• BIST 89.953
  • Altın 145,342
  • Dolar 3,6209
  • Euro 3,9098
  • İstanbul 10 °C
  • Ankara 16 °C

"Bu Anlayıştaki Bir Yargı, Hak ve Özgürlükler İçin Yürütmeden Daha Tahlikelidir"

"Bu Anlayıştaki Bir Yargı, Hak ve Özgürlükler İçin Yürütmeden Daha Tahlikelidir"
YARSAV Başkanı Murat Arslan, Anayasa Mahkemesi'nin Can Dündar ve Erdem Gül kararına karşı oy veren 3 üyenin gerekçelerini eleştirdi.

Değerlendirmelerini, "ANAYASA MAHKEMESİ’NİN CAN DÜNDAR VE ERDEM GÜL KARARINDA YER ALAN KARŞI OYLAR ÜZERİNE" başlığıyla sosyal medya hesabından paylaşan YARSAV Başkanı Murat Arslan, şu görüşleri paylaştı;

"Anayasa Mahkemesi’nin Can Dündar ve Erdem Gül kararında yer alan karşı oyları okuduğumda ilk aklıma gelen, Hitler Almanyası’nın Adalet Müşaviri Dr. Hans Frank’ın yargıçlara hitabı oldu. Frank, yargıçlara şöyle sesleniyordu: “Nasyonal Sosyalizm karşısında hukuk bağımsızlığı yoktur. Vereceğiniz her kararda önce kendinize şunu sorunuz: Benim yerimde Führer olsa nasıl karar verirdi?”

Yaklaşık 80 yıl sonra, Türkiye’de de yürütme ile bu kadar senkronize olmuş bir düşünceye sahip yargıçların varlığı ne korkutucu. Bu karşı oylar, geçen hafta Yargıda Birlik Derneği’nin eşbaşkanlarının Diyarbakır’da yaptıkları; “…teröre karşı biriz ve beraberiz, … hakim ve savcılar güvenlik güçlerinin yanında olacaktır, …biz hakim ve savcılar olarak terörle mücadelede kararlıyız. Nasıl güvenlik güçlerimiz, bu noktada aynı kararlılıkla mücadele ediyorsa biz de aynı kararlılıkla terörle mücadele edeceğiz…” sözleriyle birlikte değerlendirildiğinde, hak ve özgürlüklerin güvencesi olması gereken yargının milli güvenlik kavramının arkasına sığınarak varlık nedeni olan adaleti sağlamaktan ziyade otoritenin bir enstrümanı olarak güvenliği sağlamak amacıyla hareket edeceklerini açıkça ifade etmiş olmalarıyla tam bir akıl tutulmasına işaret etmektedir.

Öncelikle son dönemlerde hukuksal düzenlemelerde de yer verilen “özgürlük/güvenlik dengesi” ibaresinin güvenlikçi politikaları öne çıkaran egemenlerin bir illüzyonu ve otoriter yönetimlerin söylemi olduğunu ifade etmeliyim. Bu söylemin arkasında, her özgürlük kullanımının aslında bir güvenlik tehdidi olduğu algısı yatmaktadır. Bu dengeci bakışla, her özgürlüğün karşısına adeta Demoklesin kılıcı misali bir güvenlik parametresi çıkarılmaya çalışılmaktadır. Halbuki, denge ancak birbirine eşit ya da yakın ağırlıkta olan iki değer arasında kurulur; oysa özgürlükle güvenlik eşit değerler olmayıp, güvenlik, özgürlüğü güvence altına almanın araçlarından biridir. Dolayısıyla modern hukuk anlayışında güvenlik, hak ve özgürlükler için araçsal bir nitelik taşımakta ve güvenliğe ancak özgürlüğü güvence altına almak için referans verilmektedir. Güvenliğin özgürlük karşısında hiçbir önemi yoktur denilemez ancak hak ve özgürlüklere, toplumsal barışa hizmet etmek dışında, güvenliğin kendi başına bir değeri yoktur.

Can Dündar ve Erdem Gül kararında yer alan karşı oylara baktığımızda, gerekçelerini tamamıyla “milli güvenlik” kavramı üzerine kurguladıkları görülmektedir. Bu görüş, bireysel başvuru ile birlikte bir nevi insan hakları mahkemesi niteliğine büründürülen Anayasa Mahkemesi’nin yeni dönem paradigmasına aykırı bir anlayışı yansıtmaktadır. Artık modern demokratik hukuk devletlerinde, özgürlük/güvenlik ikilemi hep özgürlük lehine çözümlenmiş durumdadır. İnsan haklarına dayanan demokratik hukuk devletinde birincil amaç özgürlüklerin korunmasıdır. Yukarıda ifade ettiğim gibi, güvenlik özgürlüğü güvence altına almanın araçlarından biridir.

Karşı oyu yazan üyelerin ise hâlâ eski dönemlerin –acı tecrübeleri ile geçmişte kalması ve bir daha asla dönülmemesi gereken- güvenlik paradigması ile hareket ettikleri ve özgürlükleri öteledikleri görülmektedir. Karşı oyda geçen şu tüyler ürpertici ifadelere bakar mısınız: “…Devleti yöneten otorite milli güvenliği tehlikede görüyorsa ve bunu bazı argümanlarla ortaya koyarak milli güvenliğe yönelik riskin ciddi boyutlarda olduğunu dile getiriyorsa bunun görmezden gelinmesi, ifade özgürlüğünden beklenen görev ve sorumluluklarla çelişmektedir… Hele hele dış tehditlerin yoğunluk kazandığı, bitişik komşu devletlerde yeni sınırların tasarlandığı, soydaşlarımızın doğrudan hedef alınarak yardımımıza muhtaç hale getirildiği ve terörün tırmandırıldığı bir ortamda hükümete yönelik iç çekişmelerin milli güvenlik ile irtibatı kuvvet kazanmaktadır…

Bir ülke savaş halindeyken mevcut politikalar nedeniyle muhalif kişilerin hain ya da vefasız olarak görülme olasılığı çok yüksektir. Kendi hayatlarını ya da yakınlarının yaşamını tehlikede gören birey, yurtseverlik duygularının tavan yaptığı ve ulusun kenetlendiği bir dönemde muhaliflere esneklik göstermez. Hükümet ise ülkenin düşman karşısında bölünmüş bir görüntüyle düşmanın şevkinin artmasını ve savaşanların cesaretlerinin kırılmasını hiç istemez. Bu nedenle savaş zamanında muhalif olma ile hain olma arasındaki çizgi oldukça kaygan bir zeminde yer alır.” Tanrım aklıma mukayyed ol! Otoritenin söylemi bir yargı kararına nasıl da taşınmış! Bu görüşe göre muhalif herkesin vatan haini olarak yaftalanması ülkemizin içinde bulunduğu olağanüstü koşullar nedeniyle gayet normal. Bu anlayış, 21. yüzyılda modern hukuk devleti açısından son derece tehlikeli bir durumdur ve ülkemizin özgürlük yönünde olması gereken ama her geçen gün bu eğilimden kopuş yaşayan gidişatına yargı eliyle verilen desteğin son derece korkutucu bir boyutunu temsil etmektedir. Bu anlayışta olan bir yargı, hak ve özgürlükler için yürütme organından çok daha büyük bir tehdit kaynağı haline gelmiş demektir.

Halbuki yargı mensuplarına düşen; kendisini devletin ajanı olarak kodlayıp terörle mücadelenin bir parçası olarak görmekten vazgeçmesi, varlık nedeninin yalnızca adaleti sağlamak olduğunu unutmaması ve soruna duygusal ya da milli hislerle değil, evrensel hukuk anlayışıyla yaklaşmasıdır.

Sözü Benjamin Franklin’le bitirelim: “Biraz güvenlik elde etmek için özgürlükten vazgeçebilenler ne özgürlüğü ne de güvenliği hak ederler.”

BAROTÜRK

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim