• BIST 97.533
  • Altın 145,781
  • Dolar 3,5801
  • Euro 4,0019
  • İstanbul 18 °C
  • Ankara 14 °C

"Basın Özgür Değilse Demokrasiden Söz Edilemez"

"Basın Özgür Değilse Demokrasiden Söz Edilemez"
TBB Başkanı Av. Metin Feyzioğlu; "Demokratik bir düzen içinde yaşama iddiasındaysanız ve bir medya grubuna ya da şirketler grubuna operasyon yapılıyorsa, bunun gerekçesini merak etmeniz ve denetleyebilmek adına sorgulamanız gerekir."

Çünkü bu, hür teşebbüse yönelik bir operasyondur. Haklı bir gerekçeyle yapılmıyorsa, siyasi iktidarın hür teşebbüsü baskı altına almak gibi bir gayeyle hareket ettiğini söyleyebilirsiniz. Diğer taraftan basına yönelik haksız, hukuka aykırı bir operasyon yapılıyorsa, bu hepimizin haber alma özgürlüğüne yapılmış bir operasyondur ki, bu durumda temel hedef demokrasidir. Yani demokrasiyi ortadan kaldırıp, bir oligarşiyi, bir sınıf veya bir kişinin egemenliğini kurmaya yöneliktir. Bu sebeple bugün yaşadığımız sıradan olaylar değil. Nitekim şu anda bütün teşebbüs sahipleri, medya örgütleri siyasi iktidara söz söylediklerinde ‘Acaba başımıza bir iş gelir mi?' diye haklı bir endişeye kapılıyor. Bir ülkede basın veya ifade özgürlüğü, iktidarı alkışlama özgürlüğünden ibaretse, orada demokrasi yoktur. Dolayısıyla bu sessizlik içerisinde siyasi iktidarı kullananlar, akıllarında ne varsa hiçbir frenleme olmaksızın oraya sürüklerler sizi. İki dudakların arasında, isterlerse sizi savaşa ve ülkeyi de içinden çıkılmaz ekonomik krizlere sokarlar. Yine aynı şekilde istediği şirketi ele geçirir, istediğini batırır, istediğine diz çöktürür, istediğine servet kazandırır, istediğini iflas ettirir. Böyle bir yerde de herhalde hiç kimsenin hukuki güvenliği yoktur; yaşama hakkı dahil olmak üzere hedef gösterilirsiniz. Bu sebeple bugünkü operasyon hiç sıradan değil. Sadece bizlerin değil tüm dünyanın ilgilenmesi gereken bir durum.

Dört sayfalık bir arama kararı var. Bu kararın iki sayfasında aranacak yer ve isimlerin adresleri, telefonları yazılı. Diğer sayfalarda ise kararın gövdesi var. Buradaki suçlamalar Fethullah Gülen Terör Örgütü'ne yöneticilik yapmak. Bir kere burada peşin bir kabul var. ‘Böyle bir terör örgütü var ve bunda hiçbir şüphe yok' diyor. Benim bildiğim kadarıyla böyle bir silahlı terör örgütünün varlığı, herhangi bir yargı kararıyla ispatlanmadı. Sürekli bir paralel yapı cümlesi duyuyoruz. Bunu 40 defa söylemek 41.'de cümleyi doğru kılmaz. Devletin içerisinde, anayasal yapının dışında, yargıda ya da emniyette, istihbaratta,  bürokraside bir başka yapının, paralel bir yapılanmanın hoş görülmesi elbette mümkün değil. Böyle bir şey varsa bunu ortaya çıkarmak, bağımsız, tarafsız, hesap verebilir, gerekçesi ile kararını ortaya koyabilen yargının görevi. Ancak şu ana kadar gerekçesi herkesi tatmin eden bir karar ortaya konulmadı.

Örgüt hayal, operasyon gerçek!

Bütün bunlara rağmen neden “silahlı terör örgütüdür” deniliyor? Çünkü silahlı terör örgütü denilince TCK'nın 314. maddesinin kapsamına giren bir durumdan bahsediliyor. 314. maddenin 4. ve 5. fasıllarındaki suçları işlemek için kurulmuş silahlı terör örgütüne yöneticilik yapmaktan söz ediliyor ki, ağır bir maddedir bu!

Diğer yandan, eğer silahlı bir terör örgütü bunca zamandır hükümeti kandırmayı başardıysa, demek ki siz bu ülkeyi yönetmeye ehil değilsiniz. Kandırıldıysan istifa etmelisin. Bu maddelere baktığımızda, ispatı yapılmadan bir terör örgütünün varlığından bahsediliyor. Oysa hiçbir delil yok! Sonrasında ise, “terörizmi finanse etmek” gibi bir varsayımda bulunuluyor. Sonuç olarak, böyle bir örgütün varlığı kabul ediliyor. Terör örgütünün propagandasını yapmakla suçlanmak da var! Bu ağır bir suçlama!

Diğer yandan İpek Grubu şirketlerinin mali tablolarında ve banka hareketlerinde ‘ticari hayatın doğasına uygun olmayan şüpheli farklılıklar olduğu' söyleniyor. Kime göre? Neye göre? Şirketler arası para transfer edilmiş, bu para transferleri ticari hayatın olağan akışına aykırıymış; ticari hayatın gerekleriyle açıklanamayacak kazançlarmış! Mesela yüzde beş kazanırsan normal sayılıyor, ancak yüzde beş buçuk kazanırsan bu açıklanamayacak bir şey mi? Yüz lira mı fahiş, 100 bin lira mı? Bunu bilmeniz gerekiyor. Çünkü böyle bir suçlamayla karşı karşıya kaldığınızda, hayır ‘ben ticari hayatın içinde olağan kazançlar elde ettim' diyebilmeniz için, olağanüstünün ne olduğu bilinmeli.

Bu, tamamen karanlıkta boks yapmaya benzer. Bir silahlı örgütün olduğunu iddia etmek için mutlaka delillerin ortaya konulması gerek. “Burada bir masa var, sen görmüyorsun.” demektir bu.   

Mesela Ergenekon diye bir torba atıldı ortaya. Belki de darbeye teşebbüs etmiş olanlarla bu toplumun en önde gelen tertemiz insanları aynı torbaya konuldu, çalkalandı, darbeci olan ve olmayan herkes birbirine karıştı. Şüpheli konumda olanlar ise, istifade etti bundan.

Siyasilerin sözlerine değil,  tarafsız, adil yargıya itibar etmeliyiz. Bu toplum yıllardır sansasyonel operasyonlarla gerildi. Her sabah farklı bir olayla uyanıyoruz. Bugün İpek Medya Grubu'na operasyon yapıldı,  yarın Doğan Grubu'na, Cumhuriyet ya da Samanyolu'na mı yapılacak? Sonra da birileri çıkıp “kandırıldık” diyerek kendilerini aklamaya çalışıyor. Artık yeter! Bu tavır, insanların aklıyla dalga geçmektir.

Aylardır tutuklu insanlar var. Neredeyse bir yıl oldu ama ‘silahlı terör örgütünün' varlığına dair bir delil bile sunulamadı. Ergenekon, Balyoz yargılamalarını, Oda TV yargılamalarını da takip ettik. Türk Silahlı Kuvvetleri'nin, basının, avukatların, öğretim üyelerinin, Türk subaylarının, polislerin gördüğü zulme tanıklık ettik. Bu zulümlere tanıklık edip, başka bir zulmü alkışlamak, çok daha büyük bir acımasızlık. Çünkü zulmü görenin, zulme şahitlik edenin attığı her adımda ya da etrafında olan her olayda çok daha dikkatli davranması lazım.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin bu konuda kararları var.  Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin kabul ettiği yegane rejim, demokratik toplum düzenidir. “Demokratik toplum düzeni içinde mutlaka basın özgürlüğü olmalıdır. Basın özgürlüğünün sınırlandığı yerde, demokratik toplumdan söz edilemez. ‘Basın özgürlüğünü sınırladığınızda demokrasi çöker' deniliyor; o yüzdende basın özgürlüğü ve içindeki ifade özgürlüğünü demokrasinin vazgeçilmezi kabul ediyor. Bugünkü operasyon basın özgürlüğünü sınırlamaktır. Muhalif yazarlar, bütün basın-yayın organları huzursuz. Kimse kendini güvende hissetmiyor. Bu ekranlar karartıldığında ne yapacağız?

Basını susturma ve basını baskı altına alma girişimi, kendinden korkmaktır. Despotlar, toplumda tepki arttıkça demokrasinin ipine sarılacaklarına, tam bir güç zehirlenmesi içinde despotluklarını artırır. Fakat tarih bilgileri de oldukça zayıf olduğundan şunu hep göz ardı ederler; despot despotluğunu artırdıkça sonunu da hızlandırır.

Üzüldüğüm nokta şu ki, Türkiye'de nesiller heba oluyor. Bunları yaşayacağız, yaşayarak aşacağız. Birbirimize saygı duymayı öğreneceğiz. Sizinle aynı düşünmek zorunda değilim, siz de değilsiniz. Ama sizin başınıza, farklı düşüncelerinizi dile getirdiğinizden ötürü bir iş gelirse, bu herkesin başına gelmiş olur. Çünkü düşünce özgürlüğünün garantisi, hepimizin garantisidir.

Basın özgür değilse demokrasiden söz edilemez

Öfkelerinin sebebine bakıyorum. Tüm dünyanın dehşetle izlediği Ortadoğu'da bir vahşet var. O vahşi savaşta devletler yıkılıyor, kafa kesen caniler bir türlü durdurulamıyor. Dünyanın pek çok devleti, yakın zamana kadar Türkiye'nin IŞİD canilerine hoşgörüyle yaklaştığını söyleyip, Türkiye'yi bir Avrupa devleti olmaktan ziyade bu kargaşanın içindeki bir devletle eş görmeye başladı. Çünkü IŞİD'e gittiği anlaşılan ağzına kadar silah ve mühimmat dolu TIR'lar, görevini yapan bir savcının görevi kapsamında verdiği talimatla jandarma tarafından durdurulmuştu ve böylece bir skandal ortaya çıkmıştı. Şimdi bu skandalı biz nereden öğrendik? Cumhuriyet Gazetesi'nden... Bu skandalı öğrenmesek bizi yönetenlerin hangi işlerin içinde olduğunu nereden bileceğiz?

Seçim sandığına gittiğimizde neye göre oy vereceğiz? Bizi yönetenleri belirlerken, onların neler yaptığını bilmemiz lazım. Yapılan yalan haber ise, yaptırımı vardır. Hem ‘yalan haber değil' diyeceksiniz, hem ‘devlet sırrı' diyeceksiniz. Devlet sırrı ise çok vahim: Demek ki doğru! Devlet sırrını ortaya çıkartmaktan soruşturuyorsanız, o halde ‘sen roketatarlar gönderiyorsun, mühimmat gönderiyorsun' demektir bu.  Nereye gönderiyorsun? Ben bunu bilmek zorundayım. Bir taraftan bunu ortaya çıkaran savcıyı ve askeri içeri atıyorsun, diğer taraftan bunları yayınlayan gazetelere yaptırım uygulayıp ‘sırada sen varsın' diye tehdit ediyorsun. Biz burada demokrasiden değil, basbayağı despotik bir rejimden ve anlayıştan söz ediyoruz. AİHM sisteminde bunlar çok uç şeyler. Çünkü, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, rejimi demokrasi olan toplumlarla ilgilenir. Asgari demokrasi şartlarına sahip olacaksınız. Konuştuğu, eleştirdiği, en basit haberleri yaptığı için gazetecilerin tutuklandığı, tehdit edildiği, şirketlerin işgal edildiği rejime demokrasi demezsiniz ve sonuçta korkarım Avrupa'nın bir parçası olmaktan da çıkarılırsınız. AİHS'nin en temel hükümlerini böyle ısrarla ve kasten ihlal edip, hâlâ Avrupa'nın bir parçasıyım diyemezsiniz. Soruşturmalar yoluyla gazetecilerin sürekli olarak taciz edilmesi, AİHS'nin ihlalidir. AİHM'nin öngördüğü asgari standartlar nerede, yaşamaya mahkûm edildiğimiz standartlar nerede? Yerin altında!                  

Topluma ve  iktidara gönül vermiş yurttaşlara da sesleniyorum: Böyle kavga ederek olmaz. Biz düşman değiliz. Kimin kime oy verdiğinin hiçbir önemi yok. Beni sevmeyebilirsiniz, sizi sevmeyebilirler. Mesele bu değil. Bu toplumda beraber yaşıyoruz. Kimse kimseyi inkâr edemez. Biz birbirimizle asgari şartlarda çok iyi ilişki kurarak yaşamak zorundayız. Vatandaş aslında 7 Haziran'da uyarısını yaptı. Allah hiç kimseyi kendisine ‘yanlış yapıyorsun' diyecek dostlardan mahrum etmesin. Kalbini ve kulaklarını mühürlemesin. Vicdanını taşlaştırmasın. Mesele sadece hukuk değil, bir de insanlık hukuku var. “Kul hakkı yemek” diye bir kavram var. Kul hakkı yiyenler, ne kadar lüks içinde yaşarlarsa yaşasınlar, aslında bu dünyada cehennemi tadarlar. Birbirimizle iyi geçinmek, birbirimize selam vermek, bizim inancımızda vardır. Biz birbirimizin düşmanı değiliz. Birileri oy kaygısı ile bizi parçalara bölüp düşman saflara bölüştürmek istese de, ben inatla ve ısrarla benim gibi düşünmeyen, benim oy verdiğim yere oy vermeyen bütün vatandaşlarımızla birlikte yaşama arzumu tekrarlıyorum.

*Türk Ceza Hukuku Profesörü ve Türkiye Barolar Birliği Başkanı

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim