• BIST 97.713
  • Altın 144,195
  • Dolar 3,5669
  • Euro 4,0007
  • İstanbul 23 °C
  • Ankara 21 °C

Devlet Memurlarının Görevden Alınmalarına Dair Mevzuat Taraması

Devlet Memurlarının Görevden Alınmalarına Dair Mevzuat Taraması
Başka bir göreve atanmak üzere görevinden alınan bir memurun, aynı işlemle ya da aynı tarihli ikinci bir işlemle derhal, ara verilmeksizin bir diğer kadroya atanması, görevden alma ve atamaya ilişkin işlemlerin birlikte bildirilmesi gerekir.

HUKUK DEVLETİ

Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 2 inci maddesinde “Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devletidir.” hükmü yer almaktadır.

Hukuk devleti, tüm işlem ve eylemleri yargı denetimine açık, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurmayı ve sürdürmeyi amaç edinmiş, Anayasa ve hukukun üstün kurallarına bağlı kalan devlettir. Hukuk devletinin başlıca amacı, kamu gücü karşısında kişinin hak ve özgürlüklerini korumaktır. Bu amaca ulaşabilmek için kullanılan araçlar aynı zamanda hukuk devleti ilkesinin ögeleridir. Hukuk devleti ilkesinin temel ögesi, yasalar da dâhil olmak üzere, Devletin tüm organlarının faaliyet ve işlemlerinin hukuka uygun olup olmadıklarının yargı denetimine tabi tutulmasıdır.

Anayasa Mahkemesi, vermiş olduğu bir kararda hukuk devletini şöyle tanımlamıştır: "...insan haklarına saygı gösteren, bu hakları koruyucu adaletli bir hukuk düzeni kurup sürdürmekle kendisini yükümlü sayan, her etkinliğinde hukuka ve Anayasa 'ya uyan, işlem ve eylemleri bağımsız yargı denetimine bağlı olan devlettir. Böyle bir düzenin kurulması, yasama, yürütme ve yargı alanına giren tüm işlem ve eylemlerin hukuk kuralları içinde kalması, temel hak ve özgürlüklerin anayasal güvenceye bağlanmasıyla olanaklıdır." (Anayasa Mah., E:1998/48).

Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 128 inci maddesi “Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür. Memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işleri kanunla düzenlenir.” hükümlerini içermektedir. Anayasanın bu hükmüne istinaden yürürlüğe konulan 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu, devlet memurlarının hizmet şartlarını, niteliklerini, atanma ve yetiştirilmelerini, ilerleme ve yükselmelerini, ödev, hak, yüküm ve sorumluluklarını, aylıklarını ve ödeneklerini ve diğer özlük işlerini düzenler.

657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 76 ncı maddesi “Kurumlar, görev ve unvan eşitliği gözetmeden kazanılmış hak aylık dereceleriyle memurları bulundukları kadro derecelerine eşit veya 68 inci maddedeki esaslar çerçevesinde daha üst, kurum içinde aynı veya başka yerlerdeki diğer kadrolara naklen atayabilirler.” hükmünü ihtiva etmektedir.

Kamu personelinin hizmet zaruret ve gerekleri gerekçesiyle görevden alınmaları, usulü kamu görevlilerinin hayatında kararsızlıklar doğurabilecek bir usuldür ve ayrıca memur güvenliği bakımından tehlikeli sonuçlar doğurabilecek niteliktedir. Hukuka bağlı bir devlet yönetiminin kurulabilmesi ve işlemesi, özellikle kamu görevlilerinin yansızlığı ile sağlanabileceği ortadadır. Bu yansızlık ise ancak kamu personelinin güven ve istikrar içinde olması, kişisel ve politik nüfus etkilerinin baskısı altında bulunmaması ile sağlanabilir. Gayri ciddi, belgelere dayanmadan ve takdiri bir surette bulunduğu görevden alınarak başka bir göreve atanmak tehdidi ve korkusu, memur statüsünün ilkeleri ile bağdaşmaz. Memurların görevden alınmalarına karşı tek korunma yolları, görev değişikliğine ilişkin işlemlerin sebebe dayalı tasarruflar olduğunun, sebep unsurunun yokluğu, yanlışlığı veya gösterilen sebebin lüzum teşkil edecek kuvvette olmaması halinde tasarrufun sakat ve iptale mahkûm olduğu yolunda yerleşen Danıştay ve yargı yerleri kararları olmaktadır. 

657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 76 ncı maddesine göre kurumlar, görev ve unvan eşitliği gözetmeden kazanılmış hak aylık dereceleriyle memurları bulundukları kadro derecelerine eşit veya 68 inci maddedeki esaslar çerçevesinde daha üst, kurum içinde aynı veya başka yerlerdeki diğer kadrolara naklen atayabilirler. Kurumların, memurların yer ve görevlerinde değişiklik yapabilmeleri hususunda yetkili kılınmış olmaları, bu yetkinin keyfi ve mutlak kullanılması anlamına gelmemektedir. Kamu idareleri bu yetkilerini kullanırlarken kamu yararı ve kamu hizmetin gerekleri ile sınırlı olduğu açıktır. Bu durum karşısında, kurumlara tanınan takdir yetkisinin kötüye kullanılmasını önlemek, memurların hak ve menfaatlerini korumak, onlara Anayasa ve yasalarla sağlanan güvencenin zedelenmesine engel olmak için bu yetkinin yargı denetimine tabi tutulması hukuk devleti ilkesinin bir gereği olarak ortaya çıkmaktadır. Yapmakta olduğu bir görevde başarısızlığı veya herhangi bir kusuru saptanmamış bir kamu görevlisinin kamu yararı yönünden haklı ve yeterli görülecek bir sebep ve somut bir delil olmadan ve kamu hizmetinin daha iyi yürütülmesini sağlayacak bir neden bulunmadan görevden alma işlemleri yerleşik yargı uygulamalarına göre iptal edilmektedir.

İdarenin kamu hizmetlerini yerine getirirken ve kamu hizmetlerinin yerine getiriliş biçimini saptarken takdir yetkisi vardır. Danıştay, takdir yetkisini şöyle açıklamaktadır: "...idarelerin idari işlem tesis ederken, eylemde bulunurken yararlandığı serbestiye takdir yetkisi denilir. Takdir yetkisi idareye bırakılan belli ölçüde karar alma özgürlüğüdür. Hukuken kabul edilebilir koşulların oluşumu halinde tanınmış bir serbestidir. Keyfi bir hareket olmayıp ancak hukuka uygun olarak kullanılabilir... Hukuk Devleti olmanın gereği, idarenin takdir yetkisine dayalı olarak tesis ettikleri bireysel ya da düzenleyici işlemlerin hukuken geçerli ve objektif bir sebebe dayanmasıdır. Takdir yetkisine dayalı işlemlerin hukukun belirlediği sınırların ve eşitlik kuralı gözetilerek kamu yararına ve hizmetin gereklerine uygun şekilde objektif, makul ve geçerli neden ve gerekçelere dayalı olarak tesis edilmesi gerekir...(Danıştay 8. D., E:2010/2).

Danıştay ayrıca, 657 sayılı Kanunun 76 ncı maddesine dayanarak yapılan görevden alma işlemlerine karşı açılan davalarda kurumların, bu işleme esas aldıkları takdir yetkilerini kamu yararı ve özellikle kanunun amacına uygun kullanıp kullanmadıklarını çeşitli yönlerden denetlemektedir. İdarelerce yapılan görevden alma işlemlerinde idare, yapılan işlemin “kanuna uygun olduğunu ortaya koyacak ve kanıtlayacak bilgi ve belgelere yer vermek” zorundadır. Ayrıca “kullanılan takdir yetkisinin mutlak olmadığı” ve “işlemin hukuken geçerli sebeplere dayalı olarak tesis edilmesi gerektiği” gerekçeleri Danıştay incelemesinde göz önünde bulundurulmaktadır. 

Kurumlarınca görevleri değiştirilen memurların, başka bir göreve atanmalarında, yeni atamanın kazanılmış hak aylık dereceleri üzerinden yapılması şart olmakla beraber yeterli değildir. Bu nedenle atanılacak görevin kazanılmış hak ve aylık derecesine eşit bir derecede olması yanında, önceki ve sonraki görevin kadro derecelerinin de birbirine eşit olması gerekir. Yani kazanılmış hak aylık derecesiyle bulundukları kadro derecelerine eşit derecelere atanmaları şarttır. Danıştay 5. Dairesi bir kararında aylıkta azalma olmasa bile bir memurun kazanılmış hak derecesinin altındaki bir kadroya isteği dışında atanmasının mevzuata aykırılık teşkil ettiğine hükmetmiştir (Danıştay 5. D., E:1971/8099).

BAŞKA BİR GÖREVE ATANMAK ÜZERE GÖREVİNDEN ALINMA:

Memurun yerine getireceği bir kamu hizmetinin varlığı ve hizmetinde boş bir kadrosunun bulunması zorunluluğu vardır. Nasıl ki ilerde boşalacak bir kadro için önceden atama yapılması söz konusu değilse, belirsiz nitelikte bir kadroya da, zaman kavramı olmaksızın atama olasılığı söz konusu olmaz. Görevden alınan, ancak başka bir göreve henüz atanmayan memurun, görevden alınmasıyla bulunduğu statüden çıkarılmış olduğu durumlarda, “başka bir göreve atanmak üzere” biçiminde getirilen bir kayıt, kamu yönetimlerine, memurları istediği zaman tekrar memur sıfatını ve kapsamını belirleme yetkisi verme sonucunu doğuran bir durum ortaya çıkarır. Bu durum ise yasayı aşan ve yasal yönetim ilkesine aykırılık teşkil eden bir durumdur. Bu nedenle yasal dayanağı bulunmayan ve bulunmadığı için de görevden alma kararnamelerinde ilgili yasa maddesi yazılmayan bu uygulama, 657 sayılı Kanun içinde yer bulamaz. (Danıştay 5. D., E:2003/7063)

Başka bir göreve atanmak üzere görevinden alınan bir memurun, aynı işlemle ya da aynı tarihli ikinci bir işlemle derhal, ara verilmeksizin bir diğer kadroya atanması veya ikinci işlemin aynı gün gerçekleşmemesi durumunda, görevden alma ve atamaya ilişkin işlemlerin birlikte bildirilmesi gerekir. Çünkü memurluk sıfat ve statüsünü terk etmemiş memurun, bir yandan memur sıfatını taşırken, öte yandan hem memur statüsü dışında kalması, hem de kadrosuz olması olanaksızdır. 

Bir başka anlatımla, memurun yerine getireceği bir kamu hizmetinin varlığı ve hizmetin de boş bir kadrosunun bulunması zorunluluğu vardır. Nasıl, ilerde boşalacak bir kadro için önceden atama yapılması olanağı bulunamazsa, belirsiz bir nitelikte kadroya da,  83 zaman kavramı olmaksızın atama olasılığı söz konusu olamaz. Görevden alınan, ancak başka bir göreve henüz atanmayan memurun, görevden alınmasıyla bulunduğu statüden çıkarılmış olduğu durumlarda, "başka bir göreve atanmak üzere" biçiminde getirilen bir kayıt, kamu yönetimlerine, memurları istediği zaman tekrar memur sıfatını ve kapsamını belirleme yetkisi verme sonucunu doğurur ki, yasayı aşan ve yasal yönetim ilkesine aykırı olan bu durum kabul olunamaz. 

Bu durumda, Başbakanlık Personel ve Prensipler Genel Müdür Yardımcılığı görevinden alınması işlemi ile Başbakanlık Basın ve Halkla İlişkiler Müşavirliğine atama işleminin davacıya aynı tarihte bildirilmediği anlaşıldığından, yukarıda yer alan açıklamalar karşısında, dava konusu 18.4.2003 günlü, 2003/41808 sayılı işlemde hukuka uyarlık bulunmamaktadır (Danıştay İDDK., E:2007/1108).  

MAHKEME KARARLARI:

7.12.2004 günlü ara kararıyla, davacı hakkında yapılan araştırma neticesinde idarecilik görevini yürütmesinin sakıncalı olduğunun saptandığı iddia edildiğinden bu iddiayı doğrulayan ilgili kurumlarca herhangi bir soruşturma yapılıp yapılmadığının, davacının müdür başyardımcılığı görevi için mevzuat ile öngörülen gerekli ve zorunlu şartları taşıyıp taşımadığının, yöneticilik deneyiminin ve hizmet içi eğitim durumunun olup olmadığının sorulduğu ve aday veya adaylar hakkında düzenlenen değerlendirme formlarının ve eklerinin davalı idareden istenildiği, ancak verilen cevabi yazılardan ilgili kurumlarca yapıldığı iddia edilen tahkikat ile ilgili belirli bir olay veya durum gösterilmediği gibi diğer hususlarda da cevap verilmediğinin görüldüğü, bu durumda hiçbir somut olay ve sebebe dayanılmaksızın, mahiyeti açıklanmayan ve hangi kurum tarafından yapıldığı belli olmayan tahkikat sonucunda ulaşılan bilgiye dayanılarak ve ayrıca müdür başyardımcılığı için mevzuat ile öngörülen gerekli ve zorunlu şartlan taşıyıp taşımadığı hususları değerlendirilmeden ve hizmet gerekleri gözönüne alınmadan davacı hakkında tesis edilen işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı anlaşıldığından davanın reddi yolunda verilen İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet görülmemiştir (Danıştay 2. D., E:2004/3266).

İdare hukukunda sebebin, işlem tesisinden önce var olan ve idareyi bir karar almaya, işlem kurmaya götüren hukuki ve fiili bir durum olduğu, idarenin işleme gösterdiği sebebin o işlemi haklı kılan hukuken geçerli bir sebep olmasının zorunlu olduğu, dava konusu işlemin sebebinin salt istihbari nitelikte bir bilgiden ibaret olduğu, bunun gerçek ve hukuken geçerli bir neden olmadığı, hizmet gerekleri yönünden de işlemin kurulmasını gerekli ve haklı kılmadığı, belirtilen nedenle dava konusu işlem de neden ve konu yönünden mevzuata uyarlık bulunmadığı, ayrıca istihbari bir bilginin müfettiş raporuna geçirilerek sonsuza değin davacı aleyhine hukuki sonuç yaratmayı sürdürmesinin ise hukuk adına uygun görülemeyeceği gerekçesiyle dava konusu işlem iptal edilmiştir (Danıştay 5. D., E:1998/1346)

657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 76. maddesinin 1. fıkrasında; "Kurumlar, görev ve unvan eşitliği gözetmeden kazanılmış hak aylık dereceleriyle memurları bulundukları kadro derecelerine eşit veya 68 inci maddedeki esaslar çerçevesinde daha üst, kurum içinde aynı veya başka yerlerdeki diğer kadrolara naklen atayabilirler." hükmüne yer verilmiştir.

Bu madde ile memurların naklen atanmaları konusunda idareye takdir yetkisi tanındığı açık olup, bu yetkinin ancak kamu yararı ve hizmet gerekleri gözardı edilerek kullanıldığının kanıtlanması ya da idari yargı merciince saptanması halinde, sözü edilen bu durumun dava konusu idari işlemin neden ve amaç yönlerinden hukuka aykırılığı nedeniyle iptalini gerektireceği yerleşmiş yargısal içtihatlarla kabul edilmiş bulunmaktadır.

Bu durumda; davacının, Bölge Müdürlüğü görevinde başarısız veya verimsiz olduğu yolunda herhangi bir somut belirlemenin mevcut olmadığı, dolayısıyla, anılan Kanun'un 76. maddesinde öngörülen takdir yetkisine dayalı biçimde tesis edilen dava konusu işlemin, sebep unsuru yönünden hukuka aykırılık taşıdığı tartışmasızdır (Danıştay 2. Daire, E:2007/3131).

657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 76. maddesinin 1. fıkrasında "Kurumlar, görev ve unvan eşitliği gözetmeden kazanılmış hak aylık dereceleriyle memurları bulundukları kadro derecelerine eşit veya 68. maddedeki esaslar çerçevesinde daha üst, kurum içinde aynı veya başka yerlerdeki diğer kadrolara naklen atayabilirler." hükmüne yer verilmiştir.

Aynı Yasanın 3. maddesinde, "Sınıflandırma", "Kariyer" ve "Liyakat" ilkeleri bu kanunun temel ilkeleri olarak belirlenmiş; kariyer ilkesi, Devlet memurlarına yaptıkları hizmetler için lüzumlu bilgilere ve yetişme şartlarına uygun şekilde, sınıfları içinde en yüksek derecelere kadar ilerleme imkânı sağlamak; liyakat ilkesi ise, Devlet kamu hizmetleri görevlerine girmeyi, sınıflar içinde ilerleme ve yükselmeyi, görevin sona erdirilmesini liyakat sistemine dayandırmak ve bu sistemin eşit imkânlarla uygulanmasında Devlet memurlarını güvenliğe sahip kılmak olarak tanımlanmıştır.

Görüldüğü üzere Yasa, Devlet memurluğunu bir meslek olarak kabul etmekte ve bunlara, sınıfları içinde en yüksek derecelere kadar ilerleme imkânı sağlanmasını, sınıflar içinde ilerleme ve yükselme işlemlerinin liyakat sistemine dayandırılmasını öngörmektedir. Bu iki ilkenin temelinde, objektif kurallar çerçevesinde işin ehline verilmesi ve hak etme kavramı yatmakta olup, kamu hizmetlerinin etkin ve verimli bir şekilde gerçekleştirilmesinin tek güvencesinin de, hizmetin yetişmiş, ehil kamu görevlilerince yerine getirilmesinden geçeceği tabidir.

Üst düzey kamu yöneticilerinde ise hizmetin gerektirdiği niteliklerin aranmasının, bunların, kamu kurum ve kuruluşlarının geleceğe dönük planlarını ve politikalarını saptayan, bu plan ve politikalardaki hedefleri gerçekleştirmek için gerekli kaynakları yaratan ve bu kaynakların kullanım yerlerini belirleyen kişiler ya da bu kişilerin emir ve direktifleri yönünde uygulamayı yapan veya onlara yardımcı olan kişiler oldukları hususu da göz önünde bulundurulduğunda, kamu hizmetinin niteliği bakımından daha hayati bir önem taşıyacağı kuşkusuzdur. Kaldı ki 68/B. maddede belirtilen ayrık hüküm de, Kanunun temel ilkelerini teyit eder niteliktedir.

Bu bakımdan yukarıda sözü edilen 76. madde ile memurların naklen atanmaları konusunda idareye verilen takdir yetkisinin ancak Yasanın temel ilkeleri, kamu yararı ve hizmet gerekleri göz ardı edilerek kullanıldığının kanıtlanması ya da idari yargı merciince saptanması halinde, dava konusu edilen idari işlemin sebep ve maksat yönlerinden hukuka aykırılığı nedeniyle iptalini gerektireceği yerleşmiş yargısal içtihatlarla kabul edilmiş bulunmaktadır. (Danıştay 2. D., E:2005/680).

İdari kurumlar, görevlerini yerine getirebilmek bakımından, yönetici kadrolarına, bu kadroların görevlerini yerine getirebilecek nitelik ve yeterlikte personel ataması yapmak zorundadırlar. Bu konuda atamaya yetkili amirlerin takdir yetkileri bulunduğu gibi, o görev için en uygun kişiyi seçme görevleri de vardır. Bu bakımdan, bu şekilde atanan kişilerin, görevin gerektirdiği koşullara sahip ve o görevi yerine getirmeye en uygun personel olduklarının kabulü zorunludur. Bir göreve atanan personelin o görevden alınması da, kendisinden kaynaklanan olumlu ya da olumsuz hususlardan dolayı olabilir. Görev gereklerini yerine getiremediği, yetersiz ve başarısız olduğu, ya da görev başında kalmasında kendisinin veya kurumunun itibarı yönünden sakıncalı sayılabilecek tutum ve davranışları gibi olumsuz nedenler alınma gerekçesi oluşturabileceği gibi; birikiminden yararlanma amacıyla daha üst bir göreve atanmak üzere seçilmesi gibi olumlu nedenler de görev değişikliğinin hukuki sebebini oluşturabilir. Ancak, kişiden kaynaklanmayan, onun dışındaki, bilhassa idarenin işlem ve eylemleri sonucu oluşan nedenlerle görevden alma işlemi, hukuka uygun olarak nitelendirilemez (Danıştay 5. D., E:2009/3013)

Ankara 2. İdare Mahkemesinin 1.5.1995 günlü, E:1994/1722, K:1995/738 sayılı kararıyla: 233 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Hakkındaki K.H.K’nın 8. maddesinde; "Yönetim Kurulu Üyelerinin görev süresi üç yıldır. Görev süresi sona erenler tekrar atanabilirler. Atandıkları usule göre görevlerinden alınabilirler." hükmünün yer aldığı, Makina Sanayi ve Ticaret A.Ş.'nin ana sözleşmesinin 13. maddesinde ise, görev süresi sona eren yönetim kurulu üyelerinin atama ve seçilmedeki usul ve esaslar dahilinde yeniden atanabileceği, seçilebileceği veya görevlerinden alınabileceğinin belirtildiği, anılan yasal düzenleme karşısında yönetim kurulu üyelerinin üç yıllık görev süresi dolmadan atama veya seçilmedeki esas ve usullere uyulmak suretiyle görevlerinden alınabilmelerinin mümkün olduğu, idarelerin bu konudaki takdir yetkilerinin kamu yararı ve hizmet gereği ilkeleri ile sınırlı bulunduğu, yönetim kurulu üyeliğinin sona erdirilmesi yolundaki işlemlerin hukuken kabul edilebilir ciddi nedenlere dayandırılmasının gerektiği, olayda, 1.1.1993 tarihinde ... Yönetim Kurulu Üyesi olarak atanan davacının üç yıllık süresi henüz dolmadan 14.10.1994 günlü işlemle görevinden alındığının anlaşıldığı, davalı idarece davacının yönetim kurulu üyeliği yapamadığı, ya da şartları kaybettiği yolunda herhangi bir iddia ileri sürülmediği ve gerekçe belirtilmediği gibi, hukuken kabul edilebilecek başka bir neden de dava dosyasına sunulamadığından bu konuda idareye tanınan takdir yetkisinin objektif ölçülere dayanılarak kullanılmadığı ve işlemin bu haliyle hukuka aykırı olduğu sonucuna varıldığı gerekçesi ile dava konusu işlemin iptaline, davacının bu işlem nedeniyle yoksun kaldığı özlük hakları ve maaşlarının yasal faiziyle tarafına ödenmesine karar verilmiştir (Ankara 2. İdare Mahkemesi E:1994/1722).

657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 76. maddesinde “Kurumlar, görev ve unvan eşitliği gözetmeden kazanılmış hak aylık dereceleriyle memurları bulundukları kadro derecelerine eşit veya 68 inci maddedeki esaslar çerçevesinde daha üst, kurum içinde aynı veya başka yerlerdeki diğer kadrolara naklen atayabilirler.” hükmüne yer verilmiştir. Anılan madde ile memurların naklen atanmaları konusunda idarelere takdir yetkisi tanınmış ise de, bu yetkinin kullanımın mutlak ve sınırsız olmadığı kamu yararı ölçütü ve sebep unsuru yönlerinden yargısal denetime tabi bulunduğu idare hukukunun biline ilkelerindendir. 

İdare takdir yetkisi kapsamındaki tasarruflarında, belli sebepler göstererek işlem tesisi ettiğinden, yargısal denetimin, bu sebeplerin var olup olmadığı üzerinde cereyan edeceği tabiidir. İdari işlemlerin hukuk âleminde sağlıklı bir şekilde yer bulabilmeleri, sebep unsurlarının hukuken geçerli ve somut verilere dayandırılması halinde mümkün olabilir. İdarenin kararını dayandırdığı nedenin gerçeğe ve hukuka uygun olması gerektiği gibi, işlemin amacının da kamu yararı olması şarttır (Eskişehir 1. İdare Mah., E:2011/1)

İşin ehline verilmesi ve hak etme durumunun mutlak anlamda sağlanabilmesi ise; ancak kriterleri objektif olarak belirlenmiş ölçme ve değerlendirme tekniklerinin kullanılması, kamu yararı ve eşitlik ilkesine uyulması ile mümkün olabilecektir. Bu anlamda, dava konusu işlemin anılan ölçüt ve ilkeler yönünden irdelenmesi gerekmektedir (Diyarbakır 2. İdare Mah., E:2011/373).

Olayda, davacının 2003 tarihinden beri yürütmekte olduğu Milli Eğitim Bakanlığı Şube Müdürlüğü görevinden alınmasını gerektirecek nitelikte herhangi bir tutum ve davranışının bulunmadığı ve görevinde başarısız ve yetersiz olduğu yolunda somut bilgi ve belge de ortaya konulamadığı ve ayrıca sicil notlarının incelenmesinden de davacının görevini ifa ederken gayretli ve başarılı olduğu hususları göz önünde bulundurulduğunda, 657 sayılı Kanunun 76. maddesi uyarınca idareye tanınan takdir yetkisinden bahisle davacının atanmasına ilişkin, işlemin kamu yararı ve hizmet gereği tesis edilmediği sonucuna varıldığından, dava konuş işlemde hukuka uyarlık bulunmamaktadır (Ankara 3. İdare Mah., E:2009/381)

…. Memurların naklen atanmaları konusunda idareye takdir yetkisi tanındığı açık olup, bu yetkinin ancak kamu yararı ve hizmet gerekleri göz ardı edilerek kullanıldığının kanıtlanması ya da idari yargı merciince saplanması hâlinde, söz edilen bu durumun dava konusu idari işlemin sebep ve maksat yönlerinden hukuka aykırılığı nedeniyle iptalini gerektireceği yerleşmiş yargısal içtihatlarla kabul edilmiş bulunmaktadır.

Bu durumda, davalı idare tarafından işlemin tesisine neden olarak 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu ile 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun idareye tanıdığı taktir yetkisi dışında herhangi bir nedenin ileri sürülememesi, yürüttüğü görevinde başarısızlığı ve hizmete ilişkin kusuru kanıtlanamayan davacının atanmasına ilişkin dava konusu işlemde sebep ve maksat yönlerinden hukuka uyarlılık görülmemiştir (Kastamonu İdare Mah., E:2007/613).

Hukuka bağlı ve saygılı bir idare, emsal yargı kararları doğrultusunda hareket etmelidir (Danıştay 1. D.,E:1997/1223)

657 sayılı Devlet Memurları Kanununun "Memurların Kurumlarınca Görevlerinin ve Yerlerinin Değiştirilmesi" başlıklı 76. maddesinde kurumların, görev ve unvan eşitliği gözetmeden kazanılmış hak aylık dereceleriyle memurları bulundukları kadro derecelerine eşit veya 68. maddedeki esaslar çerçevesinde daha üst, kurum içinde aynı veya başka yerlerdeki diğer kadrolara naklen atayabilecekleri öngörülmüştür.

Anılan maddeyle idarelere kamu görevlilerinin naklen atanmaları konusunda takdir yetkisi tanınmış ise de, bu yetkinin kullanımı kamu yararı ve hizmet gerekleriyle sınırlı olup, bu açıdan yargı denetimine tabi bulunduğu İdare Hukukunun bilinen ilkelerindendir.

Dosyadaki bilgi ve belgelerin incelenmesinden; Adıyaman il Jandarma Komutanlığı tarafından 11.9.1997 gün ve ... sayılı İl Milli Eğitim Müdürlüğüne yazılan yazıda, Adıyaman İli ... İlçesi ... Köyünde bulunan davacının da aralarında yer aldığı 8 öğretmenin bir araya gelerek diğer öğretmenlere ve halka bölücü örgütün propagandasını yaptıkları, bu vesile ile diğer öğretmenler üzerinde baskı kurdukları, bölge halkını Devletten soğutmak amacıyla faaliyetlerde bulundukları, bu bölgenin hassas arazi yapısının olması ve örgütün şu ana kadar yeterli alt yapı bulamaması nedeniyle bu öğretmenler vasıtası ile taraftar bulmaya çalıştıkları, ayrıca bu öğretmenlerin bazı legal veya illegal kuruluşların üyesi oldukları ve bunların adına faaliyette bulundukları yönünde duyumlar aldıkları adı geçen öğretmenlerin köyün ve ilçenin huzuru için il dışına tayinlerinin yapılmasının uygun olacağının belirtildiği, bu teklifin Adıyaman Valiliğince de uygun bulunması üzerine Milli Eğitim Bakanlığı tarafından dava konusu işlemin tesis edildiği anlaşılmaktadır.

Bu durumda, davacının köyün ve ilçenin huzuru için ne gibi sakıncalar yaratacağı hususunun somut olarak ortaya konulamadığı, faaliyette bulunduğu şeklindeki duyumların hukuki değerinin olmadığı ve bu şekliyle içeriği itibariyle hukuki bir delil olarak kullanılması mümkün olmayan doğruluğu kanıtlanmamış istihbari bilgilere dayanılarak tesis edilen işlemde hukuka uyarlık bulunmamaktadır (Danıştay 2. D., E:2004/1822).

657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 88. maddesinin son fıkrasında, tabiplere asıl görevlerinin yanında idari görev olarak baştabip yardımcılığı görevinin yaptırılabileceğinin hükme bağlandığı, bu hükme göre ilgilileri için kazanılmış hak teşkil etmeyen idari görevlerin verilip alınması idarenin takdirine bağlı ise de bu yetkinin kamu yaran ve hizmet gerekleri ile sınırlı olduğu, idarenin hangi sebeplerin işlem tesis etmeye sevk ettiğini bilgi ve belgeler ile kanıtlaması gerektiği, dava konusu olayda; hastane baştabibinin davacının idareye karşı olumsuz davranış ve tutumu olduğuna dair yazısı üzerine baştabip yardımcılığı görevinin davacı üzerinden alındığı; işlemde olumsuz davranış ve tutumun neler olduğu belirtilmediği gibi verilen ara kararına karşılık bu hususa dair herhangi somut olay gösterilemediği davacının diş hekimi olması nedeniyle başhekim yardımcısı olamayacağı savının ise 657 sayılı Yasanın 88. maddesi hükmü karşısında yasal dayanaktan yoksun olduğu gerekçesi ile dava konusu işlem iptal edilmiştir (Danıştay 12. D., E:1996/518).

Dava konusu işlemin tesisine yol açan yazıda yer alan hususların tümüyle “istihbari” nitelikte olduğu açıktır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 2. maddesinde ifadesini bulan hukuk devleti niteliğinden ötürü istihbari nitelikteki bilgilere dayanılarak ilgililer hakkında işlem tesis edilmesine ve bu bilgilerin hukuken geçerli başka bilgi ve belgelerle doğrulanmadıkça ilgililer aleyhine hukuki delil olarak kullanılmasına olanak bulunmadığı ortadadır (Danıştay 5. D., E:1994/7820).

657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 76. maddesinin 1. fıkrasında da, kurumların, görev ve unvan eşitliği gözetmeden kazanılmış hak aylık dereceleriyle memurları bulundukları kadro derecelerine eşit veya 68. maddedeki esaslar çerçevesinde daha üst, kurum içinde aynı veya başka yerlerdeki diğer kadrolara naklen atayabilecekleri hüküm altına alınmıştır.

Anılan madde ile memurların naklen atanmaları konusunda idarelere takdir yetkisi tanınmış olmakla beraber, bu yetkinin kamu yararı ve hizmet gerekleri göz ardı edilerek kullanıldığının idari yargı merciince saptanması halinde idari işlemin neden ve amaç yönlerinden hukuka aykırılığı nedeniyle iptalini gerektireceği yerleşmiş yargısal içtihatlarla kabul edilmiş bulunmaktadır.

Bu bağlamda, kamu yönetiminde beliren aksaklıkların giderilmesi, kamu hizmetinin daha verimli işletilmesi, yönetim içindeki kurumların işleyişiyle olanaklı olup, aksine uygulama, yönetiminin yasallığı ve yansızlığı ilkeleriyle bağdaşmaz. Dava konusu olay somutunda ise, yönetimin nesnel ölçütler çerçevesinde, ihtiyaç fazlası olarak belirleyeceği personeli, hizmetine ihtiyaç duyulan yerlere naklen atayabileceği kuşkusuzdur. Ancak, ihtiyaç fazlası personel belirlenirken ve personel planlaması yapılırken kamu yararı ve hizmetin gerekleri dışında bir amacın (kişisel, siyasi v.b.) güdülmemesi, bunun içinde, sicil, liyakat, hizmet süresi gibi nesnel ölçütler esas alınarak ihtiyaç fazlası personelin belirlenmesi gerekmektedir.

Davalı idarece, dava konusu işlemin gerekçesi olarak, yapılan inceleme sonucunda Ereğli Kadastro Müdürlüğünde görevli 9 personelin ihtiyaç fazlası olduğunun belirlendiği gösterilmiş ise de; bir milletvekili tarafından davalı idareye gönderilen ve bir örneği dosyada bulunan fax mesajında, aralarında davacının da bulunduğu Ereğli Kadastro Müdürlüğünde görevli 9 personelin tek tek isimleri ve unvanları belirtilmek suretiyle ihtiyaç fazlası olduklarının belirtilmiş olması, anılan fax mesajı üzerine yapılan incelemede ise, ihtiyaç fazlası olarak belirlenen kişiler yönünden ihtiyaç fazlası olma nedenleri ile ilgili olarak sicil, liyakat, kıdem gibi nesnel ölçütler esas alınmadan belirleme yapılmış olması, buna karşın, davacının görevinde başarısızlığı veya yetersizliği yönünde bir saptamanın bulunmaması karşısında, sadece anılan fax mesajındaki savlara dayanılarak ve bu mesajdaki istemleri gerçekleştirmeye yönelik olarak kurulduğu anlaşılan dava konusu işlemde kamu yararı, hizmet gereklerine ve hukuka uyarlık, davanın reddi yolundaki İdare Mahkemesi kararında ise hukuksal isabet görülmemiştir (Danıştay 5. D., E:2005/452).

657 sayılı Yasanın 76. maddesinde, "Kurumlar, görev ve unvan eşitliği gözetmeden kazanılmış hak aylık dereceleriyle memurları bulundukları kadro derecelerine eşit veya 68. maddede gösterilen esaslar çerçevesinde daha üst, kurum içinde aynı veya başka yerlerdeki diğer kadrolara naklen atayabilirler." hükmüne yer verilmiştir.

Aynı Yasanın 3. maddesinde de; bu Kanunun temel ilkeleri "sınıflandırma", "kariyer", "liyakat" ilkeleri olarak sayılmış; kariyer ilkesi, Devlet Memurlarına yaptıkları hizmetler için lüzumlu bilgilere ve yetişme şartlarına uygun şekilde, sınıfları içinde en yüksek derecelere kadar ilerleme imkânı sağlamak; liyakat ilkesi de, Devlet kamu hizmetleri görevine girmeyi, sınıflar içinde ilerleme ve yükselmeyi, görevin sona erdirilmesini liyakat sistemine dayandırmak ve bu sistemin eşit imkânlarla uygulanmasında Devlet Memurlarını güvenliğe sahip kılmak olarak tanımlanmıştır.

Yasa, Devlet Memurluğunu bir meslek olarak kabul etmekte ve Devlet Memurlarına sınıfları içinde en yüksek derecelere kadar ilerleme imkânı sağlanmasını, sınıflar içinde ilerleme ve yükselme işlemlerinin liyakat sistemine dayandırılmasını öngörmektedir. Bu ilkelerle temelinde güdülen amaç, objektif kurallar çerçevesinde işin ehline ve hak edene verilmesinin sağlanması olup kamu hizmetlerinin etkin ve verimli bir şekilde gerçekleştirilmesinin ise ancak yetişmiş, hizmetin ehli kamu görevlilerince yerine getirilmesi halinde sağlanabileceği kuşkusuzdur.

657 sayılı Yasanın 76. maddesi ile idareye görev ve unvan eşitliği gözetmeden nakil için takdir yetkisi tanınmış ise de, bu yetkinin ancak kamu yararı ve hizmet gerekleri gözardı edilerek kullanıldığının kanıtlanması ya da idari yargı merciince saptanması halinde, sözü edilen bu durumun dava konusu idari işlemin neden ve amaç yönlerinden hukuka aykırılığı nedeniyle iptalini gerektireceği yerleşmiş yargısal içtihatlarla kabul edilmiş bulunmaktadır.

…. Bu durumda, davacının geçmiş hizmetleri, kariyer ve liyakat ilkeleri uyarınca yükseldiği ve yürüttüğü önceki görevin özelliği de dikkate alınarak işlem tesis edilmesi gerekirken, bu hususlar gözetilmeksizin tesis edilen dava konusu işlemde hukuka uyarlık, davanın reddi yolundaki İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet görülmemiştir (Danıştay 5. D., E:2005/52).

657 s. Devlet Memurları Yasasının 71. maddesinin 2. fıkrasında "Kurumlar, memurlarını meslekleri ile ilgili sınıftan genel idare hizmetleri sınıfına veya genel idare hizmetleri sınıfından meslekleri ile ilgili sınıfa, görev ve unvan eşitliği gözetmeden kazanılmış hak aylık dereceleriyle atayabilirler." Aynı Yasanın 76. maddesinde de "Kurumlar, görev ve unvan eşitliği gözetmeden kazanılmış hak aylık dereceleriyle memurları bulundukları kadro derecelerine eşit veya 68. maddedeki esaslar çerçevesinde daha üst kurum içerisinde aynı veya başka yerlerdeki sair kadrolara naklen atayabilirler." hükümlerine yer verilmiştir.

Aynı Kanunun 3. maddesinde, "Sınıflandırma", "Kariyer" ve "Liyakat" ilkeleri bu yasanın temel ilkeleri olarak belirlenmiş; kariyer ilkesi, devlet memurlarına yaptıkları hizmetler için lüzumlu bilgilere ve yetişme şartlarına uygun şekilde, sınıfları içerisinde en yüksek derecelere kadar ilerleme imkânı sağlamak; liyakat ilkesi ise, devlet kamu hizmetleri görevlerine girmeyi, sınıflar içerisinde ilerleme ve yükselmeyi, görevin sona erdirilmesini liyakat sistemine dayandırmak ve bu sistemin eşit imkânlarla uygulanmasında devlet memurlarını güvenliğe sahip kılmak olarak tanımlanmıştır.

Görüldüğü üzere yasa, devlet memurluğunu bir meslek olarak kabul etmekte ve bunlara, sınıfları içerisinde en yüksek derecelere kadar ilerleme imkânı sağlanmasını, sınıflar içerisinde ilerleme ve yükselme işlemlerinin liyakat sistemine dayandırılmasını öngörmektedir. Bu iki ilkenin temelinde, objektif kurallar çerçevesinde işin ehline verilmesi ve hak etme kavramı yatmakta olup kamu hizmetlerinin etkin ve verimli bir biçimde gerçekleştirilmesinin tek güvencesinin de hizmetin yetişmiş, ehil kamu görevlilerince yerine getirilmesinden geçeceği tabidir.

Üst düzey kamu yöneticilerinde ise hizmetin gerektirdiği niteliklerin aranmasının, bunların, kamu kurum ve kuruluşlarının geleceğe dönük planlarını ve politikalarını saptayan, bu plan ve politikalardaki hedefleri gerçekleştirmek için gerekli kaynakları yaratan ve bu kaynakların kullanım yerlerini belirleyen kişiler ya da bu kişilerin emir ve direktifleri yönünde uygulamayı yapan veya onlara yardımcı olan kişiler oldukları hususu da göz önünde bulundurulduğunda, kamu hizmetinin niteliği bakımından daha hayati bir önem taşıyacağı kuşkusuzdur. Kaldı ki 68/B. maddede belirtilen ayrık hüküm de Yasanın temel ilkelerini teyit eder niteliktedir.

Bu bakımdan yukarda sözü edilen 76. madde ile memurların naklen atanmaları konusunda idareye verilen takdir yetkisinin ancak kanunun temel ilkeleri, kamu yararı ve hizmet gerekleri gözardı edilerek kullanıldığının kanıtlanması ya da idari yargı merciince saptanması halinde, dava konusu edilen idari işlemin sebep ve maksat yönlerinden hukuka aykırılığı sebebiyle iptalini gerektireceği yerleşmiş yargısal içtihatlarla kabul edilmiş bulunmaktadır.

Bu itibarla; istisnai memuriyet olarak sayılan müşavirlik görevinden alınmada, bu göreve atanan kişinin öğrenim durumu, geçmiş hizmetleri, özel önem ve öncelik taşıyan konularda bakana yardımcı olma konusundaki başarısı ve niteliklerinin de dikkate alınması gerekeceği açıktır ( Danıştay 5. D., E:1996/1272).

  • Yorumlar 1
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Diğer Haberler
    Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Haber Scripti: CM Bilişim