• BIST 83.048
  • Altın 147,065
  • Dolar 3,7593
  • Euro 4,0369
  • İstanbul 7 °C
  • Ankara -2 °C

Eski Savcı Gültekin Avcı: "Despotizm Basındaki Ayrımcılığın Üzerinde Yükselir"

Eski Savcı Gültekin Avcı: "Despotizm Basındaki Ayrımcılığın Üzerinde Yükselir"
Terör örgütü Selam Tevhid soruşturmalarında görev aldıkları için haklarında dava açılan polislerle birlikte yargılanan gazeteci Gültekin Avcı, basının kendi içindeki ayrımcılığa tepki gösterdi.

Despotizmin basındaki bu ayrımcılıktan yükseldiğini vurgulayan Avcı, demokrasi ve özgürlüğün bedel istediğini kaydetti.

Umut Nöbeti’nin sona ermesine tepki gösteren Avcı, Anayasa Mahkemesi’nin gazeteciler hakkında çifte standarta imza attığını belirtti.

İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde dün görülen duruşmanın ardından iki polisle birlikte Avcı’nın da tahliyesine karar verildi.

Avcı akşam saatlerinde cezaevinden çıktı. Ailesi ve sevenleriyle kucaklaşan Avcı, cezaevi önünde açıklama yaptı.

Yer altından yer üstüne çıktığını ifade eden Acvı, “Yer altından yer üstüne çıktık ama esaretten özgürlüğe çıktığımızı söyleyemeyiz. Türkiye özgür bir ülke dersek herhalde Ütopya’yı yazan Thomas More’u bile utandırmış oluruz. Türkiye özgür bir ülke değil. Ceza hukukunun temel kaidelerinin yerle bir edildiği bir dönemden geçiyoruz.” dedi.

Normal hiyerarşide yargının tepesinde AİHS, AİHM kararlarının olduğunu ifade eden Avcı, “Bizim anayasanın da üstündedir. Nedir? Bir yazının soruşturulabilmesi için, AİHM’nin 1976 tarihinde bir kararı var, şiddet talimatı verilmesi, şiddet çağrısı yapması, şiddet eylemleri yapan grupların şiddet eylemlerini tasvip etmesi gerekir. Bu üç şart yoksa hiçbir yazıdan ve yayından dolayı soruşturma açılamaz.” vurgusu yaptı.

AİHM’nin bu kararı doğrultusunda dizi senaryosundan tutuklanan Hidayet Karaca’yı hatırlatan Avcı, “Ama hala görüyoruz, Hidayet Karaca bir yayından dolayı, bu yayında şiddet talimatı, çağrısı ve şiddet yapan grubun eylemlerini tasvip eden bir destek var mı yok. Ben çıktım diye sevinmiyorum. Nasıl bir ülkeye çıktım? Dostoyewski’nin dediği gibi yer altından yer üstüne çıktım ama karanlıktan aydınlığa çıkmadım. Karanlıktan belki loş bir ülkeye çıktım. Dilerimki despotizmin çığlıklarının kesildiği, demokrasinin hiç olmazsa soluklarını bir nezbe hissettiği ülkeye yelken açarız. Ama kısa vadede bu konuda karamsar olduğumu söylemem lazım. Çünkü demokrasi, özgürlükler için herkesin çaba göstermesi lazım.” diye konuştu.

Türk basınının içinden geçtiğimiz süreçte ciddi bir itibar kaybına uğradığını kaydeden Avcı, “Demokrasi sınavını başarıyla veremediğini düşünüyorum.Can Dündar ve Erdem Gül meselesinde, Dündar da başarılı bir gazetecilik yaptı. Tutuklanması tamamen yanlıştı. AYM’nin yaptığı çifte standartı gördünüz orada. Mehmet Baransu suç iddiası açısından standart olarak bakıldığında tamamen Dündar ve Gül ile aynı haber perspektifi içinde çalışmıştır. Ama Dündar’ın 2 ayda iddianamesi yazıldı, 3 ayda tahliye edildi. Tamam elbette sevindim. Ama Baransu, sadece gazetcilik faaliyetinden dolayı içeride. Biz gazeteciler hakikatin peşinden koşarken basın kanununun bize verdiği imtiyazlardan istifade ederiz. Bir takım haber kaynaklarından istifade ederiz. Bir gazeteci olarak isteğimiz yazıyı yazamayacaksam, bir yazısıyı yazarken bu hakim beni tutuklar mı, cumhurbaşkanının hışmına uğrar mıyım, başbakan şunu yapar mı diye düşünürsem orada gazetecilikten bahsedilemez. Orada bir takım siyasal bültenlerin yayınlanmasından bahsedilir.” şeklinde konuştu.

Basındaki ayrılığın despotizme payanda olduğunu vurgulayan Avcı, “Gazeteciler ayrım yapmadan, onun gazetecisi bunun gazatecesi, şu sosyal gruba, bu sosyal gruba yakın dediği sürece despotism o gazetecilik perspektifindeki ayrımdan, tekamül etmemiş o anlayıştan istifade edecektir. Türk basınında ‘bana yakın olan gazetecinin haklarını koruyalım, o gazetecilik yapıyor, diğerinin ki belki teröre yakındır’ diye bir perspektif olduğu sürece despotism basının bu ayrımcılığı üzerinde yükselecektir. Bu tür basın özgürlüğü üzerinde ayrımcı düşünce tarzları despotizme ve faşizme payanda olur. Maalesef türk basını burada iyi bir sınav veremedi. Ümit etmek istiyorum, Türkiye’nin demokrasi ve özgürlüğe layık olduğu günleri.” dedi.

Demokrasi ve özgürlüğün liyakat istediğine işaret eden Avcı şöyle devam etti: “Tazminattan bu yana özgürlük mücadelesi basında yapılır ama acaba basın özgürlüğe layık mı? Türk basını özgürlüğe ne kadar layık? Ne kadar mücadele ediyor, ne kadar eşitlikçi? Önce özgürlüğe layık olacaksınız. Özgürlük liyakat ister. bunun için bedel ödemek mi gerekiyor, ölmek mi gerekiyor, bir takım şeyleri göze alacaksınız.”

Gazetecilik mesleğinin kutsal olduğunun söylendiğini ifade eden Avcı, şunları söyledi: “Kendi meslektaşlarımızla dayanışma içinde olalım diyoruz. Ama maalesef gazeteciler de kendi içinde bölündükleri için, yani gazeteciler fikri olarak farklı yelpazelerde çalışabilirler, farklı sosyal ve siyasal gruplara yakın olabilirler, ama basın dediğimizde herhalde AİHS’nin de dediği gibi bunun temel kaideleri vardır. En azından temel kaideler üzerinden dayanışma olması lazım. bunu bekledik.”

‘Umut nöbeti ne oldu?’ diye soran Avcı, “Can Dündar çıktı, biz insan değil miyiz, biz gazeteci değil miyiz? Sordular bana, bizi gazeteci değil insan yerine bile koymuyorlar. Ne yaptık biz? 6 köşe yazımdan dolayı 9 ayımı kaybettim. Tabiki buna sebep olanlara hakkımı helal etmiyorum.” ifadelerini kullandı.

Kendisine yönelik suçlamayı hatırlatan Avcı, “Köşe yazısında ‘muta nikahını niye kötüledin.’ Ben de sordum duruşmada. Sizin temsil ettiğiniz asiller eğer muta nikahı yaşam formuyla yaşıyorlarsa, bunu kabul ediyorsanız ben de eleştirdiğimi kabul edeyim. Müdahil olun dedim. Ama hiç biri kabul etmedi. Netice itibariyle hepsi de ‘evet muta nikahı sapkınlık’ dediler. Hatta ‘Gültekin Avcı’nın muta nikahı konusundaki hassasiyetini takdir ediyoruz’ dediler. ‘Acaba kullanılmış olabilir misiniz’ dediler. Ben yıllarca savcılık yaptım. Yargı camiasında haksızlığa, hırsızlağa, askeri vesayete ilk baş kaldıran savcıyım ben. İki tane silahlı saldırıya uğradım. Kızımın peşinde terrörist yakaladım. 47 yaşındayım 30 yaşında da saçlarım böyle bembeyazdı. Bedel ödedim. Herkes benim gibi bedel ödemesin. Ama en azından namusunu kaybetmemek için bazı hakikatleri söyleyemiyorsa bari sükut etsin onurunu kaybetmesin. Basın onurlu olmalı.”

Kaynak: Haber Kaynağı
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim