• BIST 97.533
  • Altın 145,781
  • Dolar 3,5801
  • Euro 4,0019
  • İstanbul 19 °C
  • Ankara 14 °C

Diplomatik Dokunulmazlığın Kötüye Kullanılması

Diplomatik Dokunulmazlığın Kötüye Kullanılması
11 Eylül’de ajanslara düşen bir habere göre, Ankara’da Kuveyt Büyükelçiliği diplomat ve elçilik görevlilerinden oluşan 4 kişi, trafikte tartıştıkları F-16 pilotu Hava Kurmay Pilot Yarbay Hakan Karakuş’u darp ederek ağır yaralanmasına sebep oldular.

Karakuş’u döven 4 kişiden 3’ü vatandaşların tepkisi üzerine olay yerinden kaçarken, diplomat olduğu öğrenilen kişi bir bankaya sığındı. Ağır yaralanan pilot ise, Gülhane Askeri Tıp Akademisi’nde (GATA) tedaviye alındı.[1]  Görgü tanığının ifadesine göre darp edenlerin dokunulmazlıklarının olduğunu söylemesi ve olay yerine gelen polisin, bu kişilerin geçen ay da adam öldürmesine rağmen hiçbir işlemin yapılmadığını belirtmesi ise olayın vahim yönünü gözler önüne sermektedir.

Şüphesiz hiçbir hukuk düzeninde bireyin haksız fiile maruz kalması kabul edilemez ve bu fiili işleyenler yaptırıma tabi tutulur. Ancak söz konusu olayı diğerlerinden daha vahim kılan hususlar mevcuttur:

1- Dokunulmazlık hakkına sahip kişilerin bu hakkı kötüye kullanmaları

2- Bu kişilerin daha önce de suç işlediğinin iddia edilmesi

3- İşlenen fiilin Türk Ordusunun üst rütbeli bir görevlisine yönelmiş olması 

Diplomatik Dokunulmazlık

Çağdaş uluslararası hukukta diplomatik ve konsolosluk personeline ilişkin dokunulmazlık ve ayrıcalıkların temelini Türkiye’nin de taraf olduğu 1961 ve 1963 Viyana Sözleşmeleri oluşturmaktadır. Bu sözleşmeler, devletlerarası dostça ilişkilerin gelişmesine katkı sağlamak ve diplomatik ve konsolosluk işlevlerinin etkin bir şekilde yürütülmesi için yapılmıştır.[2]  Söz konusu amaçlar çerçevesinde 1961 ve 1963 Viyana Sözleşmeleri’nde diplomasi görevlileri ve ailelerine birtakım dokunulmazlık ve ayrıcalıklar tanınmıştır. 

Viyana Sözleşmelerinde öngörülen dokunulmazlık ve ayrıcalıklar genel olarak iki kategoride değerlendirilmektedir: 1- İşlevsel dokunulmazlık ve ayrıcalıklar 2- Kişisel dokunulmazlık ve ayrıcalıklar.[3]  İşlevsel dokunulmazlıklar 1961 viyana Sözleşmesinin 3. maddesinde sayılmıştır.[4]  Ancak sayılanlar dışında devletler ikili anlaşmalarla farklı ayrıcalıklar tanıyabilmektedirler. Sözleşmenin 31. maddesinde düzenlenen kişisel dokunulmazlıklar ise gözaltına alınma, tutuklanma, cezai yargı yetkisinden mutlak dokunulmazlık ve çok sınırlı istisnalarıyla birlikte idari ve medeni yargı yetkisinden bağışıklığı kapsar. Diplomasi görevlileri, ceza kovuşturması ve yargılamasına tâbi tutulamaz ve tanıklık yapmaya zorlanamaz. Buna göre, diplomasi personeli kabul eden devletin cezai yargı yetkisinden tamamen istisna tutulmaktadır.

Dolayısıyla söz konusu olayda görgü tanığının ifade ettiği gibi Kuveyt’in diplomat ve elçilik çalışanlarının dokunulmazlıkları olduğu ve ceza kovuşturması ve yargılamasından muaf oldukları açıktır. Ancak diplomasi görevlilerine tanınan dokunulmazlık ve ayrıcalıklar, kişisel yarar sağlama ve haklarını kötüye kullanmaları için değil, diplomatik ve konsolosluk işlevlerinin etkin bir şekilde yürütülmesi içindir. Görevi gereği kendisine ayrıcalıklar tanınsa bile kimse hukuk düzeninin üstünde değildir.

Dokunulmazlığın Kötüye Kullanılması

Nitekim 1961 Viyana Sözleşmesi’nin 41 ve 42. maddelerinde diplomatik dokunulmazlık ve ayrıcalıkların nasıl kullanılacağı açıkça ifade edilmektedir. Buna göre diplomasi görevlileri, kabul eden devletin iç işlerine karışmama ve hukuk ve düzenlerine saygı gösterme yükümlülüğü altındadırlar.

Yükümlülüklerine aykırı hareket eden diplomasi görevlileri, yargıdan muaf oldukları için kabul eden devlet mahkemesinde yargılanamazlar ancak ihlalleri karşılıksız da kalmaz. Eğer karşılıksız kalsaydı adalete olan güven sarsılır ve hukukun üstünlüğüne olan inanç azalırdı. İlgili gerekçelerle Viyana Sözleşmelerinde bu durum düzenlenmiştir. Buna göre, diplomasi görevlileri, bulundukları ülke kanunun suç saydığı bir fiil işlediklerinde ‘istenmeyen kişi’ (persona non grata) ilan edilirler ve/veya sınır dışı (deport) edilirler.[5] 

Bununla birlikte ayrıcalığa sahip kişilerin haksız fiillerine karşılık yargı yolu kapatılıp probleme siyaseten çözüm arandığını kabul etmek gerekir. Haksız fiile maruz kalan mağdur açısından düşünüldüğünde, mağdurun yargı önünde hak arama özgürlüğü engellenmiştir. İstenmeyen kişi ilan edilme ve sınır dışı haricinde bir yolun olmaması, diplomasi misyonunun önemini anlayamamış görevliler tarafından ayrıcalıkların keyfi ve kötüye kullanılmasına yol açmıştır. Son yaşanan hadisede de bu durum açıkça görülmüştür.

Hakkaniyete uygun bir çözüm için gönderen devletten hakkında önemli suçlamalar olan diplomasi görevlilerinin dokunulmazlığını kaldırması talep edilebilir. Devletlerin bu çözüme yanaşmak istemeyeceği düşünülse de hem devletler arası ilişkilerin zarar görmemesi hem de adaletin sağlanması için bu şekilde bir adım atılabilir. Ayrıca sınır dışı edilen diplomasi görevlilerinin kendi devletlerinde yargılamadan muaf olmadığını da unutmamak gerekir. Gönderen devletin yargılamaya ilişkin kabul eden devlete teminat vermesi ikili ilişkilerin zarar görmemesine de katkıda bulunacaktır. 

Mağdurun Kimliği

Olayı vahim kılan diğer bir husus ise darp edilen kişinin NATO’da görev yapan yarbay rütbesinde bir pilot olmasıdır. Bir devletin en temel yapılarından olan ordunun görevlisinin bu derece küçük düşürücü muameleye tabi tutulması üzücü olduğu kadar düşündürücüdür. Olayın ardından Genelkurmay açıklama yaparak sert bir dille kınamada bulunmuştur. Dış İşleri Bakanlığı da tahkikattan sonra gereğinin yapılacağını belirtmiştir.[6]  Yapılan açıklamalar önemli olsa dahi polisin görgü tanığına söylediği ‘geçen ay da adam öldürdüler hiçbir işlem yapılmadı’ ifadesi küçük düşürücü hadisenin ihmaller sonucu olduğunu göstermektedir. Adam öldürdüğü iddia edilen kişilerin hiçbir işleme tabi tutulması kendilerine verilen ayrıcalıkları keyfi biçimde kullanmalarını kolaylaştırmıştır.  

Sonuç

Diplomatik dokunulmazlık, bu hakka sahip kişiye keyfî bir şekilde hareket edebilmesi için değil diplomatik misyonunu yerine getirmesi için verilen bir güvencedir. Hukukun üstünlüğü gereği ulusal hukuk ve düzenlemelerin herhangi bir şekilde ihlâli durumunda diplomatik dokunulmazlık statüsü bir kurtuluşa imkân vermemelidir. Söz konusu olayda olduğu gibi gerekli dikkat ve özen gösterilmez ise halihazırda kötüye kullanılma potansiyeli taşıyan bir hakkın adalet düşüncesini zedelemesi kolaylaşacaktır.

Abdullah Tunç / Ankara Strateji Enstitüsü

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim