• BIST 103.929
  • Altın 148,575
  • Dolar 3,5497
  • Euro 4,1792
  • İstanbul 24 °C
  • Ankara 16 °C

"Erkeklerin Varlık Sebebi Kadınlardır"

"Erkeklerin Varlık Sebebi Kadınlardır"
Artvin Barosu Kadın Hakları Komisyonu Başkanı Av. Handan Demiral Almalı 8 Mart Dünya Kadınlar Günü münasebetiyle basın açıklamasında bulundu.

Av. Handan Demiral Almalı yaptığı açıklamada; “Bugün, Birleşmiş Milletler Örgütünün1975 yılını Dünya kadınlar yılı olarak ardından da 16 Aralık 1977 yılında 8 Mart’ın “Dünya Kadınlar Günü”olarak kutlanmasını kararlaştırdığı gün.

Toplumda kadına karşı artan şiddet karşısında günün tarihçesinden bahsetmeyeceğim.

Gönül isterdi ki;bugünün anlamı üzerinden kadınların dünyada nüfus olarak %/50 sine tekabül etmesi karşısında çalışma hayatında neden daha az oldukları ve ülkemizde de yine nüfus oranı bakımından yarısı olan kadınların işgücüne ve çalışma hayatına katılımlarının neden aynı oranda olmadığı ve ancak üçte bir oranında oldukları ve hele bazı mesleklerde tamamen yok olduklarını sebeplerini konuşalım.Ancak günümüz Türkiye’sinde her 5 kadından bir okuma yazma bilmemekte yani en son verilere göre 8 milyon kadın okuyamamakta ve yazamamaktadır.

Türkiye’de gerek medeni kanunda gerekse de iş kanununda kadını koruyucu kanunlar mevcut olmakla birlikte, uygulamada bir çok hukuki boşluklar, suistimaller ve kadının aleyhine işleyen süreçler göze çarpmaktadır.. Her ne kadar kanuni düzenlemelerle kadın işçileri korumaya, cinsiyet farklılıklarını ortadan kaldırmaya ve kadın işçilerin fizyolojik durumlarına uygun işlerde çalıştırılmalarına ilişkin düzenlemeler yapılmış olsa da, maalesef uygulamada kadın işçiler yeterli seviyede sosyal güvenceye sahip olmadan, çok kötü şartlarda çalıştırılmaktadırlar. Çünkü hem kadın olmaları, hem de işçi olmalarından kaynaklanan olumsuzluklar, onları erkek işçilere göre dezavantajlı duruma düşürmektedir.

Şiddet, nicelik ve nitelik bakımından giderek artmakta ve ne yazık ki bugün başka bir konuyu anlatmamıza izin vermemektedir.

Şiddet; güç ve baskı uygulayarak insanların bedensel veya ruhsal açıdan zarar görmesine neden olan bireysel veya toplu hareketlerin tümü olarak tanımlanmakla birlikte, kadına yönelik şiddet; Birleşmiş Milletler (BM) Genel Meclisi tarafından 1993 yılında kabul edilen “kadına yönelik şiddetin yok edilmesi bildirgesi”nde; cinsiyete dayalı olarak gerçekleşen, kadınlarda, fiziksel, cinsel, psikolojik, herhangi bir zarar ve üzüntü sonucunu doğuran veya bu sonucu doğurmaya yönelik özel veya kamu yaşamında gerçekleşebilen her türlü davranış, tehdit, baskı veya özgürlüğün keyfi olarak engellenmesidir” şeklinde tanımlanmaktadır (CEDAW 1993).

Dayak dâhil aile içinde meydana gelen fiziksel, cinsel ve psikolojik şiddet evdeki kız çocuklarının cinsel istismarı, çeyizle bağlantılı şiddet, evlilikte tecavüz, kadının cinsel organına zarar verme ve diğer geleneksel uygulamalar, nikâh dışı şiddet ve istismarla bağlantılı şiddet; • Tecavüz, cinsel taciz, işyerinde, eğitim kurumlarında ve başka yerlerde sarkıntılık ve cinsel zorlama dâhil toplum içinde meydana gelen fiziksel, cinsel ve psikolojik şiddet, kadınların alınıp satılması ve fahişeliğe zorlanması; • Nerede olursa olsun, devletin yürüttüğü ve göz yumduğu fiziksel, cinsel ve psikolojik şiddet. • Kadınlara yönelik şiddetin diğer türleri arasında, silahlı çatışma durumlarında kadınların insan haklarının ihlal edilmesi, özellikle cinayet, sistematik tecavüz, cinsel kölelik ve gebeliğe zorlama vardır. • Kadınlara yönelik şiddet hareketleri, aynı zamanda zorla kısırlaştırma ve düşüğe zorlama, kontraseptiflerin zorla/baskıyla uygulanması kız bebeklerin öldürülmesi ve doğum öncesi cinsiyet seçimini de kapsamaktadır (ICPD 1994; T.C. Başkanlık 1996).

Türkiye’de kadına yönelik şiddet son yıllarda artış gösterirken, rakamlar durumun vahametini gözler önüne seriyor.

Buna göre; kadınların % 25’i fiziksel şiddete uğruyor. Şiddete uğrayan kadınların %75’i eşi tarafından şiddete uğruyor. Cinayet sonucu ölen kadınların %40-70 eşi tarafından öldürülüyor. Tecavüze uğrayanların %50 si 18 yaş altında ve bunlardan %10 erkek çocuk gerisi kız çocuktur. Her 4 kız çocuktan biri cinsel şiddete uğruyor. Daha çok 7-9 yaş arası çocuklar cinsel şiddete uğruyor. 5-10 yaş arası çocukların %55’i ensest mağdurudur. 10-16 yaş arası çocukların %40 ensest mağdurudur. Cinsel saldırganların %75’i tanıdık biridir. Ensest olaylarında faillerin %50’si öz baba ve sırasıyla amcalar enişteler, ağabeyler, dedeler ve dayılardır.

Acil yardım hattını arayan kadınlardan % 57’si fiziksel şiddete, % 46,9’u cinsel şiddete, % 14,6’sı enseste ve % 8,6’sı tecavüze maruz kalmıştır.

Yaşanan kadın cinayetlerinin, yüzde 8,7’sinde tedbir kararlarına rağmen erkek eliyle ölümden kaçamadı. Yüzde 13’ü ise boşanmak istediği ya da boşandığı kocasıyla barışmak istemediği için “namus” bahanesiyle, yüzde 8,7’si ise “birliktelik teklifini reddettikleri” için öldürüldü.

Yürürlüğe 2012 yılında giren Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’un getirdiği Şiddet Önleme ve İzleme Merkezleri (ŞÖNİM), panik butonu, zorlama hapsi ve sosyal yardım gibi iyileştirmelere rağmen kadına yönelik şiddeti önleyemeyen Türkiye, Avrupa Konseyi İstanbul Sözleşmesi’nin ilk imzacısı olmuştur.

1 Ağustos’ta yürürlüğe giren sözleşme imzacı devletlerin şu şartların yerine getirilmesini öngörüyor:

Sözleşmeye taraf devletler, şiddet gören kadınlara mülteci olma hakkı verebilecek.

Devlet, ölüm riski ve durumun aciliyeti göz önüne alınarak her türlü önlem alınacak. Kolluk kuvvetlerinin, mağdurlara yönelik her türlü şiddete acil ve yerinde müdahale etmesi için çok daha etkin önlem almaları sağlanacak.

İhbar mekanizmasının işleyişi hızlandırılacak. Yargı, polis ve sağlık birimlerinin eğitimine bütçe ve zaman ayrılacak.

Şiddet mağduruna ikametini değiştirmesi için destek verilecek. Mağdur korunacak ve psikolojik destek alacak, devlet tarafından geçici maddi destek verilecek.

Kadına yönelik şiddete yataklık edenler de cezalandırılacak.

Devlet radyo ve televizyonlarında her ay en az 90 dakika toplumsal cinsiyet eşitliğine dair yayın yapılacak.

İlk ve ortaöğretim müfredatına, kadının insan hakları ve kadın erkek eşitliği konusunda dersler konulacak.

Zorla evlendirmelerin suç sayılması için gereken hukuki, idari ve cezai önlemler alınacak.

Mağdurların faillerden tazminat talep etmesi konusunda gerekli yasal düzenlemeler yapılacak.

Ancak bugün kadın toplu taşıma araçlarına dahi güvenle binip evine gidememektedir. Kadın Sokağa, güvenliğinden endişe etmeden çıkamamakta, özgür seyahat edememektedir.Yasaları yapmak elbet önemlidir ancak tek başına hiçbir biçimde yeterli değildir.Evine giden Üniversite öğrencisi Özgecan’ınnin toplu taşıma aracında hunharca saldırılıp öldürülmesi travmasını tüm insanlık olarak yaşadık,yaşıyoruz.

Hiçbir erkek,cinsel saldırı,tecavüz yada öldürülme korkusu ile sokağa çıkmaz,sokağa çıkarken bu hususlar aklına bile gelmez.Ama her kadın sokağa çıkarken bunlardan en az birinin korkusu ile sokağa çıkar. Kadınlarımız sokakta güvende değil, evlerinde güvende değil,okulda güvende değil,işte güvenli değil… Artık Yeter diyoruz.

Vatandaşlarının güvenliğini sağlamakla yükümlü siyasi iktidarların,kadının kaç çocuk doğurması,ne giymesi ve nasıl yaşaması ile ilgili konuşmaları bırakarak asli görevlerini yapması, kadının en başta yaşama hakkını güvence altına alması gerekmektedir.

Kadının sokakta, evde,işte çalışırken yaşarken “yüreğindeki korkuları silmek “iktidarların görevidir.Zira bu korkuyu yaratan bu korkunun öznesi nasıl “erkek” ise,sorumlusu da siyasal iktidarlardır.

Küçücük çocuklarla evlenmeyi caiz sayan,hamile kadının sokakta bulunmasını ayıp ve günah olarak niteleyen zihniyet, bu toplumun erkek egemen zihniyetidir.Ne hazindir ki,kadının bedeninde yaşam bulan erkek,en büyük şiddeti kadın bedeni üzerinden sergilemektedir.

Erkeklerin varlık sebebi kadınlardır. Kadın hakları ve kadına yönelik şiddet, her yıl kutlanması adet haline gelen günlerde gerekli etkinlikler ile geçiştirilecek bir durum değildir.Artık tüm bu yaşananlara ve şiddete “DUR” demek gerekir. İnsan hakları evrensel bildirgesi ve uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınmış bulunan kadının insan haklarını tanımak ve geliştirmek ve kadına yönelik şiddeti önlemek tüm toplumun sorumluluğundadır

Ancak görülüyor ki bunu yapacak ve kadına yönelik haksızlıklara ve şiddete dur diyecek olanlar; ne erkeler ne de siyasi iktidarlardır ancak ve ancak kadınlardır.Artık kendi hayatımıza ve bedenimize sahip çıkmamız ve şiddete artık yeter diyerek,ayağa kalmamız lazım.Yeryüzüne yaşam veren bedenlerimizi korumak için sesimizi çıkaralım ve dayanışma içinde olalım” ifadelerine yer verdi.

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim