• BIST 96.378
  • Altın 144,129
  • Dolar 3,5608
  • Euro 4,0061
  • İstanbul 17 °C
  • Ankara 15 °C

ELEKTRİK PİYASASI KANUNU DEĞİŞİKLİĞİ

Prof. Dr. Ersan ŞEN

Tüketici net bir şekilde ve haklı olarak, kullanmadığı ve almadığı hizmetten dolayı elektrik dağıtım şirketlerine herhangi bir bedel ödemek istememekte ve bugüne kadar kendisinden haksız tahsil edilmiş olanların da faizi ile iadesini talep etmektedir.Bir kamu hizmeti olan elektriğin üretimi, bedeli mukabilinde tüketiciye satılması, kullanılması, elektrik üretiminin, dağıtım ve tüketiminin özelleştirilmesi, Devlet tarafından elektriğin yurtdışından veya yurtiçi kaynaklardan satın alınması, değişik santral ve kaynaklardan elde edilmesi, elektrik kullanım bedellerinin toplanması, haksız kullanma, Türkiye Cumhuriyeti’nin elektrik enerjisine duyduğu ihtiyacın her geçen gün artması, elektrik enerjisi elde etmenin pahalılığı ve zorluğu, elektrik enerjisinden beklenen tasarrufun sağlanamaması, elektriğin tüketiciye pahalı satıldığı iddiaları gündemi hep meşgul etmiş ve etmeye de devam edecektir.

Yakın zamana kadar elektrik konusunda gündeme gelen önemli sorunlardan birisi de, “hizmetsiz bedel olamaz” ve “sorumluluğun şahsiliği” ilkeleri gereğince dağıtım, sayaç okuma, perakende satış hizmeti, iletim, kayıp ve kaçak bedelleri adı altında, bu bedellerden sorumlu olmayan, bu hizmetleri almayan, hizmetlerden yararlanmayan veya başkalarına ait olan veya dağıtım şirketlerince zaten tahsil edilmiş bedellerin tüketicilerden haksız yere tahsil edilmesine karşı açılan veya açılacak alacak davalarından dolayı, Devlete ve elektrik dağıtım şirketlerine ağır külfetler getiren veya getirecek maddi kayıp risklerinden kaynaklanmıştır.

Tüketici net bir şekilde ve haklı olarak, kullanmadığı ve almadığı hizmetten dolayı elektrik dağıtım şirketlerine herhangi bir bedel ödemek istememekte ve bugüne kadar kendisinden haksız tahsil edilmiş olanların da faizi ile iadesini talep etmektedir. Tüketici bu talebinde haklıdır. Bir hukuk devletinin bağlı olduğu hukukun evrensel ilke ve esasları ışığında hiç kimsenin, almadığı hizmetten veya tüketmediği elektrik enerjisi bedeli nedeniyle sorumlu tutulması ve başkalarının külfetlerini yüklenmesi kabul edilemez. Tüketici, yalnızca aldığı hizmetin bedelini ve buna ilişkin kendisine tahakkuk ettirilen vergiyi öder. Anayasa m.73’e göre vergi, kamu giderlerini karşılamak üzere mali gücü oranında herkesten alınan para veya para karşılığı olan malvarlığı olarak tanımlanabilir. Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler, ancak kanunla koyulur, değiştirilir veya kaldırılır. Kişiye yüklenen yükümlülükler adaletsiz olamaz.

Somut olayda tartışma konusu ise; vergi, resim, harç veya benzeri bir yükümlülük değildir. Burada enerji dağıtım şirketlerinin, tüketiciye sattıkları enerji bedeline tüketici ile ilgisi olmayan ek külfetleri faturaya yansıtmasından kaynaklanmaktadır. Elektrik enerjisinin üretilip dağıtılması her ne kadar kamu hizmeti sayılsa da, bedeli mukabilinde dağıtılan elektrik enerjisinin satış fiyatı üzerine bir de elektrik enerjisine alan tüketiciye ait olmayan maddi külfet eklendiğinde, elbette bunun kabulü mümkün olmayacaktır. Tüketiciden; dağıtım, sayaç okuma, perakende satış hizmeti, iletim ve en önemlisi de tüketicinin sorumluluğunda olmayan, miktarı, sorumlusu ve şekli bilinmeyen kayıp ve kaçak bedelinin tahsil edilmesi, gerek Kamu Hukuku ve gerekse de Özel Hukuk kuralları ile bağdaştırılamaz. Elektrik enerjisinde kayıp ve kaçak varsa, öncelikle Devlet ve hak sahibi kıldığı elektrik dağıtım şirketleri bunları önlemek, kayıp kaçağa karşı sigorta yaptırmak, dağıtıp para kazanan kendisi olduğu için nihayetinde, ya bu külfeti üstlenmek ya da kayıp ve kaçak bedelleri kamu otoritesi ile elektrik dağıtım şirketi arasında akdedilen sözleşmeye göre paylaştırılmalıdır.

Durum böyle olduğu halde, yukarıda kısaca açıkladığımız külfetten kurtulmak isteyen Devlet ve enerji dağıtım şirketlerinin mali yükümlülüklerini ortadan kaldırmak isteyen kanun koyucu; “hukuk devleti” ilkesine uymayan, ancak “kanun devleti” anlayışıyla açıklanabilecek hatalı bir yasal düzenlemeyi çıkarmıştır. Kanunla her yere müdahale edilmesi, yasal düzenlemeler yoluyla hak ve hürriyetler dengesini bozulması, hukukun evrensel ilke ve esasları ile kesinlikle bağdaştırılamaz. Ayrıca “kanun devleti” anlayışına uygun düşen yasal düzenleme, “hukuk devleti” ilkesi karşısında Anayasaya aykırı nitelik taşıyacaktır. Kanun çıkararak, bireylere ve somut olayımızda tüketicilere kabulü mümkün olmayan külfetlerin yüklenmesi hukuki açıdan savunulamaz. Bunun aksi; elektrik enerjisinin pahalılığı, elektrik dağıtım şirketlerinin ağır sorumluluklar yüklenmesi, Türkiye Cumhuriyeti’nin her yerine dağıtılan elektrik enerjisi bedellerinin tahsil edilme oranının her bölgede ve yerde aynı seviyede gerçekleşmemesi, kayıp ve kaçağın dengeli biçimde elektrik enerjisi bedeli ödeyen tüketiciye yüklenmesinin kaçınılmazlığı gibi gerekçelerle desteklenemez.

6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu’nun muhtelif maddelerinde değişiklik ve bu Kanuna eklemeler getiren 6719 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, 17.06.2016 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Biz bu Kanunun iki hükmü üzerinde durarak, Anayasaya aykırı olup olmadığını kısaca ortaya koyacağız.Çünkü yasama organı olan Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin çıkardığı her kanun, her zaman Anayasaya ve hukuka uygun olmaz. Demokratik hukuk toplumlarında Anayasa Mahkemesi ve Anayasaya aykırılık müessesesi, yasama organının tasarruflarının hukukilik denetiminden geçirilmesi maksadıyla öngörülmüştür. Anayasa Mahkemesi, kişi hak ve hürriyetlerinin bekçisidir.

6719 sayılı Kanunun 21. maddesiyle 6446 sayılı Kanununun 17. maddesine 10. fıkra olarak;

“(10) Kurum tarafından gelir ve tarife düzenlemeleri kapsamında belirlenen bedellere ilişkin olarak yapılan başvurularda ve açılan davalarda; tüketici hakem heyetleri ile mahkemelerin yetkisi, bu bedellerin, Kurumun düzenleyici işlemlerine uygunluğunun denetimi ile sınırlıdır.”

26. maddesiyle de 6446 sayılı Kanuna geçici madde olarak;

GEÇİCİ MADDE 20 – (1) Kurul kararlarına uygun şekilde tahakkuk ettirilmiş dağıtım, sayaç okuma, perakende satış hizmeti, iletim ve kayıp-kaçak bedelleri ile ilgili olarak açılmış olan her türlü ilamsız icra takibi, dava ve başvurular hakkında 17 nci madde hükümleri uygulanır.”

Hükümleri eklenmiştir.

Kanunun 21. maddesi, 17.06.2016 tarihinden sonrasını ve geçici 20. maddeyi öngören 26. maddesi de, 17.06.2016 tarihine kadar açılan takip ve davalar ile başvuruları kapsamaktadır.
Bizce her iki düzenleme de hukuka ve Anayasaya aykırıdır.

1- Kanunun 21. maddesi; yargı için hukukilik denetimi değil, yerindelik denetimi öngörmüştür ki, bu husus “Yargı yolu” başlıklı Anayasa m.125/4’e açıkça aykırıdır. Çünkü Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılan yargı yetkisi, yerindelik denetimini kapsamaz.

12.09.2010 referandumu ile değiştirilen Anayasa m.125/4’e göre;“Yargı yetkisi, idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlı olup, hiçbir surette yerindelik denetimi şeklinde kullanılamaz. Yürütme görevinin kanunlarda gösterilen şekil ve esaslara uygun olarak yerine getirilmesini kısıtlayacak, idari eylem ve işlem niteliğinde veya takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı verilemez”.
Kanunun 21. maddesi, yargının hukukilik denetimi yetkisini kısıtlamakta ve yargı yetkisini, sadece Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’nun düzenleyici işlemleri ile tüketiciden alınacak bedellerin uygunluğunu, bir anlamda yerindeliğini denetlemekle sınırlandırmaktadır. Kanun bu yönüyle yargının, tüketiciye yüklenen elektrik enerjisi bedellerinde yer alan, hukukun evrensel ilke ve esasları ile bunları koruyan Anayasaya aykırılık taleplerini, yani elektrik faturasında yer alan unsurları denetleyip hukuka aykırı olanlarını iptal etmesini, varsa tüketiciden haksız alınanların faizi ile iadesini engellemeyi amaçladığı bir gerçektir.

2-Anayasa m.36’nın güvencesi altında olan hak arama hürriyeti de, 6719 sayılı Kanunun 21 ve 26. maddeleri ile engellenmektedir ki, bu durum “hukuk devleti” ilkesini güvence altına alan Anayasa m.2 ve hak arama hürriyetini koruyan Anayasa m.36/1’e aykırıdır. Ayrıca; yargı yetkisinin bu şekilde kısıtlanması, “kuvvetler ayrılığı” ilkesine de haksız bir müdahale niteliği taşımakta, bir anlamda “Yargı yetkisi” başlıklı Anayasa m.9’a aykırılığı gündeme getirmektedir.

3- Kanunun 26. maddesi ile yürürlüğe giren ve geriye dönük olarak açılan icra takiplerini, davaları ve başvuruları olumsuz etkilemesi amaçlanan geçici 20. maddede, “aleyhe geriye yürümezlik” kuralını ihlal ettiği için hukuka ve Anayasaya aykırı görülebilir. Çünkü hukuki öngörülebilirlik ve bilinirlik gereğinceyasal yola başvuran ve hakkını mahkemede arayan tüketicinin; Kanunun olumsuz etkisinin geriye dönük tatbiki ile hak arama hürriyetine ciddi şekilde kısıtlama getirilmekte, enerji dağıtım şirketlerinin kendisinden yaptığı haksız tahsilatları faizi ile iade alabilmesinin önü kapatılmaktadır. Bu kısıtlama, hem 6719 sayılı Kanununun 21. maddesinde ve hem de geriye dönük olarak bu madde ile 6446 sayılı Kanunun 17. maddesine eklenen hükmün uygulanacağını öngören 26. maddede net olarak kendisini göstermektedir.

6446 sayılı Kanunun 17. maddesine 10. fıkra olarak eklenen hükümde yer alan “mahkemelerin yetkisi, bu bedellerin, Kurumun düzenleyici işlemlerine uygunluğunun denetimi ile sınırlıdır” ibaresi, yargı yetkisine kısıtlama getirmiş ve tüketicinin haklarını kaybetme tehlikesi ile karşı karşıya kalmasına yol açmıştır.

4- Yukarıda zikrettiğimiz düzenlemeler, açılmış davalar yönünden müktesep/kazanılmış hakka da aykırıdır. Çünkü ortada, geçmişten gelen ve tüketiciden alınmaması gerektiği halde haksız tahsil edilen bedellerin iadesini talep eden davalar vardır. Bu talep hakkı geçmişte gerçekleşmiş ve bir hak olarak ilgili tüketicilerce kazanılmıştır. Bu hakkın, geriye etkili yasal düzenleme ile tüketicinin elinden alınması kabul edilemez.
5- 6719 sayılı Kanunun ilgili hükümleri, net bir şekilde “sorumluluğun şahsiliği” ilkesine de aykırıdır. Herkes, yalnızca kendi kullandığı ve tükettiği mal veya hizmetin bedelini ödemekle yükümlü kılınabilir. Bu kuralı aşan veya gözardı eden yasal düzenleme keyfi kabul edilir ve Anayasa aykırı kabul edilir.

Sonuç olarak;

6719 sayılı Kanunun 21 ve 26. maddelerinin Anayasaya aykırılığı tartışmaya açılabilir. Bu tartışma, ya “İptal davası” başlıklı Anayasa m.150 veya “Anayasaya aykırılığın diğer mahkemelerde ileri sürülmesi” başlıklı Anayasa m.152 ile gündeme gelecektir. Açılmış davalarda Anayasaya aykırılığın ileri sürülmesinde hukuki dayanak, Anayasa m.152 olacaktır.

Belirtmeliyiz ki, tüketiciler tarafından açılan istirdat davalarında davayı gören mahkemelerin geçici 20. maddeyi “yok” sayabilmeleri, yani geriye dönül aleyhe uygulama olamayacağından bahisle yalnızca ileri etkili uygulamaları kabul edilebileceğini söyleyip karar verebilmeleri mümkün müdür? Her ne kadar yürürlüğe giren düzenleme hukuka aykırı olsa da, yürürlükte kaldığı müddetçe geriye veya ileriye uygulanacaktır. Bunun yegane istisnası, cezai konularla ilgili yasal düzenlemelerdir. Cezai konularla ilgili yasal düzenlemeler, kişi aleyhine geriye etkili uygulanamaz. Somut olayda ise; yukarıda bahsettiğimiz iki yasal düzenlemeler, iptal edilmedikleri veya yürürlükten kaldırılmadıkları sürece uygulanacaktır.

Burada kanun koyucu mahkemeye Kurumun elektrik enerji bedelleri ile ilgili düzenlemelerini denetleme değil, yalnızca bu düzenlemelere göre uygun faturalar hazırlanıp hazırlanmadığını denetlemekle yetkilendirilmiştir. Bu da tipik bir muhasebe niteliği taşıyan yerindelik denetimidir.

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim