• BIST 109.330
  • Altın 155,771
  • Dolar 3,8638
  • Euro 4,5501
  • İstanbul 13 °C
  • Ankara 10 °C

Demokrasi ve Yasama Erkinin Yargısal Denetimi

Demokrasi ve Yasama Erkinin Yargısal Denetimi
Demokrasi ve yasama erkinin yargısal denetiminin çatışıp çatışmadığı hangi demokrasi anlayışının benimsendiğine göre değişiklik gösterir. Çoğunlukçu demokrasi, klasik egemenlik anlayışının bir yansımasıdır.

Demokrasi ve yasama erkinin yargısal denetiminin çatışıp çatışmadığı hangi demokrasi anlayışının benimsendiğine göre değişiklik gösterir. Çoğunlukçu demokrasi, klasik egemenlik anlayışının bir yansıması iken; çoğulcu demokrasi sınırlı devlet anlayışının bir yansıması durumundadır.

Demokrasi Versiyonları ve Anayasa Yargısı ile Birliktelikleri 

Temelini Jean Jacques Rousseau’nun Toplum Sözleşmesi’nden alan  çoğunlukçu demokraside çoğunluğun iradesi, genel irade olarak adlandırılır ve bu iradenin mutlak, sınırsız, devredilemez, temsil edilemez, bölünemez niteliklere sahip olduğu kabul edilir. Rousseau’ya göre egemenlik genel iradenin kullanılmasıdır. Erkler ayrılığı ilkesini kabul etmeyen Rousseau’nun anlayışında genel iradenin yasa koyucu olarak mutlak belirleyici olması çoğunluğun azınlığa tahakkümü sonucunu doğurur. Toplum sözleşmesi yapılırken buna karşı çıkanlar olsa bile muhalifler sözleşmenin yapılmasına engel olamazlar ve bu sözleşmeye tabi olurlar.

Genel iradenin her zaman için kamu yararını gözeteceği varsayımına dayanan çoğunlukçu demokrasi görüşü; çoğunluk isteklerini sınırlayacak ve çoğunluk dışında kalan azınlık haklarını koruyacak kurumlara sistemde yer vermemektedir. Bu bağlamda, çoğunlukçu görüş, azınlık hakları, kuvvetler ayrılığı, kanunların anayasaya uygunluğunun yargısal denetimi gibi araçları demokrasiyle bağdaştırmaz ve kabul etmez.[1]

Çoğulcu demokrasi ise, yine çoğunluk halk iradesi ile belirlenen iktidarın bir takım araçlar vasıtası ile denetlenmesi ve bu suretle genel irade dışındaki azınlığın haklarının korunması gerektiğine dayanır. Bu anlayışa göre, çoğunluğun yönetme hakkı, azınlığın temel hakları gözetilerek kullanılmalıdır. Genel iradenin her zaman kamunun iyiliğine hizmet ettiği varsayımı, çoğulcu demokrasi anlayışında reddedilmektedir. Toplumun salt çoğunluğu olan  % 51’lik kesimi temsil eden siyasal iktidarın, geride kalan % 49’un hak, özgürlük ve fikirlerini göz ardı edecek faaliyetlerde bulunması demokrasinin temellerinin de sarsılması anlamına gelmektedir. Özellikle bu %49’luk kesimin kamusal özgürlüklerinin; ifade özgürlüğü, seçme ve seçilme hakkı ile  toplantı ve örgütlenme özgürlüğü gibi siyasi anlamda önem taşıyan bir takım haklarının ihlal edilmesi, halkın iradesinin en doğru şekilde temsil edilmesini sağlayacak olan demokratik ilkelerin de anlamlarının yitirilmesine sebep olacaktır.

İşte bu gerekçelerle çoğunlukçu anlayışı eleştiren çoğulcu yaklaşım, başta yazılı ve sert anayasalar olmak üzere, bir takım araçlarla azınlık haklarının korunması gereğini demokrasinin olmazsa olmazı olarak kabul etmektedir.[2]

Anayasal demokrasilerde kabul edilen anlayış çoğulcu demokrasidir. Devlet iktidarına karşı bireyin özgürlük alanının genişletilmesini hedef edinen insan hakları temelli yaklaşım ile ve bu hedefin kurumsallaşmış şekli olan anayasal demokrasi iktidarın kötüye kullanımına karşı, bireyler için koruyucu mekanizmaların getirilmesini öngörmesinin yanı sıra, siyasi karar alıcılar üzerinde sürekli bir halk denetimini sağlamayı da amaçlar. İktidarın sınırlandırılmasıyla değil, kaynağı ile ilgili olan demokrasi, bu bakımdan tek başına anayasacılığın üstlendiği bu işlevi karşılayamamaktadır.  

Anayasal demokrasi sayesinde halk, seçilenlerin iradesini içeren yasama faaliyetlerini, her zaman anayasa uygunluk denetimi yoluyla denetleme imkânına sahip bulunmaktadır. Klasik demokrasinin, sadece seçim dönemlerinde kullanılabilen oy hakkı aracılığıyla bireye sunduğu seçilenleri denetleme mekanizması, yalnız başına birey haklarını seçilenler karşısında korumada sınırlı ve yetersiz kalmaktadır.[3]

Militan demokrasi anlayışı ise; anayasanın yalnızca normatif düzenlemeler oluşturan değil, aynı zamanda tebasına bir değerler sistemi sunan fonksiyonu sebebiyle ortaya çıkmıştır. Bu değerler sistemi özgürlüklerin ve demokrasinin de sınırlarını tayin etmektedir. Anayasanın bu değerlere bağlılığını ortaya koyan militancılık, özgürlükler ve demokrasi adına yine bu ikisini baltalamaktan çekinmemiştir. Bu budamayı haklı gösterecek olan değerler bir yaşam programı olarak en üstün norm konumunda olan anayasa ile pozitifleştirilmiştir. Ayrıca; militan demokrasilerde değerlerin muğlak içeriğinin bir sonucu olarak tehdit unsurlarına müeyyide uygulanırken pozitif sınırlar içerisinde kalınacağının düşünülmesi safdillik olacaktır.  Bu durumda yasallık denetimi mümkünler dünyasında yer edinmeyen bir meşruluk referansı aracılığı ile hukuk devleti ilkesinin tahrip edileceği söylenebilir. Bu durumda hukuk değil, devlet ön plana çıkacak, devletin hukuku aşarak kendini savunması söz konusu olacaktır.[4] Başka bir deyişle, militan demokrasi anlayışı ile anayasada yer edinen; kurucu iktidar tarafından tepeye konumlandırılan değerler bütününün savunulması adına bu değerlerin içkin anlamının göz ardı edilmesi olağan karşılanmaktadır. Nitekim; Türk Anayasa Mahkemesi’nin geçmişinde sıkça karşılaşılan bu anlayış; Cumhuriyetin niteliklerinin, başlangıç metninin yorumlanmasında kendini açıkça ortaya koymuştur.

Sonuç

Kurumsal olarak iyi oluşturulmuş bir anayasa mahkemesi, eğer yetkilerini doğru ve demokratik işlevini yerine getirecek şekilde kullanırsa,  demokrasinin kalitesini yükseltebilir. Anayasa mahkemelerinin kurumsal yapılanmasının yanı sıra takındığı tutum ve yol göstericiliği de, demokrasilerdeki rolü açısından önemlidir. Yetkilerini demokratik işlevini yerine getirecek şekilde kullanması, demokrasi için olumlu bir sinyal oluşturur. Anayasa mahkemeleri, eğer siyasi aktörler eylem ve işlemleriyle demokrasinin temel kurumlarına zarar veriyorsa müdahale etmelidir. [5]

Bu bağlamda, anayasa yargısının yetkilerini aşmaması ve işlevini doğru olarak yerine getirmesi için siyasal iktidara düşen bazı sorumluluklar vardır. Bunların başında yargı bağımsızlığının tam anlamıyla sağlanması zorunluluğu yer alır. Yargılama mercinin yetki ve yapılanmasına ilişkin kanuni düzenlemelerin elinden geçtiği yasama erki, bu açıdan sorumludur. Yasamanın yargı denetiminden kaçınması ile demokrasinin gelişmeyeceği aşikardır. Bu nedenle, anayasa yargısının temel hak ve özgürlükler, demokrasi ve hukun üstünlüğü bakımından nasıl en işlevsel hale bürüneceği üzerinde durulmalıdır.

Şafak BAYRAM / Ankara Strateji Enstitüsü

[1] Jean-Jacques Rousseau, Toplum Sözleşmesi, Say Yayınları, İstanbul, 2012
[2] Kemal Gözler,  Anayasa Hukukunun Genel Teorisi, Ekin Basım Yayın Dağıtım, Bursa 2011, c.1, sy.642
[3] İbrahim Ö. Kaboğlu Anayasa Yargısı: Avrupa Modeli ve Türkiye, İmge Kitabevi, Ankara, 2007,  s.252-253
[4] Mithat Sancar, Hukuk Devletinin Genel Teorisi-Doçentlik Tezi, Ankara, 2006,sy.98-99
[5] Yüksel Metin, Anayasal Demokrasi İçinde Anayasa Mahkemesinin Konumu, SDÜ Hukuk Fakültesi Dergisi, c.2, s.1, y.2012, sy.95

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim