• BIST 106.646
  • Altın 141,780
  • Dolar 3,5310
  • Euro 4,1134
  • İstanbul 28 °C
  • Ankara 28 °C

Denetimli Serbestlikten Yararlanma Süresi

Prof. Dr. Ersan ŞEN

1- Yargıtay Kararı

Yargıtay 10. Ceza Dairesi’nin 20.01.2014 gün, 2013/12914 E., 2014/467 K. sayılı kararına  göre; 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfaz Hakkında Kanun'un 105/A maddesi gereğince, birden fazla hapis cezasına mahkum olan hükümlü hakkında en fazla bir yıl süre ile denetimli serbestlik tedbiri uygulanabilir.

Özetle; “Hükümlü hakkında, uyuşturucu madde ticareti yapma ve kasten yaralama suçlarından hükmolunan hapis cezalarının, Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi'nce 12.03.2013 tarihinde 2013/168 D. İş sayı ile 5275 sayılı Kanunun 99 ve 101. maddeleri uyarınca toplanması sonucu belirlenen 5 yıl 10 ay hapis cezasından dolayı, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfaz Hakkında Kanun'un 105/A maddesi gereğince en fazla 1 yıl süreyle denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyle cezanın infazından faydalanabileceği gözetilmeden, Cumhuriyet Savcısının Sincan İnfaz Hakimliği'nin 15.04.2013 tarihli kararına yönelik itirazının kabulü yerine reddine karar verilmesi Yasaya aykırı olup, kanun yararına bozma isteği bu nedenle yerinde olduğundan;

Sincan 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 20.05.2013 tarihli ve 2013/1644 D. İş sayılı kararının 5271 sayılı CMK’nın 309. maddesinin 3. fıkrası gereğince kanun yararına BOZULMASINA; aynı Kanunun 309. maddesinin 4. fıkrasının (a) bendi uyarınca gerekli işlemlerin yapılması için, dosyanın adıgeçen Mahkemeye iletilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmesine 20.01.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi”.

2- Yorum

Yargıtay 10. Ceza Dairesi, net bir şekilde hükümlünün iki hapis cezasına mahkum olduğunu kabulle, 5275 sayılı Ceza İnfaz Kanunu’nun 99 ve 101. maddelerinin tatbiki ile aynı Kanunun 107. maddesi uyarınca hükümlünün toplanan hapis cezalarının koşullu salıverilme süresinin hesaplanıp, sonrasında İnfaz Kanunun 105/A maddesinde düzenlenen, kimisinin “erken koşullu salıverilme” ve kimisinden usulü ayrı düzenlenen “denetimli serbestlik” olarak nitelendirdiği müessesenin uygulanması gerektiğine karar vermiştir.

Belirtmeliyiz ki, “Denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak cezanın infazı” başlıklı İnfaz Kanunu m.105/A’da düzenlenen erken tahliye, yani cezanın denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyle hükümlünün cezasını koşullu salıverilme tarihine kadar dışarıda çekmesi müessesesi, ilk bakışta İnfaz Kanunu 107 ve 108. maddelerde tanımlanan koşullu salıverilmeye benzese de, esas itibariyle farklılıklar taşımaktadır. Her ikisinin ortak noktası, hapis cezasının cezaevinde çektirilmesi yerine hükümlünün topluma gönderilmesi suretiyle ceza infazını dışarıda, yani ailesinin, arkadaşlarının yanında, iş ortamında çalışarak, sosyal faaliyetlere katılarak ve deyim yerinde ise sokakta tamamlamasını sağlamaktır.

İnfaz Kanunu m.105/A’nın kabulü sonrasında, iyi halli olarak hapis cezasının bir kısmını tamamlayan veya denetimli serbestlik bakımından hakkında hükmedilen hapis cezası 18 ay olan hükümlünün cezaevinde kalmayıp, isteğine bağlı olarak topluma gönderilmesi mümkün hale gelmiştir. Bu müessese ile koşullu salıverilme farklıdır. Denetimli serbestlikle ceza infazı, hükümlünü isteği bağlı olup, her durumda hükümlüye denetim tedbiri uygulanmasını öngördüğü halde, aynı şartların koşullu salıverilme için geçerli olmadığını ifade etmek isteriz.

Bir an için kanun koyucu, her iki müesseseyi de aynı konumda düzenlemeyi amaçlasa idi, İnfaz Kanunu m.105/A maddesi olarak ayrı bir düzenleme yapmak yerine, koşullu salıverilmeyi düzenleyen İnfaz Kanunu m.107 ve 108’de değişikliğe giderdi. Kanun koyucu bunu yapmayarak, denetimli serbestlik altında infazı ile koşullu salıverilmeyi birbirinden ayırmış, hatta denetimli serbestliği düzenlediği m.105/A’da özel bir amaca yer vermiştir. Kanun koyucu, hükümlünün dış dünyaya uyumunu sağlamak, ailesi ile bağını sürdürmesini ve güçlendirmesini sağlamak maksadı ile denetimli serbestlik altında cezasının infazını dışarıda tamamlanmasını ve bu şekilde de koşullu salıverilme aşamasına geldiğinde toplum içinde kalıp cezasının kalan kısmının infazını dışarıda tamamlamaya hak kazanıp kazanmadığını tespit etmek istemiştir.

Özetle; koşullu salıverilme bakımında öngörülen birden fazla hapis cezasının toplanması suretiyle hükümlü lehine kabul edilen İnfaz Kanunu m.99 ve 101, yalnızca koşullu salıverilme süresinin hesabında dikkate alınması gerekirken, bu maddelerin lafzına ve özellikle de Ceza İnfaz Kanunu m.105/ ile ayrı usul ve esaslara bağlı olarak düzenlenen denetimli serbestlik tedbirine de uygulanmak suretiyle cezanın infazı müessesesine ters düşen, bu açıdan hükümlünün aleyhine sonuçlar doğuran uygulamalarda hukuka uygunluk bulunduğu söylenemez.

Bundan ötesi, Yargıtay 10. Ceza Dairesi’nin kararına konu olan infaz sorununda, esasında İnfaz Kanunu m.105/A ve 107 bakımından ayrı yapılan infaz hesaplaması bulunmamaktadır. Bir başka ifadeyle, hükümlünün kesinleşen hapis cezalarının daha baştan hesaplanması suretiyle belirlenen koşullu salıverilme tarihine bir yıl kaldığında, iyi halli olmak şartına ve isteğine bağlı olarak uygulanacak denetimli serbestlik durumu bulunmamaktadır.

Kabul etmek gerekir ki İnfaz Kanunu m.105/A’nın tatbiki, hükümlünün koşullu salıverilme tarihi esas alınarak ve ancak bu hakka sahip olması halinde gündeme gelebilir. Bu açıdan, birden fazla kesinleşen hapis cezası mahkumiyeti olan hükümlü hakkında, İnfaz Kanunu m.99 ve 101’in yalnızca koşullu salıverilme tarihinin hesaplanmasında geçerli olabileceği, aleyhe sonuç vermemesi kaydı ile denetimli serbestlik yönünden uygulanabileceği fikri, ilk bakışta hükümlü lehine olacak ve Kanunun lafzına uygun düşecek gözükse de, İnfaz Kanunu m.105/A ile öngörülen “koşullu salıverilme” önşartı ile uyumlu değildir. Bir başka ifadeyle, birden fazla hapis cezası için koşullu salıverilme hesaplaması yapıldıktan sonra ortaya çıkan tarih üzerinden İnfaz Kanunu m.105/A’nın şartlarının varlığı dikkate alınmalıdır.

Ancak farklı bir düşünce olarak, İnfaz Kanunu m.99 ve 101’in yalnızca koşullu salıverilmeyi kapsadığı, bu maddelerin ayrı bir müessese olarak düzenlenen denetimli serbestlik altında hükümlünün salıverilmesi yönünden kişi aleyhine uygulanmaması gerektiği de ileri sürülebilir.

Somut olayda ise farklı bir hukuki durum bulunmaktadır. Uyuşturucu madde ticareti suçundan verilen 5 yıl hapis ve 200 TL adli para cezasının 05.03.2012 tarihinde kesinleştiği, hükümlünün koşullu salıverilme tarihinin 08.08.2013 olarak belirlendiği ve hükümlünün 24.12.2012 tarihli dilekçe ile başvurup, cezasının kalan kısmının denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyle infaz edilmesine karar verilmesini istediği, İnfaz Hakimliği tarafından bu talebin kabul edilip, koşullu salıverilme tarihi olan 08.08.2013 tarihine kadar hükümlünün denetimli serbestlik altında serbest bırakılmasına karar verildiği, bu şekilde hükümlünün ayrı bir hukuki statü olan denetimli serbestlikle salıverilme hakkını kazandığı, kasten yaralama suçundan verilen 10 ay hapis cezasının ise 03.07.2012 tarihinde kesinleştiği, bu cezanın kesinleşmesinin ilk kesinleşmeden yaklaşık 4 ay sonra gerçekleştiği, hükümlünün 21.02.2013 tarihli başvurusu sebebiyle 10 aylık hapis cezası için koşullu salıverilme tarihi olan 01.09.2013 tarihine kadar denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyle hükümlünün serbest bırakılmasına karar verildiği, ancak daha sonra bu iki hapis cezasının toplanıp ortaya çıkan rakam üzerinden yapılacak hesaplama ile tespit edilecek koşullu salıverilme tarihinin esas alınıp denetimli serbestlik altında hükümlünün koşullu salıverilme tarihine kadar salıverilmesi gerektiğinden bahisle, ilk denetimli serbestlik hesaplama ve kararlarının ortadan kaldırıldığı görülmektedir.

Somut olayda bu yaklaşım isabetli olmamıştır. Çünkü hükümlü, ilk hapis cezası için yaptığı başvuru ile denetimli serbestlik altında erken salıverilme hakkının elde etmiş ve salıverilmiştir. İkinci hapis cezasının kesinleşme tarihi çok sonradır. Her ne kadar bu tarih, hükümlünün ilk ceza için yaptığı başvurudan önce olsa da, ilk cezanın infazına başlanıp koşullu salıverilme tarihi de belirlendiğinden, yaklaşık 4 ay sonra gerçekleşen ikinci cezanın infaz hesaplaması ayrıca yapılmalı, hükümlünün hakkı korunup gözetilmeli, ilk cezanın infazı sırasında kazandığı “müktesep hak” niteliği taşıyan denetimli serbestlik altında salıverilme kararı ortadan kaldırılmalı ve ikinci cezanın infaz hesabı ayrı yapılmalı idi.

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim