• BIST 83.059
  • Altın 146,576
  • Dolar 3,7547
  • Euro 4,0354
  • İstanbul 6 °C
  • Ankara -9 °C

Bingöl Barosu Başkanı'ndan Çarpıcı 1 Mayıs Yazısı

Bingöl Barosu Başkanı'ndan Çarpıcı 1 Mayıs Yazısı
Bingöl Barosu Başkanı Av. Abdullah Alakuş, 1 Mayıs İşçi Baramı'na özel bir yazı kaleme aldı. Av. Alakuş, yazısında işçi ölümleri ve mağduriyetleri üzerine çarpıcı analizler yaptı.

Bingöl Barosu Başkanı Av. Abdullah Alakuş'un "1 MAYIS" başlıklı yazısı şöyle:

Ayağında kara lastikleri, nasırlaşmış elleri, kömürleşmiş yüzleri, çıkınında bir baş kuru soğanı ve üç beş zeytinle karnını doyurmaya çalışırken hayatını kaybeden nice emekçilere, binlerce yürek dolusu selam...

Bugün somada hayatını kaybedenleri, Ermenek te hayatını kaybedenleri, Asansör faciasında hayatını kaybedenleri, Rezidans inşaatında hayatını kaybedenleri, göçük atında kalanları, fındık tarlalarında günlük 20- 30 TL ye çalışmaya giderken trafik kazalarında hayatını kaybedenleri unutmadık. Bu acıların hepsini bir kez daha yaşadık ve bin kez daha öldük bu gün.

Bugün 1 Mayıs işçi bayramı. Emeğin, dayanışmanın bayramı. Bu günlere nasıl gelindi: İlk kez 1856'da Avustralya'nın Melbourne kentinde taş ve inşaat işçileri, günde sekiz saatlik iş günü için Melbourne Üniversitesi'nden Parlamento Evi'ne kadar bir yürüyüş düzenlediler.

1 Mayıs 1886'da Amerika İşçi Sendikaları Konfederasyonu önderliğinde işçiler günde 12 saat, haftada 6 gün olan çalışma takvimine karşı, günlük 8 saatlik çalışma talebiyle iş bıraktılar. Luizvil'de 6 binden fazla siyah ve beyaz işçi, birlikte yürüdü.

Bu gösteriler 1 Mayıs'ı izleyen günlerde tüm harareti ile devam etti ve 4 Mayıs'ta kanlı Haymarket Olayı'na yol açtı.

İşçilerin bu top yekün isyanı, işverenlerin tepkisini çekti. Chicago'da greve çıkan 40 bin işçinin eylemini bastırmak için, saldırılar düzenlendi. İşverenler grevi kırmak için sokak çeteleriyle anlaştı. Sokak çeteleri bir taraftan işçilere saldırıyor, bir taraftan da grev kırıcılığı yapıyordu. Grevci işçilerle sokak çeteleri arasında çıkan kavga sırasında, polisin işçilerin üzerine ateş açması sonucu 4 işçi yaşamını yitirdi.

Hükümet ve işverenler, işçi eylemini kolay kolay içlerine sindiremiyordu. 1 Mayıs sonrası işten atmalar, baskılar yoğunlaştı. Olaylara neden oldukları gerekçesiyle 8 işçi hakkında idam istemiyle dava açıldı. İşçiler idam cezasına çarptırıldı. 

Dört yiğit işçi önderi Albert PERSONS, Adolph FISCHER, George ENGEL ve August SPIES, 1 Mayıs 1886 yılında 8 saatlik iş günü mücadelesinde önderlik yaptıkları için idam edildi. Albert PERSONS isimli işçi, özür dileme şartıyla affedileceğinin söylenmesi üzerine, mahkeme heyetine: "Bütün dünya biliyor suçsuz olduğumu. Eğer asılırsam cani olduğumdan değil, emekçi olduğumdan asılacağım." der.

Bu olaylardan sonra birçok ülkede her 1 Mayıs işçi bayramı olarak kutlanmaya başlandı. Bu kutlamalar gün geçtikçe bütün dünya ülkelerine yayılmaya başladı ve günümüzde 1 Mayıs emek, dayanışma ve haksızlıklarla mücadele bayramı olarak kutlanmaktadır.

Bu tarihsel arka planda işçileri görünür kılan en önemli husus büyük çapta 19. Yüzyılda Avrupa, Amerika, Avustralya ve hatta denilebilir ki dünyanın kısmi de olsa birçok bölgesinde önem kazanan sanayileşme olgusudur. Sanayileşme öncesi aile merkezli üretimde insanlar geleneksel metotlarla bizzat kendi ürettiklerini tüketerek geçimlerini sağlamaktaydılar. Bireyler bu ortam içerisinde yaptığı üretim karşılığında belirli bir ücret almayı gerektirecek bir Pazar ekonomisi içerisinde olmadıkları için böyle bir üretim mantığı emek ve emeğin sömürüsü gibi olguların gündeme gelmesini hem teknik olarak, hem de hukuksal olarak mümkün kılmamaktaydı. Oysa 18. Yüzyılın ilk on yılında bilim ve teknikteki gelişmelerin sonucunda artarak yüzyılın sonunda zirveye çıkan sanayileşme olgusu etrafında ciddi çelişkilerin ve yapısal sorunların ayyuka çıktığını söyleyebiliriz. Üretim araçlarına ve kaynaklarına sahip olan burjuvazi ile bunlara emeklerinden başka satılacak hiçbir şeyleri olmayan proletaryayı karşı karşıya getiren birçok gelişmenin içinde yer aldığı bu yüzyıl emekçiler için belki de en trajik zaman dilimi oldu. Çünkü bu yüzyılda işçiler tarafından bir hapishane olarak tarif edilen fabrikalar, düşük ücret karşılığında kötü koşullarda ve fazla mesai yaparak hayatlarını kıt kanaat geçindirmek isteyenlerin en hazin öykülerinin yazıldığı yerler olmuştur. Dolayısıyla bu olumsuz koşulların mekânları beri taraftan bir hak ve hukuk mücadelesinin de yeşerdiği yerlere dönüşmüştür.

Genel itibariyle işçilerin hak taleplerini değersizleştirmek, gündemden uzak tutmak ve onların mağduriyetlerinin üstünü örtmek amacıyla bu önemli gün bilinçli bir şekilde şiddetle özdeşleştirilmeye çalışılmaktadır. Oysa küresel bir etkinliğe dönüşen bu kutlamalar aslında üstü örtülmeye çalışılan birçok siyasal, sosyal ve ekonomik taleplerin dillendirildiği günlerden biri olmaktadır. Bugün ucuz işgücü elde etmek adına kapitalizm eliyle azdırılan sömürgecilik artan şiddetiyle el altından sürgit devam etmektedir. Çünkü dünyanın birçok geriletilmiş uzak bölgeleri işgücünün en ucuz bir şekilde temin edildiği yerlerin başında gelmektedir. Uluslararası alanda iş yapan çok uluslu şirketler fabrikalarının birçoğunu çalışanların sosyal güvence ve birçok özlük haklarının olmadığı yerlerde kurmaları tesadüf değildir. Yine başta bu bölgeler olmak üzere birçok gelişmiş ülkede kadınlar emek sömürüsüne en çok maruz kalanların başında gelmektedirler. Birçok iş yerinde onların eşit işe eşit ücret alamadıkları için hakları alenen gasp edilmektedir. Yasalar üstünde biçimsel olarak kölelik kaldırılmış olsa da onun çeşitli biçimlerde tazeliğiyle devam ettiğini söylememiz mümkündür. Günde birkaç dolara ağır işlerde çalıştırılanların günbegün basına yansıyan dramları bunu kanıtlamaktadır. Hakeza çocuk işçiliği BM çalışma yasalarınca yasaklanmasına rağmen birçok ülke çocukların emeğinden istifade etmeye çalışmaktadır.

Bugün yapılması gereken 1 Mayıs’ın çağrışım alanını genişletmektir. Ve 1 Mayıs denilince aklımıza ırklarından dolayı sömürgeleştirilen göçmenler, cinsiyetlerinden dolayı ucuz işgücü olarak kullanılan kadınlar, her türlü suiistimallere açık çocuklar gelmelidir. Yine 1 Mayıs yalnızca kol gücüyle çalışanların değil daha fazla kazanma hırsıyla hareket eden güçlerin baskısı altında zihinsel yeteneklerini satmak zorunda kalan çalışanların da hatırlandığı bir günün adıdır. Dolayısıyla bugün zihinsel, duygusal veyahut fiziksel emeklerini satmak zorunda kalan bütün ÇALIŞANLARIN hak taleplerini yerel ve küresel düzeyde bütün dünyaya duyurdukları bir gündür. Bu yönüyle tarihin önemli bir hak arama mücadelesinin sembolü olan 1 Mayıs bütün insanların onuruna yakışır bir dünyada yaşamasının imkânlarını içinde taşıması sebebiyle de evrensel bir gündür.

1 Mayıs, ilk kez Osmanlı döneminde, 1905 yılında İzmir'de kutlandı. 

İstanbul'da ilk kez 1 Mayıs kutlaması 1910'da yapıldı. 

En kitlesel 1 Mayıs, 1976'da Taksim Meydanı'nda yapıldı. 1977 yılındaki 1 Mayıs kutlamalarında, çevredeki binalardan halkın üzerine ateş açıldı. Yaşanan paniğin ardından 37 kişi yaşamını yitirdi ve 200'den fazla kişi yaralandı. Bundan dolayıdır ki taksim 1 Mayısın sembolü olmuştur. Bu nedenle her 1 Mayıs kutlaması Taksim'de yapılmak istenmektedir. Ama günümüz siyasal iktidarınca buna son zamanlarda izin verilmemektedir. 

Türkiye'de ilk kez 1923'te resmî olarak kutlanmıştır. 2008 Nisan’ında, “Emek ve Dayanışma Günü" olarak kutlanması kabul edilmiştir. 22 Nisan 2009 tarihinde TBMM'de kabul edilen yasa ile 1 Mayıs resmi tatil ilan edilmiştir.

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi raporuna göre 2014 yılında en az 1886 işçi yaşamını yitirdi. En fazla ölümler inşaat alanındaki işlerde yaşandı.

Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanlığı, 10 işçinin yaşamını yitirdiği, Mecidiyeköy’deki asansör cinayetiyle ilgili haklarında suç duyurusu yapılan Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) yetkilileri hakkında soruşturma izni vermedi. Savcılık da bilirkişi raporunda asli kusurlu olduğu tespit edilen inşaat sahipleri hakkında takipsizlik kararı vermişti. Farklı bir karar çıksaydı çok şaşırtıcı olurdu!

Ermenek'teki kömür Ocağında 18 işçinin hayatını kaybettiği iş cinayetiyle ilgili hazırlanan bilirkişi raporunda kömür İşletmeleri imalat haritalarını muhafaza etmediği için, şirket haritaları sormadığı ve gerekli önlemleri almadığı, MİGEM ise denetlemediği için asli kusurlu görüldü. Ancak bu soruşturmanın sonucunda da bir şey çıkmayacağını çok iyi biliyoruz. Bu da diğer dosyalar gibi kapatılacaktır.

Trabzon'un Çaykara ilçesi Karaçam Mahallesi Kavlasan mevkiindeki Balkodu-2 hidroelektrik santral (HES) tüneli inşaatının olduğu bölgede çığ düşmesinden dolayı beş işçi çığ altında kalarak hayatını kaybetti.

Isparta'da elma toplamaya giden mevsimlik tarım işçilerinin olduğu minibüsün kaza geçirmesi sonucu 17 işçi hayatını kaybetti.

Kadıköy Kozyatağı'nda rezidans inşaatında 14. kattaki iskelenin çökmesi sonucu demir ve kalasların üzerine düştüğü bir işçi hayatını kaybetti.

Mecidiyeköy Likör Fabrikası arazisine yapılan inşaattan,  bir işçi düşerek hayatını kaybetti.

Şırnak'ta kömür ocağındaki göçükte kalan üç işçi hayatını kaybetti. İçlerinden biri liseyi yeni bitirmişti.

13 Mayıs 2014'te Manisa'nın Soma İlçesindeki kömür madeninde çıkan yangın nedeniyle 301 madencinin ölümüyle sonuçlan madencilik kazası faciayla sonuçlandı. Bu facia Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en çok can kaybı ile sonuçlanan iş ve madencilik kazası olarak kayıtlara geçti. Soma Holding şirketlerinden Soma Kömür İşletmeleri A.Ş. tarafından işletilen maden ocağında, patlamaya elektrikli ekipmanların sebep olduğundan şüphelenildi. Yangın, vardiya değişimi sırasında meydana geldi ve 787 işçi patlama sırasında yer altında kaldı. Son günlerde de bu maden faciasındaki sorumluların yargılanmasına başlandı. Ülke olarak bu yargılanma rezaletini hep beraber izlemeye başladık ve şunu gördük ki, bu ülkede hukuk, adalet hep güçlüden, zenginden yana işliyor. Bir tarafta gariban yoksul işçi aileleri, diğer tarafta ise zengin, güçlü patronlar ve sorumlu olan devlet var. Göreceğiz adaletin terazisi hangi yana ağır basacak. Umarız bize o meşhur Çin atasözünü hatırlatmaz.

"DAVACI ZENGİN, DAVALI YOKSULSA
ZENGİNDEN YANA İŞLER YASA.
DAVACI YOKSUL, DAVALI ZENGİNSE
DAVALIDA KALIR NİZALI ARSA.
DAVACI DA DAVALI DA ZENGİNSE DAVADA,
ÖZÜR DİLER ÇEKİLİR ARADAN KADI.
DAVACI DA DAVALI DA YOKSULSA BAK,
SADECE O ZAMAN YERİNİ BULUR HAK."

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi'ne göre, 2014'te en az 272 inşaat işçisi hayatını kaybetti. Bu işçilerin tamamına yakını taşeron işçisi olarak çalışıyordu. İnşaatlarda hayatını kaybeden işçilerin yüzde 57’si düşerek öldü. Son yıllarda yapılan yasal değişiklikler ile devlet işçilere karşı olan sorumluluklarından kaçmaktadır. Bunun en basit örneği bütün kamu kuruluşlarındaki işlerin hemen hemen tamamı ihale yoluyla firmalara ve taşeronlara verilerek hem daha ucuz işçi çalıştırılmakta hem de bu işçilere karşı olan tazminat sorumluluğundan devlet kaçmaktadır. Devlet kendi asli görevlerini firmalar ve taşeronlar eliyle yaptırmaktadır. Bu da işçilerin emeğinin sömürülmesine ve mağdur edilmesine yol açmaktadır.

Özellikle tarım ve inşaat gibi mevsimlik işlerde çocuk işçiler çalıştırılmaktadır. Tarım sektöründe bahçelerdeki toplayıcılık başta olmak üzere birçok işi yüklenen çocuk işçilerden özellikle kız çocukları sektörün görünmez gücünü oluşturmakta ve daha fazla yıpranmaktadırlar. İnşaat işlerinde ise erkek çocuklar çalışmakta. Burada sadece hafif, yardımcı işler yapılmamakta tehlikeli işler de yaptırılmaktadır.

Çırak / stajyer olan çocuk işçiler ise her yıl Milli Eğitim Bakanlığı ile sermayenin işbirliği çerçevesinde organize sanayide ve fabrikalarda uzun çalışma saatlerinde, çok düşük ücretlerle çalıştırılmaktadır.

"Hatta meslek okulları sanayinin fason işletmeleri haline gelmektedir. Organize sanayi bölgelerinde kesilme, patlama, ezilme ve zehirlenmelere maruz kalmaktadırlar. Ayrıca ağır yük kaldırmak, havasız ve sağlıksız koşullar yüzünden çeşitli hastalıklara maruz kalmaktadırlar.

Son olarak  “Çocuk ve Gençlerin Çalışma Usullerini Düzenleyen Yönetmelik” ile 16 yaşından gün almış çocukların kiremit, tuğla ve ateş tuğlası işleri ile parafin ve plastik imalatı, selüloz üretimi gibi işlerde çalıştırılmasının önü açılıyor."

Yüreklerimizin kirlenmemesi dileğiyle, emekleriyle daha iyi bir dünyanın yaratılmasına kendini adamış,   bütün emekçilerin 1 Mayıs işçi bayramını kutluyor, saygılarımı sunarım.

BAROTÜRK

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim