• BIST 83.067
  • Altın 146,530
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • İstanbul 4 °C
  • Ankara -4 °C

Cumhuriyet Savcısının Yer Değişikliği

Prof. Dr. Ersan ŞEN

Seversiniz sevmezsiniz, fikirlerini beğenirsiniz beğenmezsiniz, daha önce siyasi veya marjinal nitelik taşıyan açıklamalar yaptığına inanırsınız inanmazsınız, bu yaklaşımlarından dolayı bedel ödediğini düşünürsünüz düşünmezsiniz, ancak bir cumhuriyet savcısının yargı mensubu olduğu, Anayasanın 130 ve 146. maddelerinde yer alan teminatlar altında görev yaptığı gerçeğini gözardı edemezsiniz.

Çıkıp hiç kimse yargı bağımsızlığı ve dolayısıyla teminatından bahsetmesin, kendisini güvence altında da zannetmesin. Bu kavramlar, bir hukuk devleti olan Türkiye'de hukuk metinlerinde yazılı olan, fakat uygulamasında birçok aksaklığın yaşandığı yargının ayrılmaz parçalarıdır.

Bizde hatayı yürütme organının, idarenin mensupları ile siyasetçiler yapar. Hatta hatayı bilerek de yaparlar, birçok ilginç konuşmaya, üsluba imzalarını atarlar. Çünkü onlara dokunulamaz, yargı muafiyetleri veya yargı bağışıklıkları veya dokunulmazlıkları vardır.
Sözde kuvvetler ayrılır. Yargı mensubu karar ve tasarrufları ile konuşur. Onun güvencesi Anayasadır, Anayasa ile kurulan Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'dur. Gerçekten yargı mensubu teminatlı mıdır? Sahip olduğu söylenen teminata sahip çıkabilmekte midir? Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, yargı bağımsızlığını ve tarafsızlığını sağlayan sistemin koruyucusu olabilmekte midir? Dürüst ve eşit hareket edebilmekte midir?

Türkiye Cumhuriyeti'nde siyasetçi dilediği gibi ve rahat bir şekilde konuşabilmektedir. Siyasetçi; hakaret oluştursun veya oluşturmasın, dilediği kırıcı sözü söyleyebileceğini ve ağır eleştiride bulunabileceğine inanır. Ancak siyasetçiler, kendilerine aynı tavırla karşılık verildiğinde bundan hoşlanmazlar, kendilerini ulaşılmaz ve eleştirilmez görürler. Ülkemizin en büyük yanlışlığı da budur. Kamu otoritesi mensuplarının, kamu kudretini kullanma gücünü eline aldıklarında emekliliğe veya meslekten ayrılmaya kadar yaşadıkları farklı boyut ve dünya olabilmektedir. Oysa herkes eşittir ve sahip olunan yetki, şahsi nedenle değil hukuk dairesinde gerektiği kadar kullanılır. Sahip olunan sıfat bir üstünlük veya ayrıcalık olmayıp, sadece üstlenilen görevin bir gereği ve yetkilerin kullanılmasının dayanağıdır.

Savcı Mehmet Demir, esası hukuki mülahazaya dayanan birçok fikri tartışmaya iştirak ettiği, bundan dolayı eleştirildiği ve yersiz hareket ettiği de düşünülmüş olabilir. Herkesin birbiri hakkında düşüncelerinin, tanımlamalarının ve nitelendirmelerinin olması da doğaldır. Görüşü nedeniyle bir başkasına kızabilirsiniz. Ancak düşünce ve inançlarından dolayı kimseyi suçlayamazsınız, bunu dayanak alarak da o insanı cezalandıramazsınız.

Soruşturma aşamasında, yasama dokunulmazlığı bulunan bir kişinin ifade için davet edilip edilemeyeceğini, uzlaşma kapsamında kalan suçlar için çağrılıp çağrılamayacağı, bu müesseselerin Anayasası 83. maddesi kapsamına girip girmediği tartışılabilir. Her ne kadar Savcı Mehmet Demir, bir milletvekilini “şüpheli” sıfatı ile sehven davet ettiğini söylese de, bunun daha ötesini savunabilir, bir ceza soruşturması kapsamında yasama dokunulmazlığının şüpheliyi ifade ve uzlaşma için davete engel olmadığını, Anayasanın 83. maddesinin bu müesseseleri uygulanmasını yasaklamadığını da söyleyebilirdi. Tüm bu hususlar, bir hukuki tartışma veya uygulama hatası olarak değerlendirilir.

Ancak bununla kalmayıp savcının, “şüpheli” sıfatıyla davetiye göndermemesi gerektiği kişiye davetiye gönderdiğinden bahisle, özellikle gönderilen kişinin sıfatını dikkate almak suretiyle savcı hakkında araştırma ve inceleme başlatılıp, bu nedene dayalı tedbir amaçlı görev yeri değiştirilmekte ise, bu noktada yargı bağımsızlığı ve teminatı açısından ciddi sorunlar bulunduğunu ifade etmek gerekir.

Bu savcı mesleki açıdan vahim hatalar yapan veya mesleğinin gereklerini keyfi yerine getiren bir kişi olarak değerlendirilmek suretiyle tedbir amaçlı da olsa sonucu cezaya dönüşen yer değişikliğine tabi tutulmuş ise, gönderildiği yerde yaşayan insanların günahının ne olduğunu sorgulamak gerekir.

Bırakalım masumiyet/suçsuzluk karinesini, burada cevabı bulunması gereken en önemli soru, yasama dokunulmazlığı zırhı ile donanmış bir siyasi parti liderinin söylediği ağır sözler, ortaya koyduğu eleştiri, kendisine göre mesleğini icra ettiğini düşünen, kimisine göre sehven kimisine göre ise Anayasa m.83'e uygun olarak yetki kullandığı ileri sürülen cumhuriyet savcısının mesleki açıdan uğradığı saldırı olmayıp, bu saldırılar karşısında korumasız kalışı, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından tedbir amaçlı olsa da görev yerinin değiştirilmesidir. Bu durum tipik bir teminatsızlıktır. Oysa cumhuriyet savcıları, “memur” statüsünde kabul edilen kamu görevlileri değildir. Cumhuriyet savcısı bir yargı mensubudur. Yargı mensubunun bağımsızlığını destekleyen en önemli unsur da sahip olduğu teminatlardır. Dünyanın hiçbir yerinde, deyim yerinde ise herhangi bir memur tayini ve ataması şeklinde bir uygulamayla hakim ve savcının yeri değiştirilemez.

Ancak Ülkemizde, hakim ve savcıların yerlerinin değiştirildiği, bu noktada haklı gerekçeye dahi ihtiyaç duyulmadığı, tedbir amaçlı veya daimi şekilde hakim ve savcıların yer değişikliğine tabi tutulduğu, bu konuda teminatlarının olmadığı, hakim ve savcıların bu kararlara karşı da yasal yola başvuramadığı bir gerçektir. Bu konu ile ilgili Anayasa değişikliğine gidilmesi gerekse de, kanaatime bu konuda önce zihniyetlerin değişmesi gerekir. Yargı bağımsızlığı ve teminatının sağlanmasının en önemli unsurlarından birisi, yargı mensubunun yer ve yetki güvencesidir.

Elbette yargı mensubu; tarafsız hareket etmeli, keyfi davranmamalı ve denetimden uzak da olmamalıdır. Ancak bu denetim, kendisi tarafından sehven gönderildiği söylenen bir davetiyenin sonrasında yaşam yerinin değiştirilmesi, mesleğini icra ettiği yerden gönderilmesi, sahip olduğu mesleki şeref ve onurunu etkileyecek şekilde muameleye ve eleştirilere muhatap olacak şekilde de uygulanmamalıdır.

Bu tespit ve eleştiri, meydana gelen son hadise ile ilgili bir savcıya mahsus yapılmış bir eleştiri olarak düşünülmemeli, yargı mensubu olan tüm hakim ve savcıları kapsayacak şekilde anlaşılıp dikkate alınmalıdır.

Son yaşanan yer değişikliği örneği ile gündeme gelen hakim ve savcıların keyfi tayini meselesi, Türk yargısının önünde uzun süredir çözüm bekleyen ağır bir sorun olarak durmaktadır. Genelde bu sorun hakim ve savcının, hak ettiği, fakat açıklanamayan bir nedenle yer değişikliğine tabi tutulduğu şeklinde algılanıp değerlendirilir. Hakim ve savcının isteği dışında yeri tedbir amaçlı veya daimi olarak değiştirilecekse, bunun geçerli, hukuka uygun, etkili yargı denetimine açık, yasal ve fiili dayanakları da gecikmeksizin, yargı bağımsızlığı ve teminatının özünü zedelemeyecek şekilde ortaya koyulmalıdır.

Son söz; Türkiye Cumhuriyeti'nde “hukuk devleti” ilkesi Anayasa ile ne kadar güvence altında ise, yargı bağımsızlığı ve teminatı da o kadar güvenceye sahiptir.

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim