• BIST 104.123
  • Altın 145,971
  • Dolar 3,4910
  • Euro 4,1702
  • İstanbul 21 °C
  • Ankara 11 °C

Bireysel Başvuru ve Anayasa Mahkemesi’ndeki Olumlu Değişim

Ergün ÖZBUDUN

Anayasa Mahkemesi’nin ikinci ihlal gerekçesi, Balbay’ın milletvekilliği statüsü ile ilişkilidir. Mahkemeye göre, “seçilme hakkı, sadece seçimlerde aday olma hakkını değil, aynı zamanda seçildikten sonra milletvekili olarak parlamentoda bulunma hakkını da ihtiva etmektedir.” (Para. 111) Mahkemeye göre, yasama dokunulmazlığına 14. maddeye atıfla getirilen istisna, “Anayasa’nın 67. maddesindeki seçilme hakkı da dikkate alındığında dar ve özgürlük lehine yorumlanmalıdır… Bu çerçevede, mahkemelerin milletvekili seçilen kişilerin tutukluluğunun devamına karar verirken hem kişi hürriyeti ve güvenliği hakkından hem de seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkının kullanılmasından kaynaklanan yarardan çok daha ağır basan korunacak bir yararın varlığını somut olgulara dayanarak göstermeleri gerekir.

Dolayısıyla, başvurucunun seçilmiş bir milletvekili olarak siyasi faaliyette bulunma ve temsil hakkı ile davanın tutuklu sürdürülmesindeki kamu yararı arasında ölçülü bir denge” kurulması gerekir (para. 114). “Başvurucunun tahliye taleplerini inceleyen mahkemeler, bu talepleri reddederken gerekçelerini yeterince kişiselleştirmemiş, aynı zamanda milletvekili seçilmiş olan başvurucunun kaçacağına ya da delilleri karartacağına dair inandırıcı somut olgular ortaya koyamamıştır” (para. 116).Anayasa Mahkemesi’nin tutukluluk süreleri ile ilgili olarak karara bağladığı ikinci bireysel başvurunun sahipleri, Firas Aslan ve Hebat Aslan’dır. Kendileri, sırasıyla, 3 yıl 11 ay 24 gün ve 4 yıl 1 ay 16 gün boyunca tutuklu kaldıktan sonra, sırasıyla 27.12.2012 ve 9.2.2013 tarihlerinde tahliye edilmişlerdir.

Başvuru sahipleri milletvekili olmadıklarından, Anayasa Mahkemesi’nin Balbay başvurusundaki milletvekili statüsüne ilişkin gerekçesi, elbette bu olayda söz konusu değildir. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesi, Anayasa’nın 19’uncu maddesinin yedinci ve sekizinci fıkralarının ihlâl edildiği sonucuna vararak, başvuruculara manevi tazminat ödenmesine karar vermiştir. Mahkemenin 19’uncu maddesinin yedinci fıkrasının ihlâl edildiği hususundaki gerekçesi, Balbay kararındakinin aynıdır. Buna göre, “tutukluluk süresinin makul olup olmadığı konusunun, genel bir ilke çerçevesinde değerlendirilmesi mümkün değildir.

Bir sanığın tutuklu olarak bulundurulduğu sürenin makul olup olmadığı, her davanın kendi özelliklerine göre değerlendirilmelidir. Tutukluluğun devamı ancak masumiyet karinesine rağmen Anayasa’nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkından daha ağır basan gerçek bir kamu yararının mevcut olması durumunda haklı bulunabilir… Derece mahkemelerince verilen tutukluluğa itiraz ve itirazın reddine dair kararların gerekçeleri incelendiğinde, bu gerekçelerin tutukluluğun devamının hukuka uygunluğu ve tutulmanın meşruluğunu haklı gösterecek özen ve içerikte olmadığı ve aynı hususların tekrarı niteliğinde olduğu görülmektedir. Somut olaydaki tutukluluk halinin devamına ilişkin bu gerekçelerin ilgili ve yeterli olduğu söylenemez” (para. 46 ve 56).

Öte yandan Anayasa Mahkemesi, bu olayda Anayasa’nın 19’uncu maddesinin sadece yedinci değil, aynı zamanda sekizinci fıkrasının da ihlâl edilmiş olduğu sonucuna varmıştır. Sekizinci fıkraya göre, “Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir.” Somut olayda Anayasa Mahkemesi, tutukluluğa itiraz incelemesinde Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan alınan görüşün başvuruculara bildirilmemesi nedeniyle, bu fıkranın ihlâl edilmiş olduğuna karar vermiştir. Mahkemeye göre, tutukluluğun gözden geçirilmesi esnasında yapılan incelemede “çekişmeli yargı” ve “silahların eşitliği” ilkesine riayet edilmesi gerekir (para. 65). “Silahların eşitliği, başvurucunun soruşturma dosyasına ulaşabilmesine imkan verilmesi gereken bir ilkedir. Cumhuriyet savcısının görüşlerine etkili bir şekilde cevap verebilme imkanı, kural olarak başvurucunun, söz konusu belgelere ulaşması halinde mümkün olabilir” (para. 77).Bu iki karar, Anayasa Mahkemesi’nin tutumunun, birey hak ve hürriyetlerini ön plana çıkaran liberal bir yönde değişmekte olduğunun önemli göstergeleridir.

Şüphesiz, bu olumlu değişimde, 2010 anayasa değişiklikleriyle Anayasa Mahkemesi’nin nisbeten daha çoğulcu bir yapıya kavuşturulmuş olmasının büyük rolü vardır. Ne var ki, bu olumlu yöndeki değişim, yargı organının tümünde kendisini göstermemektedir. Balbay kararını takiben İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, Anayasa Mahkemesi kararı doğrultusunda Balbay’ı tahliye etmekle doğru bir davranışta bulunmuştur. Buna karşılık Diyarbakır 5. ve 6. Ağır Ceza Mahkemeleri, tamamen aynı konumda olan 5 BDP’li milletvekilinin tahliyesini reddetmişlerdir. Bu mahkemelerin, bireysel başvuru sonucunda Anayasa Mahkemesi’nce verilen kararların, ancak başvuru sahibi ve başvuruya konu olan işlem bakımından “geçerli ve bağlayıcı” olacağı, bu kararın başka sanıklar açısından “doğrudan veya dolaylı bir sonuç doğurması”nın mümkün olmayacağı yolundaki gerekçeleri, kesinlikle kabul edilemez niteliktedir.

Söz konusu beş milletvekilinin Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunmamış oldukları elbette doğrudur. Ancak durumları, Mustafa Balbay’ınki ile tıpatıp aynı olduğundan, hukuka saygılı bir derece mahkemesinin, bu kararı emsal addederek derhal tahliye kararı vermesi gerekirdi. Öyle görünüyor ki, birey hürriyetlerini temel değer sayan bir anlayışın yargımızın tümüne hâkim olabilmesi için, daha hayli uzun zaman beklemek gerekecektir.

Şüphesiz, herkesin şikayetçi göründüğü, tutuklu milletvekillerinin durumu hakkında yapılabilecek en köklü iyileştirme, birkaç kelimelik bir anayasa değişikliği ile, Anayasa’nın 83’üncü maddesindeki 14’üncü madde referansını kaldırmaktır. Muhtemelen meclisin oybirliği ile birkaç günde gerçekleştirilebilecek olan böyle bir değişikliğin neden bir türlü ele alınamadığını anlamak gerçekten güçtür.

Yazının tamamını okumak için tıklayınız.

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim