• BIST 82.130
  • Altın 147,965
  • Dolar 3,7924
  • Euro 4,0583
  • İstanbul 9 °C
  • Ankara 4 °C

Çalışma Yaşamının Güncel Sorunları Değerlendirildi

Çalışma Yaşamının Güncel Sorunları Değerlendirildi
Çalışma yaşamının güncel sorunları konulu sempozyumda işçi sorunları 4 ana başlık altında değerlendirildi:

Taşeron Sistemiİş Kazalarında Sorumluluk

Çalışma ve Dinlenme Süreleri

5510 Sayılı Kanunun Uygulaması

Türkiye Barolar Birliği, Kocaeli Barosu ve Kocaeli Üniversitesi tarafından ortaklaşa düzenlenen “Çalışma Yaşamının Güncel Sorunları” konulu Sempozyum, 9 Mayıs Cumartesi günü, Kocaeli Ticaret Odası Meclis Salonunda gerçekleştirildi. 

Sempozyumun açılışında konuşan Kocaeli Barosu Başkanı Av. Sertif Gökçe, Kocaeli'nin sanayi kenti olması sebebiyle çalışma ilişkilerinden kaynaklanan sorunlarla sıklıkla karşılaştıklarını söyledi. Soma'da yaşanan maden faciasına da dikkat çeken Gökçe, “Soma maden faciası ve diğer sektörlerde meydana gelen iş kazalarının 'işin fıtratında' olmadığını, ancak ciddi tedbirlerle bu tür kazaların önüne geçilebileceği hepimizin malumudur” dedi. 

Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulu Üyesi ve Emek Komisyonu Koordinatörü Avukat Kürşat Karacabey’in oturum başkanlığını üstlendiği ilk oturumda “Taşeron Sisteminin İşçi Sağlığı ve İş Güvenliğine Etkileri” konusu ele alındı. 

Pek çok sektörde işçilerin, canlarıyla sömürüldüğünü ve emeklerinin karşılığını da hiçbir şekilde alama dıklarını kaydeden Karacabey, sorunun son derece önemli ve yakıcı olduğunun altını çizdi. Karacabey şöyle konuştu:

“Konunun teknik değerlendirmelerini uzmanlarımız ayrıntılı şekilde yapacaklar ama taşeronlukla bağlantılı olunca bazı genel fotoğrafları tanımlama zorunluluğunu hissediyorum. 

Taşeronluk çok genel bir kavram. Üretimde de bir mekanizma olarak yerini alıyor. Dünyada emek ve emekçiler sürekli kaybediyor, özellikle son yıllarda hızla kaybediyor. Hatta dünyanın genel insanlık fotoğrafına baktığımızda; bütün ülkelerin toplamda yarattıkları, ürettikleri gayrisafi milli hasıladan alınan pay anlamında ya da pastanın bölüşümü anlamında çoğunluğu oluşturan yoksul ülkelerle, azınlığı oluşturan zengin ülkelerin aldıkları pay arasındaki denge süratle açılıyor. Ayrıca Bangladeş’ten İsviçre’ye, ABD’ye kadar her bir ülkede de aynı fotoğraf kendisini gösteriyor. Milli gelirin, gayrisafi milli hasılanın büyük çoğunluğunu alan küçük azınlıkla geri kalanla yetinen büyük çoğunluğun payları arasındaki denge de sürekli açılıyor. Bu, bana göre kapitalizmin doğasında olan bir özellik. Hele son yıllarda kapitalizmin hızla küreselleşmesi, kar hırsında sınır tanımaması, hırçınlaşması bu sonucu daha da belirgin hale getirdi. İşte emek taşeronluğu da bu sürecin yarattığı sorunlardan biri olarak insanlığın önüne gelmiş bulunuyor. 

Emek taşeronluğunu akademik tanımlamalardan azade şöyle anlıyorum; zor durumdaki insanlar genellikle asgari ücretten emeklerini bu işi meslek edinmiş bir şirkete teslim ediyorlar. O şirket, o emekleri üçüncü bir kişiye, kuruma ihaleyle, görüşmeyle, pazarlıkla pazarlıyor ve emeğin üzerinden kar elde ediyor. Bir ticaret var. Bu köleliğin belki cilalanmış ama ilk çağlardakinden çok daha çirkin bir yüzünü temsil ediyor. Bir kere emek taşeronluğunu felsefi açıdan mazur görmek, ona olumlu bakmak mümkün değil. 

Bu sistem aynı zamanda işçi sağlığı ve iş güvenliğine de yansıyor. Geçen ay Soma maden kazası ile ilgili Akhisar Ağır Ceza Mahkemesi’nde bir süre yargılama devam etti. Biz de bir bölümünde bulunduk. Oradan çıkan sonucu paylaşmak istiyorum: 2008 yılına kadar bir başka firma işletirken, daha önce devlet (TKİ) işletiyordu, 2008’de son kazaya sebebiyet veren firmaya devrediyor. Devretmeden önce 450 işçi var. Bu 450 işçiye yeter ekipman, güvenlik personeli var ve o ana kadar bir kaza yaşanmıyor. Böyle bir patlama, hatta tıpatıp aynısı olduğu söyleniyor, yaşanıyor ancak anında tahliye gerçekleştiriliyor ve bir kişinin bile burnu kanamıyor. Sırf bunu gerekçe göstererek bu firma bu madeni, bu riske rağmen bu şekliyle daha fazla işletmenin mümkün olmadığını gerekçe gösterip TKİ’ye de bu durumu bildirerek devretmek istiyor ve devralan firmaya geçiyor. Devralan firma ilerleyen süreçte çalışan sayısını 3 bine çıkarıyor. Güvenlik ekipmanı aynı, önlemler aynı, güvenlik personeli aynı… Bu da yetmiyor taşeronluk sisteminin yansıması sonucunda üretimi yüzde elli artırıyorlar. Resmen orada taşeronluk görünmüyor sistem itibariyle ama anlatılanlardan o sonuç çıkıyor. Aslında fiilen orada da taşeronluk var. Onun için taşeronluk doğrudan işçi sağlığı ve iş kazalarıyla ilgili. Maden gibi işletmelerin doğası gereği devlet tarafından işletilmesi kaçınılmaz. Aksi takdirde diğer tarafta belirleyici olan sınırsız kar hırsı oluyor. 

Pek çok sektörde işçiler, hem canlarıyla, hem terleriyle sömürülüyorlar ve emeklerinin karşılığını da hiçbir şekilde alamıyorlar. Sorun son derece önemli ve yakıcı.”

Sempozyumun devam eden diğer oturumlarında da sırasıyla, “İş Kazalarında Cezai Sorumluluk” ve “İş Kazalarında Hukuki Sorumluluk ve Tazminat”, “Çalışma ve Dinlenme Süreleri, Fazla Çalışma” ve “İş Kazaları ve Meslek Hastalıkları Açısından 5510 Sayılı Kanun Uygulaması” konuları ele alındı.

BAROTÜRK

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim