• BIST 81.712
  • Altın 147,154
  • Dolar 3,8050
  • Euro 4,0356
  • İstanbul 7 °C
  • Ankara 1 °C

"Ey Hamaset, Sen Nelere Kadirsin!"

"Ey Hamaset, Sen Nelere Kadirsin!"
Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu, Oda TV için kaleme aldığını "Ey Hamasen Sen Nelere Kadirsin" başlıklı yazısında, güncel olayları kendi penceresinden değerlendirdi.

Türkiye’nin gündemi çok yoğun. Bu yoğun gündemde Ortadoğu’da olup bitenleri, daha doğru bir ifadeyle olup bittiye getirilenleri görmüyoruz. Oysa Türkiye’de olanları ve olacakları dünyadaki gelişmelerin dışında anlamak ve tahmin etmek, dolayısıyla milli bir duruş geliştirmek mümkün değil.

Sonuç kısmında söylemem gerekenleri şimdi söyleyip, mesajımı peşinen vermek istiyorum:

A- Acilen sınırlarımız içinde mezhepçiliğe dur demeliyiz. Nefret dilinden, sevgi ve saygı diline geçmeliyiz.

B- Kürt sorununu özünde bir insan hakları sorunu olarak görüp, ırkçılığa kesinlikle geçit vermemeliyiz.

C- Hangi ırk olursa olsun, ırkçı akımlardan uzak durmalı; milleti, ırkçılık esasına göre değil, Atatürk Milliyetçiliği esasına göre tanımlamalıyız.

D-Haksızlığa karşı kimin mağdur olduğuna bakmaksızın çifte standarttan uzak tavır koymalıyız.

E- Birbirimizle iletişim kurmalıyız. Konuşmaktan çekinmemeliyiz.

F- Farklılıklarımızdan önce benzerliklerimizin altını çizmeli, ortak geçmiş ve ortak gelecek ülküsünü birliğimizin paydası yapmalıyız. Bundan sonra farklılıklarımızı zenginlik olarak görüp, inkarcılığı bırakmalı; mozaik gibi değil, Afyon mermeri gibi olmalıyız.

G- Ortadoğu’da mezhep ve ırk savaşları başlarken, Atatürk’e şükredip, gerçek Atatürk’ü anlamaya, ilkelerini kavramaya çalışmalıyız. Din ve devleti birbirinden ayırmanın mezhepçiliği önlemenin tek yolu olduğunu görmeli, fakat din özgürlüğüne karşı korkularımızı yenerek, dini istismar edenlere, kötüye kullanacakları malzeme vermemeliyiz. Devletin dinden, dinin devletten elini çekmesini sağlamalıyız.

H- İnsanı merkeze koymalı; devleti, insana hizmetin bir aracı olarak görmeye başlamalıyız.

I-Hukukun üstünlüğünü sağlamalı, herkesi “eşit yurttaşlık” paydasında buluşturmalıyız.

İ-Düşünmeden tepki vermemeli, her “etki”nin, ona uygun “tepki”lerle aslında etkili olacağını hesaba katmalıyız. Yani birileri bizi bölmek, parçalamak, birbirimize düşürmek için proje üzerine proje üretiyorsa (buna “etki” diyelim), biz birbirimize daha çok sarılmalı, vatan toprağının her köşesini ve her yurttaşımızı sevgiyle, aşkla, tutkuyla kucaklamalıyız (buna da bizden beklemedikleri, hesap bozan “tepki” diyelim). 

NİÇİN Mİ?

1.  Suriye, Türkiye’nin etkili rol oynadığı bir operasyonla bölünme aşamasına getirildi. Ancak emperyal güçler, Esad sonrasını henüz kendileri açısından güvenli şekilde planlayamadıklarından, frene bastı.

2.  Bu arada, Neo Osmanlıcılık hayallerinin peşinde stratejik derinlik planları kuran Türkiye; savunmasının, ordusunun, dış politikasının ve eğitiminin başındaki “milli” nitelemelerinden çoktan vazgeçmiş, hamasi nutuklarla iç kamuoyunu heyecanlara boğarken, başkalarının projelerinde figuranlığı kabul etmişti.  

3.  Dünyanın en kanlı terör örgütlerinin başında gelen IŞİD, Türkiye’nin sağladığı lojistik destek (yaralıların Türkiye’de tedavisi, komutanlarının Türkiye’de güvenli şekilde barınması, sınırdan serbest geçiş imkanları, belki TIR’larla cephane taşınması) sayesinde Suriye topraklarına yerleşti ve PKK/PYD ile egemenlik alanı savaşına girişti.

4.  Vahabilik-Selefilik dışındaki bütün İslam mezheplerini reddeden ve kendi dışındakileri kafir ilan eden IŞİD, işgal ettiği topraklarda Türkmenleri, Nusayrileri, Şiileri, en acımasız yöntemlerle katlederek, kısa sürede bölgenin yeni kabusu oldu.

5.  IŞİD; Türkmen, Arap ve Kürtlerin yaşadığı Irak şehri Musul’u işgal etti; devlet olduğunu ve halifeliği yeniden ihdas ettiğini duyurdu. Böylece güney sınırımızda, Suriye’nin bölünmesini kendi ellerimizle sağlayarak bir terörist devleti kurmuş olduk.

6.  Bir zamanlar Ortadoğu’da uçan kuştan haberi olmakla haklı olarak övünen Türkiye, IŞİD’in Musul’u ve konsolosluğumuzu işgal edeceğinin istihbaratını alamadı. Aldıysa da gereğini yapmadı. İki olasılıktan ikisi de birbirinden vahim. Sayısı hala tam olarak açıklanmayan 150 civarında konsolosluk görevlisi, aileleriyle birlikte rehin alınmış durumda. 

7.  İlginçtir ki (!) , siyasi iktidar IŞİD’e henüz terör örgütü diyebilmiş değil. IŞİD teröristleri, resmi jargonda “IŞİD mensubu”, Türk rehineler, “IŞİD’in misafiri” olarak anılıyor. Misafirler, bir türlü evlerine dönemiyorlar. İçimden bir ses, 10 Ağustos’tan hemen önce “biz artık kalkalım, geç oldu” deyip, törenlerle ailelerine kavuşacaklar diyor. Allah hepsini korusun; asla anlamayı kabul etmeyeceğim bu tehlikeli politika sebebiyle saçlarının teline bile zarar gelmesin dilerim. 

8.  Yüzlerce yurttaşımız acımasızca rehin alınmış durumda ve Türkiye’de çıt yok. Bu nasıl millet anlayışı. Millet olmak, tasada bir olmayı gerektirir. Ne oluyor bize? ABD’nin Tahran Büyükelçiliği işgal edildiğinde, tam 444 gün ABD kamuoyu hiç ara vermeden konuyu gündemde tuttu. Amerikan Başkanı, “bu konuyu sakın yazmayın ha!” demeyi de akıl etmedi sanırım.

9.  IŞİD, Musul’u işgal edince, Barzani’nin peşmergeleri Kerkük’e giriverdi. Gerekçe hazır ve oldukça ikna edici: Kerkük’ü IŞİD vahşetinden korumak. IŞİD o kadar vahşi ki gerçekten, herkes neredeyse rahat bir nefes aldı. Türkiyede eline silgiyi alıp, bir zamanların kıpkırmızı çizgisini siliverdi çaktırmadan. Barzani yüreklere su serpen (!) açıklamasında Kerkük’ün Kürt kenti olduğunu, Türkmenlerin güvenliğinden kendilerinin sorumlu olduğunu ilan etti.

10.Esad’ı (pardon Esed’i) devirmek için ordulara yürü emri vereceğiz diye  fırsat kollayanarslan yürekliler, Türkiye’nin bekası için büyük tehlike yaratan IŞİD ve Barzani’nin eşgüdümlü hamleleri karşısında orduları Kerkük’e sürmeyi telaffuz bile edemedi; milli menfaatlerimizi koruma işini Barzani’ye havale ettiler sanırım. Ey Balyoz, sen nelere kadirsin. Camiye ayakkabıyla girildi diye kıyamet koparanlara, IŞİD’in camileri toptan hallettiğini hatırlatacağım, demagoji yapıyor diyecekler. 

11. Davos’taki Van Minut çıkışıyla pek bir sarsılıp, Kürecik’te kurulan füze kalkanıyla güven bulan, Ceyhan’dan doldurulan ihtilaflı Kuzey Irak petrolüne Türkiye’yle işbirliği içinde alıcı çıkıp, Kıbrıs’ta Rumlarla huzur içinde doğalgaz projeleri yapan, canı sıkıldıkça Gazze’ye iki füze atıveren İsrail, Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi’nin artık bağımsız Kürt Devleti haline gelmesi gerektiğini ilan etti. İktidar partisi sözcüsü, “Ey İsrail” kısmını telaffuz etmekten haklı nedenlerle kaçındığı açıklamasında, İran, Suriye ve Merkezi Irak Hükümeti’nin şaşkın bakışları altındahızla destek çıktı bu tebliğnameye. İran, Suriye ve Irak niye mi şaşkın? Bir devletin kendi bölünmesi için bu kadar hevesli olmasını hala anlayabilmiş değiller de ondan.

12. Bütün bunlar olurken siyasi muhalefet mi? Söylem çok etkili, herkes sus pus: “ŞİMDİ ZAMANI DEĞİL."

Ey hamaset sen nelere kadirsin.

Bir rica: Şimdi yazının başını bir daha okumanızı dilerim.

Sevgiyle kalın dostlarım. Çünkü birbirimizi sevmeye ve dinlemeye her zamankinden çok ihtiyacımız var.  13 Temmuz 2014

Metin Feyzioğlu

Odatv.com

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim