• BIST 83.048
  • Altın 146,881
  • Dolar 3,7605
  • Euro 4,0391
  • İstanbul 4 °C
  • Ankara -11 °C

Diyarbakır’ın Kanlı Yalnızlığı

Diyarbakır’ın Kanlı Yalnızlığı
Diyarbakır’a sinen korkuya rağmen yüz binlerce insan cenazeye katıldı. Polis, kitleyi uzaktan izledi ve hiçbir şekilde müdahalede bulunmadı. Tören “olaysız” tamamlandı ve çatışmalar cenazeden sonra, akşam saatlerinde çıktı.

Toplumları sarsan siyasi cinayetlerden sonra düzenlenen cenaze törenlerinde, kitlenin cevabı sloganlarda ve konuşmalarda dile getirilirken; annelerin, babaların, çocukların, eşlerin acıları sloganların gür haykırışları altında sanki görünmez olur. Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi’nin cenaze törenine katılanlar ise ailesinin, çocuklarının, arkadaşlarının yanı sıra bütün bir kentin cinayete yönelik siyasi mesajlarının yanında “acılı” bir haykırışına tanıklık etti.

Elçi’nin cenazesi 1991’de faili meçhul bir cinayette öldürülen Vedat Aydın’ın kitlesel cenazesini çağrıştırıyordu. Bu çağrışımın ucu, Aydın’ın cenaze töreninde kalabalığın üstüne ateş açılmasına da varıyordu. Sokağa çıkma yasakları ve çatışmalar nedeniyle çok değil 5 ay öncesindeki “barış” ortamından eser kalmayan Diyarbakır’da Elçi’nin cenazesi nedeniyle de büyük bir tedirginlik yaşanıyordu. Zırhlı araçlarla alınan geniş “güvenlik” önlemleri, uzun namlulu silahların yanı sıra ellerinde tuttukları tabancalarla da korku veren polislerin, yürüyüşün başlarında kitleye oldukça yaklaşmaları bu tedirginliği artıyordu. Sabah saatlerinde kent boş ve pazar gününün de etkisiyle neredeyse bütün dükkânlar kapalıydı. Kente sinen korkuya rağmen yüz bini aşkın insan cenazeye katıldı. Polis, kitleyi uzaktan izledi ve hiçbir şekilde müdahalede bulunmadı. Cenaze “olaysız” tamamlandı. Diyarbakırlıların alıştığı üzere, sokağa çıkma yasağı ilan edilen Sur ilçesi başta olmak üzere kentin değişik yerlerinde çatışma sesleri duyuluyordu.

Tesadüf mü kurgu mu?

Cenazede en çok konuşulan konu öldürülme anını gösteren görüntülerdi. Diyarbakırlılar Elçi cinayetinden önce yaşanan çatışmanın ve ardından saldırganların sokaktan kaçışı sırasında Elçi’nin kafasına kurşun isabet etmesinin “tesadüf” olduğuna inanmıyor. Halkın genel kanaati Elçi’nin CNN Türk’teki sözlerinin ardından hedef haline geldiği ve bir “kurguyla” öldürüldüğü yönünde.

Avukat arkadaşları ve baro yönetimi ise genel olarak olayın başlangıcının ve polisleri öldüren saldırganların Elçi’nin avukatlarla birlikte basın açıklaması yaptığı sokağa girmelerinin “tesadüf” olabileceğini düşünüyor. Ancak görüntülerin “analizine” dayanan baskın kanaat, Elçi’yi vuran silahın kesinlikle polis tarafından ateşlendiği yönünde. Olayın başlangıcına dair iki ayrı görüş var ama avukatlar da silahın Elçi’yi vurmak amacıyla “kasıtla” ateşlendiği görüşünde. Avukatlar arasında, vatandaşların hiç inanmadığı “Kaza kurşunu” görüşüne dikkat çekenler de var. Diyarbakır’ın önde gelen avukatlarından biri de Elçi’nin “yanlış zaman ve yanlış mekânın” kurbanı olmasının ihtimaller dahilinde olduğunu ancak bunun için soruşturmanın sağlıklı biçimde tamamlanmasının beklenmesi gerektiğini söylüyor.

Elçi’nin “kasıtla öldürüldüğünü” düşünenler çoğunlukta ve bunun için 3 gerekçe gösteriliyor: 90’lı yıllardan bu yana JİTEM başta olmak üzere karanlık çetelerin üzerine giden avukatlık pratiği, CNN Türk’te hakkında dava açılmasına neden olan sözleri ve sokağa çıkma yasağı yaşanan yerlerde yaşanan insan hakkı ihlallerini ortaya çıkaran raporları. Baro Başkan Yardımcısı Ahmet Özmen, bu raporların ulusal ve uluslararası alanda gördüğü ilginin Elçi’yi hedef haline getirdiği görüşünü dile getiriyor.

Acının yorgunluğu

Cenazede Kürt siyasetçilerinin yüzüne vuran acı, sadece Elçi’nin kaybı değil, savaşın ve ölümlerin yarattığı “acı yorgunluğunun” da dışavurumu gibiydi. Elçi’yle birlikte Diyarbakır’da avukatlık yapan Selahattin Demirtaş ve Meral Danış Beştaş’ın gözyaşları ise daha önce “Biz 90 kuşağı, yaşadığımız her günü artı sayarız” diyen Demirtaş’ın sözlerini anımsatıyordu.

Güvencin kardeşliği…

Hrant Dink ve Tahir Elçi, sadece cinayetten sonraki görüntüleri ile değil, temsil ettikleri değerlerle de örtüşüyordu. Belki bu yüzden Elçi’nin eşi Türkan Elçi, onu öte tarafta karşılayacak faili meçhul mağdurlarının “Kaldı mı senin gibi kınalı güvercinler?” diye soracağını söylüyordu. Ağabeyi Ahmet Elçi’nin sizleri de bu benzerliğe bir göndermeydi adeta: “Tahir sosyalistlerin, Ermenilerin, Asurilerin tüm Kürtlerin kardeşiydi. Bir Kürt aydın olarak devlet tarafından katledildi.”

Siyasete, savaşa, barışa dair onca söze ve slogana rağmen, Elçi’nin öldürülmesinin, bir cana kıyılmasının anlamını, acısını en çok hissettiren ise kızı Nazenin’in babası defnedilirken bağırdığı “Baba” haykırışlarıydı.

KAYNAK: KEMAL GÖKTAŞ / Cumhuriyet

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim