• BIST 106.926
  • Altın 151,429
  • Dolar 3,6718
  • Euro 4,3287
  • İstanbul 16 °C
  • Ankara 6 °C

“Davet Üzerine Müdahale”: IŞİD’e Yönelik Operasyon

“Davet Üzerine Müdahale”: IŞİD’e Yönelik Operasyon
Suriye’de yaşanan iç savaş ile Irak’ta süregelen istikrarsızlık, bölgede radikal unsurların mevcudiyet kazanıp, güçlenmesine ortam hazırlandı.

IŞİD’in ortaya çıkışı ve ABD’nin müdahalesi

Suriye’de yaşanan iç savaş ile Irak’ta süregelen istikrarsızlık, bölgede radikal unsurların mevcudiyet kazanıp, güçlenmesine ortam hazırlamıştır. Nihayet, bölgede Sünni İslam Devleti kurma hedefine yönelmiş, El Kaide’yle bağlantılı bir radikal terör örgütü olarak Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) örgütü ortaya çıkmıştır. IŞİD, Suriye’de Nusra Cephesi ile girdiği mücadelede istediği başarıyı elde edemeyince Irak’a yönelmiş, Barzani Başkanlığındaki Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin güneyindeki bazı mevzileri elde etmeye başarmıştır. Irak ordusunun fazlaca bir başarı gösteremeyerek geri çekilmesi üzerine, Irak yönetimi IŞİD’e karşı kuvvet kullanmaya karar vermiş, fakat yeterli imkânlara sahip olmadığı için 2014 yılının Haziran ayında ABD’yi yardıma çağırmıştır. Bu çerçevede ABD, Irak’ın meşru müdafaasına yardımcı olmak amacıyla harekete geçmiş, bir yandan IŞİD’in bölgede ilerlemesini durdurmak amacıyla söz konusu hedefleri havadan vurmaya başlamış, diğer yandan da çok sayıda askeri uzmanını Irak’a gönderme kararı almıştır.

Uluslararası Bir Koalisyon Kurulması

ABD’nin Irak’taki eylemlerine karşı uluslararası kamuoyundan gelen eleştiriler karşısında ABD Yönetimi,  IŞİD’e karşı mücadelesini Batılı devletler ve bölge ülkelerinin desteğiyle sürdürme kararı almıştır. Bahse konu kararın gerekçesi olarak uluslararası kamuoyunun endişelerinin giderilmek istenmesi, operasyonlara uluslararası meşruiyet kazandırılmaya çalışılması ve ABD kamuoyunun yabancı bir ülkede yeni bir askeri mücadele başlatılmasına yönelik tepkisinin hafifletilmeye çalışılması gösterilmiştir. Bu çerçevede, Eylül 2014’te, Galler’de gerçekleştirilen NATO zirvesinin ardından IŞİD ile mücadele etmek için uluslararası bir koalisyonun oluşturulması için ilk adımlar atılmış, ilk aşamada 9 ülkeden oluşacağı açıklanan koalisyona destek veren ülkelerin sayısı Türkiye de dâhil olmak üzere bugün itibarıyla 100’e yaklaşmıştır.

ABD’nin Irak’ta Kuvvet Kullanmasının Hukuka Uygunluğu

Uluslararası hukukta ‘’kuvvet kullanmanın’’ koşulları ve istisnaları temel olarak Birleşmiş Milletler’in (BM) kurucu anlaşması olan BM Şartı’nda belirlenmiştir. BM Şartı’nda devletlerin kuvvet kullanması iki istisna dışında yasaklanmıştır. Bunlardan birincisi Şart’ın 7’nci Bölümü kapsamında uluslararası barış ve güvenliğin tehdit edilmesi halinde ‘’BM Güvenlik Konseyi’nin’’ kuvvet kullanımına müsaade etmesi, ikincisi ise yine Şart’ın 51’inci maddesi uyarınca silahlı saldırıya uğrayan bir devletin ‘’meşru müdafaa hakkını’’ kullanmasıdır. Meşru müdafaa hakkının kullanılması müstakil ya da müşterek hareket ederek olabilmektedir. Müşeterek hareket edilmesi hali, “ortak meşru müdafaa” (collective self-defence) olarak adlandırılmaktadır.

ABD’nin Irak’ta kuvvet kullanması, Irak halkının meşru temsilcisi olan Irak Hükümeti’nin daveti üzerine gerçekleşmiştir. Bu nedenle, ABD’nin söz konusu eyleminin hukuka uygun olduğu yönünde yaygın bir kanaat bulunmaktadır. Ancak, söz konusu yaygın kanaatin varlığının yanı sıra, “davet üzerine müdahale” ya da “talep üzerine askeri yardım” şeklinde ifade edilebilecek bahse konu uygulama hakkında doktrinde ve uygulamada farklı görüşler bulunmaktadır.

Bir grup akademisyen ve karar alıcı, ‘’iç savaş’’ ve ‘’iç ayaklanma’’ durumlarında, üçüncü devletlerin çatışmanın taraflarına askeri yardım sunmasının hukuka aykırı olduğunu savunmaktadırlar. Bu görüşte olanlar, söz konusu yasağın ‘’kendi kaderini tayin hakkı’’ ve ‘’devletlerin iç işlerine müdahale etmeme’’ ilkelerinden kaynaklandığını belirtmektedirler. Bahse konu yaklaşımı savunanlar, dışarıdan yapılacak müdahalelerin belli bir taraf lehine haksız üstünlük sağlayabileceğini iddia etmektedirler.

Uluslararası hukuk alanında dünya çapında bilinen ve itibar gören isimlerin bir araya gelerek oluşturduğu ‘Uluslararası Hukuk Enstitüsü’nün (Institut de Droit International) 1975 yılında aldığı “İç Savaşlara Müdahil Olmama İlkesi” hakkındaki karar da üçüncü devletlerin başka bir devletin ülkesinde gerçekleşen iç savaşların taraflarına yardım sağlamaktan kaçınması gerektiğini kayıt altına almıştır. Diğer yandan kararda, bahse konu yasağa “insani yardımda bulunmak” veya üçüncü bir tarafın savaşan gruplardan birine yardımda bulunmak suretiyle hukuka aykırı bir eylemi gerçekleştirmesi neticesinde diğer tarafların “karşı müdahalede bulunma yetkisi’’ şeklinde iki istisna getirilmiştir.

Uluslararası Hukuk Enstitüsü’nün söz konusu kararında iç savaşın ‘’uluslararası nitelikte olmayan çatışma’’ olarak tanımlanması ayrıca önem taşımaktadır. Zira aynı kararda ülkedeki meşru hükümet ile ülkenin belli bir bölgesinde hâkimiyet sağlamış silahlı gruplar arasında yaşanan çatışmalar “uluslararası olmayan nitelikteki çatışmalar’’ olarak sınıflandırılmıştır. Buna göre, IŞİD’in Irak merkezi yönetimine karşı giriştiği mücadelenin 1975 tarihli kararda belirtilen ‘’iç savaşa müdahil olmama’’ ilkesinin ihlali olarak değerlendirilebilecektir.

Doktrindeki diğer bir görüş ise, “davet üzerine müdahale” uygulamasının kuvvet kullanma yasağı kapsamında değerlendirilmesine karşı çıkmakta, aksi takdirde böyle bir yasağın devletlerin güncel uygulamalarıyla bağdaşmayacağını ifade etmektedir. Bu görüşü savunan grup, Fransa’nın 2013 yılında Mali’ye gerçekleştirdiği operasyon hakkında uluslararası kamuoyunda hukuka aykırılık iddiasında bulunulmadığına dikkat çekmektedir.

Uluslararası Hukuk Enstitüsü’nün  2011 yılında yayınladığı konuya ilişkin yeni kararı ise “davet üzerine müdahalenin” koşullarını açıklığa kavuşturmakta ve şartları güncel uygulamalara yaklaştırmaktadır. Kararda, davet üzerine müdahalenin ancak ‘’BM Şartı’ndaki hükümlere’’, ‘’içişlerine karışmama ilkesine’’, ‘’egemen eşitlerin haklarına’’, ‘’self-determinasyon hakkına’’ ve ‘’insan haklarının genel kabul gören uluslararası standartlarına’’ aykırı olması veya bir hükümetin kendi halkına uyguladığı şiddetin desteklenmesi yönünde gerçekleştiği durumlarda hukuka aykırılık teşkil edeceği belirtilmiştir.

Sonuç

Günümüzdeki ağırlıklı görüş, Irak’ta devam eden askeri operasyonların, Irak Hükümeti’nin daveti üzerine gerçekleşmesi nedeniyle “hukuka uygun” olduğu yönündedir. 

Öte yandan, IŞİD ile Irak Hükümeti arasındaki mücadelenin ‘’iç savaş’’ olarak değerlendirilmesi durumunda bile, IŞİD’in yabancı ülkelerden hukuka aykırı olarak silah tedarik edebilmesinin söz konusu 1975 tarihli karardaki “iç savaşın taraflarına yapılan hukuka aykırı yardımın karşı müdahaleyi haklı kılacağı” istisnası kapsamına girdiği mütalaa edilmektedir. Bu çerçevede, koalisyon güçlerinin Irak Hükümeti’ne destek sağlamasının hukuka uygun olduğu yönündeki görüş desteklenmektedir.

Öte yandan, IŞİD’in yalnızca bölge için değil, küresel boyutta bir tehdit olduğu görüşünden yola çıkarak, meselenin uluslararası barış ve istikrarı tehdit eden bir nitelik kazandığı, bu çerçevede IŞİD’in Irak’taki eylemlerinin uluslararası nitelik taşıyan çatışmaya döndüğü iddia edilebilecektir. Nitekim öldürülenler arasında ABD, Ürdün ve Japonya vatandaşları bulunmaktadır. Bununla birlikte, bahse konu argümanların sadece operasyonlara gerekçe teşkil ettiğini, fakat operasyonların hukuki sebebini (opinio juris) oluşturmadığını savunanlar da bulunmaktadır.

Irak Hükümeti’nin açık ve geçerli talebi olsa dahi IŞİD’e yönelik uluslararası askeri operasyonların hukuka uygunluğu hususunda uluslararası kamuoyunda bazı soru işaretleri bulunmaktadır. Bu durum, başta ABD olmak üzere IŞİD’e karşı yürütülen uluslararası operasyonlara katılan devletlere, eylemlerinin hukuka aykırı olmadığı konusunda uluslararası kamuoyunu açıkça bilgilendirmeleri yükümlülüğü getirmektedir. Bu konuda, BM Güvenlik Konseyi tarafından verilecek kuvvet kullanma izninin, yapılacak operasyonlara doktrindeki tüm görüşlerden daha fazla meşruiyet kazandıracağı da açıktır.

Diğer yandan, uluslararası hukukta kural koyucu merkezi bir otorite bulunmaması dolayısıyla, henüz yeknesak bir teamül haline gelmemiş olan “davet üzerine müdahale”  uygulamasının koşulları ve istisnaları devletlerin uygulamalarıyla şekillenecektir. Bu itibarla, ABD gibi küresel güçlerin, bu tür eylemleri icra ederken uluslararası hukukun ruhuna uygun olarak, sorumlu bir hareket tarzı benimsemeleri ve uluslararası barış ve istikrara zarar verebilecek nitelikteki eylemlerden kaçınmaları daha da önem kazanmaktadır. Aksi takdirde, bir kez açılan kapıdan daha sonra kimlerin ne şekilde geçeceğini bilmek zordur. 

Sungur Süleymanoğlu / Ankara Strateji Enstitüsü

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim