• BIST 109.050
  • Altın 153,732
  • Dolar 3,8375
  • Euro 4,5051
  • İstanbul 14 °C
  • Ankara 3 °C

Can Dündar ve Erdem Gül'e Gönderdiğim Mektuptan Sonra Ne Oldu?

Can Dündar ve Erdem Gül'e Gönderdiğim Mektuptan Sonra Ne Oldu?
YARSAV Başkan Yardımcısı Hakim Murat Aydın, tutuklu gazeteciler Can Dündar ve Erdem Gül'e yazdığı mektupların medyaya yansımasının ardından yaşadıklarını sosyal medya hesabından paylaştı.

İşte o paylaşım;

"Sonra Ne Oldu?

Aslında sonra ne olduğu konusunda bir şey yazmayı düşünmüyordum. Çünkü söylediğimi söylemiş, sorulara açık şekilde cevap verip fikirlerimi ve nedenlerimi anlatmıştım.

Can Dündar ve Erdem Gül'e gönderdiğim mektuptan ve sonrasında yaşanan olaylardan bahsediyorum. Söz konusu mektup bence hak etmediği kadar ilgi gördü. Fakat bir yerde de söylediğim gibi “sessizlik insanlara ağır gelmiş” ve insanlar yaşanan bu sessizlikte bir yargı mensubunun sözlerini önemsedi.

Böyle bir mektubu neden yazdığım konusunda, benim duygularımı en doğru yansıtan yorumu Sayın Erdal Atabek yaptı. Sayın Atabek köşesinde; “Yargıç Murat Aydın, ‘ben cesur biri değilim’ demiş. Aslında elbette uygarlık cesareti var ama bu satırları yazdıran duygu salt cesaret değildir. Bu satırları bir yargıca yazdıran duygu, öncelikle kendi kişiliğine duyduğu saygıdır.” diye anlatmış. Mektubu yazarken ki duygum tam da buydu. Yaşanan bunca şeyin arasında kendime ve mesleğime duyduğum saygıyı korumaya çalışıyorum.

Sonrasında yaşadıklarımın hepsini değil ama bir kısmını sizinle paylaşmak istedim.

Mektubumu sosyal medyada paylaştıktan sonra, ilk önce Ege Meclisi isimli haber sitesinden Sayın Bünyamin Dobrucalı yayınladı. Onun yayınından sonra da pek çok yerde çıktı. Ama en büyük etki Sözcü Gazetesinde Sayın Uğur Dündar'ın köşesinde yer alması ile ortaya çıktı.

Sayın Can Dündar mektubuma cevap verme nezaketi gösterdi. Gönderdiği cevabı daha önce paylaşmıştım.

Gelen tepkiler iki duyguyu içeriyordu: “takdir ve endişe”. Yaptığımın önemli ve değerli olduğunu söyleyenler takdirlerini söylerken, bir yandan da benimle ilgili endişelerini ifade ediyorlardı. Onlara da söylediğim gibi; mesleki sınırlarım içinde, mesleğimin etik değerlerime sadık kalarak ve üslubumu bozmadan fikirlerimi açıkladığım kanısındayım. Bu nedenle, olumsuz bir tepki veya tasarruf ile karşılaşacağım sanmıyorum. Olursa da yapabileceğim bir şey yok. O zaman da söylediğim gibi; fikirlerimin hoşa gitmeyeceği korkusu ile susarsam, bazılarının hoşuna gitmeyecek kararlarımı nasıl verebilirim? Bir hâkim doğru bildiğini söylemez ise doğru bildiği hükmü de veremez kanısındayım.

Konuşmalarımda ve yazılarımda, yargının yalnızlığını ve sahipsizliğini vurgulamıştım. Bu sözlerimden sonra öyle güzel tepkiler geldi ki.

Sıradan yurttaşlar, emekliler, memurlar, subaylar, polisler, avukat, hâkim ve Cumhuriyet savcısı meslektaşlarım ve özellikle de öğretmenler; beni aradılar, mektuplar, e.postalar gönderdiler, bizzat gelip ziyaret ettiler. Desteklerini, takdirlerini ve elbette yine endişelerini dile getirdiler. Hepsine çok teşekkürler. Hepsini değil ama bir kaçını özellikle anmak isterim.

Can Dündar'ın yaptığı bir filmde Mustafa Kemal Atatürk'ü olumsuz gösterdiğini, bu nedenle böyle bir kişiye mektup yazılmasını doğru bulmadığını söyleyenler olmuştu. Doğrusu bu yaklaşım beni çok üzmüştü. Birkaç gün sonra Atatürkçü Düşünce Derneği Karşıyaka Şubesi beni ziyarete geldi ve bana bir teşekkür mektubu sundu. Benim için o kadar değerli ve anlamlıydı ki bu durumu sizinle hemen paylaşmıştım.

Emekli öğretmen olan bir kadın ziyaretime geldi. Büyük bir nezaketle odama girdi ve hiç oturmadan “Sadece sizinle tanışmak istedim. Biliyorum çok zor günler geçiriyorsunuz. Ama üzülmeyin. Yalnız değilsiniz. Neye yarar bilmem ama unutmayın biz varız ve sizin yanınızdayız” dedi ve tüm ısrarıma rağmen “vaktinizi almayayım şimdi sizin çok çalışmanız gereklidir” diyerek oturmadan ayrıldı.

Bir başka gün, Karşıyaka ve İzmir adliyesinde çalışmış ve daha sonra emekli olmuş meslektaşlarım ziyaretime geldi. Yıllarca onurla hizmet verdikleri yargı ile ilgili yaşanan tartışmaları içleri burkularak izlediklerini ama benim gibi “genç bir meslektaşın” tavrını görünce umutlarının tazelendiğini söylediler.

Sonraki günlerde; ülkenin pek çok yerinde görev yapan meslektaşlarım, özellikle genç meslektaşlarım, çalıştığım mahkemelerde staj yapmış meslektaşlarım aradılar. Onur ve gururla yerine getirdikleri mesleklerine yönelik itibarsızlaştırmaya karşı çıktığım ve tavrımla mesleğin toplumdaki algısını değiştirmede olumlu bir katkı yaptığımı söyleyip teşekkür ettiler. Benim için en gurur verici olan sözü yine bir genç meslektaşım söyledi: “Babam yazdığınız yazıyı okumuş, beni aradı ve 'onun gibi bir hâkim ol' diye söyledi” dedi. O kadar mutlu oldum ki anlatamam.

Bir gün kapımı çalan yaşlı bir kişi “hâkim Murat bey ile görüşecektim” diye söyledi. “Buyurun benim” diye cevap verince, yüzüme acıma ve şaşkınlıkla karışık bir bakışla bakıp “Pek de gençmişsin” diye söyledi. “Hayırdır amca?” diye sorunca, mektuptan bahsetti ve “doğrusu okuyunca 'emekli olmak üzere olan biridir, sözünü söyleyip gidecek galiba' diye düşündüm” dedi.

Olayın üzerinden biraz zaman geçip, soğuduğu bir tarihte yine bir başka kişi kapımı çaldı ve “hâkim bey, bir sorun yok değil mi? İyisiniz değil mi?” diye sordu. Ben yine “hayırdır” deyince, arkadaşları ile beni konuştuklarını, benim başıma bir şey gelip gelmediğini merak ettiklerini, arkadaşlarının kendisini görevlendirdiğini ve her şeyin yolunda olup olmadığını anlamak ve hatırımı sormak için geldiğini söyledi. Her şeyin yolunda olduğunu, merak edilecek bir şey olmadığını söyleyip arkadaşlarına selamlarımı gönderdim. Mutlu ve gururlu bir gülümseme ile yüzüme baktı ve “merak etmeyin biz daha ölmedik” dedi ve gitti.

Son olarak emekli bir polis memuru ziyaretime geldi. Yanında özenle paketlenmiş bir tablo vardı. Bana verdi ve “Bunu artık sen saklamalısın” dedi. Açıp baktığımda, Uğur Mumcu'nun çerçevelenmiş fotoğrafını gördüm. 24 Ocak 1994 günü, ölümünün birinci yılı nedeniyle Cumhuriyet Gazetesinin özel ek olarak verdiği fotoğrafı o tarihte çerçevelettiğini, o zamandan beri kendi duvarında asılı olduğunu söyleyip, “Bunu sana emanet ediyorum. Bu resmi en iyi sen saklarsın” diye söyledi.

Tabi olumsuz duygulara düştüğüm zamanlarda oldu. Yanımda olmaktan çekinen, yaşanan şeyler hiç yaşanmamış gibi davranan, tüm bunları yok sayarak görmezden gelenler de, yaptıklarımı yanlış bulanlar da oldu. Sadece eleştirilerini yüzüme değil arkama söyleyenlere biraz kırıldım o kadar.

Elbette olumlu sözler güçlendirdi, olumsuz tavırlar üzdü. Ama hepsi değerliydi. Olumlu sözlere bakıp ayağımı yerden kesecek veya olumsuz tavırları dikkate alıp dağılacak değilim. Sadece yaşadıklarımı paylaşmak istedim.

Bundan sonra ne olur bilmem. Yaşarsak görürüz.

Olumlu veya olumsuz tepki verenlere, hiç bir tepki vermeyenlere, velhasıl herkese çok teşekkürler. Hepiniz iyi ki varsınız."

BAROTÜRK

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim