• BIST 83.059
  • Altın 146,576
  • Dolar 3,7547
  • Euro 4,0354
  • İstanbul 6 °C
  • Ankara -9 °C

“Bir Zamanlar 1402'likler Vardı, Şimdi 1128'likler Var”

“Bir Zamanlar 1402'likler Vardı, Şimdi 1128'likler Var”
Sokağa çıkma yasakları ve insan hakkı ihlallerine tepki için ‘Bizler bu suça ortak olmuyoruz' başlıklı bildiriye imza atan akademisyenler soruşturma kıskancında.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın “Aydın değil, karanlıksınız” tepkisinden sonra birçok öğretim üyesi hakkında soruşturma açılırken, dün başta Kocaeli ve Bursa olmak üzere bazı illerde Gözaltılar yaşandı. Bazı akademisyenler ise üniversitelerden uzaklaştırıldı.

Öğretim üyelerine gözaltı, 12 Eylül döneminde akademisyenlerin benzeri bir şekilde imzaladığı bildiriyi akıllara getirdi. ‘1402'ler olarak adlandırılan ve ülkenin gidişatından endişe edenlerin yayımladığı ‘Aydınlar Dilekçesi' de dönemin Cumhurbaşkanı Kenan Evren'in tepkisini çekmiş ve yargılama süreci başlamıştı. Dilekçeyi desteklediği için  önce üniversiteden kovulan, ardından Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı Askeri Savcılığı tarafından haklarında soruşturma başlatılan Prof. Dr. Korkut Boratav ve Prof. Dr. Haluk Gerger, bugün yaşanan gözaltıları Zaman'a değerlendirdi.

Boratav, “Gözaltılar, bilim ve düşünce özgürlüğüne aykırıdır.” derken, Gerger de düşünce özgürlüğüne vurgu yaptı. 

İşte o görüşler şöyle:

PROF. DR. KORKUT BORATAV: Bildiriye imza atan bilim insanları, görüşlerini dile getirdi. Bu görüşlere karşı çıkılabilir. Karşı çıkan da aksi görüşü dile getirir. Böylece bildiri sahipleri de nesi yanlış diyerek sorarlar. Böyle bir tartışma Türkiye'yi sadece ileriye götürür. Şu an sıkıyönetim olmamasına rağmen yapılan bu uygulamalar tedirgin edici. Sıkıyönetim en azından bir yasa düzenidir. Hukuk dışıdır ama yasa düzenidir. Şu anda bir yasal süreç yok. Yetkisi olmayan üst makamların talimatıyla başlayıp üniversitelere yayılan ve üniversitelerin de kendi meslektaşlarını şu veya bu şekilde cezalandırma türü girişimleri hukuk dışıdır, tedirgin edicidir. Bilim ve düşünce özgürlüğüne aykırıdır. Her türlü düşünceyi savunmayı da düşünen insanların, yazar, çizer, bilim insanlarının savunması lazım. Mesleki dayanışma da bunu gerektirir.”

PROF. DR. HALUK GERGER: Yaşananlar, Türkiye'deki demokratikleşme sürecinin eksikliğini gösteriyor. Düşünce özgürlüğüne saygı göstermeyi toplumun ve iktidarların öğrenmesi gerek. Biz de yargılandık, üniversiteden atıldık, işimizden olduk ama bütün bunların bize verdiği zararın ötesinde Türkiye'de bu uygulamaları yapanlara da zarar verdi, Türkiye'ye de zarar verdi. Düşünüce özgürlüğüne saygı göstermeyi öğrendiğimiz zaman demokrasiden bahsedebileceğiz.

EN AZINDAN LİNCE MARUZ KALMADIK

TURGUT KAZAN: Bir kere biz sanıklar olarak hiç bu kadar telaşa kapılmamıştık. Ama bugün bu bildiriyi imzalayanların inanılmaz bir panikle bizi aradığını görüyorum. Bakın, o günlerde Kenan Evren bize idam cezası bile verdirebileceğini düşünmüştü. Fakat böyle bir linç ortamı yaratılmamıştı. O günlerde Başbakan Turgut Özal bile ‘Bu ülkede insanlar dilekçe verebiliyorsa ve bu haber olabiliyorsa bu ülkede demokrasi var demektir' diye açıklama yapmıştı. Bakın, o günlerde bugünkü gibi işe yeraltı dünyası karışmamıştı. Türkiye Barolar Birliği Başkanı da yargılama sırasında bizim avukatlığımızı üstlenmişti. Ne evimizden gözaltına alındık, ne evimizde, büromuzda arama yapıldı. Savcı bile telefon etti, ifadeye çağırdı. Zaten ifade de, gırgır gibi bir şeydi, muhabbet eder gibi ifade vermiştik. Yargılama sırasında da başımıza bir iş gelmedi. Çünkü yargılama gösteri gibiydi, demokrasi gösterisiydi ve beraatla sonuçlandı.

‘Bir zamanlar 1.402'likler vardı, şimdi 1.128'likler'

Soruşturma ve gözaltılara, ‘Bizler bu suça ortak olmuyoruz' başlıklı bildiriye imza atan öğretim üyeleri de tepki gösterdi. 12 Eylül sürecinde ‘Aydınlar Dilekçesi'ne imza atanların yargılandığını hatırlatan akademisyenler şu ifadeleri kullandı:

PROF. DR. ŞEBNEM KORUR FİNCANCI: Hukukun tamamen bir araç olarak kullanılışını izliyoruz. Cumhurbaşkanının, Başbakanın talimatıyla böyle bir girişimde bulunulması ülke için utanç olarak değerlendirilmeli. Türkiye'nin yüz akı insanların barış istemesini kendine tehdit olarak algılayan bir devlet yapılanmasından söz edebilmek mümkün değil. Sonuç olarak ‘insanlar öldürülmesin, barış olsun' dediğimiz için belli ki bizi cezalandırmaya yönelik bir tavır alacaklar. Biz de bekliyoruz, buyursunlar. Ülke açısından talihsiz bir durum. Ülkenin prestiji açısından, Türkiye'yi çok örseleyecek bir tablo. Bir zamanlar 1402'likler vardı, şimdi 1128'likler var.

PROF. DR. NÜKET ESEN: Başörtüsü, Kürt meselesi fark etmez. Konu ne olursa olsun her zaman özgürlükten yana olan bir insandım. İnsanların birbirlerine zarar vermedikleri müddetçe her şeyi yapmakta özgür olduklarını düşünüyorum. YÖK'ün cumhurbaşkanın açıklamasından sonra harekete geçmesini anlamıyorum. Kanunen bir hakka sahip mi bilmiyorum. Bir kişinin ağzından çıkan lafa göre kurumların harekete geçmesi doğru bir şey değil.

Sırf imza attılar diye gözaltı doğru değil

PROF. DR. ADEM SÖZÜER: Sırf bildiriye imza attı diye öğretim görevlilerinin gözaltına alınması, yakalanması gibi tedbirlere başvurulması ölçüsüz olur. Türkiye, özel yetkili mahkemeler kapsamında yapılan ağır ve felaket derecesindeki ihlallerden sonra soğukkanlı ve hukukla hareket etmesini bilmelidir.

GAZETECİ ALİ BAYRAMOĞLU: Bildiriye verilen resmi tepkinin dozu, devlet başkanının işaretiyle açılan idari ve adli soruşturmalar demokratik düzenin gerektirdiği doğal ve sert bir reaksiyon sınırını aşıyor, aksi fikre ya da karşı propagandaya yaptırım ve cezalandırma gibi ölçüsüz araçları ifade etmeye başlıyor. Sedat Peker gibi Ergenekon'dan yargılanmış mafya liderlerinin bildiri imzacılarına ‘oluk oluk kanınızı akıtacağız, kanınızla yıkanacağız' tarzı tehditleri, hedef göstermeleri alenileşiyor ve sıradanlaşıyor.”

GAZETECİ YILDIRAY OĞUR: “Bildiriden daha saçma bir kararın altına imza atmayı başaran savcı bey!” (Twitter)

GAZETECİ AZİZ ÜSTEL: Katılırsın katılmazsın ama gözaltı neyin kafası! (Twitter)

Öte yandan Yargıçlar ve Savcılar Birliği (YARSAV) ile Demokrat Yargı Derneği de akademisyenlerin eylemlerinin dâhil edilebileceği bir maddenin Türk Ceza Kanunu'nda henüz mevcut olmadığını belirterek, bildirinin tamamıyla ifade özgürlüğü kapsamında kaldığını aktardı.

Hrant Dink'i ölüme götüren 301 geri döndü

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı başta olmak üzere birçok ilde ‘Bizler bu suça ortak olmuyoruz' başlıklı bildiriye imza atanlar hakkında re'sen soruşturma başlatıldı. Akademisyenlere yöneltilen suçlamalardan birisini de Türk Ceza Kanunu (TCK) 301. maddesinde düzenlenen “Türk milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni, devletin kurum ve organlarını aşağılama” suçu oluşturuyor.

Kamuoyunda ‘Türklüğe hakaret' olarak da bilinen TCK 301. maddesinden akademisyenlere soruşturma açılması akıllara geçmişte açılan birçok davayı gündeme getirdi. Söz konusu düzenlemede, Türk milletine, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne, Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne, Türkiye Cumhuriyeti hükümetine ve devletin yargı organları ile asker veya emniyet teşkilatını alenen aşağılayanlar hakkında altı aydan iki yıla kadar hapis cezası verileceği belirtiliyor.

ELEŞTİRİ AMACIYLA YAPILAN DÜŞÜNCE AÇIKLAMALARI SUÇ OLUŞTURMAZ

Akademisyenler hakkında TCK 301'den re'sen soruşturma açılmasına rağmen maddenin üçüncü fıkrasında ‘eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamalarının' suç oluşturmayacağı belirtiliyor. Ayrıca ‘Türklüğe' hakaret suçundan dolayı soruşturma yapılması için de Adalet Bakanlığı'nın izni gerekiyor.

TCK 301'İ KALDIRMAK AMACIYLA İMZA KAMPANYALARI BAŞLATILMIŞTI

Türklüğe hakaretten mahkûm olan Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink'e suikast düzenlenmesinin ardından da TCK 301 tartışmaya açılmıştı. Maddenin değiştirilmesi için kampanya başlatılmış ancak siyasiler destek vermemişti. Boğaziçi Üniversitesi'nden 135 öğretim görevlisi ise 2007 yılında bir imza kampanyası düzenleyerek TCK 301'in tamamının iptal edilmesini istemişti.

BİRÇOK GAZETECİ ‘TÜRKLÜĞE HAKARETTEN' YARGILANMIŞTI

Türklüğe hakaret ettiği gerekçesiyle birçok gazeteci, akademisyen ve yazar hakkında soruşturma başlatılmıştı. Hrant Dink de Türklüğe hakaret ettiği gerekçesiyle 6 ay hapse mahkûm edilmişti. Ayrıca Türkiye'nin ünlü romancıları Orhan Pamuk, Elif Şafak'ın yanı sıra Hasan Cemal, İlhan Selçuk, Murat Belge, Emin Çölaşan gibi birçok gazeteci ve akademisyen aynı suçla mahkeme karşısına çıkmış ve beraat etmişti.

1.950 AVUKATTAN DESTEK: Akademisyenlerin gönüllü avukatlığını yapacağız

‘Barış bildirisi'ni imzalayan akademisyenlere avukatlardan da destek geldi. 1950 avukat, Barış İçin Akademisyenler İnisiyatifi ile dayanışma içinde olduklarını duyurdu. Özgürlükçü Hukukçular Derneği de üyelerinin bildiriye destek olduklarını ilan etti. Akademisyenlerin imza metnini aynen sahiplendiklerini vurgulayan avukatlar, öğretim üyelerine yönelik tehditlere karşı yasal yollara başvuracaklarını ve her aşamada avukatlıklarını yapacaklarını belirtti. Destek bildirisinde imzası olan avukatlar şu ifadeleri kullandı: “Katliamın suç ortağı olmayacağını ilan eden herkesin sesine ortak olduğumuzu; silahlı saldırıların, medya veya yargı eliyle yürütülen baskı ve sindirme politikalarının hedefi olan her insana gönüllü avukatlık yapmaktan da onur duyacağımızı yineliyoruz.”

Kaynak: Haber Kaynağı
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim