• BIST 108.489
  • Altın 151,139
  • Dolar 3,6704
  • Euro 4,3242
  • İstanbul 20 °C
  • Ankara 20 °C

Damat Ferit'ten Sonra, Şimdi de Damat Berat Hükümeti!

Av. Ömer Faruk EMİNAĞAOĞLU

Cumhurbaşkanı sultanlığın yolunu tutarsa, hükümette neler mi olur…

Dilimiz döndüğünce anlatalım mı…

Siyasi partiler demokrasinin olmazsa olmazı.

Demokrasi de Cumhuriyetin vazgeçilmez niteliği.

Bir Cumhuriyet hükümeti de anayasa gereği demokratik nitelik taşımalı.

Cumhuriyetin demokratik niteliğine aykırı eylemlerin odağı olduğuna, yani demokratik niteliğe sahip olmadığına hükmedilmiş bir siyasi parti, demokratik hükümet görevi yapabilir mi.

Bu durumu sürdükçe, kapatılmamış olsa bile seçimlere katılabilir mi.

Seçimler, demokrasinin yaşaması için yapıldığına, YSK seçimlerle ilgili her türlü yolsuzlukla ilgili olarak görev yaptığına göre, bu duruma göz yumularak, konu tam kanunsuzluk dışında bırakılıp, seçimlere katılması sağlanabilir mi.

Bu soruların yanıtı, ortada hukukun üstünlüğü varsa yapılamaz, katılamaz, sağlanamaz.

Yok, eğer iktidarın gözlerinin içine bakan, kendi ayaklarının üzerine basamayan, gücün hukukunu uygulayan bir yargı varsa, yapılır, katılır, sağlanır.

İşte Türkiye'nin durumu!

Türkiye’de de, Cumhuriyetin, demokrasinin, siyasetin, hukukun durumu…

Söylenecek şey çok ama başka söze gerek var mı!

Demokratik olmayan yönetimlerde, yönetimler seçimlerden veya halkoylamasından ne sonuç almışlar…

Evren dönemindeki halkoylaması sonucunu hatırlamak yetmez mi...

Orada ortaya çıkan halkın gerçek iradesi mi.

O dönemin bıraktığı demokrasi anlayışı ile de halen genel olarak yürüyen bir sistemin varlığını düşününce…

Demokratik olmayan AKP iktidarında, bu koşullar altında yapılan ve AKP’nin de katıldığı seçimlerden demokrasi veya halkın gerçek iradesi çıkar mı.

Bu seçimlerden demokrasi çıkmayacağına göre, AKP iktidardan gider mi, iktidarı bırakır mı, olanaklı mı...

Bu ortamdaki seçimler AKP'nin meşruiyetini sürdürme fırsatından başka anlam taşımaz.

Bakıldığında da işte AKP, her seferinde, her seçimden çıkarak yoluna devam ediyor.

Üstelik 12 Eylül'ü bile her konuda aratmasına rağmen...

Bunlara birde muhalefetin yetersizliği ve etkisizliği ile AKP'ye ortam yaratması da eklenince...

Hele bir de muhalefetin, kendisini artık iktidar olmanın rüyasını bile göremez duruma sokması karşısında, tek başına iktidar olma yeterliliğini kaybeden AKP'ye, bu ortamda tekrar iktidar olma kapısını açması da eklenince...

Demokratik olmayan bu ortamda, demokratik olmayan eylemler de artarak sürüp gittiği gibi, her şey de üst üste eklene eklene devam etti.

Bu yapı bir de Cumhurbaşkanını halkın seçmesi yolunu açıp, Cumhurbaşkanı adı altında, gerçekte ise yarattığı kendi başkanını halka seçtirtme yoluna gitti.

Bunun sonucu olarak, temsili demokrasiye göre düzenlenmiş olan Cumhurbaşkanının yetki ve görevleri elbette dar gelmeye başladı.

Kaçınılmaz olarak başkanlık tartışmaları başladı, başlatıldı.

Seçilen kişi de, Anayasa değişmese bile, her alanda kendini yetkili ve görevli görmeye başladı.

Başkan olsa, bu kadar yetki kullanabilir miydi acaba.

Yaptığının Cumhurbaşkanlığı, hatta başkanlık değil, sultanlık olduğu ortada.

Her şeye kendisi karar veriyor, kendisi uyguluyor, uygulatıyor ve denetim söz konusu olamıyor.

Cumhuriyet birikimini ve aydınlanmasını görmezden geliyor.

Cumhuriyet öncesini yaşama özlemine takılmaktan kendini kurtaramıyor.

Yerleşik olan her şeyi bile görmezden gelip, Cumhuriyetin ortaya çıkardığı, Cumhuriyetle ortaya çıkan devlet gelenek, kültür ve yaşamından, bağları koparıyor.

En basitinden ne için yapıldığı saklanan, açıklanmayan binanın gerçekte Cumhurbaşkanlığı hizmet binası olduğu, nice sonra ortaya çıktı.

Kendisini Cumhurbaşkanı olarak, Cumhurbaşkanı gibi görmediği için, Cumhurbaşkanlığı köşkünden ayrılıp buraya taşındı.

Bu hizmet binası değil, tam bir saray olan yerin adı da her nedense Cumhurbaşkanlığı Köşkü değil de, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi yapılıverdi.

Anayasadaki yetki ve görevleri değişmeyen, geçmişteki tüm Cumhurbaşkanlarıyla aynı konumda olan Erdoğan nedense, tüm açılışlara, törenlere, hatta uluslararası toplantılara da katılır oldu.

Peki hükümet neci idi...

Erdoğan burada hükümeti temsil edebilir miydi.

Hükümet adına bağlayıcı karar alamayan, hükümet yerine siyasi sorumluluk üstlenemeyen bir kişi böyle adımla atabilir miydi.

Bunun anlamı Cumhurbaşkanlık, hatta başkanlık olabilir miydi.

Elbette olamazdı, çünkü gerçek adı artık sultanlıktı.

Fırsat kolladığı her uluslararası toplantılara gider oldu.

Gittiği yerde de artık yüzüne bakan, eden, karşılayan yok.

İyi de bu toplantılara eskiden hep başbakanlar katılmaz mıydı.

Anayasa hala aynı anayasa…

O halde şimdi başbakan nerde…

Erdoğan pişman oldu ise, Cumhurbaşkanlığını bırakıp AKP'ye dönmesine bir engel de yok.

Ona ağzını açan da bir başbakan yok.

Zaten ağzını açmak isteyen bir başbakan da yok.

Ağzını açsa başbakan olamayacağını bilen bir başbakan elbette var.

Kamu da iş o durumlara kadar indi ki, bilinen muhtarlar toplantılarına katılmak durumunda bırakılan muhtarları düşününce, bırakın başbakanı muhtarlar bile bundan payını alıyor artık.

Yargıyı, yasamayı, basını, iş dünyasını da varın düşünün...

Bunlar yetmedi.

Yeni bir adım daha atıldı.

Son derece kritik bir süreçte, musluğun başı böyle bir başbakana bile bırakılmadı.

Kendisi, hükümetin içine giremeyeceğine göre...

Geçmişe, Osmanlıya olan özlem hemen bir formül bulunmasını sağladı.

Geçmişte Damat Ferit hükümetleri yok muydu...

Şimdi de Damat, hükümetin başında olsa ne yazar, içinde olsa ne yazar.

Damat Berat hükümetin içinde olsa aynı sonuç elbette doğar.

Zaten hükümetin başı da içi de her tarafı fa kendisine bağlı değil mi.

Böylece hem hükümetin içine emniyet sübabı, hem bölgenin stratejisi düşünüldüğünde, öyle bir bakanlığın ki, işte musluğun başında damat Berat...

Ohh yan gel yat...

Üstelik saray da sultanlıkta sürerken, şimdi de bir de hükümette damat Berat...

Böyle bir durumda anayasayı değiştirmeye ne gerek...

Yapmak isteyip te, bırakın yasaları anayasanın yazılı olan hangi hükmü karşısına engel olarak çıkmış, ya da çıkartılmış veya dur denmiş ki...

Bunu kim diyebilir ki...

Saraya gitmem diyen muhalefetin gerekçesi vardı.

Her şeyi kendi kafasına göre, sistemi alt üst ederek yaparken, adı Cumhurbaşkanı olarak kalan, yaptıkları Cumhurbaşkanlığını aşan bir kişiyi ve böyle bir durumu meşrulaştırmamaktı...

Muhalefet keşke sözünde durabilseydi.

Saray yine saraylığını yaptı.

Damat Ferit, Cumhuriyet'te Damat Berat olarak karşımıza çıktı.

Peki muhalefet ne yaptı.

Saraya gitmem diyen muhalefet, aynı tutarlılıkla, ben TBMM'de böyle bir hükümet görüşmelerine katılmam diyebildi mi.

Ben saraya gitmedim, şimdi saray buraya uzanmış diyebildi mi.

Aynı tutarlılıkla hareket edebildi mi.

Evet, muhalefet yine AKP iktidarının muhalefeti olarak hareket etti.

İşte sonuçta, yasamadan, iktidara aykırı bir şeyin geçmesi söz konusu değil.

Yargı, zaten hizaya sokma aracı.

Basının ne duruma sokulduğu da ortada!

Sultanlık zaten gelmişti.

Gelince de yetmedi, bu muhalefeti de bulunca, işte artık Damat Berat hükümetimiz de geliverdi.

  • Yorumlar 1
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Haber Scripti: CM Bilişim