• BIST 97.533
  • Altın 145,781
  • Dolar 3,5801
  • Euro 4,0019
  • İstanbul 20 °C
  • Ankara 12 °C

Celal Kara: "Bakanlar, Erdoğan'ı Korumak İçin Yüce Divan'a Gönderilmedi"

Celal Kara: "Bakanlar, Erdoğan'ı Korumak İçin Yüce Divan'a Gönderilmedi"
Cumhuriyet'ten Can Dündar, 17 Aralık soruşturmasının savcısı Celal Kara ile açıkladı . İşte o yazı dizisinin altıncı bölümü..

Can Dündar / Cumhuriyet

Soruşturmanın kolluk seviyesinde , “dönemin Başbakanı”ndan bahseden bazı telefon görüşmeleri saptandı. Sıralayayım:

VARAN 1: Sarraf, Çağlayan’la bir görüşmesinde, “Beyefendiye de bir şeyler yapalım” teklifinde bulunuyor. Çağlayan ise “Beyefendi’ye değil, çevresine yapalım” diyor. Bundan kısa bir zaman akabinde Sarraf, TÜRGEV’e 500 bin dolar nakit gönderiyor. Sarraf ile TÜRGEV yöneticisi arasında önceki görüşmeden ise bu yöneticinin gelecek paradan, önceden haberdar olduğu anlaşılıyor. Bu durumda; (kamuoyunda da aynı tabirin sıkça kullanılmasına bakılırsa) bu görüşmedeki “Beyefendi” tabiri ile “Dönemin Başbakanı”nın kastedildiği yönünde haklı kuşkular oluşmuştur. O konuşmanın içeriği de bu kanaati oluşturacak nitelikteydi.

VARAN 2: 2013 Eylül ayında Rıza Sarraf’la görüşmesinde Süleyman Aslan, Başbakanlıkta toplantı yaptıklarını, yurtdışı firmaların Halk Bankası üzerinden bu işe girmelerinde legal sorunlar olacağını, fakat Sarraf’a verdikleri söze sadık kalacaklarını ve Sarraf yönüyle bir arıza olmayacağını diyor . Sarraf ise 3 bakanla yemekte bu olayı konuştuklarından ve 4 milyar dolar ihracat hedefini tutturmak için Başbakan’a verdiği söz gereği, elinden geleni yapacağından bahsediyor.

VARAN 3: 2013 Ekim ayında Zafer Çağlayan ile görüşmesinde Aslan, ihracat sisteminde Sarraf dışındaki kişilerin de Sarraf’ın yapmış olduğu işin aynısını yapmak için üzerlerinde baskı kurduklarını söylediğinde, Çağlayan, “Sarraf’a baskı olabilir fakat Başbakan’ın yönergesi o istikametinde ” diyor. Yine Çağlayan, ihracat rakamlarının negatife kaydığını, 3-4 milyar dolar ihracata gereksinim olduğunu; Başbakan’la yaptıkları toplantıda bu baskılardan bahsettiğini, Başbakan’ın ise gevşeme olmadan bu işe devam edilmesi olacak şekilde talimat verdiğinden bahsediyor.

VARAN 4: 2013 Mayıs ayında Rıza Sarraf- Egemen Bağış görüşmesinde Sarraf’ın yakınlarının vatandaşlığa alınması talebinden Başbakan’ın da haberdar olduğu, Sarraf’tan karşılıklı olarak övgü ile bahsedildiği ve Bakanlar Kurulu’ndan pozitif karar çıkması için temaslarda bulunulacağı ve bu talebin yerine getirileceğinden bahsediliyor.

VARAN 5: 2013 Nisan ayında Rıza Sarraf, Abdullah Happani ile görüşmesinde, Çağlayan’ın kendisini Başbakan’la tanıştırdığından, kendisinin Başbakan’dan şahsına bir koruma memuru tahsis edilmesini istediğinden, talebinin bakanların da bulunduğu bir ortamda onaylandığından, olayı İçişleri Bakanı’nın takip edeceğinden bahsediyor.

VARAN 6: 2013 Ekim ayında Rıza Sarraf, Egemen Bağış’a, şirketleri ve faaliyetleri aleyhine basında çıkacak bir haberin engellenmesini, Başbakan’dan isteyeceğinden bahsediyor. Ancak konu Başbakan’a yansımadan, Muammer Güler ve Egemen Bağış’ın müdahalesi ile çözülüyor.

VARAN 7: 2013 Eylül ayında Rıza Sarraf, Abdullah Happani ile görüşmesinde, Süleyman Aslan’ın Başbakan’la görüştüğünden ve Çin üzerinden gelecek parayla altın ihracatı yapma hususunda Başbakan’ın yönergesi olduğundan bahsediyor. Aynı zamanda Aslan, Sarraf’a ihracatın İran ile bağlantı kurmadan, değişik bir yöntemle artırılması hususunda Başbakan’ın yönergesi olduğundan bahsediyor.

Başbakan’dan habersiz mümkün mü?

Bu durumda;

* Soruşturma esnasında tümünün legal yöntemlerle tespit edilen ve dosyaya dahil edilen bu telefon görüşmeleri eldeyken,

* Sarraf’ın aile fertlerinin istisnai yoldan T.C. vatandaşlığına alınması için Bakanlar Kurulu üyelerinin imzası gerekiyorken,

* Sarraf, Başbakan’ın protokolünde, hiçbir resmi sıfatı olmamasına rağmen bakanların beraberinde fotoğraflanmışken,

* Operasyonun ilk günlerinde “Dönemin Başbakanı”, kendisi için “Tanırım, hayırsever bir işadamıdır” demişken,

* Sarraf’ın bakanlarla çıkar ilişkisi içinde olduğu ve deşifre edilmesi durumunda hükümetin güç durumda kalacağına ait MİT’e ait veri (bilgi) notunun, operasyondan 8 ay evvel Başbakan’a sunduğuna dair haberler muhataplarınca yalanlanamamışken,

“İlk başlarda Başbakan’ın olaylarla hiçbir ilgisi görünmüyor, ancak sonraki diyaloglara bakılınca, Başbakan’ın bu konulardan haberdar olmaması mümkün değil” değerlendirmeme, olaya tarafsız gözle bakabilen kim itiraz edebilir?

Niye basından kaçırıyorlar sanıyorsunuz?

- Bunlar fezlekede yazılmadı mı?

KARA - Bu tapelerin tamamı 504 sayfalık polis fezlekesi ile veri (bilgi) notu olarak hazırladığımız 309 sayfalık raporda var. Siz o fezlekelerin basından bu kadar ısrarla ve kararlılıkla kaçırılmasının sebebinin ne olduğunu sanıyordunuz?

Başbakan’ın daha derinlemesine irdelenmesi gerekiyordu

- Madem öyle, Meclis’e gönderilmektde olan veri (bilgi) notunda bulunan bu üç bakanın beraberinde ne sebepten Başbakan’ın ismi yoktu?

KARA - Bir savcı, tahkikatında konu edilen suçlarda, dokunulmazlığı olmayan şüpheli şahıslar açısından suçun maddi ve manevi unsurlarına göre delilleri değerlendirir. İcrai hareketlerin tamamlanıp tamamlanmadığını ve kastın olup bulunmadığı irdelerken delillere bağlı devinim eder.

Bakanlar Yüce Divan’a gitseydi Başbakan’ın tablosu da netleşirdi

“Dönemin Başbakanı”na gelince…

Makam unvanının gıyabında zikredildiği bu tapelerde karşılaşılan şüphenin, yaptığım tahkikat seviyesinde daha derinlemesine irdelenmesi gerekiyordu. Bu irdeleme çerçevesinde maddi gerçek; mevzuat yönüyle ancak yasama dokunulmazlığı olmayan şüphelilerle ilgili o aşamaya kadar elde edilen delillere ilaveten yapacağım başka incelemelerin de sonuçlanmasıyla netleşebilirdi.

Başbakan hakkında tahkikat ve hiç bir suç vasıflandırması yapmak, benim yetkim ve sorumluluğum kapsamının dışındadır. O aşamada yasama dokunulmazlığı olan bakanlar yönüyle de eğer Yüce Divan’da bir yargılama olsaydı, Başbakan açısından o aşamada henüz netleşmemiş olan bu tablo, bakanların yargılanması esnasında daha ileri seviyede netleşebilirdi.

- Bu yüzden mi, “bakanlar, % 99 Yüce Divan’a sevk edilmeyecek” öngörüsünde bulundunuz?

KARA - Aynen öyle.

İddianamedeki değil, konuşmalardaki ‘1 Numara’ydı

- “1 Numara Erdoğan’dı” manşetinin ertesi günü, havuz medyası hep bir ağızdan “Kumpası kabul etti” manşetiyle çıktı. 17 Aralık’ın, Başbakan’a yönelik bir vuruş girişimi olduğu tezini kabul ettiğiniz söylendi.

CELAL KARA - Başbakan ve bakanların suç işlediğine dair veri (bilgi) olması halinde izlenecek prosedür, anayasanın 100. maddesinde anlatılmaktadır. Nitekim biz de üç bakan hakkında bire bir bu prosedürü izleyerek Meclis’e (fezleke değil) veri (bilgi) notu gönderdik. Bu veri (bilgi) notunun ekinde, suç oluşturan olaylara dair tüm evrak gönderilir. Bundan ertesi , TBMM’nin görevidir. Bizim bilip uyguladığımız bu prosedüre rağmen, sanki iddianamede “1 numaralı şüpheli” olarak Başbakan yer alacakmış gibi yayınlar yapıldı. Gazetede, “Savcı iddianameyi söyledi ” üst başlığıyla, “1 Numara Erdoğan’dı” manşetinin bir araya gelmesine bakıp, içeriği okumadan, sanki iddianamede Başbakan’a şüpheli sıfatı verilecekmiş gibi bir çarpıtma yaptılar. Oysa içerikte böyle bir şey söylemiyorduk. Rıza Sarraf’ın, Abdullah Happani ile görüşmesinden bahsettik ve orada Başbakan’dan gıyabında, “1 numara” olarak bahsedildiğini anlattık.

- Ama iddianamede, “Rıza Sarraf liderliğindeki örgütün önünü açmak için üst düzey siyasiler ve çevrelerine yapmış olduğu yardımlar” başlığı altında bir bölüm olacaktı ve orada Erdoğan’dan bahsedecektiniz.

KARA - O husus, az evvel bahsettiğim tape içeriklerinin açıklanarak aydınlatılmasından ibaretti. Esasen bu tip irdelemeleryorumlar, telefon konuşmalarına yer verilmekte olan tüm iddianamelerde yapılır. Benim ifade ettiğim de sadece bundan ibaretti.

Davutoğlu’na cevap

Başbakan’ın en son yeni açıklaması , mahkûmiyet nedeni 

Başbakan Davutoğlu, grup toplantısında aynen şu şekilde diye belirtti : “Dönemin savcısıyla röportaj yapıyorlar. Ergenekon, Balyoz, paralel çete yan yana ve arkalarında Cumhuriyet Halk Partisi CHP ... Bu röportajı bir ibret vesikası olarak saklamanızı tavsiye ederim. Son 1.5 yıldır işte böyle bir koalisyonla mücadele içindeyiz. AKP - AK Parti ’ye ziyan vermek için bütün şer odakları yan yana…”

CELAL KARA - Kâğıt oyunlarında bir uslup var; günlük hayatta da yer yer kullanırız: “Beş benzemez” derler. Özü budur.

Günlük, siyasi bir konuşma Başbakan’ınki… Ama Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi AİHM ’de çok fazla işime yarayacağı da kati . Bir siyasetçinin, görüşlerini açıkladı diye bir hukukçuyu değil tehdit etmesi, ima yollu hedef alması bile orada mahkûmiyet gerekçesidir. Zatı âlilerine bundan dolayı teşekkür etsem yeridir.OMBUSDMAN’A CEVAP:

‘En çok ölür, şehit olurum’

- 17 Aralık’ın ertesi günü Ombudsman Nihat Ömeroğlu’nu Zekeriya Öz’ün odasında gördüğünüzü, dosyanın sizden alınmasını talep ettiğini öğrendiğinizi söylemiştiniz. Kamu Denetçiliği Kurumu bir açıklamayla yalanladı. “Savcıdan dosyayı ancak Başsavcı alır. Bunlar, açığa alınmış olmanın verdiği paniğin tezahürü” diye belirtti .

CELAL KARA - Bu görüşmeyi, Başsavcı Vekili Zekeriya Öz’ün bana anlattıklarından ve kamuoyuna açıklamalarından yola çıkarak anlattım. Olayı bizzat yaşamını sürdüren Zekeriya Öz ile Nihat Ömeroğlu’nun değişik beyanlarından hangisinin doğruya yakın olduğunu anlayabilmek için birkaç hatırlatma yapayım:Zekeriya Öz, Nihat Ömeroğlu ve bir Yargıtay üyesiyle, aileleriyle beraber Bursa’da bir otelde buluştuklarında, kendisinden soruşturmaya müdahale etmesinin istenildiğini kamuoyuna bildirmişti . Hatta bunu yapmazsa bu işten ziyan göreceği olacak şekilde üstü kapalı tehdit edildiğini, kendisinin de “En çok ölürüm, şehit olurum” dediğini söylemişti.

Sonraki konuşmalarımızda bunları bana bir daha söyledi . Bu konu ile ilgili hatırlayabileceğimiz bir done daha var:

“Dönemin Başbakanı” Recep Tayyip Erdoğan ile oğlu Bilal Erdoğan arasında geçtiği iddia olunan bir ses kaydı, internete düşmüştü. Bu ses kaydında, Hamdi Topçu aracılığı ile Zekeriya Öz ve soruşturmaya müdahale edilmek isteniyor ancak onun, “Dosya çok fazla delilli, çok fazla dolu” diyerek müdahale talebine pozitif cevap vermemesinden şikâyet ediliyordu.

NEDİM ŞENER’E HAPİS İSTEDİ Mİ?

‘Hukuki görüşümdü’

- Röportajın yayını esnasında gazeteci Nedim Şener’den bir mesaj aldım; “Celal Kara, ‘Dink Cinayeti ve İstihbarat Yalanları’ kitabım dolayısıyla hakkımda hapis müeyyidesi isteyen duruşma savcısıydı” diyor.

CELAL KARA - Evet, o davayı hatırlıyorum. Sanırım müştekileri Ramazan Akyürek, Ali Fuat Yılmazer ve polis memuru Muhittin Zenit’ti. Hatırladığım kadarıyla Nedim Şener hakkında, “gizli belgeleri yeni açıklama ve terörle mücadelede görev alan kişileri hedef gösterme” suçlarından cezalandırılması talebiyle açılmıştı. “Gizli belgeleri yeni açıklama ” suçundan beraat talep ettiğimi hatırlamıyor mu acaba? “Hedef gösterme” suçundan cezalandırılmasını istemem, tümünün hukuki görüşümün öyle olmasındandır. Mahkeme ise beraat kararı vermişti. Bu beraat kararı da benim temyizim üzerine bozulmuş diye medyada okudum.‘Olabildiğince hukuk sınırları içinde’

- Ergenekon, Balyoz, Odatv davalarında birden fazla tutuklunun avukatı olan Hüseyin Ersöz; Odatv’deki yazısında, Balyoz, Sahte Çürük Çetesi, Fuhuş ve Askeri Casusluk davalarında birden fazla hukuka aykırı karar ve uygulamalarınız olduğunu ifade etti .

CELAL KARA - Sayın avukatın bu yazısına bir basın açıklamasıyla ayrıntılı cevap vereceğim. Bu yeni açıklama , başka bazı şahıslara da cevap niteliğinde olacak. Burada özet bir cevap vereyim: Balyoz Davası’nın açılması üzerine mahkeme, tensiple yakalama kararı çıkarmıştı. Bu karara asker şüphelilerin yaptıkları itirazları, benim duruşma savcısı olduğum 11. Ağır Ceza Mahkemesi incelemekle görevli idi. Ben de savcısı olarak 11 sayfalık ayrıntılı bir mütalaa hazırlayıp sundum. Mütalaanın anne omurgası, “Heyet halinde verilmiş olan yakalama kararlarına itiraz, CMK’de bulunan usul hükümleri gereği mümkün değildir” olacak şekilde idi. Esasen bu görüşüm, İstanbul Barosu Başkanı Sayın Ümit Kocasakal tarafından da medyada kendi görüşü olarak aynen dile getirilmişti. Benim aynı mütalaanın sonunda, dosyadaki itiraz sebeplerini karşılamak için yazdığımı, eleştiri konusu yapmış.

Neydi o günkü vaziyet ?

Mahkemenin yakalama kararının üzerinden dokuz -10 gün geçmiş olmasına rağmen sanıkların hiçbiri verdikleri adreslerde bulunamıyordu; telefonlarına da ulaşılamıyordu. Ben de bunu ifade ederek, “Siz kaçma kuşkusu yok söylüyorsunuz , fakat olağan vaziyet da maalesef bu” meyanında görüş belirtmişim.

Bence eleştirisi hukuki değil, “İstemediğim bir mütalaa verdiği halde ne sebepten onun dediklerini yayınlıyorsunuz” tepkisidir.

- “Fuhuş Askeri Casusluk davasında cezalandırmama talep ettiğiniz” şeklindeki ifadeye de karşı çıkıyor.

KARA - Şayet iyiniyetli ise, yargılanan sanıklardan emekli Amiral Şafak Yürekli’nin bir sureti bende durmakta olan savunmasına baksın. Orada ne diyor biliyor musunuz?

“Olabildiğince hukuk sınırları içinde kalınarak verilmekte olan mütalaadan dolayı iddia makamına teşekkür ediyoruz.”

Şu anda bunu nereye koyacaksınız?

Dava bittiğinde sanıklardan Amiral Şafak Yürekli, Tamer Zorlubaş, İbrahim Sezer, kürsüde benim bulunduğum yere izin isteyip yaklaşarak ayrı ayrı teşekkür ettiler. Kendisinin bundan haberi yoksa arayıp isimleri geçenlere sorsun. Bununla ilgili ilginç bir husus daha var:

Ben çok büyük ölçüde lehe beraat talebi içeren mütalaamın ardından verilmekte olan kararda çok müeyyide verildiği nedeni ile bazı sanıklarla ilgili lehlerine temyiz yaptım. Bu temyizim Odatv’de “Özel Yetkili Savcıdan Alışmadığımız İtiraz” başlığı ile yayımlandı.

Kara’dan 5 düzeltme

28 Ocak Çarşamba günkü 4. bölümde, redaksiyon esnasında yapıldığını düşündüğüm bazı küçük hatalar var:

1 Zafer Çağlayan’ın Rıza Sarraf ile konuşmaması için yapmış olduğu anlatılan görüşme adliyede değil, haftalar akabinde cezaevinde gerçekleşmiş diye duymuştum. Böyle bir görüşmenin adliyede gerçekleşmesi esasen mümkün değil. Zira şüpheliler adliyede 24 saatten az tutuldular; daimi gözetim altında ve meşguldüler.

2 Dosyanın benden alınmasından akabinde savcı Ekrem Aydıner’in “İtirazımızı arka çekiyoruz” dediği belirtilmiş. O arka çektiği itiraz, benim Rıza Sarraf’ın mal varlığına konulan tedbirin kaldırılmasına dair karara yaptığım itirazdı.

3 Ali Ağaoğlu’nun şüpheli olarak bulunduğu dosyanın esas savcısı Mehmet Yüzgeç iken Ekrem Aydıner olarak yazılmış.

4 “Savcılar takipsizlik kararına imza attılar” denilmiş, fakat o kararı bir savcı olarak Ekrem Aydıner imzalamıştı. Diğer savcı Mustafa Erol çok fazla önceden benimle beraber dosyadan alınmıştı.

5 Bir de “Utanmadan isnat atıyor” sözüme açıklık getireyim: Orada suçladığım şahıs , hakkımda iftiralar üreten Fatih Belediye Başkanı Mustafa Demir’dir. Başbakan’ın Dolmabahçe’deki konuşmasında ismimi vermeden atfettiği iddiaları, yerel seçimde tekrardan namzet olması engellenmesin diye o üretmiş ve Başbakan’ı yalanlarıyla yanıltmış da olabilir. Sözlerinin isnat olduğuna dair kendi avukatının beyanı vardır; bunun dışında tanıklar da mevcuttur.

Kaynak: Haber Kaynağı
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim