• BIST 108.394
  • Altın 142,809
  • Dolar 3,5301
  • Euro 4,1252
  • İstanbul 31 °C
  • Ankara 36 °C

Cinsel Saldırı Sonrası 'Adli' Travma

Cinsel Saldırı Sonrası 'Adli' Travma
Kadınlar uğradıkları taciz, tecavüz girişimleri ya da saldırıların ardından hakkını aramakta zorlanıyor.

Defalarca adli sürecin her aşamasında yaşadığı tecavüzü anlatmak zorunda kalan kadınların büyük bölümü, karakol ile başlayan ve Adli Tıp'a kadar uzanan bu aşamalardan kaçınıyor.

Kadınlar tacize, tecavüze uğruyor, sık sık da erkekler tarafından işlenen cinayetler sonucu hayatlarını kaybediyorlar. Türkiye’nin en önemli sorunlarından birisi bir türlü çözülemeyen erkek şiddeti. Her akşam haber bültenlerinde, bir erkeğin taciz ya da tecavüzüne uğrayan kadınların haberlerini izliyoruz. Kadınların eğer hayatta kalabilirlerse, gördükleri şiddetin ardından hak arama aşamasında yaşadıkları ise bir o kadar incitici, örseleyici.

Kadınlar adli süreçten şikâyetçi

25 yıldır erkek şiddetine maruz kalan kadınlarla dayanışan Mor Çatı’ya başvuran kadınların anlattıkları da bu süreci çok net özetliyor. Şiddete maruz kalan kadınlardan biri “kocam bu devlet sisteminin açıklarını kullanıyor. Çünkü biliyor ki, beni dövse de, öldürse de kendisine bir şey olmayacak” diyor.

Bir başkası sıkıntıyı şöyle dile getiriyor:

''Karakol komiseri bana, 'Kusura bakma ama bazı kadınlar da dayağı hak ediyor’ diyor. Polise gittiğinizde, devlete başvurduğunuzda, sizin sokakta şiddete açık olduğunuzu, can güvenliğiniz olmadığını anlamıyorlar. Ne tedbir alması gerektiğini bilmiyor.''

Karakoldan Adli Tıp'a dek

Av. Meriç Eyüboğlu feminist bir kadın hakları savunucusu ve yıllardır erkek şiddeti davalarına bakan bir avukat.

Av. Eyüboğlu da yıllardır edindiği deneyimlerden yola çıkarak, sistemin bir bütün olarak, karakoldan savcılığa, mahkemeye, Adli Tıp Kurumu'na kadar cinsiyetçiliğin parçalarını taşıdığını söylüyor:

''Kadın önce karakola gidiyor. Karakoldaki egemen tavır, kadının muhatap olduğu kişinin tavrına da bağlı olarak ‘Şikâyetçi olmak istediğinden, boşanmak istediğinden emin misin? Tekrar düşünmek ister misin?’ şeklinde. Pek çok şiddete uğrayan kadın şikâyetçi bile olamadan geri dönüyor.''

Tecavüzde derhal müdahale gerekiyor

Av. Meriç Eyüboğlu kadının şiddet görmesi durumunda, dayak sonrası şikâyetçi olunan hallerde de yapılması gereken işlemlerin yapılmadığını anlatıyor. Avukat Eyüboğlu’na göre, kimi hallerde erkeğin gözaltına alınıp ifadesinin alınması, savcılığa sevk edilmesi bile söz konusu olmuyor.

“Kocandır, sever de, döver de” şeklindeki tavrın en azından İstanbul gibi büyük şehirlerde eskisi kadar yaygın olmadığını ama bütünüyle de kalkmadığını belirten Eyüboğlu, tecavüz suçunda durumun daha da karışık olduğunu anlatıyor: 

''Tecavüzde polisin derhal müdahale etmesi, delillerin toplanabilmesi için kadınları yönlendirmesi gerekiyor. Tecavüz dayaktan daha zor. Kadınların şikâyetçi olmaya, detayları anlatmaya karar vermesi zaten güç. Çoğunlukla olayın hemen ardından şikâyetçi olunamıyor. Ama şikâyetçi olunan durumda da, aradan ne kadar zaman geçerse geçsin neredeyse kadını sorgulayan bir ifade süreci başlıyor. Örneğin şu anda takip ettiğimiz bir davada, kadının karakoldaki ifade süreci tam üç saat sürmüş. Üç saat çok uzun bir süre ve o süre boyunca kadına sorulan sorular çok detaylı ve yıpratıcı.''

Zincirleme sorular

Süreç bununla kalmıyor, kadınlar savcılıkta da aynı sorulara tek tek, en baştan cevap vermek zorunda kalıyor. Mahkeme safahatı ise zaten var olan travmayı daha da artırıyor. Oysa bu süreçte en büyük zorluk tecavüze uğrayan kadının yaşadıkları. Tecavüze uğradıktan sonra kadının hemen karakola gitmesini beklemek zor. Çeşitli nedenlerle yaşadıklarını anlatması hatta buna karar vermesi de öyle. Eyüboğlu, "Bir de toplumsal öğreti var, ‘Benim suçum, ben bir hata yaptım’ psikolojisi yaygın. Hemen başvuruda bulunulması pek mümkün olmadığı için sperm, kıl örneklerinin alınması açısından sıkıntılı bir süreç bu. Ayrıca tecavüzde tanık bulmak mümkün değil" diyerek sürecin sıkıntılarını anlatıyor.

Kadına sanık muamelesi

İstanbul Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı da kadının yaşadığı şiddet sonrasında kolluk gücü ile başlayan sürecin travmayı artırdığı düşüncesinde: "Öncelikle kadınları suçlayan ve hiçbir şekilde kadın dostu koşullar yaratmayan bir ortam dayatılıyor. Kadının aşağılanması, hakarete maruz bırakılması çok sık karşılaştığımız durumlar. Kadın kolluk kuvvetlerine başvurduğunda 'neden böyle yaptın' diye sorgulanıyor.’’

Kadının kolluk kuvvetlerine şikâyet sürecine dahi girmek istemediğini belirten Fincancı, delil toplanması gereken durumlarda bile çoğu zaman başvuru yapılmadığını ve kadının durumu paylaşmamayı tercih ettiğini anlatıyor. Fincancı'ya göre bu süreç nedeniyle, saldırganların yakalanması ve teşhir edilmesi mümkün olmuyor ve saldırgan saldırılarına devam edebiliyor. 

Peki ya mahkeme süreci? 

Avukat Meriç Eyüboğlu'na göre pek çok davada kadınlar, zanlı ile aynı mahkeme salonunda yüz yüze gelmek, onunla aynı mekândayken yaşadığı şiddeti anlatmak istemiyor. Eyüboğlu "Hukuki ve insani dayanağı da olduğu halde, mahkemeler bu konuda manasızca ısrarcı olabiliyorlar. Aynı akıl kadına, ‘Sen olay anında bağırmadın mı, yardım çağırmadın mı?’ diye soruyor'' diyor: 

''Şehir efsanesi değil, gerçekten bazı mahkeme başkanları bu soruları soruyor. Bunun yanında duruşma salonunda pek çok insan oluyor; sanık, sanık avukatı, davayı izleyenler… Kadının ayrıntı anlatmak istemediği şeyler her durumda soruluyor, en baştan. Sanık avukatları da çelişkiler olduğunu öne sürerek kadının ayrıntıları anlatması gerektiğini söylüyorlar. Bu kadın için karabasana dönüşüyor''.

Adli tıp ve toplumsal normlar

Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı mahkemenin Adli Tıp raporu talebiyle yeni bir zorlu süreç başladığını, Adli Tıp şube müdürlükleri ve Adli Tıp Kurumu aşamalarında da benzer toplumsal değer yargılarının hakim olduğunu kaydediyor:

"Burada da kadını sorgulayan yaklaşımlar söz konusu. Adli Tıp Kurumu’ndan ‘kurul’ raporu alınması gerekiyor. Zaman zaman, yaşanan olaya dair bireysel görüşme yapılması yerine görüşmelerin kurulda yapılması da, orada kimin yargılandığının sorgulanmasına neden oluyor mağdur kadın tarafından. Özel görüşme tekniklerine gereksinim var, kadının bu saldırıya maruz kaldığını gözeterek, sorulacak sorulardan, yaklaşımdan, ortamdan başlamak gerekiyor. Bu sağlanamıyor ne yazık ki."

Avukat Meriç Eyüboğlu kadına yönelik şiddet vakalarının her türlüsünde, tabii cinayet teşebbüsünden kurtulabilen kadınların açtığı davalarda karşılaştıkları zorluklarıysa şöyle sıralıyor:

"Kadının aktif öznesi olduğu tecavüz davalarında sancılı bir süreç yaşanıyor. İlk olarak karakolda başlayan sorgulayıcı tavır kadın açısından yaralayıcı oluyor. İkincisi, mağdurun sanık ile mahkemede karşı karşıya kalmak zorunda kalması ve dava sürecinin çok uzaması..."

Medyanın rolü 

Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı sürecin medya boyutuna da dikkat çekiyor:

"Bazı meslektaşlarınız bu davaları rating amaçlı pornografik bir düzeye indirgeyebiliyor. Bazı haberler kadının özel yaşamının bütün toplumca duyulmasına neden olabiliyor. Bunlar da kadınların adım atmasını, saldırganların teşhir edilmesini engelliyor ve onlar da saldırılarını sürdürüyorlar."

Kaynak: Haber Kaynağı
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim