• BIST 89.695
  • Altın 145,860
  • Dolar 3,6136
  • Euro 3,9258
  • İstanbul 7 °C
  • Ankara -1 °C

DELİLLERİN İSPAT GÜCÜ AYIRIMI

Prof. Dr. Ersan ŞEN

İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (İHAM), delillerin ispat kuvveti konusunda üçlü ayırıma gitmiştir. Buna göre deliller; yegane, belirleyici ve ispata yönelik deliller olmak üzere üç başlıkta tanımlanmaktadır.

Yegane delil; iddianın ispatı konusunda ortada başka bir delilin olmadığı, ilgili delilin iddianın ispatın ilişkin tek delil olduğu, bu delilin ispata yeterli olmaması durumunda suçun kanıtlanmasının mümkün olamayacağı delile denir.

Belirleyici delil; ortaya koyulan delil kullanılmaksızın, sanığın mahkum edilme ihtimalinin beraat etme olasılığından daha düşük olması ihtimalini gösteren delile denir. Belirleyici kelimesi, dava hakkında karar verilmesini sağlayacak derecede önemi bulunan bir delile işaret etmektedir. Şayet duruşmada hazır bulunmayan bir tanığın ifadesi diğer unsurlarla desteklenirse, bu ifadenin belirleyici niteliğine ilişkin değerlendirme yalnızca mahkumiyete yol açmayacak, fakat mahkumiyet kararı destekleyici diğer delillerin ispat gücüne bağlı olacaktır.

Yegane delil ile belirleyici delil arasında dikkate alınması gereken fark; yegane delilin bir delilden, örneğin bir tanıktan oluşması ve bu delilin suçu ispatlamaya yeterli sayılması, fakat belirleyici delilin, diğer delillerden kuvvetli olması, yani mevcut olmaması halinde iddiaya konu suçun ispatını zayıflatan, bunun mefhum-u muhalifinden ispatı güçlendiren, ispatın temelini teşkil eden delil olmasından kaynaklanır. Örneğin; görgüye değil duyuma dayalı tanık beyanı, görgüye dayalı iki tanık beyanı arasında çelişki, ikrar ve üzerinde parmak izi bulunan ve olayda kullanılmış tabancanın varlığı halinde, üzerinde parmak izi bulunan ve olayda kullanılan tabanca belirleyici delil olarak kabul edilecektir. Bu delilin hukuka aykırılığı veya sahte olması durumunda, iddianın dayanağı olarak gösterilen delil “belirleyici delil” olma özelliğini yitirecektir.

İHAM, mahkumiyet kararının sadece veya belirleyici düzeyde hazır bulunmayan tanıkların ifadelerine dayandığı durumlarda yargılamayı en katı ilkeler çerçevesinde inceler. Örneğin, başkasından duyulanlarla yapılan tanıklıklara özgü riskler gözönünde bulundurulduğunda, böyle bir delilin bir karar için yegane veya belirleyici olması, yargılamanın genel olarak adil olup olmamasını değerlendirirken dikkate alınması gereken çok önemli bir faktördür. Bu tip delillerin bir davada kabul edilmeleri, özellikle sağlam usul güvenceleri gibi, yeterli unsurlarla dengelenmelidir. Her davada, tanıklığın güvenilirliğini doğru ve adil bir şekilde değerlendirmeyi sağlayacak tedbirler dahil, yeteri kadar denkleştirici unsurların bulunup bulunmadığına bakılmalıdır.

İspata yönelik delil; suça konu eylemde yegane veya belirleyici delil olmayıp da, varlığının ispatı desteklediği, olmaması veya hukuka aykırı elde edilip tespit edilmesi halinde iddianın ispat gücünü önemli derecede zayıflatmayan delillere denir. İHAM; yegane ve belirleyici deliller için gösterdiği hassasiyeti, ispata yönelik delillerde aynı derecede göstermeyip, bir bütün olarak yargılamada dürüst yargılanma hakkının ihlal edilip edilmediğine bakılması gerektiğine, yegane veya belirleyici delillerden farklı olarak ispata yönelik delilin tek başına dürüst yargılanma hakkının ihlaline yol açmayacağına işaret etmiştir.

Bu delil türünde; hukuka aykırı deliller konusunda net olduğumuzu, iç hukuk kurallarını üstün tuttuğumuzu, Anayasa m.38/6, CMK m.206/2’nin (a) bendinde ve m.217/2 uyarınca hukuka aykırı delillerin yargılamada kullanılamayacağını, hukuka aykırı delil olmaksızın iddianın ispatlanamadığı bir durumda, “yargılamanın bir bütün olarak ele alınarak dürüst yargılanma hakkını ihlal edilmediği” kıstasından hareketle hak ihlalinin oluşmadığı sonucuna varılamayacağını ifade etmek isteriz.

Sonuç olarak; CMK m.210 ve m.211/1’de yegane veya belirleyici delil konusunda bazı hükümlere yer verildiği görülmektedir. Nitekim Anayasa Mahkemesi’nin İkinci Bölümü’nün 16.04.2015 tarihli, 2013/560 başvuru numaralı karar gerekçesinde; “belirleyici delil” kavramına yer verdiği, mahkumiyet hükmü için belirleyici delil olarak kullanılan tanığın duruşmaya getirilmek suretiyle sanığa ve müdafiine bu tanığa soru sorma ve yüzleşme hakkının tanınmamasının dürüst yargılanma hakkının ihlali olduğu sonucuna varmıştır.

Yüksek Mahkemenin “belirleyici delil” kavramını tartışıp, hak ihlali tespit ederek yargılamanın yenilenmesine karar verdiği gerekçesine göre;

“62. Başvurucunun suçlu olup olmadığı ya da mahkumiyetine ilişkin delillerin yeterli ve inandırıcı olup olmadığı hususunda değerlendirme yapmak Anayasa Mahkemesinin görevi değildir. Bununla birlikte, başka deliller de var olmasına rağmen mahkumiyet hükmünün tek tanık anlatımı üzerine inşa edildiği; başvurucunun sorgulama veya sorgulatma imkanı bulamadığı ve beyanları soruşturma evresinde tespit olunan bu tek tanık beyanının mahkemece esaslı ve belirleyici delil olarak değerlendirildiği görülmektedir. Diğer bir ifadeyle, sözü geçen tanık beyanının, mahkumiyetin dayanağını oluşturmada kilit rol oynadığı, delil olarak belirtilen diğer unsurların ise bu tanığın verdiği bilgilerle bulunan ve bahsi geçen tanığın beyanlarının doğruluğunu test etmeye yönelik bilgi ve belgeler olduğu görülmüştür.
 
64. İlk Derece Mahkemesi, başvurucu hakkındaki mahkumiyet hükmünü, belirleyici olarak, soruşturma evresinde dinlenen ve başvurucu ile yüzleştirilmemiş bir tanığın beyanlarına dayandırmıştır. Başvurucu, bu tanığın soruşturma evresinde sunduğu açıklamalarını kabul etmediğini bildirmekle yetinmiştir. Bahsi geçen tanığın, mahkemenin başka bir dosyasında başvurucu ile benzer suçtan yargılandığı ve hakkında yakalama emri çıkartılmış olduğu görülmektedir. Mahkemece, başka dosyada bu tanık hakkında çıkartılan yakalama emrinin akıbeti sorulmamış, yurda giriş-çıkışı ile ilgili olarak yetkili birimlerden bilgi alınmamış, yurt dışına çıktığından bahisle beyanlarının alınmasından vazgeçilmiştir.

65. Başvurucu ve müdafiinin, tanığın soruşturma evresinde alınmış ifade tutanaklarını görme ve bu ifadelerin kanıt olarak kullanılmasına karşı çıkma imkanına sahip olması, başvurucunun tanıkları sorgulayabileceği ve sorgulatabileceği şekilde huzura gelmelerinin ve doğrudan dinlenmelerinin yerini alamaz (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Hulki Güneş/Türkiye, B. No: 28490/95, 19/9/2003, paragraf 95). Başvurucu müdafiinin, tanık bulunamadığından mahkeme huzurunda dinlenilmesine ilişkin ara karardan vazgeçilmesine yönelik talebi, tanık sorgulama hakkından feragat olarak değerlendirilse bile, somut olayda tanık sorgulama imkanı, duruşmada dinlenmeyen ve soruşturma evresinde verdiği ifadeyle yetinilen tek tanığın beyanlarının olayın aydınlatılması açısından ağırlığının çok ciddi (kilit mahiyetinde) olması nedeniyle hayati önemde olduğu açıktır. Bu durumlarda tanık sorgulama hakkında feragat, savunma tarafına bu haktan vazgeçmesine mütenasip asgari güvenceler sağlanmadıkça kamu yararına uygunluk taşımaz.

66. Mahkumiyet hükmü, belirleyici olarak, başvurucunun soruşturma veya yargılama aşamasında sorgulama veya sorgulatma imkanı bulamadığı bir tanık tarafından verilen ifadelere dayandırılmış ve savunma haklarının korunması için hiçbir tedbir alınmamıştır. Sonuç olarak, bahse konu mahkumiyetin belirleyici delilinin tanık R. A.’nın açıklamaları olduğu, bu tanığın duruşmada dinlenilmemesi ve sanıkla yüzleştirilmemesinin adil yargılanma hakkını ihlal eder nitelikte olduğu kanaatine varılmıştır.

67. Bu sebeplerle, başvurucunun, aleyhinde beyanda bulunan tanığı sorguya çekme hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir”.

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim