• BIST 89.940
  • Altın 145,207
  • Dolar 3,6228
  • Euro 3,9026
  • İstanbul 12 °C
  • Ankara 12 °C

"Bu Düzenleme Türkiye'ye Uluslararası Alanda İtibar Kaybettirecektir"

"Bu Düzenleme Türkiye'ye Uluslararası Alanda İtibar Kaybettirecektir"
Hukuk ve Hayat Derneği tarafından kamuoyu ile paylaşılan 5. Yargı Paketi değerlendirmesinde, çok önemli tespitlere yer verildi. Değerlendirmede; bu düzenlemenin Türkiye'ye itibar kaybettireceği vurgulandı.

Değerlendirmenin Tam Metni;

İktidar çevrelerince “Demokrasi Paketi” ya da “5. Yargı Paketi” denen Terörle Mücadele Kanununun 10.uncu Maddesi Uyarınca Kurulan Ağır Ceza Mahkemelerinin Kaldırılmasına ve Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Ceza Yargılaması sistemimizde 6 temel değişiklik öngörmektedir.
 
Son dönemde çıkarılan kanunların pek çoğunun isminde “Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi” ibaresi yer almakta, böylelikle bir kanun ile onlarca kanunda değişiklikler yapılmaktadır. Kamuoyunda “Torba Kanunu” olarak bilinen bu yasama uygulaması, hem hukuk sistematiğini ve hem de her kanunun kendi içindeki mantık ve sistematiğini bozuyor olsa da hükümetçe çokça rağbet görmektedir.
 
2004 yılında yeni bir Ceza Yargılaması sistemi getirmek vaadiyle çıkarılan Ceza Muhakemesi Kanunu’nda dokuz yılda pek çok değişiklik yapılmış ve yapılmaktadır. Bu uygulama Kanun’un sistematiğine zarar vererek beklenen verimlilik ve faydanın doğmasına engel olmaktadır. 
 
Şimdi asıl konumuza, Terörle Mücadele Kanununun 10 uncu Maddesi Uyarınca Kurulan Ağır Ceza Mahkemelerinin Kaldırılmasına ve Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’ne dönersek, bu yasanın yukarıda zikrettiğimiz gibi altı esaslı değişiklik getirdiğini söyleyebiliriz:
 
1. KORUMA TEDBİRİ KARARLARININ ŞARTLARI VE KARAR ALMA USULÜNDEKİ DEĞİŞİKLİKLER
 
1.1. GÖZALTI: Kanun Teklifi “Gözaltı” İşlemi yapabilmek için var olan “kişinin bir suçu işlediğini düşündürebilecek emarelerin varlığı” şartı yerine “kişinin bir suçu işlediğini düşündürebilecek somut delillerin varlığı” şartını getirmektedir.
 
1.2. ARAMA: Kanun teklifi “Arama” İşleminin şartlarını da değiştirmekte; arama için halen yeterli olan “suç delillerinin elde edilebileceğine dair makul şüphe” şartı yerine “suç delillerinin elde edilebileceğine dair somut delillere dayalı kuvvetli şüphe” şartını getirmektedir.
 
1.3. EL KOYMA: Kanun Teklifi,  CMK 128. maddesinde düzenlenen suç eşyasına veya gelirine el koyma kurallarını da değiştirerek el koyma kararı almayı zorlaştırmaktadır. Halen yeterli olan “kuvvetli şüphe” şartı, “somut delillere dayanan kuvvetli şüphe” olarak değiştirilmektedir. Ancak buradaki asıl değişiklik, yargı bağımsızlığı, bilirkişi raporunun takdiri delil olması, hakimin bilirkişiyi özgürce seçebilmesi ilkelerini ihlal eden el koyma kararı verebilmek için BDDK, SPK, MASAK ya da Kamu Gözetim ve Muhasebe Standartları Kurumu’ndan rapor almak zorunluluğudur. Buna göre Savcılık, Mahkeme’ye başvurup suç eşyası ya da gelirlerine el koyma tedbiri talep ettiğinde Mahkeme yukarıda sayılan kurulların birinden rapor almadan el koyma kararı vermeyecektir. Ayrıca düzenleme ile rapor, Mahkeme açısından bağlayıcı kılınmıştır.
 
2. CMK 135. MADDEDE DÜZENLENEN  “İLETİŞİMİN TESPİTİ VE KAYDA ALINMASI” TEDBİRİNDEKİ DEĞİŞİKLİKLER 
 
2.1. SÜRE: Bu tedbirin için öngörülen azami süre adi suçlarda altı aydan üç aya indirilmekte; örgütlü suçlarda da (azami) altı ay olarak belirlenmektedir.
 
2.2. KARAR ALMA USULÜ: Bu tedbir kararı için de Ağır Ceza Mahkemesi heyetlerince oy birliği ile verilebilmesi şartı getirilmektedir.
 
2.3. SAHİPLİK BELGESİ SUNMA ZORUNLULUĞU: Ayrıca Savcıların bu tedbiri talep ederken Mahkeme’ye “hat sahiplik belgesi” sunması zorunluluğu getirilmektedir. Bu durum, başkasının telefonunu kullanan şüpheliler hakkında İLETİŞİMİN TESPİTİ VE KAYDA ALINMASI kararı verilmesini imkansız hale getirebilir.
 
3. GİZLİ SORUŞTURMACI (CMK 139) VE TEKNİK TAKİP (CMK 140) KARARI ALMAK ZORLAŞTIRILMAKTA VE SÜRE SINIRLAMASI GETİRİLMEKTEDİR. 
 
Terör örgütleri, uyuşturucu şebekeleri ve mafya organizasyonları ile mücadelede çok önemli olan “gizli soruşturmacı” kullanma kararı almak için Ağır Ceza Mahkemesi heyetlerince oy birliği ile verilebilmesi şartı getirilmektedir. Teknik takip yapmak için de Ağır Ceza Mahkemesi heyetlerince oy birliği ile verilebilmesi şartı getirilmekte ve ayrıca teknik takip süresi azami iki ay olarak sınırlandırılmaktadır.
 
4. Kanun teklifi, en üst düzey kolluk amiri olan il / ilçe emniyet müdürleri ve jandarma komutanlarını soruşturma yetkisini HSYK’dan alıp Adalet Bakanı’na vermekte ve soruşturmanın HSYK müfettişleri tarafından değil, Adalet Bakanlığı müfettişleri tarafından yapılmasını öngörmektedir. Böylelikle Savcıların talimatlarını dinlemeyen kolluk görevlileri yürütmenin koruması altına alınmaktadır.
 
5. Kanun teklifi, Hakim ve Savcılara doğrudan tazminat davası açılmasını mümkün hale getirmekte ancak ne tezattır ki; Mahkeme Kararlarını uygulamayan bürokratlara doğrudan tazminat davası açılmasını mümkün kılan İYUK 28. Maddesini değiştirerek, bürokratlara dava açılamayacağını ancak Devlet aleyhine dava açılabileceği kuralını getirmektedir.
 
Bu, görevden alınan 7000 polis memurunun davalarındaki kararların uygulanmayacağına dair bir niyet göstergesi olarak çok hazindir. 
 
Aynı şekilde teklifin 20. Maddesiyle kamu görevlileriyle ilgili tesis edilen atama, görev ve unvan değişikliği gibi idari tasarruflarda idarenin cevabı alınmadan yürütmeyi durdurma kararı uygulamasına son verilmektedir. 
 
6. TERÖRLE MÜCADELE KANUNUNUN 10. MADDESİ UYARINCA KURULAN AĞIR CEZA MAHKEMELERİNİN KALDIRILMASI
 
Siyasetçiler, bir takım aydın ve gazeteciler tarafından uzun süredir şeytanlaştırılsa da bu mahkemeler, modern ve demokratik hukuk sistemlerin tamamında var olan “Uzmanlık (İhtisas) Mahkemeleri’dir.” 
 
Modern çağda toplumsal ve ekonomik ilişkilerin hızla artan çeşitlilik ve yoğunluğu tüm hukuk devletlerini uzmanlık (ihtisas) mahkemeleri kurmaya itmiştir.
 
Ülkemizdeki; Trafik Mahkemesi, Tüketici Mahkemesi, Çocuk Mahkemesi, İş Mahkemesi, Aile Mahkemesi, Ticaret Mahkemesi gibi mahkemeler uzmanlık mahkemelerine örnek olarak verilebilir. İşte kamuoyunda Özel Yetkili Mahkemeler olarak bilinen Terörle Mücadele Kanununun 10 uncu Maddesi Uyarınca Kurulan Ağır Ceza Mahkemeleri ve Savcılıkları terör, uyuşturucu üretim ve ticareti, kara para aklama, insan kaçakçılığı, darbe, mafya tipi suç örgütleri gibi özel suç tiplerini soruşturma ve kovuşturmak hususunda görevli uzmanlık mahkemeleri ve savcılıklarıdır.
 
Kanun teklifi ile bu uzmanlık savcılık ve mahkemeleri kapatılmakta, devam eden dosyaların da diğer savcılar ve mahkemelere dağıtılması öngörülmektedir.
 
DEĞERLENDİRMELER
 
1. Kanun teklifi; hakim ve savcıları tazminat baskısı altına alırken, yürütme organı emrindeki bürokratları yargı kararlarını uygulamama konusunda koruma altına alıp cesaretlendirmektedir.
 
2. Savcıların hiyerarşik astı olan kolluk amirleri hakkında soruşturma yetkisini HSYK’dan yani yargı erkinden alıp Adalet Bakanlığı’na yani yürütmeye vermektedir.
 
3. TEKLİF; UZMANLIK MAHKEMELERİNİ KALDIRARAK ÖRGÜTLÜ SUÇLAR, TERÖR, KARA PARA AKLAMA, UYUŞTURUCU ÜRETİM VE TİCARETİ, İNSAN KAÇAKÇILIĞI, DARBE GİBİ SUÇLARLA MÜCADELEYİ ZORLAŞTIRMAKTA VE YARGI ERKİNİ BU SUÇLARLA MÜCADELE KONUSUNDA ETKİSİZLEŞTİRMEKTEDİR.
 
3.1. Türkiye, Avrupa Birliği aday ülkesi NATO, AGİT, OECD, BM, Avrupa Konseyi, G-20 gibi uluslararası örgütlerin üyesidir. Bu üyeliklerinden ve diğer uluslararası anlaşmalardan doğan pek çok yükümlülüğü bulunmaktadır.
 
Türkiye,
 
• Terörist Bombalamaların Önlenmesine Dair Sözleşme
• BM Terörün Finansmanının Önlenmesine Dair Uluslararası Sözleşmesi hazırlandı.
• (Avrupa Konseyi) Suçtan Kaynaklanan Gelirlerin Aklanması, Araştırılması, Ele Geçirilmesi, El Konulması ve Terörizmin Finansmanına İlişkin Sözleşme
• Terörizmin Finansmanı ve Suçtan Elde Edilen Gelirlerin Aklanması, Aranması, El konulması ve Müsaderesi Hakkındaki AK Sözleşmesi 
• Sınıraşan Organize Suçlara Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi gibi pek çok sözleşmenin tarafıdır. 
 
Tüm bu sözleşmeler ülkemize, terör, kara para aklama, narkotik suçlar, terörün finansmanı, insan kaçakçılığı, sınır aşan diğer organize suçlar ile etkin mücadelede konusunda ağır sorumluluklar yüklemektedir. Ancak yukarıda anlatılan koruma tedbiri kararları almaya zorlaştıran ve kısıtlayan, uzman savcılık ve mahkemelerini kaldıran, mali suçlarda tedbir kararı almayı adeta imkansız ya da sonuç alamaz hale getiren düzenlemeler, bu suçlarla mücadele konusunda ülkemizi uluslar arası kara listelere sokabilecek ve yaptırımlara muhatap hale getirebilecek vahamettedir. 
 
4. Müebbet hapis cezası gibi ağır bir cezayı verebilmek için yerel mahkemelerde (2/1) (beraat), Yargıtay Dairesi’nde (3/2), Yüce Divan’da (9/8) oy çokluğu yeterli iken; telefon dinleme, mal varlığına tedbir koyma, teknik takip yapma gibi geçici tedbir işlemleri için 3 kişilik heyette oy birliği ile karar verme zorunluluğu getirmek ceza soruşturmasını mefluç hale getirecek garabet bir düzenlemedir.
 
5. Mal varlığına tedbir hususunda Yargı’yı bilirkişi raporu almaya ve bilirkişi olarak da yürütmenin hiyerarşik emri altındaki kurulları seçmeye zorlayan bununla da yetinmeyip bilirkişi raporunu Mahkeme açısından bağlayıcı kılan düzenleme bu tedbiri işlemez ve sonuç alamaz kılmakla kalmamakta; yargı bağımsızlığını açıkça ihlal etmektedir.
 
6. Teklifte yer alan ve Kanunun yürürlüğe girmesinden itibaren 15 gün sonra tüm mal varlığı tedbir kararlarını, 30 gün sonra da gizli soruşturmacı, teknik takip ve iletişimin tespiti kararlarını hükümsüz hale getiren hüküm, yargıyı tam bir keşmekeşe sokacak işlemez hale getirecek mahiyettedir. Zira 30 gün içinde yüzbinlerce ceza soruşturması dosyası yüzbinlerce koruma tedbiri kararı Ağır Ceza Mahkemeleri’nin yolunu tutacaktır.
 
7. Türkiye’de 957 ilçe varken sadece 134 merkezde Ağır Ceza Mahkemesi vardır. Toplam ağır ceza mahkemesi sayısı da 228’dir.
 
Ağır Ceza Mahkemesi olmayan ilçelerdeki Savcılıklar her koruma tedbiri kararı için bağlı oldukları
Ağır Ceza Mahkemeleri ile çalışmak zorunda kalacaktır. 
 
2011 Adli istatistiklere göre Cumhuriyet Savcılıklarındaki soruşturma sayısı 1.629.428’dir. Yani yaklaşık 2 milyon soruşturmadaki koruma tedbiri kararlarına sadece 228 Ağır Ceza Mahkemesi karar verecektir. Bu düzenleme Ağır Ceza Mahkemeleri’ni başka iş yapamaz hale getirmeye mahkumdur.
 
Sonuç olarak, 
 
• Bu düzenleme Türkiye’yi uluslararası alanda suçla mücadelede itibar kaybetme, kara listelere girme ve yaptırımlara muhatap bırakma tehlikesini barındırmaktadır.
 
• Örgütlü suçla mücadeleyi imkansız hale getirmektedir.
 
• Hakim ve Savcılara doğrudan tazminat davası açılmasını mümkün kılan bu düzenleme; Özellikle güçlü şüpheli ve sanıkların, Hakim ve Savcıları tazminat davaları ile baskı altına almasına imkan sağlamaktadır.
 
• Ağır Ceza Mahkemeleri’ni 2 milyon ceza soruşturmasının iş yükü altına sokmakta ve bu mahkemelerin asıl görevi olan yargılama faaliyeti yapmayı imkansız hale getirmektedir. 
 
• Her ne kadar Anayasa Mahkemesinin farklı yorumda kararları olsa da Tutukluluk karar kesinleşinceye kadar olan süreci ifade etmektedir. Bu nedenle başta Ergenekon Davası sanıkları olmak üzere haklarında verilen mahkumiyet kararları kesinleşmeyen sanıklar hükmen tutuklu olsalar bile azami tutukluluk 5 yıla indirildiği için tahliye edilmeleri sonucunu doğurabilecektir.
 
Hukuk ve Hayat Derneği
11 Şubat 2014

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim