• BIST 106.711
  • Altın 143,514
  • Dolar 3,5567
  • Euro 4,1387
  • İstanbul 26 °C
  • Ankara 19 °C

"Bu Tasarı, Hukuk Güvenliğine Son Darbeyi Vurma Hazırlığıdır"

"Bu Tasarı, Hukuk Güvenliğine Son Darbeyi Vurma Hazırlığıdır"
İstanbul Barosu Başkanı Av. Doç. Dr. Ümit Kocasakal, “2010 referandumu ile yargının kimyası ile oynayan, bağımsızlığını büyük ölçüde yok eden siyasi iktidar; mevcut tasarı ile de hukuk güvenliğine "son darbeyi" vurmaya hazırlanmaktadır” dedi.

Av. Kocasakal, fiili duruma hukuki temel oluşturmak ve rejimi değiştirmek amacıyla yeni bir anayasa yapmanın, anayasadan Atatürk'ü ve Türk'ü çıkarma girişimlerinin, anayasayı cebren değiştirmeye teşebbüs olduğunu söyledi ve bunu ‘sivil bir darbe girişimi’ olarak niteledi.

İstanbul Barosu Başkanı Ümit Kocasakal bu görüşlerini 22 Haziran 2016 Çarşamba günü saat 12.00’da Baro Kültür Merkezi Konferans Salonunda düzenlediği basın toplantısında dile getirdi.

Başkan Kocasakal’ın basın toplantısında, İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Mehmet Durakoğlu, Genel Sekreter Av. Hüseyin Özbek, Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Aydeniz Alisbah Tuskan ve Yönetim Kurulu Üyeleri Av. Necmi Şimşek, Av. Sevgi Barutçu, Av. Şahin Erol, Av. Süreyya Turan, Av. Cengiz Yaka, Av. Prof. Dr. Serap Keskin Kiziroğlu ve Av. Hasan Kılıç da hazır bulundu.

İstanbul Barosu Başkanı Kocasakal basın toplantısında, yargı alanındaki gelişmeler, hâkimler ve savcıların duyarsızlığı, Anayasadan Atatürk’ü ve Türk’ü çıkarma girişimleri, cumhurbaşkanının yeni gerginlik ve husumet tohumları oluşturacak söylemleri ve milli değerlere yapılan saldırılar konularında değerlendirmelerde bulundu.

Ümit Kocasakal, basın toplantısında şunları söyledi:

YARGI ALANINDAKİ GELİŞMELER

Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne sunulan yasa tasarısı ile Yargıtay ve Danıştay'ın daire ve üye sayıları azaltılmakta ve tüm üyelerin görevlerine son verilmektedir.

2010 referandumuyla -sözde özgürlükleri genişletmek adına- yapılan Anayasa değişikliği ile HSYK'nın yapısı değiştirilerek yargı iktidarın denetimi altına alınmıştır. Ardından "Sulh ceza hâkimlikleri" adı altında özel mahkemeler oluşturulmuş, bir dizi başkaca düzenleme ve atama ile yürütmeye bağımlı bir yargı yaratılmıştır. Bunu da yeterli görmeyen siyasi iktidar, yargıya son darbeyi indirmeye hazırlanmaktadır. Özellikle "Yüksek" yargı başkanlarının son dönem uygulamaları ile yargının kimyasının ve genetiğinin ne şekilde değiştirildiği açıkça görülmektedir.

Elbette yargının yapısı ile ilgili olarak değişiklik yapılabilir. Ancak bu değişikliklerin nesnel bir ihtiyaçtan kaynaklanması, yargının da daha bağımsız ve tarafsız olması amacını taşıması şarttır. Siyasi iktidarın bugüne dek gerçekleştirdiği uygulamalar, eylem ve söylemler böyle bir amacın bulunmadığının açık göstergesidir. Bir süre önce gerçekleştirilen Yargıtay ve Danıştay'ın daire ve üye sayılarının artırılması hangi amaçtan kaynaklandıysa burada da aynı amaç söz konusudur.

Ayrıntısına girmeksizin belirtmek isteriz ki Anayasaya ve hukuk güvenliği ilkesine açıkça aykırı olan tasarı ile yargıda artık sadece siyasi iktidara "YAKIN" olanlar "CİRİT" atabilecektir! Aynı tasarıda yer alan kayyum tayini ile ilgili düzenleme ile de mülkiyet hakkı tehdit edilmekte, iktidara biat etmeyenler üzerinde yeni bir "sopa" yaratılmaktadır.

Yüksek Yargı başkanlarının, Cumhurbaşkanının yanında yurt gezilerine katılımaları ve gönüllü çay imeceliğindeki gayretleri kamuoyunun malumudur. Yüksek yargıyı yakından ilgilendiren son yargı paketi hakkında, Yargıtay başkanının bazı "çekingen" ve “zayıf” beyanlar dışında ciddi herhangi bir görüş ifade etmemesi ilginçtir. Yargı bağımsızlığını sağlayacaklarını iddia ve ifade eden Yargıda Birlik Platformunun da bu süreçteki sessizliği son derece manidardır!

Paralel yapıyı tasfiye etmek ve yargıyı bağımsız kılmak için oluşturulduğu söylenen "Yargıda Birlik" platformunun ise esasen yargıda sadece iktidarın egemenliğini sağlamaya yönelik olarak yargıda "bir"lik platformu olduğu anlaşılmaktadır.

Siyasi iktidarın yıllarca kol kola yürüdüğü, besleyip büyüttüğü, birlikte Türkiye'nin masumiyetini çalıp ülkeyi talan ve tarumar ettiği "paralel yapı" ile mücadele etmek,  bu yapıyı, onun "üye" ve "elemanlarını" yargıdan ve devletin tüm kurumlarından söküp atmak, hukukun ve devlet olmanın bir gereğidir. Bu yapılmalıdır. Bu yöndeki her adımı desteklemekteyiz. Dış destekli ve Cumhuriyet değerlerinin düşmanı paralel yapı ile kararlılıkla mücadele edilmeli, yuvalandıkları kurumlardan sökülüp atılmalı ve işledikleri suçların hesabı sorulmalıdır. 

Bununla birlikte bu mücadelenin asıl amacının yargının tamamen bağımsız ve tarafsız olması, sadece milletin ve Cumhuriyetin yargısı olması gerekirken, siyasi iktidarın "paralel" yapıya karşı yapılması gereken mücadeleyi ve bu husustaki desteği kullanarak bu kez yargıyı kendisine, hatta tek bir kişiye bağlama teşebbüsü kabul edilemez.

Yargının, belirli bir yapıya, güce tabi olması ne denli tehlikeli ve kabul edilemez ise siyasi iktidara bağlı olması da o ölçüde kabul edilemez. Paralel yapı ile mücadele amacı, siyasi iktidarın her türlü hukuksuzluğunun ve başkaca siyasi amaçlarının meşruiyet kaynağı ve bahanesi yapılamaz.

HSYK'nın, geçtiğimiz günlerde yayınladığı, liyakat, kıdem ve adalet ilkelerini içermeyen "kıyım" "ödüllendirme" ve "cezalandırma" kararnamesi endişelerimizi artırmıştır. 

Önceki dönemde bakanlık yapıp da tüm hukuksuzluklara ortak olan, göz yuman, destek veren, bayraktarlığını yapanların şimdi devlet içindeki organizasyonlarına dokunulunca konuşmaya hakkı yoktur ve bu beyanları da ciddiye alınamaz. Herkes tüm yaptığı hukuksuzlukların hesabını er ya da geç Cumhuriyetin yargısına verecektir. Hukuksuzluklarda ve kumpaslarda tuzu biberi olanlar şimdi hukuku hatırlamaktadırlar!

Hâkimlerimize ve savcılarımıza sesleniyoruz:

Anayasa'ya göre Türk Milleti adına karar vermekte, onun adaletini temsil etmektesiniz. Sorumluluğunuz ve vebaliniz büyüktür. Hiç bir yere bağlı, bağımlı olamazsınız, hiç kimseden emir alamaz, hiç bir baskıya boyun eğemezsiniz. Baskıya karşı korkmak, sinmek, boyun eğmek, beklenti içinde olmak, bir takım yapılara veya kişilere tabi olmak, biat etmek gibi bir hakkınız yoktur, olamaz. Bunları yapamayacaksanız lütfen o koltukları işgal etmeyiniz, istifa ediniz ve millete dönünüz. Aksi takdirde konumuzun gereğini yapıp direniniz ve sadece cumhuriyetin yargısı olunuz. Unutmayınız ki tarihten, vicdanınızdan, toplumsal vicdan ve bellekten, aynalardan kaçamazsınız.

EMPERYALİZMİN SENARYOSU VE TAŞERONLUĞUNDA ATATÜRK'SÜZ, MİLLETSİZ, TÜRK'SÜZ YENİ ANAYASA GİRİŞİMİ

Hiç bir kurulu siyasi iktidarın, oy oranı ne olursa olsun yeni bir anayasa yapma, bu şekilde de esasen devletin rejimini değiştirme gibi bir hak ve yetkisi bulunmamaktadır. Bu hususta Anayasadan kaynaklanan bir yetki de söz konusu değildir. Hal böyleyken hukuken mümkün olmamasına karşın bu şekilde yeni bir anayasa yapma, bu yolla devletin rejimini, ülkenin üniter yapısını, Cumhuriyetin niteliklerini değiştirme, yok etme gayreti,  TCK 309.maddede yer alan Anayasayı cebren ortadan kaldırmaya teşebbüs suçu oluşturmaktadır. Buna destek olan herkes bu suça iştirak etmiş olacaktır.

Nitekim siyasi iktidarın pek çok eylem ve söylemi ile açık olan bu amaç en son Cumhurbaşkanı danışmanlarından bir zatın,  Anayasadan Atatürk'ün çıkarılacağı beyanı ile bir kez daha sabit olmuştur. Belirtmek isteriz ki hiç kimsenin gücü Anayasadan Türk'ü ve Atatürk'ü silmeye yetmez, yetmeyecektir.  Bu hayali kuranlar da bu gerçeği er ya da geç anlayacaklardır. Türk milleti, Türk gençliği buna izin vermeyecek, her durumda kurucu önderi Mustafa Kemal Atatürk'ün söylev ve söylemleriyle kendisine verdiği tüm görevleri bedeli ne olursa olsun yerine getirecektir.

Birinci vazifemiz Türk İstiklalini, Türk Cumhuriyetini ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir. Tavsiyemiz Türk Milletinin bu husustaki sabır ve kararlılığının sınanmaması, sonu karanlık bu hevesten vazgeçilmesidir. Sayın danışmana ve bu yöndeki heveskârlara yakın tarihimizi iyi incelemelerini öneririz. Hiç kimse Türkiye'yi Ortaçağa döndüremeyecek, Ortadoğu'nun halen Ortaçağı yaşayan rejimleri arasına sokamayacak, çağdaşlaşma hedefinden döndüremeyecektir.

Türkiye, Atatürk'ün ülkesidir. Türkiye; insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirlenen temel ilkelere dayanan üniter, laik, demokratik, sosyal bir hukuk devletidir. Bayrağı ay yıldızlı bayrak, başkenti Ankara, milli marşı İstiklal Marşıdır.  Öyle de kalacaktır!

YENİ GERGİNLİK VE HUSUMET TOHUMLARI

Geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanı, yine kutuplaştırıcı, provokatif ve meydan okuyan bir üslupla Gezi Parkına Topçu Kışlasının yapılacağını açıklamış, daha doğrusu "buyurmuş" tur. Yaşanan onca acı olaydan sonra, ülkemiz iç ve dış sorunlarla, terör belası ile uğraşırken ve bu nedenle milli birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duyulduğu bir ortamda bu yaklaşım ve üslup, yeni gerginliklere davetiye çıkaran, toplumun sinir uçlarını uyarıp hassaslaştıran endişe verici bir provokasyondur.

Bu ısrar, basit bir inatlaşmanın ötesinde, Topçu Kışlasının simgesel yönü üzerinden Cumhuriyete bir meydan okumadır. Gerçekten 31 Mart gerici ayaklanmasının simgesini, Cumhuriyetin simgesi Taksime yeniden inşa etmenin başkaca bir nedeni yoktur. Atatürk Kültür Merkezinin yıkılması girişimi de aynı planın ve "alerjinin" bir parçasıdır.

İster parlamento, isterse halk tarafından seçilsin Cumhurbaşkanı olmak; dilediğini yapabilmek, her şeye hükmetmek, anayasanın, hukukun, kanunların üstünde olmak,  keyfi davranmak hakkı vermez. Halk tarafından seçilmiş olmak sadece makama gelme usulü olup Cumhurbaşkanına, Anayasanın dışında ve üstünde bir yetki vermemekte, seçilme usulünden bağımsız olarak Cumhurbaşkanının yetkileri yine Anayasadan kaynaklanmakta, Anayasanın hükümleri ile sınırlı olmaktadır (AY 6, 8,11, 104). Bu yetkiler arasında; Anayasayı fiilen ve sistematik olarak çiğnemek, değiştirmek,  hukuku ve yargıyı tanımamak, rejimi değiştirmeye teşebbüs etmek, hükümetin, başbakanın ve bakanların yerine geçmek, bir siyasi partinin genel başkanı gibi hareket etmek, tüm güçleri fiili olarak elinde toplayarak Anayasa dışı bir başkanlığa soyunmak, toplumu sürekli olarak kutuplaştırıp germek, hukuka ve yargıya meydan okumak, her gün ve her şeyle ilgili konuşmak, yurttaşları azarlamak, inatlaşmak, rejime meydan okuyup onu fiilen değiştirmek, Cumhuriyete ve onun kurucularına hakaret etmek bulunmamaktadır.

Anayasaya göre Türk Milletinin birliğini temsil eden, Anayasanın uygulanmasını gözetmekle yükümlü olan bir Cumhurbaşkanının, sürekli olarak suni gündemlerle toplumsal gerginlik yaratması, bir takım hususları topluma dayatarak toplumsal barışı bozucu davranışlarda bulunması, toplumsal bir kavganın fitilini ateşleyebilecek söylemlerde bulunması son derece talihsiz ve tehlikeli olup kabul edilemez. Bu, ateşle oynamaktır. Nitekim siyasi iktidarın ve Cumhurbaşkanının provokatif söylemleri, sokakları da etkilemeye başlamış, pervasız saldırıları, güpegündüz yapılan baskınları cesaretlendirmiştir. Bu tehlikeli bir gelişmedir.

Hatırlatmak isteriz ki nasıl ki dünya beşten büyükse, 78 milyon ve Türkiye de bir kişiden büyüktür. Aynı şekilde hukuk, tüm otoriterlik ve diktatörlük özlemlerinden üstün ve bunların hayata geçirilmesine engeldir. Millet, sadece seçmenden, hele ki iktidar partisine oy veren seçmenden ibaret olmayıp bundan daha büyük ve geniş bir manevi varlıktır. Belirli bir seçimde, belirli bir partiye oy veren seçmen, tüm milleti ifade etmemektedir. Kaldı ki siyasi iktidara oy verenler yurttaşların da Atatürk Türkiye’sine, Atatürk'ün manevi şahsiyetine ve onun ilkelerine, Cumhuriyete yönelik saldırılara göz yummayacağı, bunu kabullenmeyeceği açıktır.

Bu nedenlerle, Anayasaya ve hukuka uygun davranılması, gereksiz toplumsal gerginliklere, çatışmalara yol açacak eylem ve söylemlerden, uygulamalardan kaçınılması başta siyasi iktidar olmak üzere herkesin ve ülkemizin menfaatinedir.

Toplumun kutuplaştırılması, kamplaştırılması ve sürekli olarak gerilim yüklenmesinin, sokak saldırıları ve bu yöndeki tehditlerin; önceden kestirilemeyecek bazı sonuçlara yol açabileceği hususunu bir kez daha hatırlatmakta ve ilgilileri uyarmaktayız. Çok güç bir dönemden geçen ülkemizin şu anda en son ihtiyacı olan şey gerginlik ve çatışmadır. Asıl ihtiyacımız huzur, sükunet, hukukun üstünlüğü, demokratik değerlerdir.

MİLLÎ DEĞERLERE SALDIRI

Cumhuriyet değerlerine bir başka saldırı da Cumhuriyetin sembollerinden olan 10.Yıl Marşı’nı yasaklayan Bolu Milli Eğitim Müdüründen gelmiştir. Esasen bu da tıpkı Topçu Kışlası dayatması gibi bir takım semboller ve değerler üzerinden Cumhuriyetin kuruluş felsefesine karşı bir meydan okumadır, toplumun bu husustaki tansiyonunu ölçmekten ibarettir. Nitekim marşın sözleri anımsandığında "milli" olan her şeye alerji duyan zihniyetin rahatsızlığının nedeni de anlaşılmaktadır. Ne "milli" ne de "eğitim" ile ilgisi olan, tamamen "gayrı milli eritim" amacı taşıyan bu girişimlerin faillerinin ruh köklerinin ne olduğu, hangi yerlerden beslendikleri,  maksatları tarafımızca bilinmektedir ve zamanı gelince Türk Milletinden hak ettikleri cevabı alacaklardır.

Tüm bu kaygılarımızı topluma aktarmayı, bu hususta ilgilileri uyarmayı görev saymaktayız. İstanbul Barosu; Cumhuriyete, hukuka, hukukun üstünlüğüne, demokrasiye olan sarsılmaz bağlılığı ve antiemperyalist yapısı kapsamında gerekli uyarıları ve mücadeleyi yapmaya devam edecektir.

İstanbul Barosu Başkanı Av. Doç. Dr. Ümit Kocasakal, konuşmasının sonunda basın mensuplarının sorularını yanıtladı.

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim