• BIST 82.352
  • Altın 148,034
  • Dolar 3,8356
  • Euro 4,0738
  • İstanbul 8 °C
  • Ankara 1 °C

"Başkanlık Sistemi’ni İsteyen, Mevcut Sorunlara Deva Olarak Gören Hiç Kimse Yok"

"Başkanlık Sistemi’ni İsteyen, Mevcut Sorunlara Deva Olarak Gören Hiç Kimse Yok"
Hem parlamentoda, hem sivil toplum örgütlerinde, hem akademi camiasında ve hem de toplumun ağırlıklı kesiminde Başkanlık Sistemi’ni isteyen, mevcut sorunlara deva olarak gören hiç kimse yok.

KEMAL AKKURT* 

Hükümetin bu fanteziden vazgeçmesi ve Türkiye’nin kangrenleşen sorunlarına odaklanması gerekiyor…

Geçmiş iktidarlar döneminde de zaman zaman dile getirilen, ancak her seferinde ülkemiz koşullarına uygun olmadığı gerekçesiyle gündemden çıkan Başkanlık Sistemi, özellikle 2010 Anayasa değişikliği ile Cumhurbaşkanı’nın halk tarafından seçilmesi sonucu daha çok tartışılır oldu. Cumhurbaşkanı’nın halk tarafından seçilmesinin fiilî Başkanlık olduğu dillendirilmeye başlandı. Gerçekten mevcut Anayasa’ya göre, Parlamenter Sistem’le yönetilmemiz gerekirken, fiilen yasama, yürütme ve yargının tek elden idare edilmeye başlandığı bir döneme girmemiz, fiili Başkanlık Sistemi midir? Yoksa mevcut Anayasa’nın açık bir ihlali midir?

Fiilen uygulandığı gibi, Başkanlık Sistemi kuvvetler birliği demek midir? İstenilen sistemde denge- fren mekanizmaları şimdiki durumdan daha iyi mi olacaktır? Başkanlık Sistemi’nin başta üniversiteler, barolar ve sivil toplum örgütleri olmak üzere, toplumun her katmanında tartışılması gerekmez mi?

Ancak ülkemizde bugün için serbest tartışma ortamının olduğunu söylemek maalesef mümkün değildir. Böyle bir tartışma ortamı var ise, neden yüzlerce akademisyen, gazeteci, avukat ve STK temsilcisi, sırf muhalif görüşlerinden dolayı soruşturulmakta, yargılanmakta ve tutuklanmaktadır. Bu dikenli ve mayınlı ortamda, Başkanlık Sistemi’nin enine boyuna, serbestçe tartışılmasının garantisi nedir?

Serbest tartışma ortamının sağlanması için, öncelikle Siyasi Partiler, Seçim, Terörle Mücadele, Ceza ve Dernekler yasaları gibi temel yasalardan antidemokratik hükümlerin ayıklanması, deyim yerindeyse bir “yol temizliği”nin yapılması gerekmez mi?

Bugünkü sorunlarımızın kaynağı, Parlamenter Sistem midir? Sorunların çözüm yeri de Başkanlık Sistemi midir? Yargının bağımsız ve tarafsız olmamasının, vesayetin ve yolsuzluk iddialarının çözümü Başkanlık Sistemi ile mi mümkündür? Yoksa Başkanlık Sistemi ile mevcut sorunlar daha da artacak mıdır? Esasen mevcut sorunların çözümü için herkesi kucaklayacak, kimseyi ötekileştirmeyecek bir yönetim anlayışı ve Anayasa değişikliği gerektirmeyecek yasal değişiklikler yeterliyken, parlamentodaki sayısal çoğunluğa güvenerek sistem değişikliğine gitmek ne kadar doğrudur? Yoksa 1950’li yıllarda dönemin Başbakanı Menderes’in de Meclis’teki sayısal çoğunluğuna güvenerek, milletvekillerine hitaben “Siz isterseniz hilafeti geri getirebilirsiniz” gibi bir güç- iktidar zehirlenmesi mi yaşanmaktadır? Tarih (elbette kötü yönleriyle) tekerrür mü ediyor?

İstenen Başkanlık Sistemi, dünyada en başarılı örnek olarak gösterilen ABD Sistemi midir? Yarı-Başkanlık Sistemi olan Fransa örneği mi düşünülmektedir? Yoksa Ortadoğu, Güney Amerika veya Rusya örneğinden hareketle, Türk Tipi Başkanlık Sistemi mi arzulanmaktadır?

Bu arada geçtiğimiz günlerde Sayın Başbakan, parti olarak kendi anayasalarını hazırlamaya başladıklarını, bu anayasanın Başkanlık esaslı olacağını, önümüzdeki Haziran ayında TBMM’ye sunacaklarını ifade ettiler. Anayasalar, toplumsal sözleşmeler olarak da tanımlandıklarına göre, toplumun tamamının katılmadığı bir anayasa, bir partinin tepki anayasası olmayacak mıdır? Böyle bir anayasanın kucaklayıcı ve kalıcı olması mümkün müdür?

Yapıldığı dönemde ülkemizin ve demokratik ülkelerdeki en gelişmiş anayasalarından olan 1961 Anayasa’sı bile, ülkemizin tamamını kucaklayamadığı için, sürekli eleştirilmiş, “topluma bol geldiği” iddiasıyla sürekli budanmıştır. Sonunda 1980 darbesi ürünü olan 1982 Anayasa’sı “emir-komuta zinciri” içinde hazırlattırılmıştır. Bu anayasa da topluma o kadar “dar” gelmiştir ki, bugüne kadar toplam 17 kez değiştirilmiş, kevgire dönmüş olmasına rağmen, yeni anayasa yapma arayışları bitmemiştir. Şimdi AKP iktidarı da aynı hataya düşmekte, “kendi anayasalarını” yapmaya çalışmaktadırlar. Oysa anayasalar, parti tüzükleri veya programları değil ki, parti kurmaylarını bir odaya tıkayıp 1-2 ayda ısmarlama hazırlasınlar. Tarih, maalesef kötü yönüyle tekerrür etmektedir…

Rahmetli Uğur Mumcu’nun dediği gibi, “Bilgi sahibi olmadan, fikir sahibi olmamak için”, bu ve benzeri konuları, TBMM’de birinci elden tartışan partilerin Anayasa Komisyonu üyeleriyle geçtiğimiz 24 Mart günü Sosyal Demokrat Avukatlar Derneği ve Friedrich Ebert Vakfı’nın ortaklaşa düzenledikleri “Başkanlık Sistemi” başlıklı panelde tartıştık. AKP’den değerli meslektaşımız Av. Ali Özkaya, CHP’den sınıf arkadaşım Av. Ömer Süha Aldan, HDP’den sevgili arkadaşım Prof. Dr. Mithat Sancar ve MHP’den değerli hukukçu Kadir Koçdemir ile Başkanlık Sistemi’ni masaya yatırdık. Tüm tartışmaların sonunda ortaya çıktı ki, CHP, HDP ve MHP, kesinlikle Başkanlık Sistemi’ni istememekte, tam aksine Parlamenter Sistem’in güçlenmesinden yanalar. AKP temsilcisi, Başkanlık Sistemi’ni savunmakta yalnız kaldı. Başkanlık Sistemi’ni niçin talep ettiklerine dair ileri sürdükleri gerekçelere, kendisi de içten inanıyor muydu, emin değilim.

Sonuçta, hem parlamentoda, hem sivil toplum örgütlerinde, hem akademi camiasında ve hem de toplumun ağırlıklı kesiminde Başkanlık Sistemi’ni isteyen, mevcut sorunlara deva olarak gören hiç kimse yok. Saray’ın ve Saray’la ters düşmemek adına, kerhen gündeme getiren hükümetin bu fanteziden vazgeçmeleri ve Türkiye’nin kangrenleşen sorunlarına odaklanmaları gerekiyor…

*Av., Sosyal Demokrat Avukatlar Derneği Başkanı
kemalakkurt@hotmail.com

Kaynak: Haber Kaynağı
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim