• BIST 97.859
  • Altın 145,775
  • Dolar 3,5783
  • Euro 3,9984
  • İstanbul 23 °C
  • Ankara 22 °C

Barolar Birliği'nde Hukuk-Sanat Buluşması

Barolar Birliği'nde Hukuk-Sanat Buluşması
Türkiye Barolar Birliği'nde Hukuk-Sanat Buluşması düzenlendi. Programda konuşma yapan Başkan Metin Feyzioğlu, "özgür düşünceyi engelleyen toplumlar, sonunda yok olmuşlardır" dedi.

Metin Feyzioğlu tarafından yapılan konuşmanın tam metni; 

"Değerli Dostlar,

Sanat meşalesiyle Türkiye’yi aydınlık ve çağdaş yarınlarına taşıyan cesur öncüler, kıymetli basın mensupları; Türkiye Barolar Birliği, Sanatçılar Girişimi, Tiyatro Platformu ve TOBAV’ın tarafları olduğu Güçbirliği Deklarasyonunun okunacağı, İşbirliği Protokolünün imzalanacağı ve cayır cayır yanan gündemin masaya yatırılacağı Hukuk Sanat Büyük Buluşmasına hoş geldiniz, umutlar getirdiniz.

Sözlerime başlarken değerli sanatçı Nejat İşler’e acil şifalar diliyorum ve “diren, diren Nejat” diyorum. Çünkü Berkin Elvan uyandığında seni soracak. Senden şunu duymak isteyecek;

Ben sanatçıyım, ben bağımsızım, ben özgürüm
Beni önceden kesip biçtiğiniz, kendi ölçülerinize göre biçim verdiğiniz kalıplara sokamazsınız.
Çünkü ben sanatçıyım, 
Yüzyıllardır baskıya nasıl direndiysek ve nasıl sonuç aldıysak yine kazanacağız. Söz veriyorum Berkin. Direnecek ve seninle birlikte daha çok yol yürüyeceğiz.
Ve İşte bu sebeple özgürlük savaşçısıyım.

Bil ki sevgili Berkin 

Onlar ümidin düşmanıdır.
Akarsuyun,
Ağacın, 
Serpilip gelişen hayatın düşmanı
Çünkü ölüm vurdu 
Damgasını alınlarına
Ve elbette ki sevgili Berkin
Elbet dolaşacaktır elini kolunun sallaya sallaya
Dolaşacaktır en şanlı elbisesiyle:
İşçi tulumuyla
Bu güzelim memlekette Hürriyet

     
Gündem demişken şimdi birileri “bu gündem de, bu da nereden çıktı, bizim istediğimiz gündemi yine değiştiriyor” diyecektir. Belki duydunuz belki duymadınız; bir hafta önce geçirdiğim akut bir bel fıtığı rahatsızlığım nedeniyle hastaneye kaldırılıp ameliyat oldum. Dün de doktorumla pazarlık yaptım, itiraf ediyorum makamın verdiği nüfusu kullanarak denetimli serbestlik aldım. Biraz oturup, biraz dolanıp ve uzanıp bugün kesintilerle de olsa aranızda olacağım. Altı günlük ev hapsinde gördüm ki, gündemi değiştiriyorsunuz diye bize her yönden tatlı tatlı serzenişte bulunanlar gerçek gündemin ne olduğunu kavramışlar, ilk biz söylemiştik diyorlar, bu umut vericidir. Demek ki siyasi partiler Türkiye’nin gerçek gündeminin yolsuzlukları da kapsayacak şekilde adalet, özgürlük, sosyal güvenlik, sosyal adalet, alın terinin değeri ve üst başlıkta çağdaş uygarlık düzeyine de çıkma mücadelesi olduğunu kavramaya başlamışlardır. Dolayısıyla bu Hukuk ve Sanat Buluşması nereden çıktı diyenlere peşin cevabımızı verelim. Aslında Hukuk ve Sanat büyük meselenin tam merkezindeydi de siz görmediniz, belki de görmek istemediğiniz bu güne kadar. Günü kurtaran kolaycı çözümler belki de kolayınıza gitti.

İnsanlık, daima yaratıcılığın beşiği olan özgür düşünce ile paralel bir gelişme kaydetmiştir; özgür düşünceye alan açan toplumlar,  ekonomide, bilimde, teknolojide ve özellikle de güzel sanatlarda ilerlemişler ve zenginleşmişlerdir. 
Aksine, özgür düşünceyi engelleyen toplumlar ve medeniyetler, durağanlaşmış ve sonunda da yok olmuşlardır.  
Kısacası tarih, sanat olmaksızın, ekonomide, teknoloji yaratmada, kültürde ve bilimde gelişmiş hiçbir ülkeyi ya da milleti kaydetmemiştir.
Önemli bir bilim adamı ve düşünür şöyle diyor: “Sanat ve bilim bir kuşun iki kanadı gibidir; her iki kanadı birlikte kullanabilen toplumlar, yürürler, koşarlar, uçarlar, yükselirler; bu iki kanadı aynı anda kullanamayan toplumlar ise, “tavuk toplum” olurlar; önlerindeki yemi gagalarken, altlarındaki yumurtayı başkaları alır ve onlar farkına dahi varmazlar”. 
Büyük Atatürk ve arkadaşlarının başardıkları devrimlerin önde gelen amaçlarından biri de,  oluşturulacak özgür düşünce ortamında bilim, kültür ve güzel sanatlar başta olmak üzere, top yekün bir toplumsal gelişme ve kalkınmadır.  
Sonuç olarak, özgür düşünceyi yok etmeye çalışmak, kendi geleceğini prangaya vurmakla eş anlamlıdır.  Suudi Arabistan’dan Mısır’a, İran’dan Suriye’ye kadar Ortadoğu ülkelerinin hali ortadadır. 
Dostlarım;
Sanatçı, yaratıcıdır. Dolayısıyla sanat da bir “yaratma olayı”dır.
Aristo’nun Poetika adlı eserini de dilimize kazandırmış olan Prof. Dr. İsmail Tunalı, “yaratma, biçim almamış bir malzemeye, taşa, toprağa, ahşaba, kişinin kendisinden, kendi ruhsal- tinsel varlığından estetik anlamda biçim vermesi demektir” diyor. 
Bu sebeple yaratılan her eserde onu yaratan sanatçı vardır; her sanatçı yarattığı her eserde yeniden hayat bulur. Aslında insan, sanatı;  sanat da insanlığı sürekli bir devinim içinde yaratır durur. Sanattan yana taraf olmak insandan insanlıktan, insanı insan yapan bütün değerlerden ve özelliklerden yana taraf olmaktır. Sanatı aşağılamak ise insanı aşağılamaktır.
Değerli dostlar,

Gelin bir durum tespiti yapalım. Sanatçıların kulislerde, kafeteryalarda, kendi aralarında ne olacak bu ülkenin hali, biz sanatçıların durumu” diye sohbetleri bu güne kadar bir çözüm sağlamış mıdır? Aynı şekilde biz avukatların adliye koridorlarında ve kafeteryalarda ne olacak mesleğimizin itibarı” şikâyetleri çözüme yönelik tek adım attırmış mıdır?
 
Mesele toplumun yaşam damarlarından biri olan sanattan yoksun bırakıldığında, o toplumda hukukun üstün olduğu demokratik bir rejimi kurmanın imkânsızlığıdır. Peki şimdi soruyorum,; hukukun üstün olmadığı, yani hukuk kurallarının evrensel ölçütleri karşılamadığı veya bu kurallara uyulmadığı bir yerde avukatın alın terinin değeri olur mu? Bilenle bilmeyen, çalışanla çalışmayan hiç fark eder mi? Sanata değer verilmeyen, sanatın sarsıcı, silkeleyici, düşündürücü, zindeleştirici etkisinin yaşanmadığı toplumlarda, hukukçular özgürleştirici, prangaları kıran yorumları kolay kolay yapabilirler mi? Friedrich Schiller’den ilham alarak söylüyorum, hayatında sanata yer vermeyen bir insan, hangi makam ve mevkide olursa olsun yetkin bir insan olabilir mi? 

Hukukun ve hukukçunun desteğinden mahrum bırakılmış bir sanatçı da acımasızca dönen ve kendine benzemeyeni öğüten baskı çarkının karşısında yalnızdır. Oysa gün aydınlanma için, çağdaşlaşma ve özgürlük için birleşme günüdür. Demek ki çözüm top yekün bir çağdaşlaşma ve özgürleşme hamlesini siz sanatçılar ve biz hukukçuların kol kola girerek başlatmasıdır. 

Burada bir iki cümleyle de ekonomik istikrar istiyoruz diyenlere yöneltmeyi gerekli görüyorum. Elbette ekonomik istikrar istiyoruz. Ancak bunu derken şunu biliyoruz, hukukun üstün olmadığı yerde, oyunun kuralı maç sırasında egemen tarafından sürekli değiştirilir. Maçın kuralının aslında olmadığını bilen hiçbir yatırımcı gönül rahatlığıyla o ülkeye gelip yatırım yapmaz, iş ve istihdam sağlamaz. Konu aslında hukukun üstünlüğünün sağlanması konusudur. Üst başlık da bu olmalıdır. Sanat emekçisi dahil bütün emekçileri, bütün avukatları, memuru, emekliyi, öğrenceyi, esnafı, ister büyük ister küçük bütün yatırımcıları kısacası toplumda yaşayan bütün herkesi ilgilendirir. Özellikle yatırımcıların, iş adamlarının çok iyi anlaması gereken bir husus var: Ürettiğiniz ayakkabıda dünyanın en kaliteli derisini kullanabilirsiniz, en kaliteli dikişini atabilirsiniz, en etkileyici modelleri çizdirebilirsiniz ancak bu ayakkabıyı sizin ona verdiğiniz markanın ötesinde “Türk ayakkabısı” olarak dünyada marka değerine sahip kılmanız için bu ülkenin sanatına, sanatçısına, hukukçusuna ihtiyacımız var. Demokrasisiyle, hukuka verdiği değerle evrensel ölçüleri yakalamış ve hatta geçmiş olması gerekir ki ülkenin marka değeri olsun. Markanızın değeri ülkenin marka değerinin üzerinde asla değildir. O yüzden her şey bitti de sıra sanata mı geldi diyenlere hatırlatıyorum. Aslında öncelik hep sanatta olmalıydı. 

Biliniz ki, istiklal, istikbal ve dahi istikrar yalnızca hürriyetle mümkündür.

Değerli dostlar,
Ekim 2013’te Gezi’ye destek veren muhalif tiyatrolara Kültür Bakanlığı desteğinin kesilmesiyle başlayan ve “Türkiye Sanat Kurumu Yasa Tasarısı” tartışmaları ile devam eden süreç, bu gün burada ayrıntılı olarak ele alınacaktır. Bu nedenle ben, şimdilik, söz konusu yasal düzenleme çalışmalarının, “kültür ve sanatı kamu sorumluluğunun dışına itmesi ve getirilmek istenen yapının özerk olmaması” gibi nedenlerle “ülkemiz sanat ve kültürünün geleceği için tehlike oluşturacağını” hatırlatmakla yetiniyorum.
Kaldı ki, bu günkü şartlarda sanat ve kültür faaliyetlerini piyasaya terk etmek, dar gelirli birçok sanatseverin kültüre erişiminin önemli ölçüde kısıtlanması anlamına da gelecektir; bu da, mevcut birçok sanat kurum ve kuruluşunun yok olması demektir.  
Dostlar,

Sanatçı istisnadır, aykırıdır, sıra dışıdır, başkaldırır, kalıpları zorlar. Çünkü gerçek sanatçı ancak başkaldırarak sanatçı olabilir. İşin özü kişi sanatçı olduğu için başkaldırmaz; başkaldırı onun karakteri olduğu için gerçek sanatçı olabilir. Önce ailesine başkaldırır, sonra asırlar boyu süren ses nefes temrinleriyle, parmak uçları nasırlanarak geçen uykusuz gecelerle canlandırdığı rollerin ruhlarına, bedenlerine girip onlarla bütünleşmesiyle hayatın olağan akışına başkaldırır. Türkiye’de sanatın ve sanatçının etrafına bir baskı duvarı örmek isteyenlere son sözü biz değil, büyük usta söylesin.

O duvar,
O duvarınız,
Vız gelir bize vız!..
Bizim kuvvetimizdeki hız,
Ne bir din adamının dumanlı vaadinden,
Ne de bir hülyanın gönlü yakışındandır.
O yalnız 
Tarihin o durdurulmaz akışındandır.

O duvar 
O duvarınız,
Vız gelir bize vız!.."


 

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim