• BIST 89.695
  • Altın 145,769
  • Dolar 3,6139
  • Euro 3,9332
  • İstanbul 9 °C
  • Ankara 8 °C

"Dönemin Başbakanı" İfadesi Siyasi Bir Fantazidir

"Dönemin Başbakanı" İfadesi Siyasi Bir Fantazidir
17-25 Aralık soruşturmasını yürüten ve 1 Eylül’de gözaltına alınan eski Mali Şube Müdürü Yakub Saygılı’nın ifadesine Grihat'tan Arzu Yıldız ulaştı.

Saygılı’nın emniyette verediği 39 ifadesinden satır başları şöyle:

“Yasama dokunulmazlığı olan hiçbir şahıs bu dosya kapsamında dinlenmemiştir. Haklarında CMK 135 ve CMK 140 kapsamında iletişim tespiti ve teknik araçlarla izlenme kararı alınmamıştır. Bu suç gruplarının işledikleri suçlar sırasında yasama dokunulmazlığı olan şahıslar ile gerek fiziki gerekse telefonla irtibatları görülmüştür. Bu görülen irtibatlar anlık olarak soruşturma savcısına iletilmiş, soruşturma savcısının “suça iştirak” görüşmesi olduğuna karar verdikleri tape yapılmıştır. Yasama dokunulmazlığı kapsamı Anayasa 83 ve 100 maddelerde anlatılmıştır. Bu konu ile ilgili Adalet Bakanlığının genelgeleri mevcuttur. Yasama dokunulmazlığı olan şahıslarda toplumun birer bireyidir. Hiçbir modern hukuk toplumunda hiçbir bireyin suç işleme özgürlüğü yoktur. Bu sebeple soruda yasama dokunulmazlığı olan şahısların görüşmelerinin tape yapılıp yapılmayacağı belirtilmekte ise de bu görüşmelerin içerik itibariyle yasama dokunulmazlığı olan şahsın iddia edilen suça iştirak edip etmediğinden bahsedilmemektedir. Soruşturma yapıldığı tarih aralığı mevzuatımıza göre suç teşkil eden konularla ilgili delillere ulaşılmıştır.Bu delillerin bir kısmı bireysel olmakla birlikte bir kısmı ise birkaç kişinin iştirak etmesi durumunda suç eylemi oluşturmaktadır. Rüşvet suçu buna güzel bir örnektir. Veren, alan ve aracının rol aldığı rüşvet suçunda veren ya da alandan birinin yasama dokunulmazlığı olması durumunda bu işlemin tapesinin yapılmamasından şüpheliler faydalanacak ve suç eylemi ortadan kalkacaktır. Hangi görüşmelerin tapesinin yapılıp hangisinin yapılmayacağına soruşturma savcısı karar vermektedir. Kolluğun görevi buradaki konuyu savcıya açıklamaktan ibarettir. Yasama dokunulmazlığı olan hiçbir şahsın iletişim tespiti işlemi yapılmamıştır. Yapılan tüm tapeler suç grubunun kendi aralarında yaptığı görüşmelerle yasama dokunulmazlığı olan şahıslarla yaptıkları görüşmelerden ibarettir.

“Takip edilen kişilerin neredeyse tamamının suç şüphesi ile ilgili güçlü deliller mevcuttur”

Kişilere yasama dokunulmazlığı sağlanmasının sebebi en önemli görevleri olan temsil kabiliyetlerinin önüne geçilmemesidir. Yani ülkede güçlü bir iktidar emrindeki kolluğa talimat verip o günkü önemli ve kritik meclis oylamasında bulunulmasını istemediği milletvekillerini gözaltına aldırabilir. Bu durumun gerçekleşmesi ile iktidar meclis oylamasında istediği sonuçları aldırabilir. Sonuçların bu şekilde manipüle edilmesinin önüne geçmek için kolluğun bir milletvekilini tutması, yakalaması ve sorgulaması mümkün değildir. Yasama dokunulmazlığının temelinde bu vardır. Soruşturmanın hangi safhasında yasama dokunulmazlığı olan şahıslar ile ilgili öğrenilmiş bilgilerin meclise gönderileceği veya ne şekilde gönderileceği kolluğun görevleri arasında bulunmamaktadır. Bu durum C.Savcısının ve C.Başsavcılığının görevidir. Mevzuatımızın belirlenen konularla ilgili doğrudan bir milletvekili izleme ve dinlemeye başlanırsa ve bu bilgiler meclise bildirilmese durum bir anlam ifade edebilir, ancak takip edilen kişilerin neredeyse tamamının suç şüphesi ile ilgili güçlü deliller mevcuttur. Bu bir örgütlü suç soruşturmasıdır. Projeli çalışmalarda denen örgütlü suç soruşturmalarında suçun niteliğinin suça iştirak edenlerin tamamının ve oluşmuş zararın tamamen ortaya çıkarılabilmesi için mevzuatımızda yıllar önce düzenlemeler yapıldı. Bu soruşturma o mevzuata uygun şekilde gerçekleşti.

Saygılı’ya 25 Aralık fezlekesinde Binali Yıldırım’ın örgüt lideri olarak ve “suç örgütünün tüm faaliyetlerinden Başbakanlık yetkililerinin haberdar olduğu” şeklindeki bölümler soruldu. Saygılı bu soruyu da şöyle yanıtladı:

“Sorularda anlatılan suç gruplarının işledikleri suçların tespiti sırasında yapılan teknik takipte hemen hemen bütün olaylarda çok güçlübir kamu iradesi olmadan eylemlerinin tamamlanmasının mümkün olmadığı görülmüştür.Buna en güzel örnek BM El Kaideye Yaptırımlar Komitesi tarafından faaliyetleri kısıtlanan bu sebeple de bizim ülkemizin Bakanlar Kurulu tarafından ülkeye giriş çıkışı yasaklanan ve mal varlığı donduran Yasin El Kadı isimli şahısın Başbakanlık Koruma Müdürlüğü personeli tarafından çoğunluğu Sabiha Gökçen Havalimanında olmak üzere ülkeye illegal olarak sokulması , sahte pasaport kullanması ve kendisine Başbakanlık Koruma ekibinin tahsis edilmesi, kendisine kamu araçlarının tahsis edilmesi ve yasaklı isim olması sebebiyle otellerde kalamayacağından kendisine villa tahsis edilmesi işlemleri gerçekleştirilmiştir. Bu işlemler bakan düzeyinde dahi bu ülkede gerçekleştirilemez. Sadece Yasin El Kadı’nın ülkeye sokulması ve ülkede faaliyet göstermesi ile ilgili ülkeye sokulurken izlenen yöntem ile ilgili en az beş ayrı suç vardır. Bu işlem o dönem Başbakan olan Recep Tayyip Erdoğan’ın nüfuzu ve mahiyeti ile gerçekleştirilebilmiştir. Sorunun diğer cümlelerinde geçen devletin üst kademesi ve benzeri ifadeleri işleme konu ihale ve para meblağlarının çok yüksek olması sebebiyle yine de sadece dönemin Başbakanı R.Tayyip Erdoğan’ın nüfuzu ile tamamlanabilmekteydi. Kast edilen kişi dönemin Başbakanı R.Tayyip Erdoğan’dır. Orada limitli teknik imkanlardan kast edilen ise yasama dokunulmazlığı olan şahısların teknik ve fiziki takiplerinin yasa gereği mümkün olmaması kast edilmiştir. Bu sebeple suç sadece yasama dokunulmazlığı olmayan şahıslar üzerinden takip edilmiştir.

Fezlekenin hazırlanması uzun bir süreçtir. Suç soruşturmanın başladığı andan itibaren yazılmaya başlanır sonra rötuşlar tamamlandıktan sonra adli birimlere gönderilir. C.savcısının fezlekenin tamamlanarak kendisine gönderilmesi talimatı ile fezleke tamamlandı. Bazı yerlerde eksiklikler kaldı. Bu eksikliklerle ilgili C.Savcısı daha sonra görevlendirme yapacağını söyledi. Fezlekenin imzalanma tarihi ile üst yazının hazırlanma ve paraf atılma tarihleri birbirlerinden farklı olabilir. Konu üzerinden 10 ay geçmesi sebebiyle hatırlamıyorum. Ancak fezlekenin 15 Aralık’ta gönderildiğini hatırlıyorum.”

Saygılı’ya 25 Aralık soruşturmasının şüphelisi Mehmet Fatih Saraç ve dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan arasında geçen telefon görüşmelerine ilişkin tapeler soruldu. “Bunlar sizin talimatınızla mı tapeye dönüştürüldü” denildi.Saygılı ise şöyle açıkladı:

“Konudan bilgim var. Neyin tape yapılıp neyin yapılmayacağına hangi görüşmenin suç içerip içermediğine , hangi görüşmenin tanıklıktan çekilme gibi unsurlar taşıdığına soruşturma savcısı karar verir. O dönemde de görevli arkadaşlar konuşma içeriklerini C.Savcısına bildirmiş, kendisinin talimatı ile de tape yapmışlardır. Yasanın yorumlamasında ve kamuoyu algısında yasama dokunulmazlığı olan şahısların tapelerinin yapılmasının suç olduğu 17 Aralık’tan beri vurgulanmaktadır. Bir örgütlü suç soruşturmasında örgüt üyelerinin suç faaliyetlerine yasama dokunulmazlığı olan şahısların iştirak etmelerinin kaydedilmiş seslerin tape yapılmasına hukuka aykırı olduğuna ve karşılığında cezası tanımlanmamış bir suç işlendiğine dair hiç kimse itham edilemez. Bu yapılan işlem hukuka uygundur.Aksi takdirde Ceza Muhakemesi Hukukunun temel felsefesinde bir suç işlenmesi ile toplumsal barışın bozulduğu ve tekrardan barışın sağlanması ile ilgili nelerin nasıl yapılacağı anlatılmaktadır. Diğer türlü olsaydı, sırf yasama dokunulmazlığı var diye aynı suçla ilgili bir vatandaş sorumlu tutulacak yasama dokunulmazlığı olan kişi ise tapesi yapılmadığından sorumlu tutulmayacaktır. Mevzuatımızda bu tip soruşturmaların nasıl yapılacağı detaysız olarak anlatılmıştır. Ancak dokunulmazlık temelinin temsil kabiliyetinin engellenmemesi gerçekleştiği gerekçelendirilmiştir. Ülkemizde bu çapta bir yolsuzluk ve rüşvet operasyonu olmadığından bu çaptaki olayla ilgili yerleşik içtihatlar oturmamış olabilir. Böyle durumlarda ise kolluk tereddüt ettiği her konuyu emrinde çalıştığı adli amiri olan savcıya sormak zorundadır. Yapılan tapeler ve fezlekede yazılan ibareler C.savcısının onay ve talimatı ile yapılmıştır. Soruda kolluğun kendi başına hareket edebileceği anlamını içeren ibareler bulunmaktadır. Halbuki adli kolluk C.Savcısının emirleri ve mahkeme kararları olmadan bu işlemleri gerçekleştiremez. Sorunun tüm muhataplarına sorulması gerekir. Yani soru kolluğa soruluyorsa, savcı ve hakime de sorulmak, soru Yasin El Kadı’ya da soruluyorsa onu ülkemize illegal yöntemlerle sokan Başbakanlık Koruma Müdürü ve koruma görevi ifa eden tüm personele sorulması gerekir.

Soruşturma kapsamında yapılan teknik takipte Başbakanın danışmanı Mustafa Varank ile Ömer Dinçer tapesinden haberiniz var mı sorusu yöneltilen Saygılı, şöyle cevap verdi:

“Yapılan tüm tapeler tarafımca görülmüştür.Yukarıda açıkladığım şekilde hukuk sistemimizde birçok ilke bulunmaktadır. Doğal hakim ilkesi bunlardan bir tanesidir. Ancak ilkelerimiz arasında “doğal melek” ilkesi yoktur. Bir kişinin konumu ne olursa olsun suç işlemeyeceği varsayımı üzerinden hareket edilemez. Konu soruşturma yöntemi ile ilgilidir. C.Savcısı her ne kadar telefonu dinlenmiyor olsa bile suç işleyen taraflardan birisinin yasama dokunulmazlığı olması sebebiyle tapesinin yapılmaması düşüncesi suçun yeterince aydınlatılmamasına sebebiyet verecektir. Kaldı ki tamamı adli amir olan savcı tarafından karara bağlanmıştır.

25 Aralık soruşturmasında Başbakan, bakanlar ve bürokratların suç örgütü üyeleri ile yaptıkları konuşmaların tapeleştirilmesi sorularına Saygılı’nın verdiği cevap şöyle;

“Suç gruplarına temas eden yasama dokunulmazlığı olan kişilerin görüşmeleri TİB sistemi ile kaydedilir.bu görüşmelerin sistemden kaldırılması ile ilgili C.Savcısının talimatı olmadan kolluk hareket edemez. Kaydetme işleminde kolluğun iradesi yoktur. Tanıklıktan çekilme gibi konularda ise görüşmenin silinmesi savcılık talimatı ile gerçekleşir. Burada savcılık silinme talimatı vermediği gibi görüşme içeriklerinin suç delili niteliği taşıdığı için tape yapılması talimatı vermiştir. Verilen talimatının hukuka uygunluğunu denetleyecek başka bir mekanizma bulunmadığından kolluk aldığı uzmanlık eğitimleri çerçevesinde bir değerlendirme yaparak verilen emrin hukuka aykırı olduğunu değerlendirdiği durumda bunu savcıya iletir. Bizim konumuzda böyle bir durum mevcut değildir. Hukuka aykırılık yoktur.

“Güler ve oğlu arasındaki görüşmeler yeni Mali Şube Müdürünün imzası ile savcılığa gitti”

Ben 18 Aralık 2013 tarihinde Mali Şube Müdürlüğünden ilişik kestim. Ben ayrıldığımda kamuoyunda 17 Aralık operasyonu olarak bilinen Reza Zarrab ve suç grubuna yönelik olarak yapılan operasyonun telefon dinlemeleri devam ediyordu. Sonradan öğrendiğim kadarıyla 20’si veya 21’inde savcının sonlandırma talimatı ile dinlemeye son verilmiş ve son 3 aylık sesler TİB sistemi ile Mali Şube bilgisayarlarına indirilmiştir. Ses dosyaları fiziki olarak her zaman TİB’dedir. Savcının talimatı ile bu sesler dinleme bilgisayarına indirilir.Tek nüsha halinde adliyeye gönderilir. Bahsettiğim operasyonun dinleme seslerini ihtiva eden DVD veya USB bellek günümüzde şube Müdürü olan Hakan Sıralı’nın imzasıyla adliyeye gönderilmiştir. Yani bu seslere fiili olarak benim ulaşmama imkam olamaz. Kamuoyunda tape ve içerisindeki sesler içerisinde bahsettiğim Hakan Sıralı imzası ile gönderilen sesler de mevcuttur. Bu durumda sadece 2012\656 soruşturma ses ve tapelerinin değil 17 Aralık olarak bilinen ve benim ses dosyalarına hiçbir zaman erişimimin olmadığı tapeler de sosyal medyada yayınlanmıştır.

“Haramzadeler ve Başçalan hesapları hakkında suç duyurusunda bulundum”

Bunları yayınlayan Haramzadeler ve Başçalan isimli twitter hesabına Küçükçekmece Başsavcılığı aracılığıyla suç duyurusunda bulundum. Delilden şüpheliye gidilmesi talebim ile yaptığım bu suç duyurusuna henüz cevap gelmemişken, aynı konudan mağdur benim gibi diğer arkadaşlara takipsizlik kararı tebliğ edilmiştir. Bu durumda yayınlanan ve teknik olarak bulunması mümkün olan kullanıcılardan yola çıkmak yerine ‘kesin bunu siz sızdırmışsınızdır’ mantığı ile sorular sorulmasının suçun ve cezanın şahsiliği temel hukuk ilkelerine aykırıdır. Başçalan hesabında yayınlanan seslerin hiçbiri Mali Şube tarafından dinlenmemiş kaydedilmemiştir. 17 Aralık şüphelileri ile ilgili MİT’in o dönem Başbakan olan Recep Tayyip Erdoğan’a sunduğu raporu ve raporun içeriği medyada yayınlandığı , rapor incelendiğinde aynı hedeflerin MİT tarafından takip edildiği ve dinlendiği anlaşılmaktadır. Demek ki adli soruşturmaları emniyete paralel olarak dinleyen başka bir istihbarat birimi bulunmaktadır. Bir de emniyetin sahip olmadığı teknoloji ve kriptolu olduğu belirtilen telefonları dinleyen baş birimler mevcuttur. Bu birimlerden birinin MİT olma ihtimalinin olduğu gibi yabancı istihbarat servislerinin olması da mümkündür. Nitekim kamuoyuna Alman İstihbaratının ülkemizi resmi olarak teyit ettiği haberler yayınlanmıştır. Bu durumda tüm dinlemelerini yasal olarak yapan dinlemelerin bütün kayıtları TİB ‘de bulunan her anı denetlenebilen adli kolluk kendi yapmadığı da dahil dinlemelerin medyaya sızmasında sorumlu tutulmaktadır. Ülkelerin görevi ajanslara vatandaşlarının ve devlet görevlilerinin telefonlarını dinletmemektir. Bunun tersinin olduğu günümüzde yaşanmaktadır.

Yeni atanan Mali Şube Müdürü Hakan Sıralı, TÜRGEV Başkanının ricası ile mi atandı?

Rıza Sarraf grubuna ait soruşturmada dönemin İçişleri Bakanı Muammer Güler ve oğlunun 17 Aralık sabahı yaptığı telefon görüşmesi de kamuoyunda yayınlandı. Bu sesi TİB’in ayın 17’sinde kaydetmesine rağmen mali şube bilgisayarına görevden ayrıldığım tarihten sonra indirildiği ve Şube Müdürü Hakan Sıralı tarafından adliyeye gönderildiği belgelenmesine rağmen, yeni atanan personel ile ilgili hiçbir idari işlem başlatılmamıştır. Bu durumda şüphe altında bulunan konunun aydınlatılması değil hedef olarak seçilen kişilerin cezalandırılmasına yönelik soruşturma yürütüldüğü anlaşılmaktadır. Bunun sebebinin de soruşturmalar kapsamında o dönem Başbakan olan Recep Tayyip Erdoğan’a yakın iş adamları ve kabine üyeleri ile oğullarının suç şüphesine bulaşmış olmaları ve dolayısıyla yine o dönem Başbakan olan R.Tayyip Erdoğan’ın nüfuzunu kullanması ile bu suçlara iştirak etmesi şüphesi ile bu soruşturmaları yürüten kolluk teşkilatı cezalandırılmakta, haklarında onlarca soruşturma açılmakta, meslekten ihraç edilmekte ve adli soruşturmalara tabi tutulmaktadırlar. Toplumda hükümet üyelerinin yolsuzluk yaptığı algısı yerine kolluğun hukuka aykırı delil toplayarak usulsüzlük yaptığı algısının yerleştirilmesi için her hafta ülkemizin başka bir şehrinde kolluğa operasyon yapılmaktadır. İllerde operasyonların hiçbir zaman çakışmaması, aynı tarihlere denk gelmemesi, bir tanesinin kamuoyunda konuşulmasının azalması ile derhal diğerine başlandığı görülmektedir. Bu da operasyonu yürüten savcıların ve mahkemelerin bağımsız hareket ettikleri değil bir yerden talimat alarak operasyon takvimi belirlediklerini düşündürmektedir. Bu durumda adil soruşturma ve yargılamadan bahsedilemez.

25 Aralık fezlekesinde yer aldığı belirtilen ve çok tartışılan “Dönemin Başbakanı” ibaresinin Saygılı’nın şubeden alınmasının ardınan şube de inceleme yapan bilirkişiler tarafından tespit edildiği ifade edildi. Saygılı, bilirkişi raporunu görmek istediğini belirtip şöyle devam etti. “Bilgisayarlar hangi tarihte, kimin nezaretinde ve hangi karar ile incelemeye alındığı yapılan işlemlerin tüm usullerle birlikte CMK hükümlerine uygun olup olmadığını görmek istiyorum.”

“Hukuken ‘Dönemin Başbakanı’ tabiri doğru bir tabirdir ancak buna rağmen kullanılmamıştır”

“C.Savcılığına gönderilen fezleke imzalanarak geçerlilik kazanmıştır. Bilgisayarda bulunduğu iddia edilen bütün konular eski taslaklara aittir. Fezlekeyi yazmaya başlayan ilk memurdan fezleke şekillenmeye başlandığında kısım amirleri ve büro amirleri tarafından incelenir. Hazırlanan nihai taslaklar ise şube müdür yardımcıları ve şube müdürüne sunulur. Altı imzalanan fezlekede yukarıda bahsettiğiniz tabirler geçmediği gibi tarafıma sunulan taslaklarda da bu ibareler geçmemektedir. Bu ve bahsettiğiniz dosyaları bugüne kadar hiç görmedim. Geçerlilik kazanmış halinde de bu tabirler bulunmadığından bunu iddia eden her makam ve medya kuruluşları hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına şikayette bulundum. Bu tabir kullanılmamıştır. Kullanıldığı iddia edilen dosyanın oluşturulduğu tarih ve fezlekeyi yazmaktan sorumlu en düşük rütbeli memurdan başlamak üzere teker teker bu sorunun kendilerine sorulması gerekir. Kullanılmayan bir tabire anlam yüklenerek usulsüzlük yaptığımız iddiası gerçek dışıdır. Hukuken “Dönemin Başbakanı” tabiri doğru bir tabirdir ancak buna rağmen kullanılmamıştır. “Kabineyi buraya toplayacağız” ifadesi hiçbir dosyada hiçbir çalışmada geçmemiştir.

Kişi imzaladığından sorumludur, veya fiili olarak denetlenmesi gerekenlerden sorumludur. Hangi bilgisayarın hangi bilgisayar programını kullanarak o programa ne yazdığını bir şube müdürü kendi önüne gelmeden bunu göremez. Bu küçük şubeler için mümkün olabilirken çalıştığım dönemde 400 kişi çalıştıran bir şube de mümkün değildir.Altı imzalanmadığı için de tarafıma ve paraf atan hiçbir personele imzalamadığı evrakta olmayan “dönemin başbakanı” “örgüt lideri” ifadeleri kullanmaktan sorumlu tutulamaz. Kullanıldığı iddia edilen tabir ile ima edilen şeyler adli kolluk biriminin ön göreceği konular değildir. En az on defa denetimden geçen ve daha sonrasında imzalanan fezlekede yazılı her cümle ile ilgili sorumluluğu alırken altını imzalamadığım ve adliyeye göndermediğim bir kağıt parçasından veya bilgisayarın silinmiş bir taslak dosyasında yer aldığı iddia edilen tabirler ile ilgili sorumluluğun tarafıma yüklenemeyeceğini değerlendiriyorum.”

“’Dönemin Başbakanı’ tabiri siyasi bir fantezidir”

“Dönemin Başbakanı” tabirini kullanarak Başbakanın görevden indirileceği, “Dönemin Başbakanı” tabirinin de bu yüzden öngörüldüğü siyasi bir fantezidir. Dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından ilk defa Yalova mitinginde dile getirilmiş, satılık medya mensupları tarafından da “devrik Başbakan” tabiri kullanılarak operasyonla Başbakanın görevden indirileceği “Dönemin Başbakanı” tabirinin de bu yüzden kullanıldığı iddiaları ile dozu arttırılmıştır. En son yeni Başbakan Davutoğlu’nun hitabında yalan üzerine bina edilen algı T.C’nin yeni Başbakanının dünya kamuoyuna yalan bir tabirle hitap etmesiyle netice vermiştir. Bu konu baştan sona iç politika malzemesidir.

“Çözüm tutanağında o dönem Başbakan olan Erdoğan’ın bulunması mı, yoksa ülkeye girişi yasak olan bir şahısla bile bile görüşüyor olması mı vahimdir”

Haliç Kongre Merkezinde Recep Tayyip Erdoğan, Hakan Fidan ve Yasin El Kadı görüşmesine ilişkin görüntüler ile ilgili de sorular Saygılı’ya yöneltildi. Görüntü inceleme tutanağına yasal dokunulmazlığı olan Erdoğan’ı neden kimin talimatı yazdınız denildi.

“ Çözüm tutanağı için ekstra bir talimata gerek yoktur. Zaten çözüm yapmak üzere Haliç Kongre merkezinden temin edilmiştir. Savcının talimatı ile bu işlemler gerçekleşmiştir. Takip edilen kişi hakkında mahkeme kararı bulunan Yasin El Kadı’dır. Görüntüler ise kendisinin El Kaide bağlantıları sebebiyle ülkeye giriş çıkışının yasak olduğunu bilen kişilerdir. Bu kapsamda çözüm tutanağında o dönem Başbakan olan Erdoğan’ın bulunması mı, yoksa ülkeye girişi yasak olan bir şahısla bile bile görüşüyor olması mı vahimdir? Çözüm tutanağının yapılması da o tutanakta Erdoğan’ın olması da hukuka aykırı değildir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dinlenmesini talep etti

O dönem Başbakan, şimdi Cumhurbaşkanı olan Erdoğan’a ülkeye girişini kendisinin yasakladığı bir şahısla neden görüştüğü, MİT Müsteşarını neden görüştürdüğü,bu şahsa kamu imkanlarını neden tahsis ettiği, bu şahsı Başbakanlık kendi koruma personeli tarafından neden koruttuğu, trafikte ve şehirde neden imtiyazlı hale getirdiği, geçirdikleri trafik kazasında yaralanan bu şahısların hastanede sahte isimler ile tedavi olmalarını neden sağladığı gibi konuların sorulmasını talep ediyorum. Bu durumda kendisinin tutanakta fotoğrafının olması mı yoksa bu şahısla görüşmesinin ve sağlanan diğer imtiyazların vahametinin hangisinin önemli olduğu ortaya çıkacaktır.

“Kamu kaynaklarının Yasin El Kadı, Muaz Kadı, Usame Kutub gibi şahıslar için seferber edildi”

Kamu kaynaklarının Yasin El Kadı, Muaz Kadı, Usame Kutub gibi şahıslar için seferber edildiği, bundan N.Bilal Erdoğan’ın etkisi ve Başbakanlık Yatırım Destek Ajansı Başkanı İlker Aycı ile diğer örgüt üyelerinin Körfez sermayesi için seferber oluşu mahkeme kararı ile elde edilen maddi deliller ile ortaya konmuştur. Bu safhada Yasin El Kadı T.C sınırları içerisinde devletin en üst düzey kaynakları kullanılarak ağırlanırken bundan dönemin Başbakanı Erdoğan’ın haberdar olması ve görüşmeye katılması dikkat çekici olarak yer almıştır. Kamuoyuna sızdırıldığı anlaşılan görüntülerde Yasin El Kadı’nın BM Terörle Bağlantılı Kişiler listesinde olduğu, sınırlarımıza adımını atmasının dahi yasak olduğu dönemlerde Ankara ve İstanbul’da Başbakan ve MİT Müsteşarı ile görüşmeler yaptığı anlaşılmış, soruşturmada bu konular delilleri ile ortaya konulmuştur. Yasin El Kadı’nın suç işlemek amacıyla kurulan örgütün 1.grubunun lideri olduğu ve Erdoğan’ın nüfuzu ile tamamladığı eylemlere yer verilmiştir.

“Meşhur Urla vilları..”

Bir sonraki bölümde Erdoğan’ın yakın arkadaşı olması sebebi ile adı kamuoyunda sıkça duyulan M.Latif Topbaş’ın liderliğini yaptığı ikinci gruba ayrılmıştır. Bu safhada da Başbakanlık Müşavir ve ya Müsteşar Yardımcılarından İbrahim Kalın’ın da şüphelisi olduğu bazı suça konu eylemlere yer verilmiş olup, bu eylemler kapsamında nüfuz ticareti, rüşvet, Kadıköy 3.İcra Dairesinde çıkan bir ihaleye fesat karıştırma, Erdoğan’ın nüfuzu ile SİT alanında yapılan usulsüzlükler ve usulsüz yapılan meşhur Urla Villalarına yer verilmiştir.

“TÜRGEV adına verilen tüm hayati kararların R.Tayyip Erdoğan tarafından verildiği, vakfın aslında gizli yöneticisinin kendisi olduğu anlaşılmıştır”

Bilal Erdoğan’ın her ne kadar teknik ve fiziki takibi yapılmasa da örgütün üçünücü grubunun başında olduğu, TÜRGEV adına arazi ve para topladığı tespit edilmiştir.Ayrıca örgüt üyelerinin kendi aralarında yaptığı görüşmelerden TÜRGEV adına verilen tüm hayati kararların R.Tayyip Erdoğan tarafından verildiği, vakfın aslında gizli yöneticisinin kendisi olduğu anlaşılmıştır.Bu faaliyetlerin takibi sırasında , o zamanlar öneme haiz görülmediği için takibi yapılmayan, ama tüm sesler klasörü içerisinde kayıtları bulunan, şu an da şube müdürlüğü yapmakta olan Hakan Sıralı da o dönemde çalışmış olduğu, Hassas Bölgeleri Koruma Şube Müdürlüğünden alınarak, daha güzel bir yere atanması için TÜRGEV Başkanından ricacı olduğu,onunda dönemin İçişleri Bakanı Muammer Güler’den bu konuyu rica ettiği, Hakan Sıralı’yı takdim ederken, ‘Sözümüzden hiç çıkmayacak bir çocuk çok iyi bir yerde değerlendirmeliyiz’ tabirlerini kullandığını hatırlıyorum. Bu konunun tespit edilerek tapelerinin yapılmasını talep ediyorum. Neticesinde Hakan Sıralı bugün Mali Şube müdürüdür ve kendisinin şube müdürü olması TÜRGEV’in başarı hanesine yazılmalıdır. Nitekim kendisi göreve getirildikten sonra 17-25 Aralık soruşturmasında görev alanlarla ilgili onlarca soruşturma açtırarak, diyetini layıkıyla ödemiştir.

“Binali Yıldırım , Erdoğan’ın talimatıyla ‘havuz medya’ olarak bilinen gazete ve TV’lerin satın alınması için para rüşvet toplattığı…”

Soruşturmaya konu suç gruparından bir diğeri de , yasama dokunulmazlığı olmayan bazı şüpheli iş adamlarının yapılan teknik takibi ile dönemin Ulaştırma, Denizcilik ve Habercilik Bakanı Binali Yıldırım’ın bu iş adamlarına R.Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla kamuoyunda “havuz medyası” olarak bilinen bazı tv kanaları ve gazetelerin Ömer Faruk Kalyoncu’nun başına geçeceği Zirve Holding tarafından satın alınabilmesi için rüşvet toplattığı, bu işlemleri Ömer Sertbaş’ın takip ettiği, şüpheli şahısların yapılan takibinde R.Tayyip Erdoğan’ın konuyu hassasiyetle takip ettiği ve paraların bir an önce toplanmasını istediği anlaşılmıştır. Bu iş adamlarının aynı zamanda TCDD ve Karayolları Genel Müdürlüğü tarafından çıkarılan ihaleler başta olmak üzere Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı bünyesinde çıkılan ihaleleri kendi aralarında paylaştıkları da soruşturma dosyasına girmiştir.

“Erdoğan kendisine yakın iş adamlarını medya gruplarını satın alması konusunda teşvikçiydi, bunu yerine getirmeyene küsüyordu”

Buradan medyayı yönetmek ve yakınlarına medya patronluğu yaptırarak kamuoyu üzerinde etkinliğini devam ettirmek istemesi sebebi ile Başbakan’ın kendisine yakın iş adamlarına medya gruplarını satın almaları konusunda teşvikçi olduğu, bu işlemleri yerine getirmeyenlere adeta küstüğü görülmüştür. Buna en güzel örnek kamuoyunda silueti bozan Zeytinburnu’ndaki 16-9 binalarının sahibini gösterebiliriz. Her ne kadar kamuoyunda küsmenin sebebinin binaların silueti bozan kısımlarının tıraşlanması ile olduğu bilinse de konunun aslı ilgili şahsın bir medya şirketine yatırım yapmak istememesidir. Bu operasyon ile günümüzde bu kadar basında yer alan ve aslına en yakın olarak altı gün boyunca Cumhuriyet Gazetesinde yayınlanan ve Gazeteci Can Dündar tarafından hazırlanan yazı dizisinin ifademe ek olarak eklenmesini istiyorum.”

“Rüşvet ve ihaleye fesat karıştırma delilleri dosyada”

“Örgütün diğer grubunun liderliğini ise Kalyoncu grubunun başındaki Cemal Kalyoncu’nun yaptığı anlaşılmıştır. Bu grubun etkin bir şekilde kamu ihalelerini takip ettiği ve Karayolları Genel Müdürlüğünü de etki altına alarak, rüşvet ve ihalelere fesat karıştırdıkları tespit edilmiştir. Bahsettiğim hususlarla ilgili tüm dosyalar 2012\656 dosyada mevcuttur. Dosya vahim nitelikte yolsuzluk iddialarından mütteşekildir. İddialar somut delilere dayanmaktadır.”

“Asıl darbeyi yürütme 18 Aralık’ta yargıya yapmıştır”

“Bu dosya bir darbe teşebbüsü iddiasından son derece uzaktır. Asıl darbe yolsuzluk operasyonlarını kendisi, ailesi ve mesai arkadaşlarına dayanacağını tahmin eden politikacılar tarafından 18 Aralık’ta soruşturmayı yürüten adli kolluk sorumlularının ve yardımcılarının görevden alınması ile yürütme tarafından yargıya yapılmıştır.”

75 Sayfalık suç duyurusu dilekçesini ifadesine ek olarak sundu

“Bu kapsamda hazırladığım 75 sayfalık suç duyurusu taslağını ifademe eklemek üzere sunuyorum. Bu suç duyurusunda şüpheliler hakkında Anayasayı ihlal, suç işlemek amacıyla örgüt kurmak-yönetmek, suç delillerini yok etmek, gizlemek ve değiştirmek, görevi kötüye kullanmak, suçluyu kayırmak, resmi belgeyi bozmak, yok etmek veya gizlemek gibi suçlardan dolayı başta dönemin Başbakanlık Müsteşarı Efkan Ala, kendisine eylemlerinde destek veren adli mekanizmadaki görevliler ve basın mensubu olarak görev yapanların suça iştirakleri açıklanmıştır.”

Kaynak: Haber Kaynağı
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim