayıcıya önce aileyi koruyacaksın diyorsunuz. Ama o ailede ensest var, şiddetin alâsı var. Ve Aile Bakanlığı'nda bu bilinç yok, geleneksel yöntemlerden vazgeçilmiş, kadının cinsiyeti nedeniyle yaşadığı ayrımcılık ve onun uygulama aracı olan şiddet hakkındaki farkındalık içselleştirilmiş değil. Sadece bakanlık değil, herkes, belki ben de hep “mış gibi” yapıyoruz ve kadınlarımıza vurulan her darbeye ortak oluyoruz.”

Kaynak: Haber Kaynağı
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim