• BIST 106.646
  • Altın 141,780
  • Dolar 3,5310
  • Euro 4,1134
  • İstanbul 28 °C
  • Ankara 28 °C

Başbakan İstifa Etmek Zorunda mı?

Prof. Dr. Ersan ŞEN

Parlamenter sistemde, temsilen icranın başı olarak Cumhurbaşkanı gözükse de yürütmenin başı Başbakan ve Bakanlar Kurulunun oluşturduğu Hükümettir.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün ilk seçimi sırasında yaşanan ve “367 krizi” olarak bilinen hadisenin ardından yapılan tepki içerikli Anayasa değişikliğinde, Cumhurbaşkanını halkın temsilcileri olan milletvekillerinin değil, doğrudan halkın seçmesi usulü kabul edildi. Parlamenter demokrasiye, Anayasa ile kabul edilen sisteme, Cumhurbaşkanının görev ve yetkilerine ters olan bu seçim usulünün, özellikle “sorumsuz Cumhurbaşkanı” kuralından dolayı isabetli olmadığını söylemek isteriz. Şimdi halkın seçeceği Cumhurbaşkanının “de facto” olarak “Devlet Başkanı” sıfatı ile Ülkeyi yöneteceği söylenmektedir ki, Anayasa ve kanunlar karşısında bu düşünce tartışmaya dahi açılıp savunulamaz. En azından Anayasa ve yönetim sistemi değişmedikçe, Türkiye Cumhuriyeti’nde parlamenter sistem geçerliliğini korumaya devam edecektir.

Parlamenter sistemde, temsilen icranın başı olarak Cumhurbaşkanı gözükse de yürütmenin başı Başbakan ve Bakanlar Kurulunun oluşturduğu Hükümettir. 1982 Anayasası ile kabul edilen sistemde Cumhurbaşkanı, hem sorumsuzdur ve hem de temsil yönü ağırlıklı olan sembolik yetkilerle donatılmıştır. Gerçi Cumhurbaşkanının Anayasa m.104’de sayılan birçok atama yetkisi bulunmaktadır. Ancak bu yetkiler Cumhurbaşkanını, sembolik olarak Devletin başı yapsa da, icranın başı ve yöneticisi yapmaya yetmemektedir. Cumhurbaşkanının görev ve yetkilerini sıralayan Anayasa m.104/2. fıkranın (b) bendinin 3. alt bendi uyarınca, Cumhurbaşkanının gerekli gördüğü hallerde Bakanlar Kuruluna başkanlık etmesi veya Bakanlar Kurulunu başkanlığı altında toplantıya çağırması daimi, “gereklilik” şartına bağlı istisnai bir yürütme yetkisidir. Buradan hareketle, sorumsuz ve dar yetkili Cumhurbaşkanının icranın başı sayılması ve sembolik olmaktan ileri “Devlet Başkanı” kabul edilmesi doğru değildir. Çünkü Anayasa m.104, Cumhurbaşkanının yalnızca yürütme alanında değil, yasama ve yargı alanlarına ilişkin yetkilerine de yer vermiştir. 1982 Anayasası ile Cumhurbaşkanının yetkilerinin artırıldığı doğrudur, fakat bu durum Cumhurbaşkanını “Devlet Başkanı” haline getirmemiştir.  

11.07.2014 tarihi itibariyle Türkiye Cumhuriyeti’nin 12. Cumhurbaşkanlığı seçimi için aday listesi kesinleşti. Tartışma konusu, adaylar arasında yer alan Başbakanın bu görevinden istifa edip etmeyeceği veya 6271 sayılı Cumhurbaşkanı Seçimi Kanunu’nun 11. maddesinin 1. fıkrası uyarınca bu görevinden ayrılmış sayılıp sayılamayacağıdır. Burada olması gerekeni sona bırakacağız. Önce mevcut kurallar çerçevesinde tespit yapmaya çalışacağız.

Yazılı hukuk sistemini düzenleyen Türk Hukuku’nda bu sorunun çözümünde mevcut hukuk kurallarına bakılması gerekir. Normlar hiyerarşisinin tepesinde bulunan Anayasa m.79 ve 102’de konu ile ilgili özel bir düzenlemeye yer verilmediği görülmektedir.

6271 sayılı Kanunun “Adayların görevden ayrılması ve göreve dönmesi” başlıklı 11. maddesi incelendiğinde, tahdidi olarak Cumhurbaşkanı adayı olan kimlerin görevden ayrılmış sayılacağının ve bu kişilerin seçilemedikleri takdirde görevlerine nasıl döneceklerinin net ifadelerle açıklandığı görülmektedir.

Buna göre, Anayasa m.101/3 uyarınca Cumhurbaşkanı adayı gösterilen hakimler ve savcılar, yüksek yargı organı mensupları, yüksek öğretim kurumlarında bulunan öğretim elemanları, Yükseköğretim Kurulu, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu üyeleri, kamu kurum ve kuruluşlarının “memur” statüsü taşıyan görevleri ile yaptıkları hizmet bakımından işçi niteliği taşımayan diğer kamu görevlileri, belediye başkanları ve subaylar ile astsubaylar, siyasi partilerin il ve ilçe yönetim kurulu başkan ve üyeleri ile belediye meclis üyeleri, il genel meclisi üyeleri, kamu kurumu niteliğinde bulunan meslek kuruluşları ile sendikalar, kamu bankaları ile üst birliklerin ve bunların üst kuruluşların ve katıldıkları teşebbüs veya ortaklıkların yönetim ve denetim kurullarında görev alanlar, aday listesinin kesinleştiği tarih itibariyle görevlerinden ayrılmış sayılırlar ve bu durum Yüksek Seçim Kurulu tarafından aday gösterilenin bağlı bulunduğu bakanlığa ve kuruma bildirilir.

Dikkat edilecek olursa Kanun hükmünde, istifadan değil ayrılmış sayılmadan bahsedilmektedir. Madde metninde; Başbakan, bakan, milletvekili veya siyasi parti genel başkanı ibarelerine yer verilmemiştir. Beğenelim veya beğenmeyelim kanun koyucunun çıkardığı metin budur ve herkesi bağlar. Bu hükümde Anayasaya aykırılık da bulunmamaktadır. Çünkü Anayasa m.102’nin son fıkrasında, cumhurbaşkanlığı seçimine ilişkin usul ve esasların kanunla düzenleneceği ifade edilmiştir. Netice olarak, Cumhurbaşkanı adayı olarak gösterilen Başbakan, bakan, siyasi parti genel başkanı ve milletvekillerin ayrılmış sayılmasından bahsedilemez.

6271 sayılı Kanunun 11. maddesinde geçen “diğer kamu görevlisi” kavramı Başbakanı kapsamaz. Bunun sebebi, Başbakanın kamu görevlisi sayılamayacağından değil, Başbakanın “yaptığı hizmet bakımından işçi niteliği taşımayan diğer kamu görevlisi” kavramına dahil edilemeyeceğinden kaynaklanır. Kanun koyucu, Cumhurbaşkanı adayı olan Başbakanın görevinden ayrılmış sayılacağını öngörse idi, diğer meslek ve sıfatları saydığı gibi, icranın başı olan Başbakanı da net bir şekilde hükümde tanımlardı. Bu yapılmadığına göre, etik bazı nedenlerle Başbakanın ayrılmış sayılmasını veya istifasının istenilme prosedürün işletilmesini savunabilmek isabetli olmayacaktır.

Seçim rekabeti, tarafsızlık, seçime adayların eşit şartlarda katılması gibi gerekçelerle, Başbakanın ayrılmış sayılması veya istifa etmesi gerektiği ileri sürülebilir. Bunlardan istifa bir yasal zorunluluk olmayıp, ancak adayın tercihi olarak değerlendirilebilir. Çünkü kanunda, Başbakanın ayrılmış sayılması veya istifasının istenilmesi ile ilgili bir prosedür öngörülmemiştir. Kanunun yasaklamadığı bir hukuki durumu, o hükümden yararlanan kişiye bir zorunluluk olarak yüklemek de mümkün değildir. Kaldı ki, bu konu ile ilgili karar yetkisi Yüksek Seçim Kurulu’na ait olup, bu Kurulun kararları kesindir ve itiraza da açık bırakılmamıştır. Bu Kurulun kararlarına karşı, insan hak ve hürriyetlerinin ihlal edildiğini iddia eden bireylerin Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yapma hakkı da yoktur.
Türkiye Cumhuriyeti, Cumhurbaşkanını halkın seçmesini ilk defa tecrübe etmektedir. Dünya örneklerinde ve bundan sonra Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi usulünün Ülkemiz tarafından devam ettiği durumda, yeniden seçime katılmak isteyen devlet başkanı veya cumhurbaşkanlarının istifa etmedikleri, bu sıfatla seçime girdikleri görülmektedir. Adayların seçime eşit şartlarda katılması, esasında Başbakan olmaktan kaynaklanan ayrıcalığın ortadan kaldırılmasıyla sağlanmaz. Bu tümü ile bir seçim kültürü, denetimi ve demokrasinin hazmedilip, sahip olunan yetkilerin keyfi kullanılmaması ile ilgilidir. Elbette ayrılmış Başbakan ve görevde Başbakan arasında, Cumhurbaşkanı adaylığı bakımından Türkiye şartlarını ve seçmen psikolojisini gözönüne aldığımızda bir fark vardır. Ancak bu fark mutlak değildir. Bu halde, iktidarda veya iktidarın ortağı olarak seçime giren her siyasi partinin kazanması beklenmelidir.

Ancak şu doğrudur ki, Başbakan olmaktan kaynaklanan sıfatın kullanılmasının ötesinde, yürütme organının ve Devletin sağladığı imkanların Cumhurbaşkanlığı seçimini etki etmesinin önüne geçilmesi, bu konuda Yüksek Seçim Kurulu’nun üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmesi gerekmektedir. Çünkü Yüksek Seçim Kurulu, Cumhurbaşkanı seçiminin genel denetiminden de sorumludur.

Anayasa m.101/son fıkraya göre, “Cumhurbaşkanı seçilenin varsa partisi ile ilişiği kesilir ve Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliği sona erer”. Bu hüküm dahi, 6271 sayılı Kanunun 11. maddesinin 1. fıkrasının tahdidi sayım yaptığını, Başbakan, bakan, siyasi parti genel başkanları ile milletvekilleri açısından ayrılmış sayılmanın ve son bulmanın, ancak adayın Cumhurbaşkanı seçilmesi ile gündeme gelebileceğini ortaya koymaktadır.

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim